Lübnan ve yeni ‘cihatçı örgütlerin’ ortaya çıkışı: Siyasi eylemleri ve rollerinin sınırları

İzzetu’l-İslam Tugayları adlı örgüt Suriye'nin güneyinden mi geldi?

Güney Lübnan’daki Kuleyle beldesi yakınlarında 19 Ocak’ta İsrail yürüyüşüne düzenlenen baskında öldürülen bir Hamas savaşçısının cenazesi (AFP)
Güney Lübnan’daki Kuleyle beldesi yakınlarında 19 Ocak’ta İsrail yürüyüşüne düzenlenen baskında öldürülen bir Hamas savaşçısının cenazesi (AFP)
TT

Lübnan ve yeni ‘cihatçı örgütlerin’ ortaya çıkışı: Siyasi eylemleri ve rollerinin sınırları

Güney Lübnan’daki Kuleyle beldesi yakınlarında 19 Ocak’ta İsrail yürüyüşüne düzenlenen baskında öldürülen bir Hamas savaşçısının cenazesi (AFP)
Güney Lübnan’daki Kuleyle beldesi yakınlarında 19 Ocak’ta İsrail yürüyüşüne düzenlenen baskında öldürülen bir Hamas savaşçısının cenazesi (AFP)

Samir Zureyg

İzzetu’l-İslam Tugayları adlı bir örgüt 15 Ocak’ta basın ve sosyal medya ağları üzerinden yayınlanan açıklamayla kurulduğunu ve Şeba Çiftlikleri'nin bulunduğu Lübnan’ın dar sınır şeridinde İsrail ordusuna karşı bir operasyon gerçekleştirdiğini duyurmasıyla Güney Lübnan'da sahneye yeni bir aktör çıkmış oldu. Böylece bölgede faaliyet gösteren örgütlere ve silahlı gruplara katılan İzzetu’l-İslam Tugayları, halen gizemini korumaya devam ediyor. Bu yeni aktör, Filistinli mi, Lübnanlı mı? Hizbullah'ın Lübnan'ın cihad sahnesinin tamamını kontrol etmesi bakımından hangi amaçla ortaya çıktı?

Cihatçı ‘dükkanları’

Öncelikle şunu belirtelim, eğer bu açıklama olmasaydı İzzetu’l-İslam Tugayları’ndan kimsenin haberi olmayacaktı, bu da ortaya çıkmasının dahi başlı başına kasıtlı ve amaçlı bir eylem olduğu anlamına geliyor. Açıklamaya göre İzzetu’l-İslam Tugayları savaşçılarının sınır çitini aşmayı başarması ve İsrail askerlerinden oluşan bir devriyeyle sıfır mesafeden çatışmaya girmesi ve bunun sonucunda 3 savaşçısının öldürülmesi dikkat çekici görünüyordu. Açıklamada üç kişilik öncü bir gözetleme grubunun onlardan önce bölgeye sızdığı ve iki gün önce İsrail'in aynı noktayı bombalaması sonucu öldürüldükleri de belirtiliyordu.

Her ne kadar yeni örgütün ve savaşçılarının kimliği, özellikle Hizbullah, Hamas Hareketi ve Lübnan’daki Cemaati İslam tarafından onaylanıp onaylanmadığı belirsizliğini korusa da onlardan biri değil. Örgütün ölen üyelerinin cesetleri İsrail ordusunun eline geçse de kimliklerini ve hedeflerini belirlemek için güvenilebilecek bazı işaretler ve sızdırılan bilgiler var.

Bu işaretlerin başında Hizbullah'ın tüm sınır bölgesini kontrol etmesi ve silahlı kişilerin çatışma bölgelerinin derinliklerine onun onayı olmadan ulaşmasının imkansız değilse de oldukça güç olması geliyor. Hizbullah, savaşın başlarında başkent Beyrut'un güney banliyösündeki karargahında bir operasyon odası kurdu. Bu operasyon odasının görevi, Güney Lübnan’daki operasyon sahasını organize etmek ve orada kimlerin bulunabileceğini belirlemek için Lübnan güvenlik servisleriyle koordinasyon sağlamaktı.

Hizbullah, savaşın başlarında başkent Beyrut'un güney banliyölerindeki karargahında görevi, Güney Lübnan’daki operasyon sahasını organize etmek ve orada kimlerin bulunabileceğini belirlemek için Lübnan güvenlik servisleriyle koordinasyonu sağlamak olan bir operasyon odası kurdu.

İkinci olarak İzzetu’l-İslam Tugayları’nın açıklaması, İran'ın askeri ve siyasi nüfuza sahip olduğu ülkelerde, özellikle de benzer onlarca örgütün faaliyet gösterdiği Suriye’nin kuzeyinde çok sayıda örgüt ve silahlı grup kurarak izlediği stratejiyle karşılaştırılmalı. İran, bu örgüt fazlalığını herhangi bir doğrudan siyasi sonuç doğurmadan baskı ve müzakere kartı olarak kullanma konusunda uzman. Gerektiğinde bir örgütü kolayca reddedilebilir ya da ortadan kaldırılabilir. Bu örgütlerin küçük boyutlarda olmaları da kendilerine belirlenen çerçeveden sapmalarına engel teşkil ediyor. Aynı strateji Lübnan’da Hizbullah tarafından izleniyor. Hizbullah, kendisine karşı herhangi bir gerçek muhalifin ya da rakibin ortaya çıkma ihtimalini önlemek amacıyla, özellikle Sünni sahnede varlığı ve nüfuzu sınırlı, solmuş örgütlerden oluşan geniş bir örgüt ağını destekliyor. Bu strateji, Lübnan'da alışveriş yapılan küçük boyutlu yerler olan ‘dükkanlar’ adıyla anılıyor.

Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi'nden siyasi araştırmacı ve öğretim görevlisi Makram Rabah bir televizyon kanalında yaptığı yorumda şunları söyledi:

Güney Lübnan’daki her askeri eylemin Hizbullah tarafından onaylanması gerekiyor, çünkü operasyon sahasını kontrol ediyor. Bu yüzden ancak o onaylarsa yeni silahlı örgütler (diğer bir deyişle cihatçı dükkanları) ortaya çıkabilir.

Rabah, İran ile ABD arasındaki müzakereler için şartların iyileştirilmesi amacıyla en-Nur Tugayları benzeri daha fazla örgütün ortaya çıkmasını bekliyor.

Örgütün üyeleri Filistin diasporasının başkentinden

Öte yandan İzzetu’l-İslam Tugayları üyelerinin nereden geldiğine dair bilgiler çelişkili. Hizbullah'a yakın kaynaklar, bu kişilerin ‘güney sınırına Lübnan’ın içinden değil, Suriye'nin güneyinden geldiklerini, burada Lübnan’ın ve Suriye’nin güneyi ile işgal altındaki Filistin toprakları arasındaki sınırların kesiştiği noktalardan birinden Şeba Çiftlikleri'ne girdiklerini’ söylüyorlar.

Aynı kaynaklar bu kişilerin Filistinli olduklarını ve Hizbullah’ın bu yeni aktörlerin ortaya çıkmasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını belirttiler.

Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen siyasi yazar Daoud Rammal, Rusya merkezli haber sitesi Sputnik'e yaptığı açıklamada, “Bu tür örgütlerin ortaya çıkışından en başta Hizbullah zarar görüyor. Ancak Suriye hükümetinin eli kolu bağlı olduğu işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyine komşu olan Suriye sınır bölgelerinin kontrolü İran ve ona bağlı güçlerin elinde” dedi.

fdvbgrth
Hamas liderlerinden Salih el-Aruri’nin 2 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail’in suikastına uğradığı daire (Reuters)

Diğer taraftan güvenlik kaynaklarından sızdırılan bilgiler, bu örgütün üyelerinin Güney Lübnan'ın Sayda şehrindeki Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’ndan Filistinliler olduğuna işaret ediyor. Bu durum bize, geçtiğimiz eylül ayında Lübnan'daki Filistinlilerin yaşadığı en büyük mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’de, Lübnan devletiyle yapılan bir anlaşma çerçevesinde kampların güvenliğinden sorumlu olan Fetih Hareketi (El Fetih) ile radikal İslamcı örgütler arasında kampta Filistin Ulusal Güvenlik Güçleri adıyla bilinen örgütün liderinin suikasta uğramasından sonra yaşanan olayları ve çatışmaları hatırlatıyor. Filistin Ulusal Güvenlik Güçleri’nin, Hamas Hareketi ve Hizbullah'tan lojistik ve siyasi destek aldığı biliniyor.

Hizbullah, yeni kurulan örgütleri destekledi ve onları, Filistin diasporasının başkenti olarak görülen Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’nın güvenliğinin sağlanmasında ortak güç haline getirmeyi başardı. Böylece ‘terör eylemleri gerçekleştirdikleri’ suçlamasıyla haklarında adli soruşturma açılmasını engelledi.

Çatışmalar, El Fetih’in, Hizbullah'a bağlı Filistinli radikal İslamcı örgütlerin kampın güvenliğinin sağlanmasında görev almalarını kabul edene kadar durmadı. El Fetih kampın güvenliği bahanesiyle ilk kez baskı görmüyordu. Hizbullah, 1994 yılının Kasım ayında Oslo Anlaşması'nın imzalanmasının ardından bazı El Fetih üyelerinin hareketten ayrılmasını ve radikal İslamcı örgütler kurulmasını destekledi. Bu örgütleri başta Ayn el-Hilve olmak üzere Filistinlilerin kaldığı mülteci kamplarının kontrolünü Fetih Hareketi’nin elinden almaları için cesaretlendirdi. Bunun üzerine çok kısa sürede kıyasıya bir mücadele başladı. El Fetih eski Filistin lideri Yaser Arafat'ın doğrudan emriyle girdiği çatışmaların sonucunda tüm mevzilerini geri aldı.

Hizbullah, yeni kurulan örgütleri destekledi ve onları, Filistin diasporasının başkenti olarak görülen Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’nın güvenliğinin sağlanmasında ortak güç haline getirmeyi başardı. Böylece ‘terör eylemleri gerçekleştirdikleri’ suçlamasıyla haklarında adli soruşturma açılmasını engelledi.

İzzetu’l-İslam Tugayları’nın Hamas’a bağlılığının işaretleri

İzzetu’l-İslam Tugayları adı ile Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın adıyla olan benzerliği örgütün Hamas'la bağlantısı olduğunu açık bir göstergesidir. İzzetu’l-İslam Tugayları tarafından yapılan açıklamada, İsrail’e karşı Lübnan sınırından düzenlenen eylemin, İsrail'in Hamas Siyasi Bürosu Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ve beraberindeki liderlere yönelik suikastına misilleme olduğu belirtildi. Ancak açıklamada Aruri’nin bir araya geldiği ve vakit geçirdiği Cemaati İslam’ın Lübnan'daki askeri kolu olan Fecr Kuvvetleri liderlerinin adı hiç anılmadı. Aynı şekilde Aruri'nin öldürülmesinden sadece birkaç gün sonra öldürülen Hizbullah'ın önde gelen liderinden Visam et-Tavil’in adı da açıklamada geçmedi.

Burada, Hamas'ın 4 Aralık'ta Lübnan'da Aksa Tufanı İzcileri adlı bir örgüt kurulduğunu duyurduğunu hatırlatmakta fayda var. Duyuru, Lübnan'da yoğun siyasi eleştirilerin yapılmasına neden olmuş, Hamas liderleri örgütün neden kurulduğunu izah etmek için sık sık açıklamalarda bulunmak zorunda kalmıştı.

Lübnan’da bulunan Hamas'ın Medya Sorumlusu Velid Kilani, gazetecilere yaptığı açıklamada, yeni örgütün kurulmasındaki amacın, Hamas Hareketi’nin Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında kazandığı büyük sempatiyi ve insanların Hamas saflarına katılma arzusunu karşılamak olduğunu söyledi. Hamas'ın Lübnan'daki temsilcilerinden Ahmed Abdulhadi, gençlerin ilgisinin Hamas’ı, onların ulusal ve dini şahsiyetlerini inşa etmek için Aksa Tufanı İzcileri’ni kurmaya ittiğini açıkladı.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun halkta büyük bir coşku yarattığına şüphe yok. Bu da Hamas'ı Sünni yelpazenin çeşitli renkleriyle, özellikle Selefi çevrelerle iletişim kanallarını genişletmeye çalışmaya motive etti.

Ancak bu konuda hiçbir zaman geri adım atmadı. Hamas'ın üst düzey yöneticilerinden Ali Baraka, Aksa Tufanı İzcileri örgütünün kurulduğunun açıklanmasından önce kasım ayı başlarında Güney Lübnan'ın Tire şehrindeki bir konferansta ‘kurtuluş ve geri dönüş savaşına hazırlık için askeri kanatların oluşturulması’ çağrısında bulunmuştu. Tüm bunlar İzzetu’l-İslam Tugayları’nın Hamas'ın siyasi ve askeri açıdan kullanmaya çalıştığı bir çocuğu olduğunu gösteriyor. Burada “İzzetu’l-İslam Tugayları Hamas’ın tek çocuğu mu, yoksa başka çocukları da var mı?” sorusu ortaya çıkıyor.

sdvferb
Lübnan topraklarını bombalayan bir topçu birliğinin yakınlarındaki bir İsrail askeri, 15 Ocak (Reuters)

Aksa Tufanı Operasyonu’nun halkta büyük bir coşku yarattığına şüphe yok. Bu da Hamas'ı çeşitli Sünni çevrelerle, özellikle Selefi çevrelerle ve gençlerle iletişim kanallarını genişletmeye ve ‘direniş ekseniyle’ yakınlaşmaya çalışmaya motive etti. Dini söylem, özellikle cihadı teşvik eden Kur'an ayetleri ve hadislerin sık sık kullanılmasıyla genel olarak gençler arasında cihadın popülerlik kazanmasına katkıda bulundu.

Hamas, profesyonel olmayan kişileri askeri koluna dahil edemediğinden ve Aksa Tufanı İzcileri’nin kurulmasına yönelik olumsuz tepkileri aldıktan sonra, Hizbullah tarzında küçük gruplar oluşturarak onları eğiterek ve teşvik ederek cihatçı gruplara kitlesel katılımı cazip hale getirme fırsatı yakalamaya çalıştı.

Cihat atmosferin çocukları

İzzetu’l-İslam Tugayları’nın kurulduğunun duyurulmasına birkaç gün kala İsrail’in Metula yerleşim bölgesi yakınlarında bir yerde 18 yaşında ayağı kesilmiş bir gencin cesedi bulundu. Lübnan’ın Sayda şehrinden olan bu genç iki ay önce evinden ayrılmıştı ve kendisinden haber alınamıyordu. Yarı resmi anlatıya göre genç bir silah satın aldı ve ‘düşmanla’ savaşmak için tek başına yola koyuldu. Bir öğrencinin silahı nereden aldığı, kimin silah kullanması için eğittiği ve aradan geçen bu iki ayı nerede geçirdiği ise belirtilmiyor. Emniyet kaynakları, genç çocuğun mevcut cihatçı atmosferden etkilendiğini ve bu yüzden kendisini eğiten ve ona silah veren Filistinli gruplardan birinin kampına katıldığını söylüyorlar.

Güvenlik kaynaklarından sızdırılan bilgilere göre pazartesi günü çoğunluğu Lübnan'ın kuzeyindeki Trablusşam ve Akkar şehirlerinden olan birkaç gençten oluşan bir grubun kurulduğu ortaya çıktı. Kendi aralarında küçük bir tekne satın almak için anlaşan gençler, İsrail'in derinliklerinde bir eylem gerçekleştirmek üzere Lübnan’ın güneyindeki Sayda şehrinin kıyısından yola çıktılar, ancak grup üyelerinden biri aynı zamanda güvenlik servislerinden birinin muhbiriydi ve tutuklanmalarına yol açan bilgiyi sızdırdı. Peş peşe gelen bu olaylar Lübnan basınında “Radikal gruplar İsrail'le savaşma bahanesiyle Lübnan'a baskı yapmak için geri mi döndüler?” sorusunun sorulmasına neden oldu.

Hizbullah, kendisini İsrail'e karşı direnişin destekçisi olarak sunarak Sünnileri kendi tarafına çekmeyi başardı. Ancak bu durum, Hıristiyanların endişelerini ve radikal İslamcı grupların geri dönüşü tehlikesini artırdı.

Tüm bunların Hizbullah'ın büyük başarısı olduğu düşünülebilir. Zira kendisini İsrail'e karşı direnişin destekçisi olarak sunarak Sünnileri kendi tarafına çekmeyi başardı. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum bir yandan Hıristiyanların endişelerini ve radikal İslamcı grupların geri dönüşü tehlikesini artırırken, diğer yandan Hizbullah’ın savaşmak için Suriye'ye girmesinden sonra inşa ettiği anlatıyı destekliyor.

​Her şeyden önemlisi kendisiyle anlaşmanın tek alternatifinin sadece Hizbullah’ın ‘cihatçı dükkanları’ kaosunu ve cihatçı sayısındaki patlamayı durdurabileceğinin ve özellikle Salih el-Aruri ve arkadaşlarının cenazesinde ortaya çıkan ve özellikle Hıristiyanlar arasında Lübnan'daki Filistin diasporasının geçmişin mirasını yeniden canlandırmasına ilişkin kaygıyı artıran sahnelerin ve sembollerin ortaya çıkmasından sonra, kuruluşundan bu yana ilk kez Lübnan'da açıkça askeri eylem yapan Hamas, durumu kontrol edebileceğinin anlaşılmasını sağlayarak elini güçlendirdi.

Bu gençler ve üyesi oldukları küçük grupların Filistin davasına hizmet ettiklerine ve Allah rızası için çabaladıklarına inanırken, yalnızca siyasi masada etkililer. Daha büyük silahlı grupların ise İsrail'le mücadelede ya da Gazze'deki cehennemi hafifletmede hiçbir rolleri yok. Tıpkı cihatçı yıldızı hiç yükselmemiş olan Cemaati İslami’nin yaptığı gibi içeride istikrarı bozmaya ve muhalif sesleri bastırmaya yönelik bir silah olmaktan ibaretler. Hatta Cemaati İslami, silahlı gösterilerini daha çok örgüt içine ve genel olarak Sünnilere yönelik mesajlar vermek için kullanıyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
TT

Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam bugün yaptıkları görüşmede, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olup olmadığını ele aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme, ülkenin güneyine yerinden edilenlerin akınının sürdüğü ve Hizbullah ile İsrail arasında ikinci gününe giren ateşkes süreciyle eş zamanlı gerçekleşti.

Açıklamada, Avn ve Selam’ın ‘ateşkes sonrası aşamaya ve bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara dair değerlendirme’ yaptığı, ayrıca İsrail ile yapılması beklenen müzakereler için ‘Lübnan’ın hazırlık durumunu’ ele aldığı belirtildi.

Görüşme, Avn’ın bir gün önce Lübnan halkına ve adını anmadan Hizbullah’a hitaben yaptığı sert tonlu konuşmanın ardından geldi. Avn konuşmasında, Lübnan’ın İsrail ile ‘kalıcı anlaşmalar’ hedefiyle yeni bir aşamanın eşiğinde olduğunu ifade ederken, doğrudan müzakerelerin ‘taviz’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Hizbullah ile İsrail arasında, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen 10 günlük ateşkes kapsamında, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısından itibaren kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. 2 Mart’ta başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybederken, özellikle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah ve destekçileri, İsrail ile doğrudan müzakerelere karşı çıkmayı sürdürürken, daha önce de 2024 savaşı sonrasında Lübnan hükümetinin örgütün silahsızlandırılmasına yönelik kararını reddetmişti.

Öte yandan Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati Al Jadeed TV’ye verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı’nın sözleri şok ediciydi” ifadesini kullanarak, konuşmada İran’a teşekkür edilmemesini eleştirdi. İran, Lübnan’daki ateşkesin Washington ile varılan ateşkes mutabakatının ‘bir parçası’ olduğunu açıklamıştı.

Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)

Ateşkesin ikinci gününde, özellikle Lübnan’ın güneyine doğru, yerinden edilenlerin akını sürüyor. Güneyi birbirine bağlayan sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun trafikle kilitlendi.

Lübnan ordusu ile yerel yetkililer, İsrail bombardımanı nedeniyle kapanan yolları yeniden ulaşıma açmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Beyrut’un güney banliyösünde ise geniş çaplı yıkımın yaşandığı bölgede aileler, evlerini kontrol etmek ve ihtiyaçlarını almak üzere geri dönüyor. Ancak AFP muhabirlerine göre, bölgenin iç kesimlerindeki bazı mahalleler hâlâ büyük ölçüde boş durumda; birçok kişi geri dönmek için beklemeyi tercih ediyor.

Bu kişilerden biri olan ve dört çocuğuyla birlikte Beyrut sahilinde kurulu bir çadırda kalan Semah Haccul, güvenlik endişeleri nedeniyle henüz evine dönmeye hazır olmadıklarını söyledi.

Haccul, “Gece bir şey olmasından ve çocuklarımı alıp kaçamamaktan korktuğumuz için kendimizi güvende hissetmiyoruz” dedi.

Evine kısa süreliğine gittiğini belirten Haccul, Beyrut’un güneyindeki el-Leyleki bölgesindeki evinde hafif hasar tespit ettiğini, ‘çocukları yıkamak ve artan sıcaklıklar nedeniyle yazlık kıyafetler almak’ için eve uğradığını ifade etti. Ateşkesin gidişatını izlemek istediklerini vurgulayan Haccul, “Ateşkes kalıcı hale gelirse evlerimize döneceğiz” dedi ve çevredeki çadırlarda kalan onlarca ailenin de aynı yaklaşımı benimsediğini aktardı.

Selam ise Avn ile görüşmesinde, ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda yerinden edilenlerin en kısa sürede güvenli şekilde evlerine dönebilmesini umduğunu dile getirdi. Selam, Lübnan devletinin bu dönüşü kolaylaştırmak için ‘yıkılan köprülerin onarılması, yolların açılması ve geri dönüşün mümkün olduğu bölgelerde gerekli ihtiyaçların sağlanması’ yönünde çalıştığını belirtti.


Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
TT

Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın güneyinde düzenlenen saldırıda bir Fransız askerinin öldüğünü duyurarak, ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tuttu.

Macron, X internet sitesinde yayınladığı paylaşımda, üç askerin de yaralandığını ve tahliye edildiğini belirterek, Lübnan hükümetini saldırıdan sorumlu olanlara karşı harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Fransız güçlerini hedef alanlardan sorumlu olanların yargılanacağını belirtti.


Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
TT

Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)

Hamas, Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren grupların, özellikle de silahlı kanadı "Kassam Tugayları"nın silahsızlandırılması planı üzerinde müzakereye başlamadan önce, arabulucular ve diğer taraflardan "Barış Konseyi" belgesini, en azından prensipte de olsa, kabul etmesi yönünde büyük bir baskıyla karşı karşıya.

Gazze Şeridi dışındaki iki Hamas kaynağı Şarku’l Avsat’a, bazı arabulucu ülkelerin, Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından yaklaşık iki hafta önce hareketin liderliğine sunulan ve şartlarının daha sonra başka bir aşamada müzakere edileceği anlayışıyla hazırlanan plana ilk yazılı onayı vermeleri için hareketi ikna etme girişimleri olduğunu söyledi.

İki kaynak, İsrail'i ateşkes anlaşmasının ilk aşamasını uygulamaya mecbur eden net garantiler alınmadan önce bu onayın alınması yönünde girişimler olduğunu açıkladı. Müzakere ekibinin, ikinci aşamayı müzakere etmeye geçmeden önce ilk aşamanın tamamının uygulanmasını sağlamayı amaçlayan pozisyonuna bağlı kalmakta ısrar ettiğini belirttiler.

Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)

İki kaynak, “Arabulucular ve çeşitli taraflar, birinci aşamanın istisnasız olarak eksiksiz bir şekilde uygulanması karşılığında, ikinci aşamanın da eş zamanlı olarak derhal uygulanmaya başlanmasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunuyorlar. Bu hareket bir anlaşmaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bir kaynak, Hamas liderliğinin, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, hareketin ikinci aşamayla ilgili belgeyi imzalama konusundaki ilk anlaşmasını istismar ederek, hareketin orijinal planda hâlâ reddettiği ve açık değişiklikler talep ettiği adımlara zorlayacakları yönünde ciddi endişeler taşıdığını belirtti.

Kaynak, bazı arabulucu ülkelerin Hamas'ın pozisyonunu ve endişelerini anladığını ve bu konuda güven verici mesajlar iletmeye çalıştığını, ancak hareket içindeki ve Filistinli gruplarla olan iç temasların ve görüşmelerin hala devam ettiğini kaydetti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir fraksiyon kaynağına göre bazı gruplar, arabulucuların desteğiyle, Gazze Şeridi'ndeki nüfusun insani ve yaşam koşullarındaki iyileşmeden faydalanmak amacıyla ikinci aşamanın 8 aydan 3 veya 4 aya indirilmesini önerdi. Özellikle, evleri yıkılan ve çok zor ve çetin koşullarda yaşayan yerinden edilmiş kişilerin yaşamlarının giderek kötüleşmesi göz önüne alındığında, yeniden yapılanma aşamasının acilen başlatılması gerektiği vurgulandı.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)

Etkili kaynak, ikinci aşamanın uygulama süresinin kısaltılma amacının, başta iç işlerini düzene koymaya, halkın ihtiyaçlarına dikkat etmeye ve bütünleşik bir Filistin ulusal sistemi inşa etmeye çalışan Filistinliler olmak üzere tüm taraflara hizmet edecek daha ileri aşamalara geçmek olduğunu değerlendiriyor. Ayrıca, Arap ülkelerinin yanı sıra Türkiye de dahil olmak üzere İslam ülkelerinden de Filistin ulusal diyaloğuna geri dönülmesi yönünde çabalar sarf edildiğini, ancak şu ana kadar yakın zamanda toplantı yapılacağına işaret edebilecek bir ilerleme olmadığını, buna rağmen çabaların devam ettiğini belirtti.

Silahların kısıtlanması konusunda gruplar arasında bir mutabakat olduğunu, ancak önerilen şekilde olmadığını ifade etti. Grupların temel teklife eklemek istedikleri değişiklikler olduğunu ve ikinci aşamaya ilişkin ciddi görüşmeler başlarsa, değişikliklerini sunmak için mevcut temasların nereye varacağını bekleyeceklerini söyledi.

Bu durum, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki gerilimi artırmaya devam ettiği ve Filistinli kayıpların sayısının arttığı bir dönemde yaşandı.

Bu sabah, Gazze Şehri'nin doğusunda ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'nin doğusunda açılan ateş sonucu birinin durumu ağır, 4 Filistinli yaralandı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta ve kuzeydeki bölgelerde sivilleri ve yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan bir dizi saldırısında dün 3 Filistinli öldürüldü. Kurbanlar arasında, UNICEF'in desteğiyle yerinden edilmiş kişilere su taşıyan kamyonu kullanan iki Filistinli kardeş de bulunuyordu. Olayın ardından UNICEF, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu.

10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ndeki Filistinli kurbanların sayısı 773 kişiyi aşarken, 2 bin 15'ten fazla kişi de yaralandı. 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam ölü  sayısı ise 72 bin 500 kişiyi geçti.