Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Gazze savaşından sonra saldırıların şiddeti arttı ve tehdit sayısı günde 5'e ulaştı

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
TT

Yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları etnik temizliğin habercisi

Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)
Yerleşimciler, İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere baskı uyguluyor (AFP)

İsrail askerleri, silahların tehdidi altında, 40 yaşındaki Yaser Marzuk ve ailesini, Ramallah şehrinin kuzeydoğusundaki Ramoun köyünün doğusunda yer alan el-Malihat bölgesindeki çadırlarını terk etmeye zorladı.

Eşi ve 5 çocuğuyla birlikte Marzuk, saatlerce soğukta bekletildi, benzeri görülmemiş işkencelere maruz kaldı ve şiddetli askeri tedbirlere tanık oldu.

Hatta aşırı soğuğun ortasında elbiselerini çıkartmak zorunda kaldılar, ardından elleri başlarının üstünde birleştirip yüzüstü şekilde yere yatıp askerlerin tüfeklerinin dipçiklerinin altına beklediler. 

Yaser Marzuk, bölgede çobanlık yaparken zaman zaman sivil kıyafetli olarak gördüğü yerleşimcilerin üniformalı İsrail askerlerini taklit ettiklerine tanık oldu.

Marzuk'a göre bu yerleşimciler, Bedevi topluluklarına, özellikle de kırsal kesimdeki kentsel alanlardan nispeten izole olanlara karşı büyük şiddet ve baskı uyguluyorlar.

Hatta Filistinlilerin topraklarını kontrol altına almak, Filistinlileri yerinden etmek, çiftliklerine saldırmak, mahsullerini ve evlerini yakmak, hayvanlarını öldürmek amacıyla onlara sokağa çıkma yasağı koyarak ve onları terörize ederek, coplarını, bu alanlara saldırmak için serbestçe kullandıkları askeri teçhizatlarla değiştirdiler.

Bu sahne, Batı Şeria'daki Filistinliler için gerçek bir felaketin habercisi.

Yerleşimcilerin ihlalleri ve şiddeti, daha önceki tüm saldırganlık ve kışkırtma yöntemlerini aşarak, kasıtlı öldürme ve sakatlama noktasına ulaştı.

Batı Şeria'nın güneyindeki Beytüllahim'in doğusunda bulunan Arab er-Reşadiye bölgesinde yerleşimciler, drone kullanarak Filistinlilere ait çadırların üzerine kezzap döktüler.

Bu durum, çadırların tamamen yanmasına neden olurken, kadın ve çocuklar çadırdan canlı olarak çıkmayı başardı.  

Batı Şeria'nın merkezinde, Ramallah'ın doğusunda bulunan ve yaklaşık 40 Filistinli aileye ev sahipliği yapan Vadi es-Sig Bedevi topluluğu, geçen yıl 7 Ekim'de Gazze'deki savaş sırasında yerlerinden edilen en önde gelen Bedevi topluluklarından biri olarak kabul ediliyor.

Filistin Bilgi Merkezi Maata'ya göre, geçen yıl yerleşimciler Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı 2 binden fazla saldırı düzenledi. Bunların en büyük oranı son 3 ayda gerçekleşti.

Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi'nden alınan veriler, yerleşimcilerin aynı yıl içinde 22 Filistinliyi öldürdüğünü gösteriyor.

Verilere göre bunların 10'u savaş sonrasında öldürüldü. İsrail hükümeti, yerleşim yerlerinin ve yerleşimcilerin yürüdüğü yolların güvenliğini korumak için aralarında Hilltop Youth'un (Tepenin Gençleri) da bulunduğu yerleşimci çetelerini görevlendirdi.

Bu çeteler ise kontrol noktaları kurarak, Filistinli vatandaşların üzerlerini arayacak kadar ileri gitti. 

Konseyin İzleme ve Dokümantasyon Birimi'ne göre 26 binden fazla yerleşimci ellerine silah alarak özel eğitimden geçti.

Filistin Sağlık Bakanlığı, savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki 15 çoban ve 586'sı çocuk olmak üzere bin 208 kişiyi içeren Bedevi topluluğuna mensup en az 198 Filistinli ailenin evlerinden uzaklaştırıldığını bildirdi.

Etnik temizlik

Gözlemciler, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir tarafından yürütülen silah dağıtım planının ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından yürütülen yerleşimlerin etrafına tampon bölge kurma planının, yerleşimcilere, "Filistinli toplulukları idari ve güvenlik açısından İsrail tarafından kontrol edilen bölgelerden uzaklaştırmaya yönelik saldırılarını artırmaları" için kapıyı sonuna kadar açtığına dikkati çekti. 

Filistinliler bu toplulukları, Filistin topraklarındaki geniş alanların, özellikle de Oslo Anlaşmaları'na göre C Bölgesi olarak sınıflandırılan ve yerleşim projelerinin hedefi olan bölgelerdeki geniş alanların koruyucuları olarak görüyor.

Ulusal Kara Savunma ve Yerleşim Direnişi Ofisi tarafından yayınlanan bir rapor, geçen yıl yerinden edilen kişilerin yüzdesinin 2022 yılına kıyasla üç kat arttığını açıkladı.

Rapora göre yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren yerleşimci örgütleri, Anata, el-İseviyye ve ez-Zaim kasabalarının topraklarındaki "Doğu Kudüs Kapısı" olarak bilinen noktadan başlayarak Batı Şeria'daki bazı Filistin konut topluluklarında, özellikle de Bedevi ve çoban topluluklarında, savaştan önce yerinden edilme ve etnik temizlik görevlerinden bazılarını şiddet ve terör yoluyla yerine getirdi.

Örgütler, bu yolla Maale Adumim yerleşkesini Kudüs şehri ile birleştirme girişiminde bulundu.

Masafer Yatta'da el-Halil'in güneyindeki kırsal ve tarımsal topluluklara kadar Ramallah ve Eriha şehirleri arasındaki topluluk, Kafr Malik yamaçlarındaki Ayn Samiyye topluluğu, Nablus vilayetindeki Beyt Faurik ve Beyt Dajan kasabalarının uzantısında yer alan Hirbet Tana topluluğu gibi Kuzey Ürdün Vadisi ve Şafa el-Ghor bölgelerindeki çoban toplulukları da dahil, Ölü Deniz'e kadar E bölgesi olarak bilinen bölgede, Jahalin Araplarının yaşadığı topluluklara doğru genişlemeye çalıştı. 

İsrail İnsan Hakları Enformasyon Merkezi B'Tselem, Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ve Yeş Din (Kanun Var) örgütü gibi İsrailli insan hakları örgütlerine göre yerleşimciler yıllardır Filistinlilere saldırıyor.

Ancak yerinden edilmeye yönelik şiddet düzeyi, özellikle el-Halil şehrinin güneyinde, sıklık ve yoğunluk açısından benzeri görülmemiş düzeye ulaştı. 

İsrailli insan hakları savunucusu Yehuda Shaul, "Yerleşimcilerin Filistin topraklarına tecavüzleri tehlikeli hale geldi; Filistinlilere evlerindeyken saldırıyorlar, onları arıyorlar, onları yakıyorlar, su depolarını parçalıyorlar, insanları darp ediyorlar, kadın ve çocukları tehdit ediyorlar. İsrail ordusunun ve polisinin yokluğu ve sessizliği karşısında, şiddet eylemlerini hızlandırmak için savaşı istismar eden yerleşimcilerden kaynaklı korku ve panik nedeniyle eşyalarını toplayan koskoca topluluklar var" dedi. 

Yoğun saldırılar

Gazze Şeridi'ndeki savaş sırasında artan tehlikeler, Beytüllahim'dahi Kaisan yakınında yer alan Tafgu ve Hallet el-Hamra çölü, Vadi es-Sig, Dahr el-Cebel bölgesindeki Mleihat topluluğu, Hirbet et-Taybeh, er-Rudaim, Hirbet Zanuta, Anizan, el-Halil'in güneyindeki el-Kanub, Kudüs'teki Hizma çölü ve Nablus'un doğusundaki Hirbet Tana sakinlerini tamamen tahliyeye zorladı.

Ayrıca Ayn Şibli'nin güneyindeki ve Hirbet Samra bölgesindeki topluluklar, kuzey Ürdün Vadisi'ndeki Nabea el-Gazal ve Hirbet Tal el-Himma topluluğu ve Ramallah'taki Bedevi Cibas toplulukları kısmi yer değiştirmeye maruz kaldı.

Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi raporu, Güney el-Halil Tepeleri'ndeki ve Ürdün Vadisi bölgesindeki diğer 25 topluluğun yerleşimciler ve saldırıları karşısında hâlâ dayanıklı olduklarını ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre yerleşimcilerin Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik saldırıları, 7 Ekim'deki savaştan sonra önemli ölçüde arttı ve günde ortalama 5 saldırıya ulaştı.

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem ise yerleşimciler tarafından son iki yılda gerçekleştirilen toplu saldırıların, Ramallah'ın doğusunda ve el-Halil'in güneyindeki 6 Bedevi topluluğunun Batı Şeria haritasından kalıcı olarak silinmesine yol açtığını belirtti.

Örgüt, İsrail'in bu Bedevi topluluklarını "tanınmayan köyler" olarak sınıflandırmasının, Filistinli sakinleri elektrik, su ve yol ağlarından mahrum bıraktığını, evlerini ve ahırlarını defalarca yıkılmaya açık hale getirdiğini açıkladı.

Örgüt ayrıca, Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen kitlesel saldırıların, İsrail devletinin (ordu ve hükümet) elinde bulunan ve halkını zorla yerinden etmek ve topraklara el koymak için kullandığı bir araç olduğuna dikkat çekti.

Filistin Ulusal Girişim Partisi Başkanı Mustafa Bergusi, "Ordunun koruması ve himayesinde Filistin şehir ve köylerine yönelik saldırılar başlatmak, etnik temizlik fikrinin teorik bir kavram ve plandan somut bir pratik uygulamaya dönüştürülmesinde keskin ve tehlikeli bir geçişi temsil ediyor" dedi.

Bergusi, "Devam eden uluslararası sessizlik ve suç ortaklığı, uluslararası standartlardaki çirkin çifte standart ve Arapların İsrail'in suçlarıyla etkili bir şekilde mücadele edememesi ortasında bu artış, Filistinlilerin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri. Bu zorlukla yüzleşmek, özellikle İsrail'in tüm anlaşmaları reddetmesi ışığında, Filistinlilerin bir çatışma ve artan mücadele aşamasında olduğu gerçeğine dayanan birleşik bir Filistin metodolojik stratejisinin geliştirilmesinde yatmaktadır" ifadelerini kullandı.

Yeni karakol

Yerleşimciler saldırıların sıklığını artırmakla, askeri personel kimliğine bürünmekle, kontrol noktaları kurmakla, Bedevi topluluklarda ve uzak bölgelerde Filistinlileri taciz etmekle, hayvanlarını çalmakla ve ölüm korkusuyla göçe zorlamakla yetinmediler.

Aksine savaş gerekçesiyle rastgele yerleşim karakollarının inşasını yoğunlaştırdılar.

İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now, birkaç gün önce yayınladığı yeni bir raporda, Batı Şeria'daki gayri resmi yerleşimlerin ve yerleşimciler için açılan yeni yolların sayısının benzeri görülmemiş bir şekilde arttığını açıkladı.

3 ayı aşkın süredir devam eden Gazze savaşı boyunca yerleşimcilerin dokuz yeni yerleşim karakolu kurduğunu belirten hareket, yerleşimciler tarafından 18 yeni yolun inşasını da rekor düzeyde olarak nitelendirdi.

Örgüt, yerleşimcilerin Gazze'de devam eden savaşı, sahada bir oldu bitti oluşturmak ve ardından Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde daha geniş alanları kontrol altına almak için istismar ettiğini söyledi.

Filistin Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü (ARIJ) direktörü Süheyl Haliliyye'ye göre geçen yıl İsrail'in "Batı Şeria ve Kudüs'te 13 milyon metrekareden fazla alana 25 binden fazla yerleşim birimi inşa etme" amaçlı 200'den fazla planı izlendi.

Ulusal Ofis raporu, geçen ekim ayının 7'sinden bu yana İsrailli yetkililerin askeri ve güvenlik amacıyla uzun vadeli ve acil askeri emirler yayınlamayı genişlettiğini doğruladı.

Hatta itiraz süresini 60 günden sadece iki haftaya indirdikten sonra vatandaşları İsrail mahkemelerinde itiraz etme hakkından bile mahrum ettiği kaydedildi.

Geçen yıl İsrail yetkilileri 23'ten fazla askeri el koyma emri çıkardı ve bunun sonucunda Batı Şeria'da binlerce metrelik Filistin toprakları ele geçirildi.

Öte yandan el-Halil'in güneyinde yer alan Masafer Yatta'daki Koruma ve Direnç Komiteleri koordinatörü Fuad el-Amour, yerleşimcilerin müsadere tehdidi altındaki toprakları kontrol etme konusunda Sivil İdare'den önce geldiğini dile getirdi. 

Amour, "Dağların tepelerindeki çok sayıda çadır, yerleşimcilerin savaşı Filistinlilere karşı yerinden edilme ve etnik temizlik için altın bir fırsat olarak kullandıklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğruluyor. Böylece çevredeki onlarca dönümlük araziyi silah zoruyla ve kavgayla kontrol altına almayı başardılar" dedi. 

Batı Şeria'da patlama

Yerleşimci şiddeti ve terörizmi kötüleşirken ve aralarında Filistinlilere yönelik zorla yerinden edilme ve etnik temizlik yanılsaması büyürken, bu saldırıların artması ve türü nedeniyle Batı Şeria'daki durumda bir patlama yaşanacağına dair uluslararası uyarılar devam ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD'li yetkililerin Filistinlilere yönelik şiddeti azaltmak amacıyla Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimcilere karşı yeni önlemler almaya hazır olduğunu açıkladı.

Blinken, daha önce ülkesinin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine karışan kişilere vize kısıtlaması getirdiğini açıklamıştı.

Ayrıca ABD'nin Batı Şeria'da sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin, kimin işlediğine bakılmaksızın hesap sormaya devam edeceğini vurgulamıştı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB'nin Batı Şeria'da Filistinlilere karşı şiddet eylemleri gerçekleştiren Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama zamanının geldiğini söyledi.

İsrail ordusunun militanlara ve aranan Filistinlilere ev sahipliği yapan Filistin kamplarına ve şehirlerine bir dizi özel operasyon ve günlük baskınlar gerçekleştirmesiyle paralel şekilde gerçekleştirilen yerleşimci saldırıları sonucunda Batı Şeria'daki durumun patlayacağına dair korkular devam ediyor.

Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevy ve bazı üst düzey subaylar, Başbakan Binyamin Netanyahu ve savaş bakanlarına Batı Şeria'nın patlamak üzere olduğu yönündeki uyarılarını tekrarladı. 

İsrail merkezli Kanal 12'nin haberine göre askeri düzeyde Batı Şeria'da bir patlama olabileceği konusunda özellikle uyarı yapıldı.

Bu durum, İsrail'in yüksek yoğunlukla uğraşması gereken yeni bir cephe anlamına geliyor.

Askeri kurumdaki üst düzey yetkililer, "İsrail'de ekonomik koşulların bozulması ve işçilerin işe girmesinin engellenmesi, Batı Şeria'da üçüncü ve kapsamlı bir intifadanın patlak vermesi tehdidi taşıyor" dedi.

Bu uyarılar, Filistinlilerin Batı Şeria'da gerçekleştirdiği eylemlerin sayısındaki önemli artışın ve İsrail'in Batı Şeria'nın kuzeyindeki kamplara ve şehirlere yönelik saldırılarını püskürtmek için kullanılan silahların ve yerleştirilen patlayıcıların geliştirilmesinin ardından yapıldı.

Yaklaşık iki hafta önce Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nur Şems Mülteci Kampı'nda ev yapımı bir patlayıcının patlatılması, 1 İsrailli kadın askerin ölümü ve çok sayıda askerin de yaralanmasıyla sonuçlandı.

Ayrıca savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da 370 Filistinli öldürüldü, yaklaşık 4 bin 200 Filistinli de yaralandı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.