Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Irak’taki silahlı milislerin sayısı 238 bini aştı.

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Selam Zeydan

Amerika Birleşik Devletleri; Anbar, Ninova ve Suriye’deki ABD askeri üslerine saldırılara devam edildiği bir dönemde İran’ı doğrudan füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alarak, Irak’taki kollarıyla çatışma alanını genişletmekle tehdit etti. Şii gruplar, bu eylemlerini, İsrail’in sivillere yönelik saldırganlığı nedeniyle Gazze halkına karşı ateşin yoğunluğunu azaltmak amacıyla yaptıklarını savunarak meşrulaştırıyor.

Irak’ta iktidardaki Şii partilerin çoğunluğu, Partiler Yasası’nı ihlal etmelerine rağmen silahlı milislere sahip. Bu milisler, partilerinin de yardımıyla Haşdi Şabi otoritesi kanunu sayesinde devlete entegre olabildiler. Bu durum, onlara büyük bir siyasi ve güvenlik etki alanı sağladı. Sonuç olarak bu milisler, Irak’ın ana askeri gücü haline geldi ve onlarla karşı karşıya gelemeyen ve savaşamayan tüm güvenlik güçlerinden daha etkin bir konum elde etti.

Irak’ta Şiiler, Sünniler, Hıristiyan azınlıklar, Türkmenler ve Şabaklar da dahil olmak üzere iki türe ayrılan 67 silahlı milis bulunuyor.

Birinci tür: İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i siyasi veya dini otorite olarak kabul eden milisler… Bunlar çoğunlukta. Devlet içinde büyük etkiye sahip bazı siyasi partilerin askeri kanatlarını temsil ediyorlar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Kays el-Hazali liderliğindeki Ashab’ül Ehlül Hak, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Tugayları, Hristiyan Babiliyyun Hareketi, Hizbullah Tugayları, en-Nuceba Hareketi ve Selahaddin Tugayı başta olmak üzere hükümette önemli mevkilere sahipler.

İkinci tür: Bu grup, Haşdi Şabi otoritesi yönetiminden uzakta, Federal Savunma Bakanlığı’na bağlı faaliyet göstermeyi tercih eden, Mukteda es-Sadr liderliğindeki Barış Tugayları ve Şiilerin yüksek otoritesi Ali el-Sistani’nin kontrolündeki Haşdu’l Atabat gibi İran Devrim Muhafızları’na bağlı olmayan milisleri de içeriyor.

Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı. Mukteda es-Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp mevcut hükümeti kurabildi.

Irak güvenlik güçlerinin DEAŞ karşısında hezimete uğraması sonucu acil bir tedbir olarak 2014 yılında Haşdi Şabi otoritesi kuruldu. Haşdi Şabi, bir kısmı 1980’lerde İran- Irak döneminde kurulan, diğer kısmı 2003’teki ABD işgali sırasında kurulan ve geri kalanları ise DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği dönemde kurulan tüm milis toplulukları içeriyor. Bu milislerden en-Nuceba Hareketi, Ashab’ül Ehlül Hak ve Hizbullah Tugayları gibi bazı milisler, ABD’nin terör listesinde yer alıyor.

FFREGB
Fotoğraf: Majalla

Irak devletinin verilerine göre Iraklı milislerin sayısı 238 bini aşıyor ve tamamı Haşdi Şabi güçleri kapsamında yer alıyor. Ayrıca Federal Savunma Bakanlığı’nın toplam güçlerinin yüzde 52’sini temsil ediyorlar. Hükümet, bu güçlere verdiği destek kapsamında, maaşlarının finansmanı ve diğer silah ve teçhizat ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 2023 yılı için 3,4 milyar doları aşan bir meblağ tahsis etti.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına analize göre Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir milisleri, Irak’ın en büyük milis kuvvetleri sayılıyor. Diyala, Anbar, Selahaddin, Kerkük ve Ninova vilayetlerine yayılmış 15 tugayı bulunuyor. Hizbullah Tugayları, Anbar çölünde Babil vilayetindeki Curf es-Sahar’a kadar üç tugaydan oluşuyor; Ashab’ül Ehlül Hak ise Selahaddin vilayetinde üç tugaydan meydana geliyor. Her tugayın dört bin üyeden oluştuğu, bu grupların tüm Sünni vilayetlerde üslerinin bulunduğu ve sayılarının 15’ten fazla askeri üsse ulaştığı biliniyor. Aynı şekilde dronlar, tanklar, toplar ve diğerleri gibi gelişmiş silahlara da sahipler. Ayrıca İran’a bağlı Şii gruplarla birlikte Sünni, Hıristiyan, Türkmen, Şabak ve Ezidi milisler de mevcut.

SCD
Fotoğraf: Majalla

Silahlı milislere sahip partiler 2021 yılında, İran’ın desteğiyle Koordinasyon Çerçevesi adı verilen siyasi bir grup oluşturdu. Bu grubun amacı, Mustafa el-Kazımi hükümeti ve parlamento seçimlerinin galibi Mukteda es-Sadr’ın hırslarıyla yüzleşmekti. Koordinasyon Çerçevesi, Kays el-Hazali liderliğindeki Sadikun Hareketi, Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Ammar el-Hekim liderliğindeki Hikmet Akımı, Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Hareketi, İslam Yüksek Konseyi, Ataa Hareketi ve Fazilet Partisi gibi partileri kapsıyor. Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı ve Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığındaki mevcut hükümeti kurabildi. Ayrıca hükümetteki Şiilere ait 12 bakanlığın tamamını üstlendi.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, Şii milislerin faaliyetlerine devam etmesine şiddetle karşı çıkıyor. Zira yüzde 80’den fazlası Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra kurulmuş ve Sadr’ın 2003’te kurduğu Mehdi Ordusu milislerinden ayrılmıştı. Parçalanmasının İran’ın desteğiyle gerçekleştiğine inanılıyor ve bunu onun siyasi nüfuzuna yönelik bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Sadr, milislerin etkisiz hale getirilmesi ve parçalanması amacıyla sürekli olarak Irak güvenlik güçleri bünyesine entegre edilmesi çağrısında bulunuyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedef almakla sınırlı değil, Arap istikrarını tehdit ediyor.

Diğer projeler

Milisler, devleti kontrol ettikleri, şantaj yaptıkları ve insanların hayatlarını ilgilendiren ekonomik ve hizmet projelerini devraldıkları için Irak’ta ekonomik güvenliğe büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu da son yıllarda aksamalara yol açıyor. Sonuç olarak, parlamentodaki Hizmetler Komitesi’ne göre bin 600’den fazla durdurulan stratejik proje nedeniyle Irak, yatırımların itici gücü haline geldi. Bu bağlamda ülkenin yıllık geliri 85 milyar doların üzerine çıkmasına rağmen Irak şehirleri yoksullukla boğuşuyor.

CDSVDS
Fotoğraf: Majalla

Milisler, en-Nuceba Hareketi’ne bağlı Ashab el-Kehf ve Ashab-ül Ehlül Hak’a bağlı Saraya Evliya el-Dem takma adlarıyla faaliyet gösteriyor. Bu milisler, kendilerini destekleyen siyasi güçler sorumlu tutulmaksızın, Irak’ta operasyonlar yürütüyor. Bu milislerden bazılarının, Irak’taki birçok ülkenin ekonomik çıkarlarını hedef aldığı biliniyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedeflemekle sınırlı değil; Irak topraklarından BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün’ü hedef alan füzeler ve insansız hava araçları fırlatarak Arap istikrarını da tehdit ediyorlar. Bu gruplar, bölgedeki ABD çıkarlarını hedef almayı amaçlayan ve Direniş Ekseni olarak bilinen Suriye’deki çatışmanın önemli bir parçası oldukları için savaş alanlarının birliğine inanıyorlar. Ayrıca Ali Hamaney liderliğindeki Velayet-i Fakih’in dini ve siyasi otoritesine inanıyor ve Irak hükümetinin yasa ve kararlarına uymuyorlar.

Milislerin coğrafyası, ‘Kuveyt savaşı sırasında İsrail’e füze fırlatan eski rejimin örneğini takip ederek, Anbar, Ninova ve Erbil’deki ABD üslerini kuşatmak ve bu toprakları İsrail’e füze fırlatmak için kullanmak amacıyla’ Anbar, Selahaddin, Ninova ve Babil’deki Curf el-Sahar gibi Sünni vilayetlere odaklanıyor. Ayrıca milisler, İsrail’e kadar menzilli füzelere sahip.

Gruplar ABD’ye bölgeden çekilmesi ve etkili bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmayı amaçlıyor.

Gazze olaylarının ardından

Geçem ekim ayında Gazze’de yaşanan son olaylar, Iraklı milisler arasında, özellikle de savaşa girmeyi ve bölgedeki ABD çıkarlarını ve üslerini hedef almayı gerekli gören İran Devrim Muhafızları, Hizbullah Tugayları ve en-Nuceba Hareketi’ne yakın olan milisler arasında bölünmeye yol açarken, Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü ise Irak’ın Filistin- İsrail çatışmasından çıkarılmasını talep etti. Bu bölünmenin bir sonucu olarak, Ensarullah el-Evfiya, en-Nuceba Hareketi, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Hizbullah Tugayları olmak üzere yalnızca dört hareket, ABD çıkarlarını hedef alma eylemlerine katıldı. Bu gruplar, kendi aralarında ittifak kurdular ve kendilerini Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırdılar. Lübnan Hizbullah’ı ve İran hükümetinden danışmanların varlığına rağmen bu grupların siyasi temsilinin olmaması dikkat çekici.

Geçen 17 Ekim’den bu yana dört grup, Irak ve Suriye’deki 3 bin 500’den fazla ABD askerinin bulunduğu ABD üslerine ve ABD büyükelçiliğine 120’den fazla saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılar, Irak hükümeti için büyük bir zorluk teşkil ediyordu. ABD, bu saldırıların devam etmesi durumunda, milislere doğrudan saldırıların yanı sıra hükümet kurumlarını hedef alabilecek ekonomik yaptırımların uygulanacağını bildirdi. Gruplar, ABD’ye bölgeden çekilmesi ve Irak’ta etkili ve kontrol sahibi bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmaya çalışıyor.

Bu tehditler, Irak hükümetini net bir tavır almaya zorladı. Öyle ki, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Yahya Resul yaptığı açıklamada, 7 Aralık 2023’te ABD büyükelçiliğini hedef alan saldırının, Irak’ın güvenliği ve egemenliğine yönelik bir saldırı olduğunu açıkladı. Resul, bu saldırıların Irak’ın itibarına zarar verdiğini, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirebilen, vatandaşlarının ve sakinlerinin, özellikle de diplomatik misyonlarının güvenliğini sağlayabilen egemen bir devlet olarak güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açtığını söyledi. ABD, başta İçişleri Bakanlığı yakınlarındaki, Bağdat’ın merkezinde yer alan en-Nuceba’nın karargâhı olmak üzere, en-Nuceba Hareketi ve Hizbullah Tugayları üyelerine yönelik saldırılar düzenleyerek karşılık verdi. Bu da yakın zamanda ABD üslerini hedef alan füze taburunun sorumlusu olan ve Ebu Takva olarak bilinen lider Muştak es-Saidi’nin ölümüne yol açtı.

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor, çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor.

Iraklılar arasında umutsuzluk yaygın. Mevcut hükümet, hiziplerin hükümeti olarak ve onlardan hesap sormuyor olarak görülüyor. Hava savunma sisteminin çökmesi ve uluslararası koalisyonun kontrolü nedeniyle ülkenin hava sahası üzerinde de kontrolü bulunmuyor. Ayrıca İran’ın, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi, nükleer dosya ve benzeri diğer dosyalarda kazanç elde etmek için Irak sahasında ABD ve İsrail ile gerilimi artırma ve onu şehirlerinden uzaklaştırma arzusuyla da yüzleşemiyor.

Hükümet, nihayet milislerin taleplerine boyun eğdi ve DEAŞ ile mücadele için kurulan uluslararası koalisyona artık ihtiyaç kalmadığı için Irak’tan ayrılma çağrısında bulundu. Bu durum, diplomatik misyonlara, özellikle Avrupalı ​​misyonların daha önce uluslararası koalisyon güçlerinin ve ABD’nin geri çekilmesi durumunda Irak’ı terk etme tehdidinde bulunması nedeniyle güç dengesinin değişmeye başladığına dair açık bir mesaj gönderiyor. Irak’ın İran tarafından tamamen yutulmasından korkan Kürtler ve bazı Sünni güçler arasında da muhalif bir tutum ortaya çıktı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Sudani hükümetinin zayıf ve beceriksiz olduğunu, yasadışı grupları finanse ettiğini, onlara maaş ve silah sağladığını açıklarken, bu grupların hiçbir şey yapmadan hükümetin gözü önünde füze, silah ve insansız hava aracı naklettiğini açıkladı.

Çatışmayı genişletme çabaları

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor ve Ürdün’ü İran’ın nüfuz alanına yerleştirerek çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor. Irak-Ürdün sınırı, Batı Şeria’ya ve Suriye- Ürdün sınırından giriş ve çıkışlarına izin verilmesi için milis destekçilerinin oturma eylemlerine tanık oluyor. İkinci olarak bir kısmı İsrail içindeki Hayfa ve Eylat’a ulaşan ABD güçlerini hedef alan füzeler yoluyla ve karşılıklı istihbarat ve askeri operasyonlar aracılığıyla durum, ilerleyen günlerde Irak’ta ABD- İran çatışmasının artmasına yol açabilir.

Irak sokakları, özellikle de Şiiler, milislerin varlığının tehlikesinin farkına varmış durumda. Bu durum, o dönemde Adil Abdul Mehdi liderliğindeki hizipçi hükümetin Irak’taki ABD- İran çatışmasının çemberini genişlettiği ve milis destekçilerinin ABD büyükelçiliğine baskın düzenlediği Ekim 2019’a benzer bir çarpışma sahnesini hızlandırıyor. Ayrıca güneydeki İran konsolosluklarının yakılması, İran’ın ve silahlarının Irak’tan çekilmesini talep eden protestoların gücünü artırdı.

Milislere bağlı bu güçler, özellikle de bu güçlerin popülaritesinin hala çok zayıf olması nedeniyle, suikastlar ve adam kaçırma yoluyla yakıp yıkma taktiği uygulayabildiler. Son seçimlerde 684 bin oy alarak ilk sırayı almalarına ve Sadr Hareketi ve Sivil Hat’tın boykotuna rağmen, toplam seçmenin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmaları, halk çatışmasını hızlandıracak.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
TT

Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)

Beyrut’un yoğun nüfuslu Aişe Bekkar mahallesinde çarşamba günü düzenlenen İsrail saldırısının ardından hüzün ile artan öfke iç içe geçmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana birçok Lübnanlı, ülkeyi yeni bir savaşa sürüklediğini düşündükleri Hizbullah’a tepki gösteriyor.

Hedef alınan binaya birkaç metre uzaklıktaki küçük sebze dükkânında AFP’ye konuşan Rande Harb, öfkeyle “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmeli. Silahlar yalnızca meşru güvenlik güçlerinin elinde olmalı. Nokta” dedi.

İsrail’in binadaki bir daireyi hedef alan saldırısı çevredeki binalarda da hasara yol açtı. Sebze dükkânının karşısında bulunan, siyah başörtüsü ve abaya giyen bir kadın ise gözyaşları içinde, “Biz sadece barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik aralıksız saldırılarına bir yıldan fazla süre boyunca karşılık vermemişti. Ancak örgüt, 2 Mart gecesi Tahran’da ABD-İsrail ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e doğru bir dizi füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı.

Art arda yaşanan savaşlar ve süregelen ekonomik kriz nedeniyle yorgun düşen birçok Lübnanlı ise bu savaşın kendilerine ait olmadığını düşünüyor.

Lübnan hükümetinin son verilerine göre İsrail saldırılarında 13 gün içinde 634 kişi hayatını kaybetti, bin 500 kişi yaralandı. Ayrıca 800 binden fazla kişi de yerinden edildi.

Hedef kim?

Yaralıların tahliye edilmesinin hemen ardından, yoğun nüfuslu ve yerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu mahallede hedef alınan dairedeki kişilerin kimliğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Yakındaki bir mağazada çalışan bir kişi hedef alınan kişinin Hizbullah mensubu olduğunu söylerken, elektrik işiyle uğraşan ve bir gıda dükkânı bulunan Muhammed ise “Onun Hamas mensubu olduğunu söylüyorlar” dedi. Muhammed, söz konusu kişinin yaklaşık üç haftadır bu binada yaşadığını belirtti.

efthyj

Muhammed, hedef alınan kişinin kimliğinin önemli olmadığını, asıl sorunun ‘Hizbullah ve Hamas’ın varlığının Lübnanlıları büyük bir tehlikeye sürüklemesi’ olduğunu ifade etti. Muhammed, “Onlar hedef alındıkları için buraya geldiler. Eğer şehit olmak istiyorlarsa kendi yerlerinde kalsınlar. Yalnız başlarına şehit olsunlar” diye konuştu.

Kucağında bir çocuk taşıyan Azize Ahmed ise 2024’teki savaş sırasında evinde sekiz yerinden edilmiş aileyi ağırladığını, ancak bu kez İsrail’in ağır yıkıma yol açan saldırılar düzenlediği Beyrut’un güney banliyölerinden yeni bir göç dalgası yaşanmasından endişe ettiğini söyledi.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu Mar Mikhael bölgesinde ise genellikle restoran ziyaretçileriyle dolu olan sokakta bir bakkal işleten 68 yaşındaki Tony Saab, savaşın ‘hayatımızı ve geleceğimizi etkilediğini’ belirterek durumu eleştirdi. Saab, “Hizbullah ülkesini ya da kendi destekçilerini düşünmeden kararlar alıyor” dedi. Örgütün ‘anlamsız savaşlar yürüttüğünü’ savunan Saab, “Bir roket atarsanız size yüz roketle karşılık verirler... Bu savaş dengeli değil” ifadelerini kullandı.

“Kim intihar etmek ister?”

Uzun yıllar boyunca Hizbullah, İsrail’e karşı mücadele eden silahlı güç olarak hem Lübnan’da hem de Arap dünyasında geniş bir popülariteye sahipti. 2006 yılında 33 gün süren savaş sırasında Lübnanlılar, güneyden gelen yerinden edilmiş kişilere evlerinin kapılarını açmıştı. Ancak örgüt, Suriye’de Beşşar Esed güçlerinin yanında savaşması ve önceki yönetim döneminde Tahran ile Şam’ın desteğiyle Lübnan’daki siyasi hayatın önemli noktalarını kontrol etmesi nedeniyle zamanla popülaritesini kaybetmeye başladı.

Mevcut savaşın başlamasından bu yana dikkat çeken gelişmelerden biri de, üyelerinin büyük bölümü Hizbullah’a bağlılık duyan Şii toplumunun içinden eleştirel seslerin yükselmeye başlaması oldu. Sosyal medya platformlarında da bu kesimden çok sayıda video ve yorum paylaşılırken, savaş ve Hizbullah’ın performansı eleştiriliyor.

55 yaşındaki Sünni Lübnanlı Gade, “Biz hiçbir zaman onlardan ya da Seyyid’den (Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah) nefret etmedik. İsrail’i durduran ve geri püskürten oydu” dedi. Ancak Gade’ye göre ‘artık durum değişti’.

Gade, Hizbullah’ın popülaritesini ‘Şiiler arasında bile’ kaybetmeye başladığını belirterek, “İnsanlar yoruldu” ifadesini kullandı.

Şii bir aileden gelen avukat Lina Hamdan ise “Kimse bu savaşı istemiyor. Kim intihar etmek ister? İlk kurbanlar onlar (Şiiler) olur” diye konuştu.

Hizbullah’a muhalif olan Hamdan, mevcut savaşın örgütün siyasi ve askeri geleceği açısından ‘bir dönüm noktası’ olacağını düşünüyor.

Beyrut’ta yerinden edilmiş kişiler için barınağa dönüştürülen bir okulda yaşayan 53 yaşındaki Hiyam ise “Bu savaşın amacı ne? Hiçbir şey mantıklı görünmüyor” dedi.

Genellikle geniş yardım kuruluşları, hastaneler ve okullardan oluşan bir ağ üzerinden yerinden edilmiş kişilere destek sağlayan Hizbullah’ın bu kez aynı desteği sunmadığını söyleyen Hiyam, “Bu defa kendi başımızın çaresine bakmaya bırakıldık” ifadesini kullandı.


Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
TT

Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan

Irak, batı sınırlarından güneydeki karasularına kadar uzanan çok cepheli, benzeri görülmemiş bir askeri gerilim evresine girdi. Dün ülkenin batısındaki Akaşat bölgesinde ve Bağdat'ın güneyindeki Sakr kampında bulunan Haşdi Şabi Güçleri’nin mevzilerine düzenlenen hava saldırılarında can kayıpları çok sayıda yaralı olduğu belirtildi.

Irak Silahlı Kuvvetleri ve Ortak Operasyonlar Komutanlığı, saldırıları "belirli bir hedef gözetmeyen sistematik bir saldırganlık" olarak nitelendirerek, güvenlik kazanımlarını baltalamayı ve egemenliği ihlal etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sorumlu uçakların belirlenmesi için de alarm durumu ilan edildi.

Daha sonraki bir gelişmede ise patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA), Bağdat'ın kuzeyindeki Mahmur Kampı'nda bulunan Irak Ordusu'nun 14. Tümeni karargahını hedef aldı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Buna paralel olarak, patlayıcı yüklü teknelerin iki yabancı petrol tankerini hedef aldığı bir saldırının ardından çatışma Basra'daki Faw kıyılarına da sıçradı. İran Devrim Muhafızları, tankerlerden birini hedef alma sorumluluğunu üstlendi.

Olay, büyük yangınlara ve Irak limanlarından ham petrol sevkiyatının geçici olarak durmasına neden olarak, ülkenin tam teşekküllü bir bölgesel savaşa sürüklenmesi korkusunu derinleştirdi.


İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye Köprüsü'nü hedef aldığını ve burayı Hizbullah militanları için önemli bir geçiş noktası olarak tanımladığını belirtti.

Ordu, grubun son zamanlarda köprü yakınlarına roketatarlar yerleştirdiğini ve bunlardan İsrail'e roketler fırlattığını ifade etti.

Bu, İsrail ordusunun Hizbullah ile mevcut çatışmalarda Lübnan'daki bir köprüyü hedef aldığı ilk olay.

İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri, Ortadoğu'daki savaş bugün ikinci haftasına girerken, yüzlerce can kaybına, milyonlarca insanın hayatının alt üst olmasına ve finans piyasalarının sarsılmasına yol açan çatışmalara devam edeceklerini açıkladılar.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, dün televizyonda yayınlana ilk açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına dair söz verdi. İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı lider, "Herkese temin ederim ki, şehitlerinizin kanının intikamını almayı unutmayacağız" dedi. Açıklamayı kendisinin yapmamasının nedeni ise belirsizliğini koruyor.