Mısır- İsrail ilişkileri nereye gidiyor?

Çarşamba günkü Polis Günü’nde Kahire’nin merkezinde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bir duvar resmi (Reuters)
Çarşamba günkü Polis Günü’nde Kahire’nin merkezinde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bir duvar resmi (Reuters)
TT

Mısır- İsrail ilişkileri nereye gidiyor?

Çarşamba günkü Polis Günü’nde Kahire’nin merkezinde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bir duvar resmi (Reuters)
Çarşamba günkü Polis Günü’nde Kahire’nin merkezinde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bir duvar resmi (Reuters)

Mısır’ın, Gazze Şeridi’ne saldırıları nedeniyle İsrail’e yönelik eleştirileri giderek artan bir eğilime sahip. Öyle ki Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail’i ‘yardımın Gazze’ye ulaşmasını engellemekle’ suçladı. Öte yandan İsrail tarafından yayınlanan haberlerde Mısır cumhurbaşkanlığının, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Sisi ile telefonda görüşmesi talebini reddettiği belirtildi. Bu durum, gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki ilişkilerde tıkanıklık olarak nitelendirildi.

İsrail’in Mısır topraklarından Gazze Şeridi’ne yardım girişini engelleyen uygulamalarını eleştiren Sisi, geçtiğimiz Çarşamba günü Mısır’da düzenlenen Polis Günü kutlamasında Refah Sınır Kapısı’nın her gün, günün 24 saati açık olduğunu vurguladı. Ancak İsrail’in aldığı önlemlerin yardımların girişini engellediğini belirtti. Sisi, “Bu, rehinelerin serbest bırakılması konusunda Gazze Şeridi ve sakinlerine uygulanan baskı biçimlerinden biridir” dedi.

Çoğu zaman bölgesel ve uluslararası taraflara açık ve doğrudan eleştiri yöneltmemeye dikkat eden Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması, Mısır’ın bu konuda en çok öne çıkan açıklaması sayılıyor. Daha önceki açıklamalar, Mısır Dışişleri Bakanlığı ve Mısır Cumhurbaşkanlığına bağlı bir medya organı olan Devlet Enformasyon Servisi (SIS) başkanının açıklamalarıyla sınırlıydı.

scdvferbt
Mısır yardımı Gazze Şeridi’ne girmeye hazırlanıyor (Mısır Kızılayı)

Cumhurbaşkanının İsrail’e yönelik eleştirisi, bu ayın ortasında Güney Afrika’nın Tel Aviv’e karşı açtığı soykırım davasının Uluslararası Adalet Divanı’ndaki duruşması sırasında İsrail’in Mısır’ı Gazze Şeridi’ne yardım girişini engellemekten sorumlu tutmasının ardından geldi. İsrail’in iddiası, o dönemde Mısırlıların öfkesini ateşledi.

Bu suçlamaya yanıt olarak SIS Başkanı Diaa Rashwan, Kahire’nin Uluslararası Adalet Divanı’na Refah Sınır Kapısı’nı kapatmadığını doğrulamak için bir yanıt göndereceğini duyurdu.

Mısır’ın reddi

Mısır’ın İsrail’e yönelik eleştirilerinin artması, Çarşamba günü İsrail medyasında yayınlanan haberlerle aynı zamana denk geldi. Öyle ki İsrail medyasında Mısır Cumhurbaşkanlığının, İsrail Başbakanı’nın Sisi ile telefonda görüşme talebini reddettiği belirtilmişti. The Times of Israel gazetesinin haberine göre Netanyahu’nun ofisi, geçtiğimiz günlerde görüşmeyi Ulusal Güvenlik Kurulu aracılığıyla koordine etmeye çalıştı, ancak talep geri çevrildi.

Gazete, İsrail merkezli Kanal 13’ten alıntı yaparak, konunun ‘mevcut savaşın sona ermesinden sonra Mısır ile Gazze arasındaki sınırı kimin kontrol edeceği meselesine ilişkin gerginliklerle ilgili’ olduğunu kaydetti. Öyle ki İsrail’in sınırı kontrol etmeye çalıştığına dair söylentiler yayılmıştı. Gazete ayrıca, iki ülke arasında daha alt düzeyde temasların bulunduğunu, son haftalarda İsrail heyetlerinin Kahire’yi ziyaret ettiğini belirtti.

İsrail’in sınır şeridinin altında Sina’dan geçen tüneller yoluyla Gazze Şeridi’ne silah kaçakçılığını önlemek için Mısır sınırına bitişik Philadelphia ekseninin kontrolüne ilişkin açıklamaları, Mısır’ın tepkisine neden oldu. Bu çerçevede SIS Başkanı, İsrail’in açıklamalarını ‘iddialar ve yalanlar’ olarak nitelendirdi. Ayrıca bu açıklamaları ‘Mısır ile imzalanan güvenlik anlaşmaları ve protokollerini ihlal ederek, Philadelphia Koridorunu işgal etme girişimine meşruiyet yaratma girişimi’ olarak değerlendirdi.

y6njmu
İsrail’in çarşamba günü Refah’taki Mısır sınır çitinin yakınındaki baskınlarından kaçan Filistinliler (AP)

Philadelphia Koridoru, Gazze ile Mısır arasında 14 kilometrelik bir sınır şerididir. Mısır ve İsrail arasındaki Camp David Anlaşmaları kapsamında tampon bölge olarak kabul ediliyor. İsrail’in bu konuya odaklanması, Netanyahu’nun bir basın toplantısında ‘Philadelphia Ekseni bölgesinin, İsrail’in kontrolü altında olması gerektiğini’ belirttiği Aralık ayı sonundan bu yana arttı.

Mısır’ın yanıtı, İsrail’in Philadelphia Ekseni’ni yeniden işgal etmeye yönelik herhangi bir hareketinin ‘Mısır- İsrail ilişkilerinde ciddi bir tehdide yol açacağı’ şeklinde oldu.

Tıkanık ilişkiler

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hasan, Kahire ile Tel Aviv arasındaki ilişkinin şu anda tıkanık olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Ahmed Hasan, İsrail’in yardımların Gazze Şeridi’ne girememesinden Mısır’ın sorumlu olduğu yönündeki ‘yalanlarının, özellikle Mısır’ın krizin başlangıcından bu yana Gazze Şeridi sakinlerine yardım götürmeye istekli olması nedeniyle gerilimi artırdığına dikkati çekti. Mısırlı yetkiliye göre Kahire, Refah’taki durumun gerçekliğini ortaya çıkarmak amacıyla uluslararası ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerinin ziyaretlerini organize etti. Ayrıca İsrail’in Philadelphia Ekseni’ni kontrol etme yönündeki ‘çılgın’ arzusu da gerilimi artırdı.

Hasan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır Cumhurbaşkanı’nın İsrail Başbakanı ile görüşmeyi reddetmesinin mantıklı olduğunu dile getirdi. Rakha Ahmed Hasan ayrıca, İsrail’in ‘sakin çabalara yanıt vermeyen, bunun yerine gerilimi tırmandıran ve Mısır’a yönelik asılsız suçlamalarda bulunan’ tutumları gölgesinde diyaloğa yer olmadığına dikkati çekti. Hasan, “Mısır’ın bu reddi, İsrail Başbakanına, İsrail'in uygulamalarına ilişkin olarak Mısır’la varılan mutabakatlar hakkında konuşma fırsatı vermiyor” derken, İsrail’in Mısır’ın Filistinlilerle ilişkisini bozmaya çalıştığını vurguladı.

Mısırlı eski diplomat, İsraillilerin Kahire’ye iletmek istediği noktaların olması halinde diplomatik ve güvenlik kanallarının mevcut olduğunu açıkladı. Rakha Ahmed Hasan, Mısır’daki eleştiri tonunun artmasının, işlerin ulaştığı bozulmayı yansıttığını ve bu durumun siyasi ve medya geriliminin zirvesine ulaştığını belirtti. İsrail’in provokasyon ve manipülasyon yaklaşımını sürdürmesi durumunda olayların tırmanabileceği konusunda uyaran Hasan, İsrail’in ABD başta olmak üzere diğer ülkelere de Tel Aviv’in bölgedeki gerilimi ve çatışmayı artırma eğilimini frenleyecek bir rol verilmesi çağrısında bulundu.

Mısır, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırganlığının devam etmesine karşı defalarca uyarıda bulunurken, kapsamlı bir ateşkes talep etti. Ayrıca İsrail ile Filistin direniş grupları arasındaki çatışmaları durdurmak ve esir takası yapmak için Katar ve ABD ile koordinasyon içinde arabuluculuk faaliyetleri yürüttü. Bu çabalar, geçtiğimiz yıl Kasım ayının sonunda bir hafta süren bir insani aranın sağlanmasını başardı.

İtidalli olma politikası

Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı Dr. Halid Fehmi, Mısır’ın ‘itidalli olmaya ve İsrail provokasyonlarına karşı sorumlu bir şekilde davranmaya kararlı olduğunu’ söyledi. Dr. Fehmi, “Mısır kamuoyunu duygusal kararlar almaya iten nedenlerde dahil olmak üzere baskılara ve zorluklara rağmen Mısır’ın tepkisinin disiplinli olması, Kahire’nin Gazze Şeridi’ndeki halka yardım ulaştırılmasında hayati bir rol oynamaya devam etme ve savaşı durdurmak için arabuluculuk çabalarını sürdürme arzusundan kaynaklanıyor” dedi.

vdv
Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında kuzey Gazze’den yerinden edilen Filistinliler (DPA)

Fehmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Mısır Cumhurbaşkanı’nın Netanyahu ile telefon görüşmesi yapmayı reddetmesi ve İsrail’in Gazze’ye yardım girişini engellemesine yönelik kamuoyu önünde söylenenler, İsrail’e ve destekçilerine güçlü ve açık bir mesajdı” dedi. Fehmi’ye göre Mısır’ın artan söylemi, İsrail’e saldırıyı durdurması ve bölgede krizleri alevlendirmeye devam etmemesi için baskı yapılması gerekliliğini yansıtıyor.

Dr. Halid Fehmi, Mısır’ın ulusal güvenliğini koruma ve herhangi bir riskle yüzleşme yeteneğine dikkati çekerken, tepkilerdeki sakinliğin doğru anlaşılması gerektiğini vurguladı. Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı ayrıca, İsrail’in baskı ve provokasyonlarının, Kahire’yi ‘Filistinlilere verdiği desteği bırakmaya veya Filistinlilerin yerlerinden edilmesini kabul etmeye’ mecbur kılmayacağını vurguladı.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.