Sudan ordusunun İran silahlarını alması Sudan’daki savaş sahnesini yeniden şekillendirir mi?

Uzmanlar savaşın uluslararası hale gelmesi ve Kızıldeniz'in güvenliğine yönelik tehditler hakkında uyarıda bulundu.

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
TT

Sudan ordusunun İran silahlarını alması Sudan’daki savaş sahnesini yeniden şekillendirir mi?

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)

Sudan ordusunun İran'a ait Muhacir 6 insansız hava araçlarını (İHA) satın aldığının ortaya çıkması ve Sudan yönetiminin Tahran hükümetiyle ilişkilerini düzelttiğinin açıklanması, İran-ABD ilişkilerinde ciddi gerilimlerin yaşandığı bir döneme denk geldi. Bu gerilim hali, füze saldırıları ve Kızıldeniz'deki gemilerin Husiler tarafından engellenmesine paralel olarak hem Suriye hem de Irak'taki İran hedeflerine yapılan operasyonlarla zirveye ulaştı. Tüm bu yaşananlardan sonra mevcut değişkenlerin Sudan sahnesini yeniden çizip çizemeyeceği sorusu gündeme geldi.

Sudan ordusu ile İran arasındaki iş birliği, İslamcı rejim dönemindeki ilişkileri akıllara getirdi. Bu iş birliği ayrıca, İsrail uçaklarının Sudan içindeki silah kaçakçılarını hedef almasını ve Yermuk silah fabrikasının bir İsrail hava saldırısıyla imha edildiğini hatırlattı. Şimdi ise Muhacir 6 İHA’larının bölgedeki stratejik dengeyi etkileyip etkilemeyeceği sorusu soruluyor.

Bölge, Washington ve Tahran yönetimi arasındaki gerilimin yanı sıra, Hamas ile İsrail arasında devam eden savaşa ve Husilerin Kızıldeniz bölgesinde gemileri hedef alarak gerilimi artırmalarına tanıklık ediyor. Aynı zamanda bölge, ABD'nin Kızıldeniz’de İran yanlısı Husi milislere ait mevzileri bombalamasına ve yine ABD'nin Irak ve Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırıları başta olmak üzere pek çok gerilime sahne oluyor. Ömer el-Beşir liderliğindeki eski İslamcı hükümet, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından kendisine uygulanan silah ambargosunu ihlal ederek İran'dan silah satın alıyordu. Ancak el-Beşir, 2016 yılında Körfez ülkelerinden gelen baskı ve ekonomik sıkıştırma nedeniyle İran ile bağlarını koparmak zorunda kaldı.

Bölgesel savaş ihtimali

New York'taki Long Island Üniversitesi'nde kamu politikaları ve yönetimi profesörü olan Dr. Bekri el-Cak el-Medeni, İslamcıların İran'la ilişkilerini pekiştirme ve İran silahlarını elde etme çabalarının sadece ordunun sahadaki operasyonel konumunu iyileştirmek değil, daha ziyade stratejik bir amacı olduğunu düşünüyor. El-Medeni’ye göre tüm bunlar, Sudan'daki savaşı bölgesel bir savaşa dönüştürme ve ona Batı düşmanlığı giydirme girişimidir. Sudan'daki savaşın uluslararası hale getirilmesine karşı uyarıda bulunan el-Medeni, bu şekilde denklemi değiştirebileceklerini düşünen karar alıcıların eğilimlerine dikkat çekti. Silahlanmanın İslamcılara göre taktiksel bir hedef olduğunu belirten el-Medeni, asıl hedeflerinin ise Sudan'daki savaşı uluslararası hale getirmek, Kızıldeniz'in güvenliğini tehdit etmek ve belki de Sudan'ı bölgede yeni bir DEAŞ üssüne dönüştürmek olduğu konusundaki çekincelerini dile getirdi.

sdvr
Sudan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in İran ile yakın ilişkileri vardı. (AFP)

En-Neelain Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Hasan es-Sauri, daha önceki Sudan-İran ilişkilerinden memnun olmayan ABD’nin, Sudan-İran ilişkilerinin yeniden kurulmasından da memnun olmadığını söyledi. Ancak ABD, Sudan'ın kendi çıkarlarını nerede olursa olsun arama hakkına sahip olduğunu da vurgulamayı ihmal etmedi. Sauri sözlerini şöyle sürdürdü:

Sudan 7 ya da 8 ülke tarafından tehdit ediliyor. ABD halen eski tarzıyla, parlak vaatlerde bulunarak Sudan'la ilişkilerini sürdürmeye devam ediyor. Bu da Sudan’ı kendisini destekleyen ve vaatlerini yerine getiren bir taraf aramaya itiyor. Çünkü Amerikan vaatleri yağmur getirmeyen şimşek ve gök gürültüsüne benziyor.

Sauri, ABD'yi Sudan ile ilişkilerini değiştirmeye çağırdı. Sudan'ın kendi çıkarlarının tehlikeye atılmasına izin vermeyeceğini belirten Sauri, şu ifadeleri kullandı:

Stratejik olarak Amerikalılar İran'ı yok etmek istemiyorlar. İran'dan tek istedikleri kendilerini anlaması. Çünkü İran'ın net İslamcı duruşu ve kendine güveni, Arap ve İslam ülkeleriyle olan dengeyi koruyor. ABD İran'ı vurursa Sünni-Şii dengesi bozulur. Bu yüzden ABD, İran'ın gücünü yok etmek yerine stratejik dengeyi korumasına izin verecek ama nüfuzunu sınırlarının ötesine doğru genişletmesine izin vermeyecektir.

Sauri, Sudan'ın İran'la ilişkilerini yeniden kurmasının, karşı karşıya olduğu varoluşsal tehditle yüzleşmeyi amaçladığına inanıyor. Zira ABD ne kadar memnuniyetsiz olursa olsun Sudan'a başka bir alternatif sunmayacaktır. Sauri, “ABD kendi çıkarlarını koruyor ama karşı taraf ve onun çıkarları umurunda değil. Sudan’ın zenginliğini elde etmek ve stratejik konumundan hiçbir bedel ödemeden faydalanmak için istikrarsız ve geri kalmış bir Sudan istiyor” ifadelerini kullandı.

Sauri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, İran'ın Sudan'da Şii mezhebi alanı yaratma çabalarının başarısız olmasının ardından ülkede daha fazla yayılmak istemediğini belirtti. “İran'ın Sudan'daki çıkarlarının Yemen, Lübnan ve Irak'taki ilişkilerine benzemesini beklemiyorum” diyen Sauri, “Bundan sonra Sudan, ABD ya da Rusya'ya bağımlı kalmayacaktır. Sudan, silah kaynaklarını çeşitlendirmeli ve silah fabrikalarını geliştirmesine yardımcı olan ülkelerle anlaşmalıdır. Sudan’ın büyük güçlerle ilişkilerindeki stratejisi, askeri sanayilerinin gelişimine yaptıkları katkıya göre olmalıdır” cümlelerini kullandı.

drvb
Kızıldeniz'deki Port Sudan Limanı, uluslararası tartışmalara konu oluyor. (SUNA)

Omdurman İslam Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Prof. Dr. Beşir eş-Şerif, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketi ile İran arasındaki ilişkinin tarihinin, sıkı ve eski olduğunu vurguladı. Şerif, Sudan'da iktidardaki İslamcıların bu ilişkiden askeri eğitim ve tedarik alanlarında yararlandığını da dile getirdi. Şerif, “İran, iki ülke arasındaki kapsamlı, hassas planlama ve koordinasyonla Sudan'daki İslamcıların bölgesel ve daha geniş düzeyde pek çok sorunun üstesinden gelmeleri için bir çıkış noktası oldu” dedi.

Sudan ile İran arasındaki ilişkilerin on yıl önce kesilmesinin Körfez baskısının bir sonucu olduğunu belirten Şerif, “Ancak İslamcılar ile Tahran yönetimi arasındaki ilişki devam etti. İslamcılar, Tahran yönetimi ile temaslarını sürdürdü. Dolayısıyla İslamcılar iktidara gelir gelmez ilişkiler yeniden başladı” ifadelerini kullandı.

Kızıldeniz'deki koşullar

Şerif, Hartum'un saygısız bir şekilde ilişkileri koparmış olmasına rağmen İran'ın Sudan ile ilişkilerini yeniden kurmayı kabul etmesini iki tarafın birbirine ihtiyaç duymasına bağladı. Şerif, sözlerini şöyle sürdürdü:

İran büyük bir baskıyla karşı karşıya ve Sudanlı İslamcılar iktidara döndüklerinde en azından silah satışına ve Kızıldeniz’e ihtiyaç duyacaklar. İran, Sudan'ı bölgesel ittifakına dahil etmeyi başarırsa, Kızıldeniz bölgesindeki durumu karıştıracak ve bu Yemen'deki denklemi etkileyecek. Böylece Sudan, İran'ın Husi müttefiki lehine elini kaldırabilecek.

sadv
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken. (SUNA)

Şerif, Sudan-İran ilişkilerinin öncelikle silahlanmaya dayandığını, bunun da silah satın almayı, silah fabrikaları kurmayı ya da Hamas'a ihraç etmeyi içerdiğini belirtti. Bu ayrıca bölgedeki silah pazarları için rekabeti arttırıyor diyen Şerif, şunları söyledi:

İran'ın Sudan'ı silahlandırması ABD, İsrail ve bölgedeki diğer ülkeleri kızdırıyor. Çünkü Tahran yönetimi ile Hartum arasındaki ilişkilerin ve Hamas'la olan bağlantının farkındalar.

ABD ve İsrail'in iki ülke arasındaki rahatsız edici ilişkiyi durduracak adımlar atmasını bekleyen Şerif, ABD'nin Sudan dosyasına güçlü bir şekilde müdahale etmeye zorlanacağını ve son yaptırım dosyasının hızlandırılmasının İran tehdidiyle bağlantılı olacağını düşünüyor.

Diğer yandan İran'ın desteği karşılığında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah desteği verilmesini reddeden Şerif, “HDK, ABD'nin silahlandırmak için güven duyduğu bir oluşum değil. Zira ABD, neden oldukları sorunlar nedeniyle onlara şüpheyle bakmaya devam ediyor. Onlara bir strateji olmadan silah sağlamak bölgedeki güvenliği etkileyebilir. Çünkü bir güç olarak yapıları silahlandırılmaya elverişli değil. Fakat silah piyasası serbest olduğu için parası ve bağlantıları olan herhangi bir taraftan silah temin edilebilir” diyerek sözlerini noktaladı.



Hamas, Gazze’ye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
TT

Hamas, Gazze’ye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)

Hamas, Gazze'de kurulacak geçiş yönetimiyle işbirliği içinde bölgeye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, Hamas yönetiminin örgüt üyelerine pazar günü gönderdiği mektupta, 40 binden fazla memur ve güvenlik görevlisinin, ABD'nin barış planı kapsamında kurulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'yle ortak çalışmasını istedi. 

Kaynaklar, yaklaşık 10 bin kişilik polis gücünün de bu rakama dahil olduğunu söylüyor. 

Hamas sözcüsü Hazım Kasım, Reuters'a gönderdiği açıklamada örgütün Gazze'nin yönetimini komiteye devretmeye hazır olduğunu söyledi. 

Sözcü, 40 bin nitelikli personele komite tarafından iş sağlanmasını talep ettiklerini belirtti. 

Yetkililer, Hamas'ın komitenin Gazze'deki bakanlıkları yeniden yapılandırmasına ve bazı çalışanları emekliye ayırmasına açık olduğunu da söylüyor. Diğer yandan toplu işten çıkarmaların kaosa yol açabileceği uyarısında bulunuyorlar. 

Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'nin başkanlığını eski Filistin Ulaştırma Bakan Yardımcısı Ali Şaas yürütüyor. Şaas'la Hamas yöneticilerinin henüz buluşmadığı belirtiliyor. 

Diğer yandan Gazze'nin geleceğinde Hamas'ın söz sahibi olmamasını isteyen İsrail yönetiminin böyle bir adıma nasıl yaklaşacağı bilinmiyor. 

Washington yönetimi, Gazze'de barış anlaşmasının ikinci aşamasına geçildiğini 14 Ocak'ta duyurmuştu. Bu kapsamda Hamas'ın silah bırakması da öngörülüyor. Beyaz Saray, silah bırakmaları karşılığında örgüt üyeleri hakkında af çıkarılabileceğini de söylemişti. 

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan Filistinli bir yetkili İsrail, Katar, Mısır ve Türkiye gibi tarafların da dahil olduğu silahsızlanma mekanizmalarını görüşmek için ABD'nin Hamas'la irtibata geçtiğini belirtiyor. 

Yetkiliye göre örgüt, 5 yıl ya da daha uzun süreli bir ateşkese hazır olduğunu söylemiş. Diğer yandan kaynak, örgütün bağımsız Filistin devletinin kurulmasına yönelik sürecin başlatılmasını istediğini de vurguluyor. Tel Aviv yönetimi iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca bildirmişti.

Öte yandan iki Hamas yetkilisi, Washington'ın ya da arabulucu ülkelerin somut bir silahsızlanma önerisi sunmadığını ifade ediyor. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dünkü açıklamasında Hamas silah bırakmadan Gazze'nin yeniden inşasına başlanmayacağını söylemişti. 

Netanyahu, İsrail ordusunun bölgeden çekilmesinin silahsızlanma sürecine bağlı olduğunu belirterek, Gazze ve Batı Şeria'daki “güvenlik önlemlerini” sürdüreceklerini ifade etmişti. 

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
TT

Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)

Hamas, ABD de dahil olmak üzere aracılardan, Gazze ile Mısır arasındaki Refah kara sınır kapısının yeniden açılacağına dair teyitler alırken, İsrail hükümeti başkanı Binyamin Netanyahu’nun bu adımı olabildiğince yavaşlatmaya çalıştığı yönünde İsrail medyasından bilgiler geliyor.

Hamas kaynaklarına göre Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde açılması bekleniyor ve tarih olarak da Perşembe günü öne çıkıyor. Buna karşın İsrail’den gelen bilgiler farklı; Walla haber sitesi kapının Pazar günü açılacağını duyurdu.

dcfrgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafı, İsrail’in kontrolü altında (Reuters)

Hamas kaynaklarına göre aracılardan gelen güvence, kapının açılacağının garantisi niteliğinde. Hamas, en son bir İsrailli rehinenin cesedinin bulunmasıyla başlayan süreçte, liderliğe kapının bu hafta açılacağına dair teyitler geldiğini açıkladı.

Gaza Yönetim Komitesi’nin girişi

Hamas yakın kaynaklar önümüzdeki günlerde Refah üzerinden bazı Gaza Yönetim Komitesi üyelerinin bölgeye girişine izin verilmesinin muhtemel olduğunu ve bu kişilerin Hamas yetkilileriyle görüşmeler yaparak bazı hükümet görevlerini devralma sürecini başlatacağını söyledi.

Filistin Yönetimi ve Avrupa Birliği delegasyonu da 2005 anlaşması çerçevesinde sınır kapısında çalışmaya hazır olduklarını açıkladı.

fgthy
Kahire’deki Gaza Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Basın Enformasyon Kurumu)

Hamas kaynakları, kapının tam işleyişiyle açılması gerektiğini savunurken, Netanyahu Salı günü düzenlediği basın toplantısında kapının “sınırlı ve anlaşmalı düzenlemeler çerçevesinde, günlük belirli sayıda Filistinliye giriş-çıkış izni verecek şekilde” açılacağını söyledi.

Netanyahu ayrıca İsrail’in “sınır kapısı ve tüm Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolüne sahip olacağını” vurguladı.

Tam güvenlik kontrolü ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun bu açıklamaları, Filistinli gruplar arasında İsrail’in bunu nasıl uygulayacağı konusunda endişe ve soru işaretleri yarattı.

Grup kaynakları, İsrail’in “sarı çizgi” olarak adlandırılan sınır hattında yüzde 53’ün üzerinde bir alan üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyebileceğini belirtiyor. İkinci aşama koşulları İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörse de, Netanyahu hükümeti bunu Hamas’ın silahsızlandırılmasıyla bağdaştırıyor; bu konu halen tartışma aşamasında ve birçok engelle karşılaşabilir.

ty6
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Eğer ikinci aşama koşulları uygulanmazsa, İsrail muhtemelen kuzey ve doğu bölgelerinde askeri varlığını artırarak güvenliği sağlamayı ve batıdaki alanları kontrol etmeyi sürdürecek. Güneyde ise askeri varlığını koruyacak.

Olası çekilme durumunda, İsrail sınır hattında daha geniş bir tampon bölge oluşturabilir; bazı yerlerde bu alan bir ila iki kilometreyi bulabilir. Aynı zamanda Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia hattındaki kontrolünü de sürdürerek, silah veya patlayıcı kaçakçılığını engellemeyi planlıyor. Özellikle tüm tünellerin tahrip edilmesinin ardından bu kontrol, deniz sınırlarında da devam edecek; 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistinli balıkçıların bu alanlara yaklaşmasına veya bir deniz mili batıya, Mısır sınırına doğru 5 deniz mili güneye ilerlemesine izin vermiyor.

rty6
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus sahili (AFP)

Filistinli gruplar, İsrail’in “tam güvenlik kontrolü” açıklamalarını sürdürmesinin, Lübnan’daki gibi ani suikastlar, askeri hedefler bahane edilerek bombalamalar veya Hamas ve diğer Filistinli aktivistlerin bölgelerinde yapılan kaçırma operasyonlarıyla güvenliği sağlamaya yönelik olabileceğini öngörüyor.