Gazze’de ateşkese yönelik müzakereler devam ediyor

Mısır kapsamlı ateşkes çağrısını yineledi.

Mısır Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Kriz Yönetimi Komiseri ile Brüksel’de bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Kriz Yönetimi Komiseri ile Brüksel’de bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Gazze’de ateşkese yönelik müzakereler devam ediyor

Mısır Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Kriz Yönetimi Komiseri ile Brüksel’de bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Kriz Yönetimi Komiseri ile Brüksel’de bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Gazze’de devam eden savaşa ilişkin Mısır- Katar arabuluculuk çabaları sekteye uğradı. İsrail ile Hamas arasında Kahire ve Doha’daki arabulucular aracılığıyla dolaylı müzakereler sürüyor. Ancak tüm göstergeler, Gazze Şeridi’nde ikinci bir ateşkes ilan edilmesinin ‘yakında gerçekleşmeyeceğini’ gösteriyor. Mısır, bir kez daha Gazze’deki insani krizi kontrol altına almanın tek yolu olarak kapsamlı ateşkesin önemine dikkati çekerken, bölgedeki çatışmaların genişleyeceğine dair de uyardı.

İsrail ile Hamas arasındaki esir takası müzakerelerine aşina olan bir kaynak dün yaptığı açıklamada, dolaylı müzakerelerin devam ettiğini ve halihazırda büyük görünen anlaşmazlıklar arasındaki farkı daraltma girişimlerinin olduğunu söyledi.

Kaynak, Arap Dünyası Haber Ajansı’na (AWP) yaptığı açıklamada bir anlaşmaya varma şansının mevcut olduğunu, ancak bunun hemen veya yakın zamanda gerçekleşmeyeceğini ve şu an üzerinde çalışılan şeyin iki taraf arasındaki uçurumu daraltmak olduğunu söyledi.

İsminin yayınlanmamasını isteyen kaynak, “Birden fazla düzeyde arabuluculuk yapılıyor. Ancak bunlar tutarlı bir şekilde ilerliyor ve aynı yöne gidiyor. Mısırlılar ve Katarlılar uluslararası sponsorluk altında müzakerelerdeki boşlukları azaltmaya çalışıyor” dedi. Kaynak, Hamas hareketinin yüksek bir tavan belirlediğini ve İsrail’in ise özellikle savaşın sona erdirilmesi ve tüm askeri operasyonların durdurulması konusunda bunun hayata geçirilmesinin imkânsız olduğunu belirttiğini söyledi. Kaynak, Hamas’ın bu talepten kısmen vazgeçmesini beklerken, ama nihayetinde tüm kartlarını kaybetmek istemediğine dikkat çekti.

Kaynağa göre Hamas, şu an elindeki güç kartının İsrailli tutuklular olduğunun farkında. Eğer onları serbest bırakırsa müzakere edecek hiçbir şeyi kalmayacak. Bu yüzden bu yüksek tavanlı taleplere başvurdu. Bu çerçevede kaynak, “Ama sonuçta aşamalı bir çerçevede Gazze’deki askeri operasyonların yoğunluğunu azaltan, böylece anlaşmanın tek cümleyle değil birden fazla aşamada hayata geçirilmesini sağlayacak bir anlaşmaya varılabileceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail testi

Kaynak, özellikle Hamas hareketinin uygulama aşamaları boyunca İsrail’i test etmek istemesi nedeniyle, tek aşamada anlaşmaya varma şansının çok uzak olduğuna dikkat çekti. Aynı şekilde hareketin, her bir tutuklu kategorisinin diğerinden farklı bir başarıya ulaşabileceğine inandığını belirten kaynak, “Hamas hareketi için tutukluların yaşlı erkekler, kadın askerler ve genç askerler şeklinde bir sınıflandırması mevcut ve hareket, her kategori için farklı bir bedel istiyor” dedi.

Aynı kaynak, İsrail’den yanıtlar beklendiğini kaydederken, Hamas hareketinin cevaplarının da geciktiğini, Gazze Şeridi’ndeki liderlerin aralarında zor ve karmaşık görünen iletişim koşulları altında Gazze’ye yönelik cevap alması gerektiğini vurguladı.

Mısır- Katar arabuluculuğunun ABD ile koordineli olarak geçtiğimiz Kasım ayında insani ateşkes sağlamayı başarmasından bu yana, yeni bir ateşkes kurma çabaları devam etti. Ancak İsrail’in, Filistinli direniş gruplarının ‘müzakerelere başlamadan önce savaşın kapsamlı bir şekilde durdurulması gerektiği’ yönündeki talebi defalarca reddetmesi, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor.

İsrail, Hamas ve diğer grupların İsrail’in Gazze Şeridi’ni bombalaması sonucunda yaptığı açıklamalar gibi, yaklaşık 130 rehinenin Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grupların kontrolü altında olduğuna ve bunlardan en az 25’inin öldürüldüğüne inanıyor.

Gazze’de şu ana kadar bir hafta süren tek ateşkes sırasında, Gazze’deki Filistinli direniş grupları, İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli mahkuma karşılık 100’den fazla İsrailli rehineyi serbest bıraktı.

Zor ve karmaşık müzakereler

Kudüs Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü ve Filistinli bir politikacı olan Dr. Eymen er-Ragab, Mısır’ın önerisinin halen ‘şu ana kadar masadaki ana öneri’ olduğuna ve halihazırda devam eden müzakerelerin ‘zor ve karmaşık’ olduğuna dikkat çekti. Ragab, mevcut müzakerelerde çözüm için siyasi ufuk arayışının değil, güvenlik düzenlemelerinin öncelikli olduğuna dikkat çekti.

Ragab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Gazze Şeridi’nde kötüleşen insani trajedi ve sivillerin acılarının artması göz önüne alındığında, geçici de olsa ateşkese ulaşmak bir kazanç olacaktır” dedi. Ancak aynı zamanda önümüzdeki dönemde İsrail hükümeti üzerine baskı oluşturmak için ABD’nin de yoğun eylemlerde bulunması gerektiğini vurguladı. Ragab, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, iki devletli çözümü kategorik olarak reddettiğini açıklayarak çözüme yönelik her türlü siyasi fikri engellediğini söyledi. Profesöre göre bu, Washington’un kendisi tarafından bile önerilen siyasi vizyona yönelik bir suikastı temsil ediyor.

Kahire, Hamas Hareketinin Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri’nin 2 Ocak’ta Beyrut’ta öldürülmesinden önce, ateşkesle sonuçlanan birbirini takip eden ve birbiriyle bağlantılı 3 aşamayı içeren öneriler sunmuştu. Ancak suikastın ardından arabuluculuk süreci çeşitli zorluklarla karşılaştı.

Kapsamlı ateşkes

Diğer yandan Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri, Mısır’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı ateşkes çağrısını yineleyerek, Gazze’deki insani felaketin ciddiyeti ve bölgede savaşın yayılması konusunda uyarıda bulundu.

Şukri, Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) genel merkezinde düzenlenen AB- Mısır Ortaklık Konseyi’nin onuncu toplantısının oturum aralarında, başta AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve Kriz Yönetiminden Sorumlu AB Komiseri Janez Lenarcic olmak üzere Avrupalı ​​yetkililerle birçok toplantı ve tartışma gerçekleştirdi. Ayrıca AB’de ekonomi, enerji ve iklim meseleleriyle ilgilenen bir dizi Avrupalı ​​dışişleri bakanı ve yetkiliyle de toplantılar düzenledi.

sef
Mısır Dışişleri Bakanı, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Brüksel’de görüşme gerçekleştirdi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sözcüsü, bu görüşmelerin gündeminin en büyük bölümünü Gazze Şeridi’ndeki durumun oluşturduğunu belirtti. Bakan Şukri, AB ülkeleri gibi önemli uluslararası tarafların, Gazze’deki insani krizi kontrol altına almanın tek yolu olarak kapsamlı bir ateşkes sağlanması konusunda kategorik pozisyonlar benimsemeleri gerektiğini vurguladı.

Aynı şekilde Mısır Dışişleri Bakanı, Brüksel’deki toplantılarında Lübnan, Irak ve Suriye dahil Gazze’deki durum ve Kızıldeniz’in güvenliğine yönelik tehditler bağlamında bölgedeki gerilimleri de ele aldı. Ayrıca geçen yıl 7 Ekim’de başladığını göz önünde bulundurarak mevcut savaşla ilgilenmemenin önemine dikkat çekti. Durumun İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki Filistin halkının haklarına karşı gerçekleştirdiği uzun süreli ihlallerle ilgili olduğunu dile getiren Şukri şu ifadeleri kullandı:

“Bu çatışmanın çözümü, insanların çektiği acıları, şiddet ve baskı uygulamalarını durdurmaya çalışmak ve iki devletli çözüme dayanan, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız ve yaşayabilir bir Filistinli devletinin kurulmasına olanak tanıyan barış süreci çabalarını yeniden başlatmak dışında mümkün olmayacaktır.”



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.