Belge 29, Cezayir ile Fas arasında ‘liman savaşını’ başlattı

Kuzey Afrika bölgesinde ekonomik entegrasyon fırsatlarının kaybı ve çeyrek milyar insanı içeren bir pazar için rekabet

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Belge 29, Cezayir ile Fas arasında ‘liman savaşını’ başlattı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Kevser Zantur

Cezayirli yetkililerin doğruluğunu inkâr etmediği bir belgeye göre Cezayir ve Fas arasındaki sınırlar, 10 Ocak 2024 tarihinden itibaren kara, deniz ve hava trafiğine tamamen kapatıldı. Cezayir Bankaları ve Finansal Kurumları Meslek Birliği'ne atfedilen ‘Belge 29’, nakliye veya transit olsun, Fas limanları üzerinden yapılan her türlü ticari işlemin yasaklanmasını şart koşuyor. Bu gerilimi tırmandıran adım, nüfuz mücadelesinin rekabet aşamasından çatışma aşamasına geçmesinin ardından iki ezeli komşunun bölgedeki ticareti kontrol altına almak amacıyla başlattığı ‘karşılıklı vergiler’ bağlamında geldi.

Üzerinde ‘gizlidir’ damgası bulunan Belge 29, Cezayir Bankaları ve Finansal Kurumları Meslek Birliği Başkanı tarafından Cezayir Limanlarının Genel Müdürlerine gönderildi. Anlaşma, ‘Fas limanlarından yeniden nakliye veya transit geçişi sağlayan taşımacılık sözleşmelerine yönelik herhangi bir yerelleştirme sürecinin reddedilmesini’ şart koşuyor.

Belgede, şirketlerin, aktarma veya transit geçişin Fas limanları üzerinden gerçekleşmediğini ekonomik yetkililerden teyit etmesi gerektiği vurgulandı; bunlardan en önemlisi ABD'nin Rabat Büyükelçisi Puneet Talwar, 17 Ocak 2024'te ziyaret etti. Bunların en önemlisi, 17 Ocak 2024'te Cezayir'e yönelik kargo operasyonlarının çoğunun geçtiği liman olan Tanca Med limanını ziyaret etti. Yasak, nakliye maliyetlerinin artmasına, ithal malların fiyatlarının artmasına ve boşaltma sevkiyatlarının gecikmesine neden olacak. Fas medyası, Valencia Limanı’nın, 2024 Mali Kanunu verilerine göre cari yıl için beklenen ithalat değerinin 43,5 milyar dolar olduğu tahmin edilen ve 2025'te 47,4 milyar dolara ulaşması beklenen Cezayir'e alternatif olduğunu doğruladı.

Beklenen yansımalar

Valensiya Limanı, Afrika kıtasının en büyüğü olarak kabul edilen Tangier Limanı'nın rakibi olup yıllık 9 milyon konteyneri aşan kapasitesiyle Akdeniz Havzası'ndaki en büyük konteyner barındırma platformunu temsil ediyor. Dünya Bankası Grubu ve küresel kuruluş Standard & Poor's tarafından yayınlanan 2022 yılı Dünya Konteyner Limanları Performans Endeksi'nin üçüncü baskısına göre, performans kalite endeksi açısından da altıncı sırada yer alıyor.

Tanca-Med limanı, birçok ABD ve uluslararası şirket için Afrika'ya ve ötesine açılan bir kapıdır ve ticareti kolaylaştırmak ve refahı teşvik etmek için verimli ve güvenli operasyonlarını görmek harika. ABD'nin Rabat Büyükelçisi Puneet Talwar

Büyükelçi Talwar'ın ziyareti, yasak tedbirinin kabul edilmesinin geçerliliğinin bir teyidiydi. Ziyaret, Cezayir'in yeni bir düşmanca tırmanış olarak nitelendirdiği bir durumu geniş çaplı bir şekilde yansıtan Fas medyasının manşetlerinde yer aldı. Ayrıca, ABD Büyükelçiliğinin ‘X’ platformundaki hesabından Büyükelçi'nin liman hakkındaki olumlu görüşlerini yayınlandı. Paylaşımda Büyükelçi’nin "Tanca-Med Limanı, ABD’li ve uluslararası birçok şirket için Afrika'ya ve ötesine açılan bir kapıdır. Limanın etkili ve güvenli operasyonlarının ticareti kolaylaştırdığını ve refahı teşvik ettiğini doğrudan görmek harika" ifadelerine yer verildi.

Cezayir'de korumacı ve Fas'ta saldırgan olarak nitelendirilen bu adımın, ekonomik çatışma alanının genişlemesiyle geldiği bir bağlamı, anlamı ve sonuçları vardır. Bu adım, ‘düşman kardeşler’ arasındaki ekonomik çatışmanın alanının genişlediği bir dönemde geliyor. İlişkileri onlarca yıldır bozulmaya ve kötüleşmeye devam eden iki ülke arasındaki bu çatışma, siyasi, diplomatik, güvenlik ve askeri dosyalar üzerinde yoğunlaştı. Son yıllarda, bu çatışma, silahlanma yarışı ve Afrika kıtasında nüfuz ve etki mücadelesi yoluyla açıkça ortaya çıktı.

Deniz ticaretinde rekabet

Limanlar, bu etkiyi gerçekleştirmenin en önemli stratejik ve hayati araçlarından birini temsil eder. Fas, Tanca-Med Limanı gibi limanları kurarak ve geliştirerek uluslararası deniz ticareti eksenlerini kontrol etmeyi amaçlıyor. Fas'ın en önemli yatırımlarından biri, Atlantik Okyanusu'nu Sahra Altı Afrika ülkeleriyle bağlama planının temelini oluşturan Dakhla Limanı'dır. Dakhla limanı, Fas Kralı 6. Muhammed tarafından başlatılan ve Mali, Nijer, Burkina Faso ve Çad ülkelerinin Dışişleri Bakanları’nın 23 Aralık 2023’te Marakeş'te Fas liderleriyle buluştuğunda kabul ettiği, Sahra altı ülkeleri Atlantik Okyanusu'na bağlama planının veya ‘Atlantik Girişimi’nin temel taşını temsil ediyor.

Fas ‘Tanca- Med Limanı’ gibi daha fazla liman kurup geliştirerek uluslararası deniz ticaret merkezlerini kontrol etmeyi amaçlıyor ve Fas'ın en önemli yatırımı Dakhla limanıdır.

Cezayir, müttefiki Moritanya ile birlikte, Sahel Ülkeleri'nde ticareti kontrol etmeye karşı olan bir projeyi yönetiyor. Bu projenin bir parçası olarak, ülkelerinin okyanus kıyısına erişimini güçlendirmek amacıyla Nuakşot Limanı üzerinden okyanusa erişimi arttırıyor. Aynı zamanda, iki ülke arasında serbest ticaret bölgesi oluşturma çalışmalarına başladı. Müttefikler, aynı anda Fas ticaretine sert darbeler indirdi. Cezayir, gemi taşımacılığı operasyonlarının Fas limanları üzerinden geçişine ilişkin işlemlerin yerelleştirilmesini yasaklayarak bu konuda sert bir politika izlerken diğer yandan, Kuzey Afrika ile Batı Afrika arasındaki bağlantı noktasını temsil eden Moritanya, Fas'tan gelen ürünler üzerinde uygulanan gümrük vergilerini arttırma kararı aldı.

Gümrük vergilerinin artırılması, 7 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girdi ve bu artış oranı yüzde 171'e ulaştı. Bu oran, pratikte Fas ile Moritanya arasındaki Kerkerat Sınır Kapısı üzerinden transit geçişi etkiliyor. Bu stratejik geçiş noktası, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) bölgesinin bir uzantısı olarak önem taşıyor.

Sahel ülkeleri, dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri olarak artık sadece Fas ve Cezayir arasında ortak bir güvenlik endişesi oluşturmuyor. Bu bölgeler, komşularının ekonomileri için giderek daha fazla stratejik önem taşıyor. Bu durum, bu bölgedeki ticaretin kontrolü için yapılan çekişmelerin arkasındaki gizli nedenleri açıklar. Bu bölge, Rusya/Çin ekseninden bir tarafta ve Batı ülkelerinden diğer tarafta bir jeopolitik sahne haline geldi.

Siyasi ve ekonomik rekabet

İki ülke, diplomatik, siyasi ve ekonomik açıdan, yaklaşık 250-300 milyon nüfusu barındıran bir pazar üzerinde rekabet ediyor. Fas ve Cezayir'in bu bölgede hareket etmeye yönelik çabaları, Fransa ve Avrupa ülkelerinin Sahel bölgesinden çekilmesinin ardında bıraktığı boşluğu doldurma fırsatını temsil ediyor. Faslı Arap Araştırmalar uzmanı Louis Martinez, Fransız gazetesi La Croix’de 19 Ocak 2024 tarihinde yayınlanan bir makalesinde, bölgenin, nüfusunun 250-300 milyon arasında olduğu Sahel bölgesinden çekilen Fransa ve Avrupa'nın ardında bıraktığı bir fırsatı temsil ettiğini ifade etti.

Martinez'e göre, Fas, Sahel ülkeleri için denize açılan bir kapı rolünü üstleniyor ve bu durum, ülkeye ticari avantajlar ve aynı derecede önemli siyasi avantajlar sağlıyor. Bu avantajlardan biri, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki gerçek meşruiyetini güçlendirmesidir; bu bölge, Polisario Cephesi ile anlaşmazlık yaşanan bir bölgedir. Öte yandan, Cezayir, ilişkilerindeki dalgalanmalardan faydalanarak özellikle Fas ile olan ilişkilerin karmaşıklığından dolayı Moritanya'ya yöneldi.

İki ülke, yaklaşık çeyrek milyar insanı kapsayan bir pazar için diplomatik, siyasi ve ekonomik olarak rekabet ediyor

Martinez, Sahel ülkelerinin Atlas Okyanusu'na ulaşma arzusunu ifade ederek, bu hedefin Batı Sahra üzerinden gerçekleşmesinin, özellikle Gine Körfezi üzerinden geçen alternatif rotadan daha güvenli ve siyasi açıdan daha istikrarlı olduğunu belirtti. Bu alternatif rotada korsanlık tehlikesi bulunuyor ve bölgesel politik açıdan güvenli ve istikrarlı bir seçenek değil.

Cezayir için umut verici bir pazar

Aynı kaynağa göre dört Sahel ülkesinin gayri safi yurt içi hasılası 9,2 ila 18,4 milyar euro arasında değişiyor.

Batı Afrika ülkeleri, Cezayir için umut vaat eden bir pazar oluşturuyor. Cezayir, ‘ekonomiyi petrol bağımlılığından kurtarma’ amacı güden politikalarının başarılı bir şekilde sonuçlanmasıyla, petrol dışı ihracatını artırmayı başardı. Bu başarıda, gümrük kısıtlamalarının kaldırılması, kara kıtasındaki ülkelerle deniz ve hava seferlerinin artırılması gibi bir dizi kararın etkisi bulunuyor. Ayrıca, ülkenin tarihinde ilk kez yurtdışında şube açma girişimi, Senegal ve Moritanya'da başladı.

dserg
Cezayir'deki Skikda Limanı - Cezayir

Sayılarla ifade edildiğinde, Cezayir, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'a göre, 2019'dan bu yana petrol dışı ihracat hacminde yılda yüzde 30'luk bir artış elde etti. Bu hacim, 2022'de 7 milyar dolar seviyesinden 2023'te 13 milyar dolara sıçradı. Cezayir'in hedefi ise 2025 yılına kadar 15 milyar dolar eşiğini aşıyor.

Öte yandan bankacılık, maden ve hizmet sektörlerindeki stratejik yatırımlarına güvenerek, ortaklıklar ve anlaşmalar kurarak bölgedeki varlığını güçlendiren Fas için Afrika kıtası cazip bir yatırım destinasyonu olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca, Fas'ın Afrika'ya olan ihracatı, 2000 yılında 300 milyon dolar (3,7 milyar dirhem) seviyesinden 2021 yılında 4,5 milyar dolar (45 milyar dirhem) seviyesine yükselerek 2022 yılında 6,4 milyar dolar (64 milyar dirhem) seviyesine çıktı.

Deniz taşımacılığı, onlarca yıldır Cezayir ekonomisinin büyümesini engelleyen ikilemlerden biri olarak görülüyor ve daha sonra bu dosya, ulusal iç yetkiler nedeniyle ‘Muradiye Sarayı’ için büyük önem taşıyan bir ulusal güvenlik dosyası haline geldi.

Fas Ekonomi Bakanı, geçtiğimiz yılın Ocak ayında Danışmanlar Meclisi'nde yaptığı bir konuşmada, Afrika ülkeleri ile Fas arasındaki ticaretin büyümesini, Fas bankalarının kıtadaki yaygın ağına bağladı. Ayrıca, Dakhla limanının Afrika pazarına açılan en büyük kapı olacağını vurgulayarak bu büyümeyi destekleyeceğini belirtti.

Fas Maliye Bakanlığı'nın 2022'de yayınladığı raporda, Fas’ın ortaklarına yönelik, kendisini kıtada bölgesel bir merkez haline getirmeyi amaçlayan bir ekonomik strateji izlediği belirtildi.

Dünya Ticaret Bankası'na göre, küresel ticaretin hacmi açısından, malların yüzde 80'den fazlası deniz yoluyla taşınmaktadır ve gönderimlerin yüzde 35'i hacminde ve ticari değeri olan gönderilerin yüzde 60'ından fazlası konteynerlerle sevk ediliyor. Bu, limanların ve onların rolünün giderek artan önemini yansıtıyor.

Fas, Cezayir’in rekabetine hazırlıklı

Fas, Cezayir'in liman altyapısını geliştirmeye yönelik büyük projelerini hem orta hem de uzun vadede, yakından takip ediyor. Fas, şu anda komşusundan hem liman platformlarının büyüklüğü hem de performansı ve verimliliği açısından daha üstün olmasına rağmen, bu rekabete hazırlıklı.

Cezayir ekonomisinin büyümesini onlarca yıldır engelleyen sorunlardan biri olan deniz taşımacılığı, daha sonra Muradiye Sarayı için ulusal güvenlik açısından büyük bir öneme sahip olan bir dosya haline geldi. Bu durum, içsel ve ulusal gereksinimlere ek olarak (ekonomiyi çeşitlendirmek için bir kalkınma planı) Fas ile olan bölgesel çatışma bağlamında ortaya çıkan zorlukları yansıtıyor.

İki açıklama Cezayir’in yönelimlerinin arka planını özetliyor. Eski Cezayir Ulaştırma Bakanı Ammar Tou, ülkesinin yük ve ticaret ithalatının ve ihracatının sadece yüzde 3'ünü kontrol ettiğini, bu oranın 1990 yılında yüzde 30 ila yüzde 35 arasında olduğunu belirtmişti. 2013 yılında ise, Ekonomik Kuruluşlar Başkanları Forumu'nun eski lideri Rıza Hamiyani, ülkesinin limanlarının kötü durumu ve deniz taşımacılığı hizmetlerinin yüzde 97'sini kontrol eden yabancı deniz nakliyat şirketlerinin etkisi nedeniyle her yıl 3 milyar dolar kaybettiği konusunda uyarmıştı.

Cezayir, sömürge döneminden miras kalan denizcilik tesislerini geliştirmedi; bunların en eskisi, 1860 yılında kurulan başkentin limanıdır. Batı komşusuyla arasındaki büyük farkı azaltmak ve yabancı gemicilik şirketlerine, Avrupa limanlarına ve Fas'ın Tanca limanına neredeyse tamamen bağımlılık ve bağımlılığa son vermek için inşaat ve inşaatı hızlandırmayı umuyor.

Cezayir, dünyanın en önemli 30 limanı arasında yer almak için rekabete başlama tarihi olarak 2030'u belirledi. Bu tarih, başkentin batısındaki Şerşel’deki Hamdania Limanı'ndaki çalışmaların tamamlandığı tarihe denk geliyor

Yasak kararı, Tanca limanına olan bağımlılığı sona erdirdi ve Fas limanlarından yapılan nakliye ve gemi geçiş işlemleri için herhangi bir sözleşmeye yer verilmemesi kararı alındı. Bu durumda, İspanya, Portekiz ve Marsilya limanları, Fas limanlarından yapılan nakliyat ve gemi geçiş işlemlerine alternatif olacak.

Cezayir gaz ihracat operasyonları üç özel liman aracılığıyla güvence altına alınıyor: Arzew, Skikda ve Bejaia limanları. Ülkenin geri kalan limanları ise sadece taşıma malzemelerini boşaltma veya yükleme hizmetlerinin minimum gereksinimlerini karşılamakta zorlanıyor. Eski Cezayir Ulaştırma Bakanı Lazhar Hani, daha önce, Cezayir, 2019 yılında limanlardaki konteyner boşaltma gecikmeleri ve kira maliyetlerinin artması nedeniyle yaklaşık 1 milyar dolar (9.7 milyar Cezayir dinarı) zarar yaşadığını dığrulamıştı.

Bu faktörlere ek olarak, petrol fiyatlarının çöküşü krizlerinde döviz rezervlerinin erozyonu da söz konusu. Bu durum, Cezayir'i, 2022 yılından bu yana deniz ve hava yolu taşımacılığı için bir geliştirme planı oluşturmak, 55 liman tesisinin yönetim mekanizmalarını gözden geçirmek zorunda bıraktı. Bu limanlar, bin 650 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridine yayılmış olup bunların içinde 7 tanesi yük taşımacılığına, 3 tanesi ise petrol ürünlerinin taşınmasına özel ticaret limanlarıdır.

Cezayir, dünyanın en önemli 30 limanı arasında yer almak için rekabete başlama tarihi olarak 2030'u belirledi. Bu tarih, Cezayir'in Afrika'daki ticareti kontrol etmesini sağlayacak bir deniz üssüne dönüştürme hedefi ışığında, başkentin batısındaki Şerşel'deki Hamdania limanındaki çalışmaların tamamlanmasıyla aynı zamana denk geliyor.

Proje tamamlama süreci birkaç engelle karşılaştı. ‘İpek Yolu’ girişimi kapsamında, Cezayir Ulusal Yatırım Fonu ile Çin Bankası Exim arasında uzun vadeli bir kredi anlaşması imzalandı ve Şanghai Limanları şirketi tarafından yönetilecekti. Ancak proje birkaç yıl boyunca ilerlemedi ve nihayet 28 Haziran 2022'de Tebbun'un Çin ziyareti sırasında tekrar gündeme geldi.

Limanın alanı 300 hektarı aşmakta (3 kilometrekare), 23 rıhtımı içermekte ve yılda 6.5 milyon konteyneri işleme, ayrıca 25 milyon ton taşıma kapasitesine sahip. Yeniden canlandırılması, Cezayir deniz taşımacılığı alanında bir devrime olanak sağlayacak. Komşular arasında deniz hakimiyeti ve nakliye trafiğinin kontrolü için rekabetin artması bekleniyor, limanlar için yönlendirilen yatırımların izlenmesinde bir yarışın başlamasına neden olabilir.

Tanca limanı, hayati coğrafi konumuyla Cebelitarık Boğazı'na hakim olması ve Afrika ile Avrupa kıtalarını, Akdeniz'i ve Atlantik Okyanusu'nu birbirinden ayırması nedeniyle Fas ekonomisinin gurur kaynağı ve arteri haline geldi.

Bu yılın başında Fas, Tanca Med Limanı için 714 milyon dolarlık fon tahsis edilecek yeni bir genişleme projesini duyurdu.

Fas, liman altyapısı ve lojistik gelişimini bir öncelik haline getirdi. Ülkede uluslararası ticaret için açık olan 14 liman bulunmakta ve bu limanlar, ülkenin ihracat ve ithalat işlemlerinin yüzde 96'sını karşılıyor. Fas, Akdeniz'in batısındaki Nador Limanı ve Atlantik kıyısındaki Dakhla Limanı için uluslararası standartlarda yatırımlar yaptı, bununla birlikte ticaret filosu oluşturma hedefleri doğrultusunda önlemler aldı.

Tanca Limanı, Fas ekonomisinin bir gururu ve ana arteri haline geldi. Coğrafi konumuyla Cebelitarık Boğazı'na bakan liman, Afrika ve Avrupa kıtalarını, Akdeniz'i ve Atlantik Okyanusu'nu birbirinden ayıran stratejik bir noktada bulunuyor. Aynı zamanda kuzey ve güney ülkeleri arasında bir bağlantı noktasıdır ve dünya çapında 180'den fazla limanı birbirine bağlıyor.

Bugün, bu liman, uluslararası deniz trafiğini engelleyen Kızıldeniz krizinden potansiyel bir fayda sağlıyor gibi görünüyor. Marsilya Limanı Başkanı Christine Cabau-Woehrel’in 19 Ocak 2024 tarihinde Reuters'a yaptığı açıklamaya göre, Kızıldeniz'deki savaşın devam etmesi durumunda olası senaryolardan biri, uluslararası gemilerin şu anda alternatif bir rota olan Ümit Burnu’ndan Fas'a yönelmesidir. Diğer gemiler ise Akdeniz üzerinden malları taşımak için Fas'a ulaşmak üzere hareket edebilir.

Ticaret borsalarının çöküşü

Ambargonun uygulanmasının sonuçları arasında, geçen yıl yaklaşık yüzde 70 düşüş gösteren Fas ve Cezayir arasındaki ticaret değerinde bir çöküş olması muhtemeldir.

İkili ilişkilerin, Cezayir'in 2021 yılının Ağustos ayında Fas ile diplomatik ilişkileri ‘kalıcı olarak’ keseceğini duyurmasından bu yana en kötü durumda olduğu belirtiliyor.

Fas'ın Cezayir'den ana ithalatı doğal gazdır. Cezayir Ekim 2021'de sözleşmeyi yenilememeye karar vermeden önce Rabat, doğalgaz boru hattının kendi topraklarından Avrupa'ya geçmesi karşılığında bundan pay alıyordu.

Cezayir'den gelen doğalgaz, Fas'ın Cezayir'den yaptığı en önemli ithalatlar arasında yer alıyor. Rabat, Cezayir'in gaz boru hattının Fas toprakları üzerinden Avrupa'ya geçişi karşılığında bir pay alıyordu. Ancak, Cezayir, Ekim 2021'de sözleşmeyi yenilememe kararı alarak bu durumu değiştirdi. Bu kararın ardından Rabat, Fas topraklarındaki borunun bir kısmını kullanarak dünya pazarlarından sıvılaştırılmış doğal gaz elde etmek için İspanya üzerinden bir yol izlemeye karar verdi.

İlişkilerin süregelen gerilimi, ‘Mağrip Ekonomik Entegrasyonu’ fırsatlarını ortadan kaldırdı. Uluslararası Para Fonu, bu bölgenin, yaklaşık 100 milyon nüfuslu bir bölgesel pazarı içeren dünyanın en az entegre olan bölgelerinden biri olduğunu belirtiyor. Bölgedeki ülkeler arası ticaretin toplam ülkelerinin yüzde 5'in altında olduğu bir ortamda, entegrasyon düzeyi düşük görünüyor.

Fas-Cezayir anlaşmazlığı, aralarındaki Kum Savaşı'ndan (Ekim 1963) bu yana yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden gerilimlerin, rekabetlerin ve tehlikeli suçlama alışverişlerinin ürünü olması nedeniyle her türlü senaryoya açıktır. Bu çatışmayı, Batı Sahra meselesi üzerindeki çekişme izledi. Sonuç olarak ilişki özellikle Rabat ve Tel Aviv arasındaki normalleşme sonrasında net bir düşmanlığa dönüştü.

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.