Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

En ölümcül ve karmaşık savaş biçimlerinden biri…

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
TT

Hamas’ın tünelleri: İmkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef

22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)
22 Kasım’da Gazze’deki Şifa Hastanesinin altındaki bir tünelde İsrailli bir asker (Reuters)

Halid Hamade

Aksa Tufanı Operasyonu’nun 7 Ekim’de başlaması üzerinden yüz günden fazla zaman geçti. Bu süre içerisinde Gazze ve çevresi, dünyanın en donanımlı ve eğitimli orduları arasında yer alan işgalci bir ordu ile uluslararası yasaların onayladığı meşru bir hakka dayanan silahlı direniş arasındaki en şiddetli çatışmalara sahne oldu. Söz konusu yasalardan biri de Filistin halkının geri dönüş ve kendi kaderini tayin hakkını teyit eden 22 Kasım 1974 tarihli 3236 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararıdır.

Aksa Tufanı operasyonu, düşman İsrail’e karşı yeni bir çatışma turundan ibaret olmayıp, aynı zamanda Filistin direnişinin her türlü öldürme ve yok etme aracının kullanıldığı eşitsiz bir savaşta elde ettiği bir dizi günlük saha başarısıdır.

Bilinen tüm çatışma kurallarını ve genellikle askerî kurumlardaki manevraların ve planların dayandırıldığı tüm güç dengelerini geçersiz kılan çatışmalardan çıkarılan çok sayıda ders ve ibret vardır.  Ama belki de gelecekteki çatışmalardan alınacak dersler daha fazladır.

Aksa Tufanı Operasyonu, bu operasyonun saha detayları, özellikle bilgi toplamaya devam eden küçük birliklerin yeteneğinin sürdürülebilirliği alanında üstün bir düşmanla yakın mücadele sistemine kattığı teknikler, düşmanı takip edip onunla sıfır mesafeden yakın dövüşü idare etme ve onu pusuya ve tuzağa çekme konusunda çok şey yazılacak. Bunların yanı sıra komuta, kontrol ve iletişim sistemini sürdürmek için kullanılan teknikler de var ki bunlar, saha koşullarının getirdiği zorluklara ve hastaneleri, okulları ve yerleşim yerlerini hedef alan şiddetli bombalamalara rağmen kullanıldı. Zaten düşman, Gazze’yi yaşanamaz hale getirme niyetini açıklamaktan çekinmemişti.

sdvdfev
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünelin girişinde duran İsrailli bir asker (Reuters)

İsrailli kaynaklara göre Filistinli direnişçilerin sahada ortaya koyduğu sürprizler; Gazze çevresindeki yerleşimlere baskın, denizden ve havadan sızma operasyonları, İsrail içlerine atılan binlerce roket ve 21 noktada eşzamanlı çatışmalarla sınırlı kalmadı ve bu, düşmanın güvenlik ve askerî sisteminin tamamen çökmesine ve kontrolü hızlı bir şekilde geri alamamasına sebep oldu. Savunma Bakanı Yoav Galant’ın ilan ettiği askerî harekâtın aşamalarına sürpriz faktörü eşlik etti ve İsrail Savaş Konseyi’nin 26 Ekim Perşembe akşamı onayladığı kara manevrası, Hamas hareketine rehine müzakerelerinde taviz vermesi için baskı uygulama hedeflerine ulaşamadı. Gazze Şeridi’nde yeni bir güvenlik sistemi kurmaya ve otorite oluşturmaya ilişkin kara operasyonunun son aşamasının başlangıcına dair duyuru ise halen beklemede.

İsrail savaş sisteminin bozulması

İsrail, kara operasyonunu başlattığında Gazze semalarında hava kontrolünü ele geçirmenin ve tanklarla desteklenen güçlerini Gazze Şeridi şehirlerine sevk etmenin hedefe ulaşmak ve Hamas’ı ortadan kaldırmak için yeterli olacağını düşünüyordu. Ama kara operasyonu başka bir savaş alanıyla yüzleşti: geniş bir betonarme tünel ağı. Hamas’ın yaklaşık yirmi yıl boyunca inşa ettiği bu tünel ağı, onun askerî altyapısının en önemli parçası haline geldi. Ayrıca bu tünellerin, düşman İsrail’in savaş sisteminin karşı karşıya olduğu en büyük zayıflık noktası olduğu ortaya çıktı ve kara operasyonunun tümüyle başarısız olmasına yol açtı.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim kopuyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor

Tünel savaşı, her zaman en ölümcül ve karmaşık çatışma biçimlerinden biri olmuştur. Bu tünellerin rolünü sınırlamak için kullanılan B-52 uçakları, alev püskürtücüler, termal silahlar, sığınak patlatan bombalar ve hassas güdümlü diğer hava füzeleri gibi araçlar; mağaralardan, savaşçılar tarafından hazırlanan tünellerden ve başka doğal yeraltı yapılardan faaliyet yürüten düşmanı ortada kaldırmada başarısız oldu.

Gazze tünelleri oldukça karmaşık bir saha ortamını temsil ediyor. Görünürlüğün olmadığı bu tünellerde iletişim aksıyor ve GPS kullanmak ya da ateş açmak imkânsızlaşıyor. Bu noktada önemli bir soru beliriyor İsrail tünel ağını ne ölçüde yok edebilir ve bunun için yeterli zaman çerçevesi nedir? Bunun Gazze’deki kara operasyonu ve savaşın seyri üzerindeki sonuçları nelerdir?

Tünellerin kullanımının İsrail topraklarına sızıp, askerleri veya sivilleri kaçırmak için saldırılar düzenlemekle sınırlı olduğunu düşünen İsrailli liderler yanlış bir değerlendirmede bulundu. Bu yüzden İsrail’in odak noktası, büyük ölçüde sınır ötesi tünellerle sınırlı kaldı. İsrail 2014 yılından bu yana daha uzmanlaşmış bir yaklaşıma yönelerek, tünel savaşı konusunda uzmanlaşmış seçkin birimler oluşturdu ve bu birimleri eğitmek için kendi tünel yapılarını inşa etti.

Bunun bir sonucu olarak İsrail Savunma Ordusu, Gazze’deki savaşa tünelleri tespit etme, haritalandırma, etkisiz hale getirme ve yok etme konusunda en gelişmiş askerî becerilere sahip olduğundan emin bir şekilde girdi. Ancak İsrail’in hazırlıklarının, Gazze’deki gerçeklikle yüzleşmede yetersiz olduğu kanıtlandı. Nitekim yeraltı ortamındaki savaş tehdidi, benzeri görülmemiş bir şekilde varlığını sürdürdü ve Hamas hareketinin kullandığı yenilikçi teknolojilerin, savaşçılara ve rehinelere benzeri görülmemiş bir süre boyunca yeraltında yaşam koşullarının temin edilmesini sağladığı ortaya çıktı. Bunlar olurken İsrail Savunma Ordusu’nun en uzman birimleri de tuzaklı tünellerin girişlerinde ve içlerinde ağır kayıplar verdi.

Tünellerle mücadele

Yıkıcı hava harekâtı ve kapsamlı kara operasyonu, savaş meydanının coğrafi alanını kontrol etmeyi ve şehir savaşının savaşçılar ve siviller için oluşturduğu tehlikeleri azaltmayı amaçlıyordu. Yoğun ateş, keskin nişancı saldırılarını ve pusuları sınırlamak için binaları yerle bir etmeyi hedefledi. Gazze’nin kuzeyi, askerî birimlere yönelik tehlikeleri azaltmak ve serbestçe hareket için olabildiğince alan açmak üzere büyük ölçüde boşaltıldı. Daha sonra güçler, tünellerin açıklıklarını keşfetmek için zırhlı buldozerler kullanmaya başladı.

İsrail ordusu, bu açıklıkların çoğunu kapatmayı veya yıkmayı, güçlere ilerlemeye devam etme ve güvenliklerini sağlama imkânı verecek geçici bir önlem olarak görüyordu. Ancak tünel koridorlarına, oradan da daha geniş tünel ağına giden ve çoğunlukla kamufle edilen ve tuzaklı olan bu açıklıklar, yerdeki ölümcül deliklere dönüştü. Bu delikler, Hamas savaşçılarının yerden çıkmasına, güçlere ve araçlara otomatik silahlar veya roketatarlar fırlatmasına ve saniyeler içinde çimentodan yapılan betonarmelerin içine çekilmesine imkân tanıdı.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor

Bunun üzerine askerî birlikler, tünel ağını keşif tekniğine başvurdu ve bu doğrultuda tünel ağının haritası çizildi ve hakkında daha fazla bilgi edinildi. Askerler yüzeyde kalıyor, daha sonra istihbarat toplamak ve rehineleri aramak için güvenli bir şekilde tünellere giriyorlardı. İsrail güçleri bunun için ilk önce video kameralarla donatılmış bir şekilde tünellere gönderilen robotlardan ve insansız hava araçlarından, sonra da patlayıcıların ya da insanların varlığını tespit edebilen köpeklerden yardım aldı.

Bu ve diğer uygulamalar, ağın büyüklüğünün ve kapsamının ortaya çıkarılmasına yardımcı oldu ve yıkım aşamasına geçmeden önce askerlerin tünellere girmesine imkân tanıdı. Robotlar, saatte bir kilometreden fazla yol katetemediği için bu keşif operasyonları, mevcut zaman kısıtlamalarıyla yüzleşti. Bu esnada güçler de şehir savaşını, tünel savaşını, arama kurtarma operasyonlarını, patlayan bombalar etrafında faaliyet yürütmeyi ve beklenmedik saldırılardan kaçınmayı bir araya getiren karmaşık bir askerî ortamda çalışıyordu. Ayrıca keşif operasyonu ile keşiften sonra tünellere giriş operasyonu, çoğu zaman Direnişin hazırladığı tuzaklar ve pusularla karşı karşıya kalıyor ve bu durum, tehlike oranını artırarak, çok sayıda ölüme sebep oluyordu. Daha önceki yeraltı savaşlarında olduğu gibi Gazze’deki tünellerle mücadele de güçlerin faaliyetinin istikrarsızlaşmasına ve büyük kayıplara neden olarak, İsrail’in zaferini bir serap haline getirdi.

İsrail’in Hamas’ın tünel ağını tamamen keşfedemediği ya da haritasını çizemediği artık kabul ediliyor. Hamas’ın tünel ağını yok etmenin, İsrail ordusunun Gazze’deki misyonunun en zor kısmı olduğu da söylenebilir. Londra Metrosu’ndan daha uzun olan ve 500 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen bu ağa, ‘Gazze Metrosu’ deniyor. Bu ağ, Hamas savaşçılarının ve rehinelerin sürekli hava saldırılarına rağmen üç aydan fazla bir süre hayatta kalmalarını, İsrail kara güçleri için tuzaklar kurulmasını ve çatışmanın uzamasını sağladı.

İsrail, daha sonra tünelleri sular altında bırakmak için bol miktarda deniz suyu pompalamaya çalıştı, ancak bu girişim yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi tehlikesiyle yüzleşti. Bilindiği üzere Gazze’deki Filistinlilerin erişebildiği tek su kaynağı olan kıyı akiferi, aşırı su çıkarımı nedeniyle kirlenmiş olup, tüketime uygun değildir. Suların kasıtlı olarak kirletilmesi de daha fazla tepkiye yol açar ve Batı kamuoyunun Filistin davasına sempati duymasına sebep olur.

sdvdfdf
8 Ocak’ta Gazze’deki bir tünel girişinin yakınında duran iki İsrail askeri (Reuters)

Rehineler meselesi, Hamas için büyük bir güç noktası ve İsrail’in tünellerle baş etme yöntemini daha fazla kısıtlayan bir saha faktörü oluştururken, İsrail içinse askerî operasyonuna ve müzakere yeteneğine eşlik eden bir zayıflık noktası oluşturdu. Rehineler meselesi sayesinde Hamas, gerek ailelerin çocuklarının serbest bırakılmasını talep etmesi gerekse rastgele bombalamanın veya tünelleri patlatma ya da sular altında bırakma girişiminin devam etmesi yüzünden rehinelerin hayatlarının tehlikeye girmesi açısından düşman hükümetini rehinelerin aileleriyle karşı karşıya getirdi. Bu krizin İsrail içinde ve dışında Binyamin Netanyahu hükümeti için yansımaları daha da artıyor. Gazze Şeridi’ne yönelik yıkıcı bombardıman ve saldırı, iki taraf arasında rehinelerin hayatının korunmasına bağlı bir tür ‘ateşli müzakereye’ dönüşüyor ve rehinelerin veya bir kısmının bu tünellerin bazısında alıkonması ihtimalinden ötürü askerî operasyonun sınırları daralıyor.

Güçleri Hamas’ın ateş menzilinde kalırken İsrail’in bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulma çabası beyhude

Güçleri, Hamas’ın ateş menzilindeyken İsrail, bu tünel ağını yıkmanın veya etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulmak için boşuna çabalıyor. Zira her geçen gün yeni tüneller keşfediliyor. İsrail’in acizliği ve bölgede artan gerilim göz önüne alındığında rehineleri kurtarmayı ve Hamas’ın işini bitirmeyi hedefleyen kara operasyonunu tamamlamak için yeteri kadar zaman yokmuş gibi görünürken, tünelleri yıkma meselesi imkânsız bir savaşta imkânsız bir hedef haline geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.

 



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.