Suriye’nin uyuşturucu üretimi ve kaçakçılarla ilgili harekete geçmediği öne sürüldü

Ürdün’den bir kaynak, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılarla ilgili olarak Suriye’ye bilgi verildiğini ancak Şam rejiminin ‘parmağını dahi kıpırdatmadığını’ vurguladı.

Ürdün’ün Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentine düzenlediği hava saldırısı yıkıma yol açtı. (Reuters-Suveyda 24)
Ürdün’ün Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentine düzenlediği hava saldırısı yıkıma yol açtı. (Reuters-Suveyda 24)
TT

Suriye’nin uyuşturucu üretimi ve kaçakçılarla ilgili harekete geçmediği öne sürüldü

Ürdün’ün Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentine düzenlediği hava saldırısı yıkıma yol açtı. (Reuters-Suveyda 24)
Ürdün’ün Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentine düzenlediği hava saldırısı yıkıma yol açtı. (Reuters-Suveyda 24)

Amman, Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamaları ‘ciddiye almadı’. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Suriye tarafından gelen resmi açıklamanın, ‘güvenlik toplantıları sırasında üzerinde mutabakata varılan noktaları uygulama konusunda rejimin kurumlarının başarısızlığını ve ciddiyetsizliğini aklamak amacıyla yapıldığını’ aktardılar. Kaynaklar ‘geçen yaz özel teknik düzeylerinde düzenlenen toplantılarda kararlaştırılan hususların, kaçakçılık operasyonlarını ve Suriye topraklarından gelen milislerin sınırdan sızma girişimlerini kontrol altına almaya yansımadığını’ bildirdiler.

Ürdünlü kaynaklar, Suriye’nin açıklamalarını değersiz görerek bunu, Suriye’nin güney bölgelerinde, ‘Suriye rejimini Ürdün’e uyuşturucu kaçakçılığı yapan milislerle ittifak kurup onları desteklemekle suçlayan aşiretlerin ve sakinlerin öfkesini yatıştırma çabası’ olarak nitelendirdiler. Kaynaklar, ‘rejime bağlı tarafların sivillerin güvenliğini tehlikeye attığını ve bunun bir iç kriz teşkil ettiğini’ söylediler.

zxscdfvgr
Suriye-Ürdün sınırından kaçırılan uyuşturucu ve silahlar. (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)

Bununla birlikte aynı kaynaklar açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Ürdün, özellikle ordunun kaçakçılık konvoylarına karşı angajman kurallarında değişiklik yaptığını duyurmasının ardından sınırlarını savunma hakkına sahiptir.”

Aynı bağlamda Ürdünlü siyasi bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda, “Suriye tarafının resmi açıklaması, yalan demeyelim de safsatalarla doluydu” dedi. Kaynak, Suriye tarafının ‘iki taraf arasında yapılan bir dizi güvenlik toplantılarının sonuçlarını ve belirlenen tavsiyeleri uygulamaya riayet etmediğini, Suriyelilerin mutabakata varılan hiçbir noktayı uygulamadığını ve bunları uygulama ve verdikleri sözler konusunda apaçık bir çekince ve ihmalkarlık görüldüğünü’ vurguladı. Kaynak, Ürdün askeri ve güvenlik servislerinin Suriyelilere ‘uyuşturucu üretim yerleri ve kaçakçıların adresleri hakkında tam bilgi sağladığını ancak Suriye tarafının geçtiğimiz aylarda parmağını bile kıpırdatmadığını ve buna iyi niyetle yaklaşılamayacağını’ da sözlerine ekledi.

frgt
Ürdün’ün Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentine düzenlediği hava saldırısı yıkıma yol açtı. (Reuters-Suveyda 24)

Şarku’l Avsat’a konuşan Ürdün hükümetinden bir kaynak, ülkesinin ‘Suriye rejiminin toprakları üzerinde egemenliğini ve kontrolü sağlamasını ve Suriye’nin güneyindeki uyuşturucu üretim sorununu ortadan kaldırmasını’ istediğini ifade etti. Amman’ın ciddi bir şekilde savunma ve önleyici tedbirler alarak sınır istikrarını desteklemeye ve uyuşturucu akışını durdurmaya çalıştığını belirten kaynak, Amman’ın ‘sınırdan endişe verici mesajlar gönderen İranlı milislerin koruyucusu gibi görünen Suriyeliler ile işleri daha da zorlaştırmak istemediğini’ de sözlerine ekledi. Suriye tarafının resmi açıklamasına karşın Ürdün, Suriye içinden gelen uyuşturucu çetesi saldırılarına karşı savunma pozisyonunu devam ettirmekte kararlı. Resmi kaynaklar, ‘Arap Ordusu’nun Suriye’nin güneyinde herhangi bir askeri operasyon düzenlediğini inkar ediyor. Aynı şekilde Amman da Ürdün Hava Kuvvetleri’nin Dera ve Suveyda’daki uyuşturucu üretim yerlerini hedef alan dört hava saldırısı düzenlediğine ilişkin çıkan haberler hakkında yorum yapmayı reddediyor.

xscdvg
Suriye’den uyuşturucu taşırken Ürdün ordusu tarafından geçtiğimiz temmuz ayında düşürülen bir drone. (Reuters)

Geçtiğimiz günlerde Şarku’l Avsat, Ürdün Silahlı Kuvvetleri’nin silah koruması altında kaçakçılar tarafından eş zamanlı düzenlenen saldırılarla boğuşması ışığında, İranlı milisler, Suriye rejimine bağlı askeri birlikler ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kardeşi Mahir Esed’e bağlı güçler tarafından desteklenen uyuşturucu kaçakçılığı çeteleri tehdidiyle mücadeledeki dönüm noktasına ilişkin bir haber yayınlamıştı.

Aralık ortasında ordu dokuz kaçakçıyı yakaladı ve bir kısmını da etkisiz hale getirdi. Bu ‘değerli avlanmayla’ birlikte alınan itiraflar sonucunda ülkenin doğu bölgelerinde merkezleri bulunan organize kaçakçılık eylemlerinin ipliği pazara çıkmaya başladı. Bunun ışığında, tehlikeli suçluların ve büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve silahın ele geçirilmesiyle sonuçlanan başarılı askeri operasyonlar düzenlendi.

rgth
Suriye’nin güneyindeki çetelerle iş birliği yapan yerel kaçakçılar. (Ürdün Silahlı Kuvvetleri-Arap Ordusu)

Güvenlik güçleri bu ayın başında 15 kaçakçı ve suçluyu yakaladı ve beş kişiyi de etkisiz hale getirdi. Bunu birkaç gün sonra ‘özel kuvvetler’ tarafından yapılan başarılı bir operasyon izledi. Kaçakçılar ve tacirlerin yuvalarına yapılan baskın sonucunda çetelerle bağlantılı yedi kişi yakalandı. Bu sırada, kaçakçılık yapan milislerle iş birliği yaptığından şüphelenilen Ürdünlü iş insanlarının ve siyasi tabakaya bağlı kişilerin isimleri hakkında teyitli olmayan bilgiler yayıldı.

Buna ek olarak, güvenilir kaynaklara göre, Ürdünlülerin Suriye’den gelen bazı kaçakçıların itiraflarını da birkaç güne duyması muhtemel. Bu itiraflar, kaçakçılık operasyonlarının boyutunu ve 375 kilometreyi bulan Suriye-Ürdün sınırının hedef alınmaya devam edilmesinin tehlikesini gözler önüne serecek. Bu itiraflar aynı zamanda, uyuşturucu ekonomisinin Suriye rejiminin kurumları tarafından nasıl korunduğunu da ortaya çıkaracak. Fabrikalara, konvoylara ve kalabalık bir iş birlikçi kitlesine sahip olmaya başlayan bu ekonomi, çalışma sektörlerinden ortaya çıkan geleneksel ekonomiye paralel bir ekonomi oluşturarak önemli miktarda para sağlıyor.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.