Philadelphia (Selahaddin) Ekseni neden önemli?

İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
TT

Philadelphia (Selahaddin) Ekseni neden önemli?

İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)
İsrail ordusunun hava saldırıları sonrası Gazze Şeridi'ndeki Bureyc Mülteci Kampı üzerinde yükselen dumanlar (EPA)

Mısır'ın Gazze Şeridi sınırına komşu olan Philadelphia (Selahaddin) Ekseni son iki haftadır Mısır ile İsrail arasında gerilimin tırmandığı nokta haline geldi. Mısır'ın ‘İsrail'in sınır ekseninde güvenlik kontrolünü ele geçirme çabalarını’ reddetmesi üzerine Kahire ve Tel Aviv, son günlerde bu konuda ‘sert’ olarak nitelendirilen açıklamalarda bulundu. Mısırlı bir yetkiliye göre, Mısır, İsrail’in bu yönde atacağı herhangi bir adımı ‘Mısır-İsrail ilişkilerine yönelik ciddi risk oluşturacak kırmızı bir çizgi’ olarak değerlendiriyor.

İsrail'in 2005 yılında Gazze Şeridi'nden tek taraflı olarak çekilmesinden bu yana, Philadelphia Ekseni Mısır ile İsrail’in bu kadar gündeminde olmamış, bugünlerde olduğu gibi eksenin kaderi ve yol açabileceği olası yansımaları mercek altına alınmamıştı.

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması kapsamındaki tampon bölgenin bir parçası olan Philadelphia Ekseni, sadece yüzlerce metrelik bir genişliğe ve Akdeniz'den Sina Yarımadası ile Gazze Şeridi arasındaki Filistin topraklarındaki Kerem Şalom Sınır Kapısı’na kadar 14,5 kilometrelik bir uzunluğa sahip.

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında barış anlaşması imzalanması, askeri güçlerin Philadelphia Ekseni çevresinden çekilmesini öngörüyordu. İsrail, 2005 yılının ağustos ayı ortalarında Gazze Şeridi'nden çekilip, Avrupa Birliği'nden (AB) gözlemcilerin nezaretinde sınır bölgeleri ve sınır kapılarını denetleyen Filistin Yönetimi'ne teslim edene kadar bölgeyi kontrol etti.

İsrail ile Mısır arasında 2005 yılının eylül ayında İsrail'in 1979 tarihli barış anlaşmasının güvenlik eki olarak kabul ettiği Philadelphia Anlaşması imzalandı. Genel ilke ve hükümlerine tabi olduğunu belirten ve Mısır ordusunun Gazze Şeridi'ni ayıran sınıra konuşlandırılmasını öngören anlaşmaya göre bölgede; ‘terörle mücadele, sınır ötesi sızma girişimlerini, kaçakçılık faaliyetlerini ve tünelleri tespit etme’ gibi görevleri olan yaklaşık 750 Mısırlı sınır muhafızı konuşlandırıldı.

tyuköı
Gazze'nin kuzeyinden yerinden edilen Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi'ni ayıran duvarın yakınlarında yürürken (DPA)

Hamas Hareketi, 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele aldı. Dolayısıyla Philadelphia Ekseni de Hamas’ın kontrolüne geçti. Bunun üzerine İsrail, Gazze Şeridi'ne boğucu bir abluka uyguladı. Hamas’ın 7 Ekim'de İsrail’e karşı başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından İsrail, Gazze Şeridi'ni dört bir yandan kuşatmaya başladı. Dolayısıyla Philadelphia ekseni, İsrail'in Gazze Şeridi’ni tamamen kuşatma planında hedeflenen en önemli stratejik bölgelerden biri haline geldi.

İsrail gerilimi tırmandırıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, aralık ayı sonlarında düzenlenen bir basın toplantısında, Philadelphia Ekseni’nin İsrail'in kontrolü altında olması gerektiğini söyledi. Netanyahu’nun açıklamasından bu yana Philadelphia Ekseni büyük bir ilgi görüyor. İsrail güçleri, 13 Aralık'ta direnişçilerin silah kaçakçılığı yapmak amacıyla kullandığı tünelleri yok etme bahanesiyle Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır boyunca ‘olağanüstü saldırılar’ başlattı. İsrail parlamentosu Knesset'in Dış İlişkiler ve Güvenlik Komitesi tarafından kapalı kapılar ardında düzenlenen toplantısı öncesinde Netanyahu’nun açıklamalarını sızdıran İsrail Yayın Kurumu (IBA), İsrail hükümetinin Philadelphia Ekseni’ni kontrol etmeyi planladığını ortaya çıkardı. İsrail ordusu, 23 Aralık’ta Kerem Şalom Sınır Kapısı ile Refah Sınır Kapısı arasındaki sınır bölgesinde kısa bir manevra yaparak bölgede yeniden askeri hareketliliğine başladı, ancak direnişçilerle yaşanan şiddetli çatışmanın ardından geri çekildi. İsrail, o zamandan beri Philadelphia Ekseni’yle ilgili açıklamalarına hız kazandırdı. Hatta Netanyahu, birkaç gün önce Philadelphia Ekseni’nin Hamas Hareketi’ne silah akışının sağlandığı bir ‘açıklık’ olduğunu ve kapatılması gerektiğini söyledi.

 Mısır'ın tepkisi

Mısır, İsrail’in Philadelphia Ekseni’yle ilgili açıklama ve adımlarına Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan’ın ağzından karşılık verdi. Raşvan, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun sözlerinin ‘yanlış iddialar ve suçlamalar içerdiğini’ söyledi. Raşvan, İsrail'in Philadelphia Ekseni'ni yeniden işgal etmeye yönelik herhangi bir adımının, Mısır-İsrail ilişkileri için ciddi bir risk oluşturacağını vurguladı.

Mısırlı yetkililer, Philadelphia Ekseni’nde İsrail askeri konuşlandırılmasını istemiyorlar. Bununla birlikte Mısır, Gazze Şeridi ile sınırında kaçakçılık faaliyetleri için kullanılan tüm tünelleri yok ettiğini açıkladı. Bu tüneller, 25 Ocak 2011 olaylarının ardından yaşanan güvenlik gelişmeleri sonrasında, Sina Yarımadası’nda faaliyet gösteren ‘terör’ örgütlerinin  silah ve patlayıcılarının kaçak yollardan girişi için kullanılmıştı.

Stratejik önem

Uluslararası İlişkiler Profesörü, Ulusal Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı, Filistin ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir isim olan Tarık Fehmi, Mısır'ın, İsrail'in Mısır ile Gazze sınırındaki tampon bölgeyi kontrol etmesiyle ilgili önerisini reddettiğini doğruladı. Mısır ile İsrail arasında bu bağlamda iş birliği olmadığını belirten Fehmi, “Çünkü bu konu bir kısmı askeri ve stratejik olan yasal kontrollere tabidir” dedi.

cd
İsrail bombardımanının ardından Gazze'nin kuzeyindeki binalar yıkıldı (AFP)

Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Fehmi, İsrail'in herhangi bir şekilde bu çerçevenin dışına çıkmasının, Mısır'ın kabul etmeyeceği doğrudan ihlallere yol açacağını belirtti. Philadelphia Ekseni’nin Mısır için kırmızı bir çizgi olduğunun altını çizen Fehmi, bu kırmızı çizginin geçilmesine izin verilmeyeceğini vurguladı.

Philadelphia Ekseni’nin Mısır için önemine değinen Fehmi, şunları söyledi:

Özellikle İsrailli aşırı sağcı yetkililerin Filistinlileri yerinden etme projelerini gerçeğe dönüştürme çabaları çerçevesinde Mısır, İsrail’in stratejik açıdan önemli bu sınır bölgesindeki varlığını garanti etmiyor. Ayrıca Mısır, İsrail’in Philadelphia Ekseni’nin güvenlik kontrolünü ele almasını reddediyor. Zira böyle bir adım, Filistinlilerin topraklarındaki kararlılığını desteklemek için kırmaya çalıştığı Gazze Şeridi’ndeki kuşatmanın daha da sıkılaşmasına neden olur.

İsrail televizyonu Kanal 12, 10 Ocak'ta Kahire’nin, Tel Aviv'in Philadelphia Mihver bölgesinin güvenliğinin İsrail tarafından sağlaması yönündeki talebini reddettiğini bildirdi. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, bu ayın başlarında Mısır’ın Philadelphia Ekseni’nde gözetim ve sensör cihazlarının yerleştirilmesi konusunda İsrail ile iş birliğine vardığını yazmış, ancak Kahire bu haberleri yalanlamıştı.

‘Mısır'a karşı bir tür taciz’

Şarku’l Avsat’a konuşan eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Haridi, İsrail'in Philadelphia Ekseni’yle ilgili artan açıklamalarını, ‘Mısır'a karşı bir tür taciz’ olarak nitelendirdi. Barış anlaşmasına rağmen İsrail'in Mısır’ı halen ‘güvenliğine yönelik ilk tehdit’ olarak gördüğünü söyleyen Haridi, “İsrail’in sınır bölgesinin güvenlik kontrolüne ilişkin dozunu giderek artırdığı gerilim, İsrail'in Mısır sınırında doğrudan var olmayı ne kadar istediğinin bir göstergesi” diye konuştu. Haridi, bu gerilimi gerek Filistinlileri desteklemek gerek İsrail'in savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin planlarına karşı çıkmak açısından olsun, Mısır'ın rolünü etkisiz hale getirmeye yönelik ‘bir tür baskı’ olarak yorumladı.

Meselenin İsrail içine ve Tel Aviv'in müttefiklerine verilen mesajlarla da ilgili olduğuna dikkat çeken Haridi, savaşın süresinin uzatıldığını ve İsrail’e göre halen ‘tehdit kaynakları’ olduğunu belirtti. İsrail’in bakış açısına göre, tehdide karşı koymak için her türlü önlemin alınmasının mübah olduğunu ifade eden Haridi, bunu ‘İsrail’in Mısır’ı terörize etmeye ve tehdit etmeye yönelik açık bir girişimi’ olarak değerlendirdi. Mısır'ın buna verdiği tepkinin medya üzerinden yapılan basit açıklamalardan ‘daha büyük ve daha güçlü’ olması gerektiği çağrısında bulunan Haridi, aynı zamanda Arap ülkelerinin Mısır'ın tutumunu açıkça desteklemelerine ihtiyaç duyulduğunu, çünkü İsrail'de bu tür tutumların dikkatle izlendiğini ve değerlendirildiğini söyledi.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.