Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Gazze savaşından sonra saldırıların şiddeti arttı ve tehdit sayısı günde 5'e ulaştı

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
TT

Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)

İsrail askerleri, silahların tehdidi altında, 40 yaşındaki Yaser Marzuk ve ailesini, Ramallah şehrinin kuzeydoğusundaki Ramoun köyünün doğusunda yer alan el-Malihat bölgesindeki çadırlarını terk etmeye zorladı.

Eşi ve 5 çocuğuyla birlikte Marzuk, saatlerce soğukta bekletildi, benzeri görülmemiş işkencelere maruz kaldı ve şiddetli askeri tedbirlere tanık oldu.

Hatta aşırı soğuğun ortasında elbiselerini çıkartmak zorunda kaldılar, ardından elleri başlarının üstünde birleştirip yüzüstü şekilde yere yatıp askerlerin tüfeklerinin dipçiklerinin altına beklediler. 

Yaser Marzuk, bölgede çobanlık yaparken zaman zaman sivil kıyafetli olarak gördüğü yerleşimcilerin üniformalı İsrail askerlerini taklit ettiklerine tanık oldu.

Marzuk'a göre bu yerleşimciler, Bedevi topluluklarına, özellikle de kırsal kesimdeki kentsel alanlardan nispeten izole olanlara karşı büyük şiddet ve baskı uyguluyorlar.

Hatta Filistinlilerin topraklarını kontrol altına almak, Filistinlileri yerinden etmek, çiftliklerine saldırmak, mahsullerini ve evlerini yakmak, hayvanlarını öldürmek amacıyla onlara sokağa çıkma yasağı koyarak ve onları terörize ederek, coplarını, bu alanlara saldırmak için serbestçe kullandıkları askeri teçhizatlarla değiştirdiler.

Bu sahne, Batı Şeria'daki Filistinliler için gerçek bir felaketin habercisi.

Yerleşimcilerin ihlalleri ve şiddeti, daha önceki tüm saldırganlık ve kışkırtma yöntemlerini aşarak, kasıtlı öldürme ve sakatlama noktasına ulaştı.

Batı Şeria'nın güneyindeki Beytüllahim'in doğusunda bulunan Arab er-Reşadiye bölgesinde yerleşimciler, drone kullanarak Filistinlilere ait çadırların üzerine kezzap döktüler.

Bu durum, çadırların tamamen yanmasına neden olurken, kadın ve çocuklar çadırdan canlı olarak çıkmayı başardı.  

Batı Şeria'nın merkezinde, Ramallah'ın doğusunda bulunan ve yaklaşık 40 Filistinli aileye ev sahipliği yapan Vadi es-Sig Bedevi topluluğu, geçen yıl 7 Ekim'de Gazze'deki savaş sırasında yerlerinden edilen en önde gelen Bedevi topluluklarından biri olarak kabul ediliyor.

Filistin Bilgi Merkezi Maata'ya göre, geçen yıl yerleşimciler Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı 2 binden fazla saldırı düzenledi. Bunların en büyük oranı son 3 ayda gerçekleşti.

Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi'nden alınan veriler, yerleşimcilerin aynı yıl içinde 22 Filistinliyi öldürdüğünü gösteriyor.

Verilere göre bunların 10'u savaş sonrasında öldürüldü. İsrail hükümeti, yerleşim yerlerinin ve yerleşimcilerin yürüdüğü yolların güvenliğini korumak için aralarında Hilltop Youth'un (Tepenin Gençleri) da bulunduğu yerleşimci çetelerini görevlendirdi.

Bu çeteler ise kontrol noktaları kurarak, Filistinli vatandaşların üzerlerini arayacak kadar ileri gitti. 

Konseyin İzleme ve Dokümantasyon Birimi'ne göre 26 binden fazla yerleşimci ellerine silah alarak özel eğitimden geçti.

Filistin Sağlık Bakanlığı, savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki 15 çoban ve 586'sı çocuk olmak üzere bin 208 kişiyi içeren Bedevi topluluğuna mensup en az 198 Filistinli ailenin evlerinden uzaklaştırıldığını bildirdi.

Etnik temizlik

Gözlemciler, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir tarafından yürütülen silah dağıtım planının ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından yürütülen yerleşimlerin etrafına tampon bölge kurma planının, yerleşimcilere, "Filistinli toplulukları idari ve güvenlik açısından İsrail tarafından kontrol edilen bölgelerden uzaklaştırmaya yönelik saldırılarını artırmaları" için kapıyı sonuna kadar açtığına dikkati çekti. 

Filistinliler bu toplulukları, Filistin topraklarındaki geniş alanların, özellikle de Oslo Anlaşmaları'na göre C Bölgesi olarak sınıflandırılan ve yerleşim projelerinin hedefi olan bölgelerdeki geniş alanların koruyucuları olarak görüyor.

Ulusal Kara Savunma ve Yerleşim Direnişi Ofisi tarafından yayınlanan bir rapor, geçen yıl yerinden edilen kişilerin yüzdesinin 2022 yılına kıyasla üç kat arttığını açıkladı.

Rapora göre yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren yerleşimci örgütleri, Anata, el-İseviyye ve ez-Zaim kasabalarının topraklarındaki "Doğu Kudüs Kapısı" olarak bilinen noktadan başlayarak Batı Şeria'daki bazı Filistin konut topluluklarında, özellikle de Bedevi ve çoban topluluklarında, savaştan önce yerinden edilme ve etnik temizlik görevlerinden bazılarını şiddet ve terör yoluyla yerine getirdi.

Örgütler, bu yolla Maale Adumim yerleşkesini Kudüs şehri ile birleştirme girişiminde bulundu.

Masafer Yatta'da el-Halil'in güneyindeki kırsal ve tarımsal topluluklara kadar Ramallah ve Eriha şehirleri arasındaki topluluk, Kafr Malik yamaçlarındaki Ayn Samiyye topluluğu, Nablus vilayetindeki Beyt Faurik ve Beyt Dajan kasabalarının uzantısında yer alan Hirbet Tana topluluğu gibi Kuzey Ürdün Vadisi ve Şafa el-Ghor bölgelerindeki çoban toplulukları da dahil, Ölü Deniz'e kadar E bölgesi olarak bilinen bölgede, Jahalin Araplarının yaşadığı topluluklara doğru genişlemeye çalıştı. 

İsrail İnsan Hakları Enformasyon Merkezi B'Tselem, Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ve Yeş Din (Kanun Var) örgütü gibi İsrailli insan hakları örgütlerine göre yerleşimciler yıllardır Filistinlilere saldırıyor.

Ancak yerinden edilmeye yönelik şiddet düzeyi, özellikle el-Halil şehrinin güneyinde, sıklık ve yoğunluk açısından benzeri görülmemiş düzeye ulaştı. 

İsrailli insan hakları savunucusu Yehuda Shaul, "Yerleşimcilerin Filistin topraklarına tecavüzleri tehlikeli hale geldi; Filistinlilere evlerindeyken saldırıyorlar, onları arıyorlar, onları yakıyorlar, su depolarını parçalıyorlar, insanları darp ediyorlar, kadın ve çocukları tehdit ediyorlar. İsrail ordusunun ve polisinin yokluğu ve sessizliği karşısında, şiddet eylemlerini hızlandırmak için savaşı istismar eden yerleşimcilerden kaynaklı korku ve panik nedeniyle eşyalarını toplayan koskoca topluluklar var" dedi. 

Yoğun saldırılar

Gazze Şeridi'ndeki savaş sırasında artan tehlikeler, Beytüllahim'dahi Kaisan yakınında yer alan Tafgu ve Hallet el-Hamra çölü, Vadi es-Sig, Dahr el-Cebel bölgesindeki Mleihat topluluğu, Hirbet et-Taybeh, er-Rudaim, Hirbet Zanuta, Anizan, el-Halil'in güneyindeki el-Kanub, Kudüs'teki Hizma çölü ve Nablus'un doğusundaki Hirbet Tana sakinlerini tamamen tahliyeye zorladı.

Ayrıca Ayn Şibli'nin güneyindeki ve Hirbet Samra bölgesindeki topluluklar, kuzey Ürdün Vadisi'ndeki Nabea el-Gazal ve Hirbet Tal el-Himma topluluğu ve Ramallah'taki Bedevi Cibas toplulukları kısmi yer değiştirmeye maruz kaldı.

Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi raporu, Güney el-Halil Tepeleri'ndeki ve Ürdün Vadisi bölgesindeki diğer 25 topluluğun yerleşimciler ve saldırıları karşısında hâlâ dayanıklı olduklarını ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre yerleşimcilerin Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik saldırıları, 7 Ekim'deki savaştan sonra önemli ölçüde arttı ve günde ortalama 5 saldırıya ulaştı.

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem ise yerleşimciler tarafından son iki yılda gerçekleştirilen toplu saldırıların, Ramallah'ın doğusunda ve el-Halil'in güneyindeki 6 Bedevi topluluğunun Batı Şeria haritasından kalıcı olarak silinmesine yol açtığını belirtti.

Örgüt, İsrail'in bu Bedevi topluluklarını "tanınmayan köyler" olarak sınıflandırmasının, Filistinli sakinleri elektrik, su ve yol ağlarından mahrum bıraktığını, evlerini ve ahırlarını defalarca yıkılmaya açık hale getirdiğini açıkladı.

Örgüt ayrıca, Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen kitlesel saldırıların, İsrail devletinin (ordu ve hükümet) elinde bulunan ve halkını zorla yerinden etmek ve topraklara el koymak için kullandığı bir araç olduğuna dikkat çekti.

Filistin Ulusal Girişim Partisi Başkanı Mustafa Bergusi, "Ordunun koruması ve himayesinde Filistin şehir ve köylerine yönelik saldırılar başlatmak, etnik temizlik fikrinin teorik bir kavram ve plandan somut bir pratik uygulamaya dönüştürülmesinde keskin ve tehlikeli bir geçişi temsil ediyor" dedi.

Bergusi, "Devam eden uluslararası sessizlik ve suç ortaklığı, uluslararası standartlardaki çirkin çifte standart ve Arapların İsrail'in suçlarıyla etkili bir şekilde mücadele edememesi ortasında bu artış, Filistinlilerin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri. Bu zorlukla yüzleşmek, özellikle İsrail'in tüm anlaşmaları reddetmesi ışığında, Filistinlilerin bir çatışma ve artan mücadele aşamasında olduğu gerçeğine dayanan birleşik bir Filistin metodolojik stratejisinin geliştirilmesinde yatmaktadır" ifadelerini kullandı.

Yeni karakol

Yerleşimciler saldırıların sıklığını artırmakla, askeri personel kimliğine bürünmekle, kontrol noktaları kurmakla, Bedevi topluluklarda ve uzak bölgelerde Filistinlileri taciz etmekle, hayvanlarını çalmakla ve ölüm korkusuyla göçe zorlamakla yetinmediler.

Aksine savaş gerekçesiyle rastgele yerleşim karakollarının inşasını yoğunlaştırdılar.

İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now, birkaç gün önce yayınladığı yeni bir raporda, Batı Şeria'daki gayri resmi yerleşimlerin ve yerleşimciler için açılan yeni yolların sayısının benzeri görülmemiş bir şekilde arttığını açıkladı.

3 ayı aşkın süredir devam eden Gazze savaşı boyunca yerleşimcilerin dokuz yeni yerleşim karakolu kurduğunu belirten hareket, yerleşimciler tarafından 18 yeni yolun inşasını da rekor düzeyde olarak nitelendirdi.

Örgüt, yerleşimcilerin Gazze'de devam eden savaşı, sahada bir oldu bitti oluşturmak ve ardından Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde daha geniş alanları kontrol altına almak için istismar ettiğini söyledi.

Filistin Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü (ARIJ) direktörü Süheyl Haliliyye'ye göre geçen yıl İsrail'in "Batı Şeria ve Kudüs'te 13 milyon metrekareden fazla alana 25 binden fazla yerleşim birimi inşa etme" amaçlı 200'den fazla planı izlendi.

Ulusal Ofis raporu, geçen ekim ayının 7'sinden bu yana İsrailli yetkililerin askeri ve güvenlik amacıyla uzun vadeli ve acil askeri emirler yayınlamayı genişlettiğini doğruladı.

Hatta itiraz süresini 60 günden sadece iki haftaya indirdikten sonra vatandaşları İsrail mahkemelerinde itiraz etme hakkından bile mahrum ettiği kaydedildi.

Geçen yıl İsrail yetkilileri 23'ten fazla askeri el koyma emri çıkardı ve bunun sonucunda Batı Şeria'da binlerce metrelik Filistin toprakları ele geçirildi.

Öte yandan el-Halil'in güneyinde yer alan Masafer Yatta'daki Koruma ve Direnç Komiteleri koordinatörü Fuad el-Amour, yerleşimcilerin müsadere tehdidi altındaki toprakları kontrol etme konusunda Sivil İdare'den önce geldiğini dile getirdi. 

Amour, "Dağların tepelerindeki çok sayıda çadır, yerleşimcilerin savaşı Filistinlilere karşı yerinden edilme ve etnik temizlik için altın bir fırsat olarak kullandıklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğruluyor. Böylece çevredeki onlarca dönümlük araziyi silah zoruyla ve kavgayla kontrol altına almayı başardılar" dedi. 

Batı Şeria'da patlama

Yerleşimci şiddeti ve terörizmi kötüleşirken ve aralarında Filistinlilere yönelik zorla yerinden edilme ve etnik temizlik yanılsaması büyürken, bu saldırıların artması ve türü nedeniyle Batı Şeria'daki durumda bir patlama yaşanacağına dair uluslararası uyarılar devam ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD'li yetkililerin Filistinlilere yönelik şiddeti azaltmak amacıyla Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimcilere karşı yeni önlemler almaya hazır olduğunu açıkladı.

Blinken, daha önce ülkesinin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine karışan kişilere vize kısıtlaması getirdiğini açıklamıştı.

Ayrıca ABD'nin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin, kimin işlediğine bakılmaksızın hesap sormaya devam edeceğini vurgulamıştı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB'nin Batı Şeria'da Filistinlilere karşı şiddet eylemleri gerçekleştiren Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama zamanının geldiğini söyledi.

İsrail ordusunun militanlara ve aranan Filistinlilere ev sahipliği yapan Filistin kamplarına ve şehirlerine bir dizi özel operasyon ve günlük baskınlar gerçekleştirmesiyle paralel şekilde gerçekleştirilen yerleşimci saldırıları sonucunda Batı Şeria'daki durumun patlayacağına dair korkular devam ediyor.

Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevy ve bazı üst düzey subaylar, Başbakan Binyamin Netanyahu ve savaş bakanlarına Batı Şeria'nın patlamak üzere olduğu yönündeki uyarılarını tekrarladı. 

İsrail merkezli Kanal 12'nin haberine göre askeri düzeyde Batı Şeria'da bir patlama olabileceği konusunda özellikle uyarı yapıldı.

Bu durum, İsrail'in yüksek yoğunlukla uğraşması gereken yeni bir cephe anlamına geliyor.

Askeri kurumdaki üst düzey yetkililer, "İsrail'de ekonomik koşulların bozulması ve işçilerin işe girmesinin engellenmesi, Batı Şeria'da üçüncü ve kapsamlı bir intifadanın patlak vermesi tehdidi taşıyor" dedi.

Bu uyarılar, Filistinlilerin Batı Şeria'da gerçekleştirdiği eylemlerin sayısındaki önemli artışın ve İsrail'in Batı Şeria'nın kuzeyindeki kamplara ve şehirlere yönelik saldırılarını püskürtmek için kullanılan silahların ve yerleştirilen patlayıcıların geliştirilmesinin ardından yapıldı.

Yaklaşık iki hafta önce Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nur Şems Mülteci Kampı'nda ev yapımı bir patlayıcının patlatılması, 1 İsrailli kadın askerin ölümü ve çok sayıda askerin de yaralanmasıyla sonuçlandı.

Ayrıca savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da 370 Filistinli öldürüldü, yaklaşık 4 bin 200 Filistinli de yaralandı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.