Velid Canbolat, Lübnan'da cumhurbaşkanlığı koltuğunun uzun süre boş kalmasından endişeli

Velid Canbolat yaptığı çıkışla Lübnan muhalefetini şaşırttı.

Eski İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolat. (NNA)
Eski İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolat. (NNA)
TT

Velid Canbolat, Lübnan'da cumhurbaşkanlığı koltuğunun uzun süre boş kalmasından endişeli

Eski İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolat. (NNA)
Eski İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolat. (NNA)

İlerici Sosyalist Parti’nin eski Başkanı Velid Canbolat yaptığı son açıklamada “Marada Hareketi başkanını ve eski milletvekili Süleyman Franciyye’yi veya başka birini cumhurbaşkanı olarak seçmekte hiçbir sorunum yok. Bu, Demokratik Buluşma Bloğu’nun bazı üyelerinin görüşü olmayabilir, ama benim görüşüm bu” dedi. Şarku’l Avsat’ın parlamento ve parti kaynaklarından edindiği bilgiler göre Demokratik Buluşma’ya mensup temsilcilerden bu görüşe herhangi bir yanıt gelmemesi ise siyasi çevrede şok etkisi yarattı.

Her ne kadar ilk bakışta baba Canbolat’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yeni tavrına, sahip olduğu siyasi radarlar çerçevesinden cumhurbaşkanlığına ivme kazandırmaya hazırlandığı şeklinde yaklaşanlar olsa da Canbolat, kendisini ‘tavrını yeniden gözden geçirmeye’ zorlayan bir bölgedeki değişiklikleri diğer temsilcilerden önce fark etmiş durumda. Franciyye veya bir başka ismin seçilmesini kabul edeceği yönündeki açıklaması da bu durumdan kaynaklanıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre onun tavrını cumhurbaşkanlığı tercihlerinde bir değişimin başlangıcı olarak görenler bile Franciyye’yi Clemenceau’daki evinde karşılamasını, müttefiki Meclis Başkanı Nebih Berri ile kesintisiz temasını ve İran büyükelçisinin uzun bir aradan sonra akşam yemeği davetine verdiği yanıtı göz ardı edemiyor.

Canbolat, Büyükelçiyle Lübnan ve bölgeyle ilgili en öne çıkan konularda farklı açılardan görüş alışverişinde bulundu.

Bu görüşün savunucuları, milletvekili Mişel Muavvad’ın adaylığı konusunda muhalefetle çakışmasının ardından Canbolat’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisini muhalefetten kademeli olarak uzaklaştıracak kendi siyasi mesafesini çizmeye hazırlandığını iddia edecek kadar ileri gidiyorlar. Canbolat, muhalefetle Muavvad konusunda yaşadığı çatışmadan sonra eski Bakan Cihad Azur’u destekleme konusunda uzlaşı sağladı. Ancak şu an Franciyye veya bir başkan ismin cumhurbaşkanı olarak seçilmesini destekleme kararı aldı. Daha önce de 14 Mart güçlerinden ayrılarak, kendilerini 14 Mart ve 8 Mart güçlerinin ortasında bir konuma yerleştirmişti.

Diğer yandan Demokratik Buluşma temsilcileri ve İlerici Sosyalist Parti üyeleri yorum yapmaktan kaçınsa da Canbolat’ın yeni tavrı, Arap ve yabancı büyükelçilerin çoğunun birden fazla yönde hareket etme girişimini takip ediyor. Öyle ki özellikle Beşli Komite, Lübnan siyasi güçlerini cumhurbaşkanlığı seçimlerini krizden çıkarmak için bir anlaşmaya varmaya teşvik etmek amacıyla temaslarını ve toplantılarını etkinleştirmeye hazır.

Öte yandan Demokratik Buluşma temsilcileri ve İlerici Parti üyeleri, Canbolat’ın yeni tavrı veya yeni bir tartışmaya çekilmek hakkında yorum yapmamak için bir sessizlik politikası izliyor. Ancak bu politikayı takip etme ısrarı, ‘Franciyye veya başka bir ismin seçilmesine kişisel olarak itiraz etmediği’ hususunda Al-Akhbar gazetesine verdiği röportajda söyledikleri üzerinde durmamıza engel değil.

Cabolat’ın bu tavrı, herkesle sıfır sorun istemesinden kaynaklanıyor. Zira desteğini Franciyye ile sınırlamazken, diğerlerinin seçilmesine de kapıyı açık bıraktı. Adaylığı ve seçilmesi konusunda veto hakkının olmadığını, kendisi için önemli olanın devlet işlerini yönetmek için cumhurbaşkanının seçimine öncelik vermek olduğunu söylemek istedi. Zira ona göre her şey bir vekil tarafından yönetilmeye başladıktan sonra işlerin yolunda devam etmesi düşünülemez.

Aynı şekilde kendisini, Franciyye’ye destek vermediğini bir kez bile gizlemeyen oğlu Teymur Canbolat’ın başkanlığını yaptığı Demokratik Buluşma’dan da farklı kılmak istiyordu. Bu nedenle kararlarının biri tarafından kontrol edilmesi ve durumun Franciyye’nin ya da başka birinin yararına kullanılması mümkün değil. Teymur Canbolat, Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn’un, eski Bakan Cihad Azur’un ve diğer adayların yanı sıra eski Milletvekili Salah Hanin’in adaylıklarını destekleme konusunda babasıyla aynı fikirdeydi.

Bu nedenle Canbolat’ın bu meseleye ivme kazandırmaya hazır olduğundan bahsetmek, henüz kendi tavrının Demokratik Buluşma’nın bazı üyelerinin tavrı olmayabileceğini kabul ettiği sürece doğru olmaz. Dolayısıyla bölgede direniş eksenini ve onun aracılığıyla Franciyye’yi desteklediğini söylemek abartı olur. Zira o halde desteğini başka bir adaya dikkat çekmeden Franciyye ile sınırlandırırdı.

Bu bağlamda Canbolat, Franciyye’yi veya başka bir ismi Baabda’daki saraya ulaştırma konusunda kendisini en güçlü seçmen olarak tanıtmadı. O kadar ki artık hiçbir adayla sorunu kalmadığını belirtmek ve durgun cumhurbaşkanlığı sularını hareket ettirmek için kendi bakış açısını ifade etmek istedi. Her ne kadar seçimini Hristiyanların anlaşmasına bağlamış olsa da, cumhurbaşkanının seçiminden başlayarak anayasal kurumların düzeninin yeniden sağlanmasının şartı olarak cumhurbaşkanlığı boşluğuna son verilmesinin gerekli olduğunu söyledi.

Velid Canbolat, cumhurbaşkanı seçimlerinin anahtarının, aday parlamentoda önemli ve dengeli bir Hıristiyan bileşenin desteğini almadıkça elde edilemeyeceğini söylüyordu. Halen de söylemi devam ettiriyor. Franciyye açısından en azından öngörülebilir gelecekte eksik olan şey bu. Dolayısıyla bu tutumu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından başlayıp güney Lübnan ve Kızıldeniz’e kadar uzanan, bölgeyi kasıp kavuran çalkantılı gelişmeler ortasında bir cumhurbaşkanı seçilemeyeceği ve boşluğun uzun süre devam edeceği yönündeki yüksek düzeydeki korkularından kaynaklanıyor. Sonuç olarak kendi seçimlerin aksamasının sorumluluğunun bir kısmını Hıristiyan parlamento bloklarına yüklerken, onları cumhurbaşkanlığındaki boşluğunun devam etmesinden sorumlu tuttu. Hizbullah ise Franciyye’ye verdiği desteği sürdürse bile Gazze Şeridi’ne öncelik vererek, cumhurbaşkanlığı seçiminin gerektirdiğini inşa etme kararını sahaya bırakırken, bu konudaki sorumluluğundan muaf tutulamaz.

Belki de Canbolat, tavrıyla, cumhurbaşkanının seçilmesini engelleyen çıkmazda bir boşluk açmak istedi. Konumunu ise Franciyye ile sınırlandırmadı. Kendisi için önemli olan cumhurbaşkanlığı pozisyonunu bir an önce doldurmak. Ancak bu, General Joseph Avn’a verdiği desteği kesin olarak bıraktığı anlamına gelmiyor. Güçlü Cumhuriyet bloğu, Güçlü Lübnan bloğu ve Ketaib Partisi, tavırlarını Franciyye lehine değiştirmeye istekli olmadığı sürece hiçbir şey, muhalefetin ya da diğer tarafların Franciyye konusunda temkinli davranmasını da engellemiyor. Bazı taraflar Franciyye konusunda endişelerini dile getiriyor ve sanki Canbolat ‘önceden haber vermeden duruşuyla onları köşeye sıkıştıracak kadar’ kendilerini şaşırtmış gibi davranıyor.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.