Gazze’deki Hamas liderliği, İzzeddin El Kassam Tugayları ve hareketin yurtdışındaki liderliğiyle nasıl iletişim kuruyor?

Gazze Şeridi’ndeki Hamas lideri Yahya Sinvar 2022 yılına ait bir fotoğrafta (DPA)
Gazze Şeridi’ndeki Hamas lideri Yahya Sinvar 2022 yılına ait bir fotoğrafta (DPA)
TT

Gazze’deki Hamas liderliği, İzzeddin El Kassam Tugayları ve hareketin yurtdışındaki liderliğiyle nasıl iletişim kuruyor?

Gazze Şeridi’ndeki Hamas lideri Yahya Sinvar 2022 yılına ait bir fotoğrafta (DPA)
Gazze Şeridi’ndeki Hamas lideri Yahya Sinvar 2022 yılına ait bir fotoğrafta (DPA)

İsrail’in Gazze Şeridi’nde 3 ayı aşkın süredir devam eden savaşının koşulları, Hamas hareketinin liderliğini, Gazze’deki siyasi liderlik içinde, hareketin silahlı kanadı olan İzzeddin El Kassam Tugayları liderliğiyle ve ayrıca hareketin yurtdışındaki liderliğiyle iletişim sürecinde daha sıkı güvenlik önlemleri almaya zorladı.

Hamas yetkililerinin savaş, ateşkes önerileri ve takas anlaşmaları ile ilgili istişarede bulunmak ve kararlar almak için birbirleriyle yakın iletişim kurması gerekiyor.

Hareketin Gazze’deki liderliği, herhangi bir teklif veya anlaşmanın kaderini belirliyor ve bu da onları sürekli görüşmelere itiyor.

Ancak bunu, hareketin iç koridorlarında olup bitenler hakkında bilgilerin sızmasını önlemek için gizli bir şekilde yapmaları gerekiyor.

Liderlik, bunu sağlamak için özel karasal iletişim sistemiyle başlayan ve daha sonra saldırılar sonucu insanlar arasında yazılı mesajlar yoluyla ilkel bir iletişim yöntemine varan gizli bir iletişim sistemi kullanıyor.

sxdve
Han Yunus’ta bir Hamas tüneli. Tüneller aynı zamanda hareketin liderleri arasında güvenli iletişimi de kolaylaştırıyor (AFP)

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas liderliğine yakın kaynaklara göre, hareketin liderleri, Gazze Şeridi’ndeki bölgelerde iletişim ve internetin neredeyse sürekli olarak kesilmesi nedeniyle, kendi aralarında, özellikle de yurt dışındaki liderlerle iletişim kurmak ve İsrail’in takibini önlemek için özel bir mekanizma kurdu.

Savaşın başlangıcında, Hamas ve İzzeddin El Kassam liderleri, Hamas’ın askeri kanadındaki mühendislerin 2009’da icat ettiği hareketin karasal iletişimine güveniyordu.

Zaman zaman Gazze dışından getirilen teknolojiyi kullanarak, büyük olasılıkla Mısır sınırındaki tünellerden kaçırarak, onu geliştirmeye başladılar.

Kaynaklar, İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın yer üstünde belirli noktalara çok eski sabit hatlı telefonlara bağlı yer altı santralleri kurduğunu, bunların sızmaları önlemek için sürekli kontrol edildiklerini ve aylık periyodik bakımlarının yapıldığını bildirdi.

zswfeg
Hamas’ın yurtdışındaki liderlerinden biri olan Salih Aruri 2 Ocak’ta Beyrut’ta düzenlenen hava saldırısında suikasta kurban gitti (Reuters)

Kaynaklar, ister siyasi ister askeri olsun, liderliğin çeşitli seviyelerindeki her liderin, acil durumlarda iletişimin yürütüldüğü, belirli bir numaraya sahip kendi irtibat noktasının bulunduğunu anlattı.

Ayrıca, İsrail’in bu sistemden haberdar olduğunu, defalarca hack’lemeye çalıştığını, ardından da hava saldırılarıyla hedef almaya çalıştığını bildirdiler.

Kaynaklara göre, İsrail Mayıs 2018’de, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Zavayda’nın batısında bir iletişim santralini havaya uçurmayı başardı.

Bu saldırı sırasında, o noktada meydana gelen bir güvenlik açığını ortaya çıkarmaya çalışan, İzzeddin el-Kassam’dan bir grup mühendis hayatını kaybetti.

İsrail, bu tarihten önce ve sonra da birçok kez bu sisteme sızmayı denedi.

İsrail özel kuvveti, Gazze’de Hamas’ın iletişim sistemine sızma girişimi de dahil olmak üzere bir dizi görev gerçekleştirdi.

Kasım 2018’de Han Yunus’un doğusundaki bir görev sırasında deşifre oldular ve açılan ateşte iki İsrail askeri öldü.

sefgr
Hamas liderlerinden Musa Ebu Marzuk, Salih El Aruri’nin cenazesine katılırken (AP)

İşgal ordusunun bazı iletişim noktalarını hedef almaya odaklanmasına, bazılarını yok etmesine ve önemli iletişim araçlarını içeren bazı tünelleri imha etmesine rağmen, Hamas’ın bu iletişim biçimini Gazze Şeridi’ndeki mevcut savaşın başlangıcında da koruduğu görülüyor.

Kaynaklara göre, iletişim ağındaki hasara rağmen, hareketin liderliği, 7 gün süren insani ateşkese karar verilen yoğun iletişim de dahil olmak üzere, tüm temaslarını bu iletişim yoluyla yönetmeye devam etti.

İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın mühendisleri, daha sonra bu bölümlerin bir kısmını yeniden çalışır hale getirebildi ve yeni iletişim noktalarını etkinleştirdi.

Ateşkes görüşmeleri, Gazze’deki liderlik içerisinde yapıldı ve ardından yanıtlar hareketin yurtdışındaki liderlerine iletilmek üzere birisi görevlendirildi.

Çok sayıda İsrailli rehine ve Filistinli mahkumun serbest bırakılmasını öngören ateşkes müzakereleri, Hamas ve İzzeddin El Kassam’ın bazı liderleri arasında karasal iletişim yoluyla gerçekleşiyordu.

Daha sonra, elektronik çiplere bağlı internet ve hareketin yurt dışından satın aldığı şifreli programları kullanmak da dahil olmak üzere, üzerinde anlaşılan şeyleri çeşitli yöntemlerle hareketin yurt dışındaki liderliğine aktarmak üzere biri görevlendirildi.

scev
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Hamas tünelinin önünde duran iki İsrail askeri (AFP)

Bazı durumlarda hareketle hiçbir ilgisi olmayan, ama harekete yakın olan ve birçok başkentte bulunan kişilerle temasa geçildi ve onlar da bu mesajları Doha ve Beyrut’taki liderliğe iletti.

Hamas, daha önce gerektiğinde iletişim kurması için bazı temas noktaları sağladıktan sonra İslami Cihad hareketiyle iletişim kurmak için de özel iç iletişimleri kullandı.

Bu muhtemelen son ateşkes sırasında, rehinelerin teslim edilme sürecinde, İzzeddin El Kassam ve İslami Cihad hareketinin askeri kanadı Kudüs Tugayları’nın nasıl ortak hareket ettiğini açıklıyor.

Çatışmaların yeniden başlaması ve insani ateşkesin uzatılamaması üzerine, İsrail Hamas hedeflerine daha şiddetli bir şekilde saldırdı.

Bu saldırılar sırasında, Hamas iletişim için belirlenen tünellerin çoğunu kaybetti ve aynı zamanda yer üzerindeki belirli iletişim noktalarının çoğu da imha edildi.

Kaynaklara göre, bu durum, Gazze Şeridi’ndeki Hamas ve İzzeddin El Kassam liderliğini, savaş devam ederken müzakereleri ve diğer örgütsel konuları yönetmek için eski yöntemlerle birbirleriyle iletişim kurmaya sevk etti.

Hamas sıkı güvenlik önlemleri altında, el yazısı mesajlarını bir kişiden diğerine, bir yerden başka bir yere aktarmak için bazı üyelerinden veya kendisine yakın olan ancak tanınmayan kişilere başvurdu.

Bu yazılı mesajlar, hareketin yurtdışındaki liderliğiyle çeşitli yollardan bağlantısı olan kişilere de aktarıldı.

Hareketin yurtdışındaki liderliği, savaşla ilgili her türlü karar için Gazze içindeki liderliğin onayına ihtiyaç duyuyor.

Kaynaklara göre, herhangi bir anlaşmaya son dokunuşları yapanlar Gazze’deki Hamas ve İzzeddin El Kassam liderleri.

Hareketin yurtdışındaki liderliği, Gazze Şeridi’ndeki liderliğin, özellikle de Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar’ın onayı olmadan herhangi bir karar almıyor.

Hamas liderleri arasındaki iletişim süreçleri, henüz Yahya Sinvar, kardeşi Muhammed Sinvar, İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed ed-Dayf ve yardımcısı Mervan İsa’ya ulaşmayı başaramayan İsrail güvenlik teşkilatında pek çok tartışmaya yol açıyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.