Mısırlı ve Katarlı arabulucular ile İsrail arasındaki ‘gerilimin’ Gazze ateşkesine etkisi

İsrail, Batı Şeria'daki el-Faria Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. (EPA)
İsrail, Batı Şeria'daki el-Faria Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. (EPA)
TT

Mısırlı ve Katarlı arabulucular ile İsrail arasındaki ‘gerilimin’ Gazze ateşkesine etkisi

İsrail, Batı Şeria'daki el-Faria Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. (EPA)
İsrail, Batı Şeria'daki el-Faria Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. (EPA)

İsrail'in son dönemde hem Mısır hem de Katar ile gerginlik yaratan tutum ve açıklamaları, söz konusu iki Arap ülkesinin Gazze Şeridi'ndeki durumu yatıştırmak için yürüttüğü arabuluculuk çabaları üzerinde nasıl etki edeceği konusunda soru işaretlerine neden oldu. Uzmanlar Tel Aviv'in tutumunu, İsrail hükümetinin Gazze'de ateşkese yol açacak her türlü çabaya karşılık verme konusundaki ciddiyetsizliğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Katar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ‘Doha yönetiminin Gazze'deki Hamas hareketine karşı yürütülen savaşta oynadığı arabuluculuk rolünün sorunlu olduğunu’ söylediği açıklamalarını kınadı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari çarşamba günü X’teki hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Ortalıkta dolaşan ifadeler eğer doğruysa, İsrail Başbakanı hayat kurtarmaya öncelik vermek yerine dar siyasi sebeplerden ötürü arabuluculuk çabalarını engelleyecek ve baltalayacaktır.”

Netanyahu, geçen hafta Gazze'de esir tutulan İsraillilerin aileleriyle yaptığı görüşmede Katar'a karşı şüpheli bir tavır ortaya koyarak şunları söyledi:

“Katar'a teşekkür etmemi beklemeyin. Katar'ın temelde Birleşmiş Milletler (BM) ya da Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden (ICRC) bir farkı bulunmuyor. Ancak Katar’ın pozisyonu daha da sorunlu bir durum arz ediyor. Bu konuda hiçbir yanılsamam yok.”

Netanyahu, İsrail’de yayın yapan Kanal 12 televizyonu tarafından elde edilen bir ses kaydına göre ‘Katar’ın Hamas üzerinde baskı kurma araçlarına sahip olduğunu’ sözlerine ekledi.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich perşembe günü yaptığı açıklamada Katar'ı, Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği saldırıdan sorumlu olmakla suçladı.

İsrail ve Katar’dan gelen açıklamaların yarattığı gerginlik, aynı zamanda Mısır ile ilişkilerin gerildiği bir döneme denk geldi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, İsrail'in Mısır topraklarından Gazze Şeridi'ne yardım girişini engelleyen adımlarını eleştirdi. Sisi, çarşamba günü Mısır'da düzenlenen Polis Günü kutlamalarında şu açıklamada bulundu:

“Refah Sınır Kapısı her gün, 24 saat açık. Ancak İsrail tarafının (yaptığımız yardımları kimseye ulaştıramayalım diye aldığı) önlemleri buna neden oluyor. Bu durum, rehinelerin serbest bırakılması konusunda Gazze Şeridi ve sakinleri üzerinde bir tür baskı yaratıyor.”

Mısır’ın, İsrail'in tutumuna yönelik eleştirilerindeki bu artış, çarşamba günü İsrail basınında yer alan Mısır Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Sisi ile telefonda görüşme talebini reddettiğine dair haberlerle aynı zamana denk geldi. Mısır ayrıca, İsrail'in Mısır sınırına bitişik Philadelphia Koridoru üzerindeki güvenlik kontrolüne ilişkin tekrarlanan İsrail açıklamalarını da şiddetle reddetti. Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan'ın geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Mısır, İsrail'in bu yöndeki hareketlerini ‘Mısır-İsrail ilişkilerine yönelik tehdit oluşturacak kırmızı bir çizgi’ olarak değerlendirdi.

Fotoğraf Altı: İsrail'in erken saatlerdeki bombardımanının ardından Gazze Şeridi semaları dumanla kaplandı. (AFP)
İsrail'in erken saatlerdeki bombardımanının ardından Gazze Şeridi semaları dumanla kaplandı. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mısır, Katar ve ABD, Gazze Şeridi'nde halen tutulan 130'dan fazla esirin serbest bırakılmasına ve sivillere daha fazla insani yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak yeni bir ateşkes için arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Sözü edilen üç ülkenin çabalarıyla Kasım ayının sonunda bir hafta süren bir insani ateşkese ulaşılmıştı. Bu ateşkes sonucunda da Gazze'deki 105 İsrailli esirin serbest bırakılması sağlanmıştı.

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin İsrail Uzmanı Said Ukkaşe, İsrail'in Mısırlı ve Katarlı arabuluculara yönelik tutumunun ‘ateşkese götürebilecek bir anlaşmaya ciddi şekilde katılmaktan kaçınmak için bir manevra yapma ve kriz yaratma girişimini yansıttığını’ düşünüyor. ‘Savaşı durdurmanın siyasi bedelinin, Netanyahu ve İsrail hükümeti için ağır olduğunu’ belirten Ukkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu durum, İsrail Başbakanı’nın tüm siyasi geleceğinin sonu anlamına gelir ve hatta yargılanmasına bile yol açabilir.”

Ukkaşe, İsrail Başbakanı'nın son haftalarda kasıtlı olarak erteleme yoluna gittiğini, ABD'nin ve Gazze'deki esirlerin ailelerinin taleplerinden kaçınmak için bu yönteme başvurduğunu söyledi. Ancak Ukkaşe, bu baskıların hükümeti arabuluculuğa yanıt vermeye zorlamak için yetersiz olduğunu vurguladı.

İşgal güçlerinin Gazze'de verdiği ağır kayıpların İsrail kamuoyunu daha fazla aşırılığa ve Filistinli gruplar üzerinde daha fazla askeri baskıya ittiğini belirten Ukkaşe, şunları söyledi:

“İsrail hükümeti, bu durumdan faydalanarak savaşı uzatmaya ve esirleri savaşın kurbanları arasında görmeye başladı. Bu nedenle İsrailli yetkililerin Mısırlı ve Katarlı arabulucularla sakin ilişkiler sürdürmeyi önemsememesi, İsrail’deki kafa karışıklığının boyutunu ve ne pahasına olursa olsun savaşı mümkün olduğunca uzun süre devam ettirme ısrarını yansıtıyor.”

Fotoğraf Altı: Gazze Şeridi'nin merkezinde, el-Bureyc bölgesindeki İsrail askerleri. (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezinde, el-Bureyc bölgesindeki İsrail askerleri. (AFP)

Doha ve Paris, geçtiğimiz hafta Gazze'deki İsrailli tutuklulara ilaç sevkiyatı yapılması için arabuluculuk yaptı. Netanyahu daha önce Katar'ın esirlere ilaç ulaştırma taahhüdünün İsrail'in bu ilaçların ulaştırıldığını doğrulamasının tek yolu olduğunu itiraf etmişti.

Kudüs Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen er-Rakab ise Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:

“İsrail hükümeti üzerinde gerçek bir baskı olmaması, yetkililerinin bölgesel krizleri kışkırtmasına ve herhangi bir siyasi rasyonalite olmaksızın bölgedeki çeşitli taraflarla gerginliği ateşlemeye devam etmesine neden oluyor.”

Rakab, ayrıca ‘aşırı sağcı bakanların İsrail'in Gazze'deki hedeflerine daha fazla şiddetle ulaşabileceğine inandıklarını’ ifade etti. “Esir değişimi ve savaşın durdurulması için gerçek bir müzakere sürecine girmek, İsrail'in kendi yenilgisini kabul etmekle eşdeğer olacaktır” diyen Rakab, Mısırlı ve Katarlı arabulucular ile İsrail arasındaki gerginlik durumunun arabuluculuk çabalarına olumsuz bir gölge düşüreceği beklentisini dile getirdi. Rakab sözlerini şöyle noktaladı:

“İsrail'in birden fazla engeliyle karşı karşıya olan Kahire ve Doha yönetiminin, Gazze'deki siviller için bir nefes alma fırsatı anlamına gelen yeni bir ateşkese ulaşma çabaları ne kadar yoğun olsa da bu gerginliğin üstesinden gelemeyebilir.”



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.