Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Irak’taki silahlı milislerin sayısı 238 bini aştı.

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Selam Zeydan

Amerika Birleşik Devletleri; Anbar, Ninova ve Suriye’deki ABD askeri üslerine saldırılara devam edildiği bir dönemde İran’ı doğrudan füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alarak, Irak’taki kollarıyla çatışma alanını genişletmekle tehdit etti. Şii gruplar, bu eylemlerini, İsrail’in sivillere yönelik saldırganlığı nedeniyle Gazze halkına karşı ateşin yoğunluğunu azaltmak amacıyla yaptıklarını savunarak meşrulaştırıyor.

Irak’ta iktidardaki Şii partilerin çoğunluğu, Partiler Yasası’nı ihlal etmelerine rağmen silahlı milislere sahip. Bu milisler, partilerinin de yardımıyla Haşdi Şabi otoritesi kanunu sayesinde devlete entegre olabildiler. Bu durum, onlara büyük bir siyasi ve güvenlik etki alanı sağladı. Sonuç olarak bu milisler, Irak’ın ana askeri gücü haline geldi ve onlarla karşı karşıya gelemeyen ve savaşamayan tüm güvenlik güçlerinden daha etkin bir konum elde etti.

Irak’ta Şiiler, Sünniler, Hıristiyan azınlıklar, Türkmenler ve Şabaklar da dahil olmak üzere iki türe ayrılan 67 silahlı milis bulunuyor.

Birinci tür: İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i siyasi veya dini otorite olarak kabul eden milisler… Bunlar çoğunlukta. Devlet içinde büyük etkiye sahip bazı siyasi partilerin askeri kanatlarını temsil ediyorlar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Kays el-Hazali liderliğindeki Ashab’ül Ehlül Hak, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Tugayları, Hristiyan Babiliyyun Hareketi, Hizbullah Tugayları, en-Nuceba Hareketi ve Selahaddin Tugayı başta olmak üzere hükümette önemli mevkilere sahipler.

İkinci tür: Bu grup, Haşdi Şabi otoritesi yönetiminden uzakta, Federal Savunma Bakanlığı’na bağlı faaliyet göstermeyi tercih eden, Mukteda es-Sadr liderliğindeki Barış Tugayları ve Şiilerin yüksek otoritesi Ali el-Sistani’nin kontrolündeki Haşdu’l Atabat gibi İran Devrim Muhafızları’na bağlı olmayan milisleri de içeriyor.

Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı. Mukteda es-Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp mevcut hükümeti kurabildi.

Irak güvenlik güçlerinin DEAŞ karşısında hezimete uğraması sonucu acil bir tedbir olarak 2014 yılında Haşdi Şabi otoritesi kuruldu. Haşdi Şabi, bir kısmı 1980’lerde İran- Irak döneminde kurulan, diğer kısmı 2003’teki ABD işgali sırasında kurulan ve geri kalanları ise DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği dönemde kurulan tüm milis toplulukları içeriyor. Bu milislerden en-Nuceba Hareketi, Ashab’ül Ehlül Hak ve Hizbullah Tugayları gibi bazı milisler, ABD’nin terör listesinde yer alıyor.

FFREGB
Fotoğraf: Majalla

Irak devletinin verilerine göre Iraklı milislerin sayısı 238 bini aşıyor ve tamamı Haşdi Şabi güçleri kapsamında yer alıyor. Ayrıca Federal Savunma Bakanlığı’nın toplam güçlerinin yüzde 52’sini temsil ediyorlar. Hükümet, bu güçlere verdiği destek kapsamında, maaşlarının finansmanı ve diğer silah ve teçhizat ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 2023 yılı için 3,4 milyar doları aşan bir meblağ tahsis etti.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına analize göre Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir milisleri, Irak’ın en büyük milis kuvvetleri sayılıyor. Diyala, Anbar, Selahaddin, Kerkük ve Ninova vilayetlerine yayılmış 15 tugayı bulunuyor. Hizbullah Tugayları, Anbar çölünde Babil vilayetindeki Curf es-Sahar’a kadar üç tugaydan oluşuyor; Ashab’ül Ehlül Hak ise Selahaddin vilayetinde üç tugaydan meydana geliyor. Her tugayın dört bin üyeden oluştuğu, bu grupların tüm Sünni vilayetlerde üslerinin bulunduğu ve sayılarının 15’ten fazla askeri üsse ulaştığı biliniyor. Aynı şekilde dronlar, tanklar, toplar ve diğerleri gibi gelişmiş silahlara da sahipler. Ayrıca İran’a bağlı Şii gruplarla birlikte Sünni, Hıristiyan, Türkmen, Şabak ve Ezidi milisler de mevcut.

SCD
Fotoğraf: Majalla

Silahlı milislere sahip partiler 2021 yılında, İran’ın desteğiyle Koordinasyon Çerçevesi adı verilen siyasi bir grup oluşturdu. Bu grubun amacı, Mustafa el-Kazımi hükümeti ve parlamento seçimlerinin galibi Mukteda es-Sadr’ın hırslarıyla yüzleşmekti. Koordinasyon Çerçevesi, Kays el-Hazali liderliğindeki Sadikun Hareketi, Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Ammar el-Hekim liderliğindeki Hikmet Akımı, Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Hareketi, İslam Yüksek Konseyi, Ataa Hareketi ve Fazilet Partisi gibi partileri kapsıyor. Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı ve Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığındaki mevcut hükümeti kurabildi. Ayrıca hükümetteki Şiilere ait 12 bakanlığın tamamını üstlendi.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, Şii milislerin faaliyetlerine devam etmesine şiddetle karşı çıkıyor. Zira yüzde 80’den fazlası Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra kurulmuş ve Sadr’ın 2003’te kurduğu Mehdi Ordusu milislerinden ayrılmıştı. Parçalanmasının İran’ın desteğiyle gerçekleştiğine inanılıyor ve bunu onun siyasi nüfuzuna yönelik bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Sadr, milislerin etkisiz hale getirilmesi ve parçalanması amacıyla sürekli olarak Irak güvenlik güçleri bünyesine entegre edilmesi çağrısında bulunuyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedef almakla sınırlı değil, Arap istikrarını tehdit ediyor.

Diğer projeler

Milisler, devleti kontrol ettikleri, şantaj yaptıkları ve insanların hayatlarını ilgilendiren ekonomik ve hizmet projelerini devraldıkları için Irak’ta ekonomik güvenliğe büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu da son yıllarda aksamalara yol açıyor. Sonuç olarak, parlamentodaki Hizmetler Komitesi’ne göre bin 600’den fazla durdurulan stratejik proje nedeniyle Irak, yatırımların itici gücü haline geldi. Bu bağlamda ülkenin yıllık geliri 85 milyar doların üzerine çıkmasına rağmen Irak şehirleri yoksullukla boğuşuyor.

CDSVDS
Fotoğraf: Majalla

Milisler, en-Nuceba Hareketi’ne bağlı Ashab el-Kehf ve Ashab-ül Ehlül Hak’a bağlı Saraya Evliya el-Dem takma adlarıyla faaliyet gösteriyor. Bu milisler, kendilerini destekleyen siyasi güçler sorumlu tutulmaksızın, Irak’ta operasyonlar yürütüyor. Bu milislerden bazılarının, Irak’taki birçok ülkenin ekonomik çıkarlarını hedef aldığı biliniyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedeflemekle sınırlı değil; Irak topraklarından BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün’ü hedef alan füzeler ve insansız hava araçları fırlatarak Arap istikrarını da tehdit ediyorlar. Bu gruplar, bölgedeki ABD çıkarlarını hedef almayı amaçlayan ve Direniş Ekseni olarak bilinen Suriye’deki çatışmanın önemli bir parçası oldukları için savaş alanlarının birliğine inanıyorlar. Ayrıca Ali Hamaney liderliğindeki Velayet-i Fakih’in dini ve siyasi otoritesine inanıyor ve Irak hükümetinin yasa ve kararlarına uymuyorlar.

Milislerin coğrafyası, ‘Kuveyt savaşı sırasında İsrail’e füze fırlatan eski rejimin örneğini takip ederek, Anbar, Ninova ve Erbil’deki ABD üslerini kuşatmak ve bu toprakları İsrail’e füze fırlatmak için kullanmak amacıyla’ Anbar, Selahaddin, Ninova ve Babil’deki Curf el-Sahar gibi Sünni vilayetlere odaklanıyor. Ayrıca milisler, İsrail’e kadar menzilli füzelere sahip.

Gruplar ABD’ye bölgeden çekilmesi ve etkili bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmayı amaçlıyor.

Gazze olaylarının ardından

Geçem ekim ayında Gazze’de yaşanan son olaylar, Iraklı milisler arasında, özellikle de savaşa girmeyi ve bölgedeki ABD çıkarlarını ve üslerini hedef almayı gerekli gören İran Devrim Muhafızları, Hizbullah Tugayları ve en-Nuceba Hareketi’ne yakın olan milisler arasında bölünmeye yol açarken, Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü ise Irak’ın Filistin- İsrail çatışmasından çıkarılmasını talep etti. Bu bölünmenin bir sonucu olarak, Ensarullah el-Evfiya, en-Nuceba Hareketi, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Hizbullah Tugayları olmak üzere yalnızca dört hareket, ABD çıkarlarını hedef alma eylemlerine katıldı. Bu gruplar, kendi aralarında ittifak kurdular ve kendilerini Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırdılar. Lübnan Hizbullah’ı ve İran hükümetinden danışmanların varlığına rağmen bu grupların siyasi temsilinin olmaması dikkat çekici.

Geçen 17 Ekim’den bu yana dört grup, Irak ve Suriye’deki 3 bin 500’den fazla ABD askerinin bulunduğu ABD üslerine ve ABD büyükelçiliğine 120’den fazla saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılar, Irak hükümeti için büyük bir zorluk teşkil ediyordu. ABD, bu saldırıların devam etmesi durumunda, milislere doğrudan saldırıların yanı sıra hükümet kurumlarını hedef alabilecek ekonomik yaptırımların uygulanacağını bildirdi. Gruplar, ABD’ye bölgeden çekilmesi ve Irak’ta etkili ve kontrol sahibi bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmaya çalışıyor.

Bu tehditler, Irak hükümetini net bir tavır almaya zorladı. Öyle ki, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Yahya Resul yaptığı açıklamada, 7 Aralık 2023’te ABD büyükelçiliğini hedef alan saldırının, Irak’ın güvenliği ve egemenliğine yönelik bir saldırı olduğunu açıkladı. Resul, bu saldırıların Irak’ın itibarına zarar verdiğini, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirebilen, vatandaşlarının ve sakinlerinin, özellikle de diplomatik misyonlarının güvenliğini sağlayabilen egemen bir devlet olarak güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açtığını söyledi. ABD, başta İçişleri Bakanlığı yakınlarındaki, Bağdat’ın merkezinde yer alan en-Nuceba’nın karargâhı olmak üzere, en-Nuceba Hareketi ve Hizbullah Tugayları üyelerine yönelik saldırılar düzenleyerek karşılık verdi. Bu da yakın zamanda ABD üslerini hedef alan füze taburunun sorumlusu olan ve Ebu Takva olarak bilinen lider Muştak es-Saidi’nin ölümüne yol açtı.

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor, çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor.

Iraklılar arasında umutsuzluk yaygın. Mevcut hükümet, hiziplerin hükümeti olarak ve onlardan hesap sormuyor olarak görülüyor. Hava savunma sisteminin çökmesi ve uluslararası koalisyonun kontrolü nedeniyle ülkenin hava sahası üzerinde de kontrolü bulunmuyor. Ayrıca İran’ın, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi, nükleer dosya ve benzeri diğer dosyalarda kazanç elde etmek için Irak sahasında ABD ve İsrail ile gerilimi artırma ve onu şehirlerinden uzaklaştırma arzusuyla da yüzleşemiyor.

Hükümet, nihayet milislerin taleplerine boyun eğdi ve DEAŞ ile mücadele için kurulan uluslararası koalisyona artık ihtiyaç kalmadığı için Irak’tan ayrılma çağrısında bulundu. Bu durum, diplomatik misyonlara, özellikle Avrupalı ​​misyonların daha önce uluslararası koalisyon güçlerinin ve ABD’nin geri çekilmesi durumunda Irak’ı terk etme tehdidinde bulunması nedeniyle güç dengesinin değişmeye başladığına dair açık bir mesaj gönderiyor. Irak’ın İran tarafından tamamen yutulmasından korkan Kürtler ve bazı Sünni güçler arasında da muhalif bir tutum ortaya çıktı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Sudani hükümetinin zayıf ve beceriksiz olduğunu, yasadışı grupları finanse ettiğini, onlara maaş ve silah sağladığını açıklarken, bu grupların hiçbir şey yapmadan hükümetin gözü önünde füze, silah ve insansız hava aracı naklettiğini açıkladı.

Çatışmayı genişletme çabaları

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor ve Ürdün’ü İran’ın nüfuz alanına yerleştirerek çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor. Irak-Ürdün sınırı, Batı Şeria’ya ve Suriye- Ürdün sınırından giriş ve çıkışlarına izin verilmesi için milis destekçilerinin oturma eylemlerine tanık oluyor. İkinci olarak bir kısmı İsrail içindeki Hayfa ve Eylat’a ulaşan ABD güçlerini hedef alan füzeler yoluyla ve karşılıklı istihbarat ve askeri operasyonlar aracılığıyla durum, ilerleyen günlerde Irak’ta ABD- İran çatışmasının artmasına yol açabilir.

Irak sokakları, özellikle de Şiiler, milislerin varlığının tehlikesinin farkına varmış durumda. Bu durum, o dönemde Adil Abdul Mehdi liderliğindeki hizipçi hükümetin Irak’taki ABD- İran çatışmasının çemberini genişlettiği ve milis destekçilerinin ABD büyükelçiliğine baskın düzenlediği Ekim 2019’a benzer bir çarpışma sahnesini hızlandırıyor. Ayrıca güneydeki İran konsolosluklarının yakılması, İran’ın ve silahlarının Irak’tan çekilmesini talep eden protestoların gücünü artırdı.

Milislere bağlı bu güçler, özellikle de bu güçlerin popülaritesinin hala çok zayıf olması nedeniyle, suikastlar ve adam kaçırma yoluyla yakıp yıkma taktiği uygulayabildiler. Son seçimlerde 684 bin oy alarak ilk sırayı almalarına ve Sadr Hareketi ve Sivil Hat’tın boykotuna rağmen, toplam seçmenin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmaları, halk çatışmasını hızlandıracak.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.