Sudan ordusunun İran silahlarını alması Sudan’daki savaş sahnesini yeniden şekillendirir mi?

Uzmanlar savaşın uluslararası hale gelmesi ve Kızıldeniz'in güvenliğine yönelik tehditler hakkında uyarıda bulundu.

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
TT

Sudan ordusunun İran silahlarını alması Sudan’daki savaş sahnesini yeniden şekillendirir mi?

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken (SUNA)

Sudan ordusunun İran'a ait Muhacir 6 insansız hava araçlarını (İHA) satın aldığının ortaya çıkması ve Sudan yönetiminin Tahran hükümetiyle ilişkilerini düzelttiğinin açıklanması, İran-ABD ilişkilerinde ciddi gerilimlerin yaşandığı bir döneme denk geldi. Bu gerilim hali, füze saldırıları ve Kızıldeniz'deki gemilerin Husiler tarafından engellenmesine paralel olarak hem Suriye hem de Irak'taki İran hedeflerine yapılan operasyonlarla zirveye ulaştı. Tüm bu yaşananlardan sonra mevcut değişkenlerin Sudan sahnesini yeniden çizip çizemeyeceği sorusu gündeme geldi.

Sudan ordusu ile İran arasındaki iş birliği, İslamcı rejim dönemindeki ilişkileri akıllara getirdi. Bu iş birliği ayrıca, İsrail uçaklarının Sudan içindeki silah kaçakçılarını hedef almasını ve Yermuk silah fabrikasının bir İsrail hava saldırısıyla imha edildiğini hatırlattı. Şimdi ise Muhacir 6 İHA’larının bölgedeki stratejik dengeyi etkileyip etkilemeyeceği sorusu soruluyor.

Bölge, Washington ve Tahran yönetimi arasındaki gerilimin yanı sıra, Hamas ile İsrail arasında devam eden savaşa ve Husilerin Kızıldeniz bölgesinde gemileri hedef alarak gerilimi artırmalarına tanıklık ediyor. Aynı zamanda bölge, ABD'nin Kızıldeniz’de İran yanlısı Husi milislere ait mevzileri bombalamasına ve yine ABD'nin Irak ve Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırıları başta olmak üzere pek çok gerilime sahne oluyor. Ömer el-Beşir liderliğindeki eski İslamcı hükümet, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından kendisine uygulanan silah ambargosunu ihlal ederek İran'dan silah satın alıyordu. Ancak el-Beşir, 2016 yılında Körfez ülkelerinden gelen baskı ve ekonomik sıkıştırma nedeniyle İran ile bağlarını koparmak zorunda kaldı.

Bölgesel savaş ihtimali

New York'taki Long Island Üniversitesi'nde kamu politikaları ve yönetimi profesörü olan Dr. Bekri el-Cak el-Medeni, İslamcıların İran'la ilişkilerini pekiştirme ve İran silahlarını elde etme çabalarının sadece ordunun sahadaki operasyonel konumunu iyileştirmek değil, daha ziyade stratejik bir amacı olduğunu düşünüyor. El-Medeni’ye göre tüm bunlar, Sudan'daki savaşı bölgesel bir savaşa dönüştürme ve ona Batı düşmanlığı giydirme girişimidir. Sudan'daki savaşın uluslararası hale getirilmesine karşı uyarıda bulunan el-Medeni, bu şekilde denklemi değiştirebileceklerini düşünen karar alıcıların eğilimlerine dikkat çekti. Silahlanmanın İslamcılara göre taktiksel bir hedef olduğunu belirten el-Medeni, asıl hedeflerinin ise Sudan'daki savaşı uluslararası hale getirmek, Kızıldeniz'in güvenliğini tehdit etmek ve belki de Sudan'ı bölgede yeni bir DEAŞ üssüne dönüştürmek olduğu konusundaki çekincelerini dile getirdi.

sdvr
Sudan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in İran ile yakın ilişkileri vardı. (AFP)

En-Neelain Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Hasan es-Sauri, daha önceki Sudan-İran ilişkilerinden memnun olmayan ABD’nin, Sudan-İran ilişkilerinin yeniden kurulmasından da memnun olmadığını söyledi. Ancak ABD, Sudan'ın kendi çıkarlarını nerede olursa olsun arama hakkına sahip olduğunu da vurgulamayı ihmal etmedi. Sauri sözlerini şöyle sürdürdü:

Sudan 7 ya da 8 ülke tarafından tehdit ediliyor. ABD halen eski tarzıyla, parlak vaatlerde bulunarak Sudan'la ilişkilerini sürdürmeye devam ediyor. Bu da Sudan’ı kendisini destekleyen ve vaatlerini yerine getiren bir taraf aramaya itiyor. Çünkü Amerikan vaatleri yağmur getirmeyen şimşek ve gök gürültüsüne benziyor.

Sauri, ABD'yi Sudan ile ilişkilerini değiştirmeye çağırdı. Sudan'ın kendi çıkarlarının tehlikeye atılmasına izin vermeyeceğini belirten Sauri, şu ifadeleri kullandı:

Stratejik olarak Amerikalılar İran'ı yok etmek istemiyorlar. İran'dan tek istedikleri kendilerini anlaması. Çünkü İran'ın net İslamcı duruşu ve kendine güveni, Arap ve İslam ülkeleriyle olan dengeyi koruyor. ABD İran'ı vurursa Sünni-Şii dengesi bozulur. Bu yüzden ABD, İran'ın gücünü yok etmek yerine stratejik dengeyi korumasına izin verecek ama nüfuzunu sınırlarının ötesine doğru genişletmesine izin vermeyecektir.

Sauri, Sudan'ın İran'la ilişkilerini yeniden kurmasının, karşı karşıya olduğu varoluşsal tehditle yüzleşmeyi amaçladığına inanıyor. Zira ABD ne kadar memnuniyetsiz olursa olsun Sudan'a başka bir alternatif sunmayacaktır. Sauri, “ABD kendi çıkarlarını koruyor ama karşı taraf ve onun çıkarları umurunda değil. Sudan’ın zenginliğini elde etmek ve stratejik konumundan hiçbir bedel ödemeden faydalanmak için istikrarsız ve geri kalmış bir Sudan istiyor” ifadelerini kullandı.

Sauri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, İran'ın Sudan'da Şii mezhebi alanı yaratma çabalarının başarısız olmasının ardından ülkede daha fazla yayılmak istemediğini belirtti. “İran'ın Sudan'daki çıkarlarının Yemen, Lübnan ve Irak'taki ilişkilerine benzemesini beklemiyorum” diyen Sauri, “Bundan sonra Sudan, ABD ya da Rusya'ya bağımlı kalmayacaktır. Sudan, silah kaynaklarını çeşitlendirmeli ve silah fabrikalarını geliştirmesine yardımcı olan ülkelerle anlaşmalıdır. Sudan’ın büyük güçlerle ilişkilerindeki stratejisi, askeri sanayilerinin gelişimine yaptıkları katkıya göre olmalıdır” cümlelerini kullandı.

drvb
Kızıldeniz'deki Port Sudan Limanı, uluslararası tartışmalara konu oluyor. (SUNA)

Omdurman İslam Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Prof. Dr. Beşir eş-Şerif, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketi ile İran arasındaki ilişkinin tarihinin, sıkı ve eski olduğunu vurguladı. Şerif, Sudan'da iktidardaki İslamcıların bu ilişkiden askeri eğitim ve tedarik alanlarında yararlandığını da dile getirdi. Şerif, “İran, iki ülke arasındaki kapsamlı, hassas planlama ve koordinasyonla Sudan'daki İslamcıların bölgesel ve daha geniş düzeyde pek çok sorunun üstesinden gelmeleri için bir çıkış noktası oldu” dedi.

Sudan ile İran arasındaki ilişkilerin on yıl önce kesilmesinin Körfez baskısının bir sonucu olduğunu belirten Şerif, “Ancak İslamcılar ile Tahran yönetimi arasındaki ilişki devam etti. İslamcılar, Tahran yönetimi ile temaslarını sürdürdü. Dolayısıyla İslamcılar iktidara gelir gelmez ilişkiler yeniden başladı” ifadelerini kullandı.

Kızıldeniz'deki koşullar

Şerif, Hartum'un saygısız bir şekilde ilişkileri koparmış olmasına rağmen İran'ın Sudan ile ilişkilerini yeniden kurmayı kabul etmesini iki tarafın birbirine ihtiyaç duymasına bağladı. Şerif, sözlerini şöyle sürdürdü:

İran büyük bir baskıyla karşı karşıya ve Sudanlı İslamcılar iktidara döndüklerinde en azından silah satışına ve Kızıldeniz’e ihtiyaç duyacaklar. İran, Sudan'ı bölgesel ittifakına dahil etmeyi başarırsa, Kızıldeniz bölgesindeki durumu karıştıracak ve bu Yemen'deki denklemi etkileyecek. Böylece Sudan, İran'ın Husi müttefiki lehine elini kaldırabilecek.

sadv
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin doğusundaki kuvvetlerini ziyaret ederken. (SUNA)

Şerif, Sudan-İran ilişkilerinin öncelikle silahlanmaya dayandığını, bunun da silah satın almayı, silah fabrikaları kurmayı ya da Hamas'a ihraç etmeyi içerdiğini belirtti. Bu ayrıca bölgedeki silah pazarları için rekabeti arttırıyor diyen Şerif, şunları söyledi:

İran'ın Sudan'ı silahlandırması ABD, İsrail ve bölgedeki diğer ülkeleri kızdırıyor. Çünkü Tahran yönetimi ile Hartum arasındaki ilişkilerin ve Hamas'la olan bağlantının farkındalar.

ABD ve İsrail'in iki ülke arasındaki rahatsız edici ilişkiyi durduracak adımlar atmasını bekleyen Şerif, ABD'nin Sudan dosyasına güçlü bir şekilde müdahale etmeye zorlanacağını ve son yaptırım dosyasının hızlandırılmasının İran tehdidiyle bağlantılı olacağını düşünüyor.

Diğer yandan İran'ın desteği karşılığında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah desteği verilmesini reddeden Şerif, “HDK, ABD'nin silahlandırmak için güven duyduğu bir oluşum değil. Zira ABD, neden oldukları sorunlar nedeniyle onlara şüpheyle bakmaya devam ediyor. Onlara bir strateji olmadan silah sağlamak bölgedeki güvenliği etkileyebilir. Çünkü bir güç olarak yapıları silahlandırılmaya elverişli değil. Fakat silah piyasası serbest olduğu için parası ve bağlantıları olan herhangi bir taraftan silah temin edilebilir” diyerek sözlerini noktaladı.



Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn dün, "geçmişte ağır bedeller ödediğimiz intiharvari maceralara Lübnan'ı sürüklememeye" olan bağlılığını yineleyerek, ülkenin İsrail sınırındaki güney Litani bölgesinde "geniş alanları yasadışı silahlardan temizleme" işlemini tamamladığını belirtti.

Avn, diplomatik temsilcilere ve uluslararası misyon başkanlarına, Lübnan silahlı kuvvetlerinin "her türlü yasadışı silahtan, türü veya bağlantısı ne olursa olsun, geniş alanları temizleme konusunda muazzam görevler üstlendiğini ve tüm provokasyonlara, devam eden saldırılara, şüphelere, ihanet suçlamalarına, hakaretlere ve iftiralara rağmen bunu başardıklarını" söyledi.

"Güney Lübnan'ın, tüm uluslararası sınırlarımız gibi, yalnızca silahlı kuvvetlerimizin kontrolü altında olması ve diğerlerinin, istisnasız hepsinin, kendi ülkelerinin çıkarları için görüşmeler, müzakereler ve pazarlıklar yaparken, topraklarımızda başkalarının çatışmalarına dahil olma veya bu çatışmalara kayma olasılığının kesin olarak sonlandırılması gerektiğinin" altını çizdi.


Suriye’de SDG ile varılan mutabakat sonrası açıklanan 4 günlük ateşkes yürürlüğe girdi

Dün Rakka'da, Suriye ordusuna göre SDG saldırısında hasar görmüş köprüden geçmeye çalışan vatandaşlar (Reuters)
Dün Rakka'da, Suriye ordusuna göre SDG saldırısında hasar görmüş köprüden geçmeye çalışan vatandaşlar (Reuters)
TT

Suriye’de SDG ile varılan mutabakat sonrası açıklanan 4 günlük ateşkes yürürlüğe girdi

Dün Rakka'da, Suriye ordusuna göre SDG saldırısında hasar görmüş köprüden geçmeye çalışan vatandaşlar (Reuters)
Dün Rakka'da, Suriye ordusuna göre SDG saldırısında hasar görmüş köprüden geçmeye çalışan vatandaşlar (Reuters)

Suriye hükümeti, hükümet güçlerinin bölgedeki ilerlemesinin ardından, ülkenin kuzeydoğusundaki kalesi olan Haseke vilayetinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yeni bir anlaşmaya varıldığını ve 4 günlük bir ateşkes ilan edildiğini duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı, yaptığı basın açıklamasında "Haseke Valiliği'nin geleceğiyle ilgili bir dizi konuda ortak bir anlayışa varıldığını" belirtti. Açıklamada, "bölgelerin pratik entegrasyonu için ayrıntılı bir plan geliştirmek amacıyla Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) dört günlük istişare süresi tanınması" konusunda anlaşmaya varıldığı ifade edildi. Bunun ardından Savunma Bakanlığı, dün akşam saat 20:00'den itibaren geçerli olmak üzere dört günlük ateşkes ilan etti.

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack, yeni anlaşmaya ilişkin yaptığı açıklamada, "(Suriye Demokratik Güçleri'nin) (DEAŞ'la) mücadelede önemli bir güç olarak rolünün sona erdiğini" belirterek, hükümet güçlerinin artık aşırılık yanlılarının ve aile üyelerinin tutulduğu hapishanelerin ve kampların güvenliğini devralmaya yetkili olduğunu kaydetti.

Barrack, mevcut durumun Kürtlere "tam vatandaşlık hakları, kültürel kimliğin korunması ve siyasi katılım da dahil olmak üzere, birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyon yolunu sunduğunu ve bu hakların Beşşar Esed yönetiminde uzun süredir Kürtlerden esirgenmiş olduğunu" ifade etti.


Barrack: SDG'nin DEAŞ ile mücadelede önemli bir güç olarak üstlendiği rol sona erdi

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, (Reuters)
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, (Reuters)
TT

Barrack: SDG'nin DEAŞ ile mücadelede önemli bir güç olarak üstlendiği rol sona erdi

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, (Reuters)
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, (Reuters)

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack dün yaptığı açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) DEAŞ’a karşı mücadelede önemli bir güç olarak rolünün sona erdiğini söyledi. Barrack, hükümet güçlerinin artık radikal unsurların ve ailelerinin tutulduğu hapishaneler ve kamplarda güvenliği sağlamaya hazır olduğunu düşündüğünü belirtti.

Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda Barrack,  “DEAŞ ile mücadelede sahadaki ana güç olarak SDG’nin temel amacı büyük ölçüde sona ermiştir” diye yazdı.

ABD’li Özel Temsilci, Suriyeli yetkililerin, DEAŞ üyelerinin tutulduğu hapishaneler ve aile üyelerinin barındırıldığı kamplar da dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hazır olduğunu düşündüğünü belirtti.

Washington yıllardır DEAŞ’la mücadelesinde Kürtlerin liderliğindeki SDG'nin önemli bir destekçisi oldu. Bu da 2019 yılında grubun son kontrol alanlarından da yenilgiye uğramasına yol açtı. Ancak yıllar süren çatışmaların ardından eski rejimin düşmesinden sonra Şam’daki yeni yetkililerin ve ülkenin birleştirilmesi çabalarının önemli bir destekçisi haline geldi.