Husiler ve milisler... Devletin kuruluşuna karşı toplumun militarizasyonu

Köklere dönüş, İran’ın rolü ve hedefleri

Fotoğraf: Sara Gironi Carnevale
Fotoğraf: Sara Gironi Carnevale
TT

Husiler ve milisler... Devletin kuruluşuna karşı toplumun militarizasyonu

Fotoğraf: Sara Gironi Carnevale
Fotoğraf: Sara Gironi Carnevale

Muhammed Ebi Samra

Yemen’de devlet gerekli ve acil bir siyasi ve toplumsal talep haline mi geldi? Bu soru yalnızca Yemen’i ilgilendirmiyor; Sudan, Irak, Suriye, Lübnan ve Libya’yı da kapsıyor. Bu soru, sömürge döneminin yıkılmasının ardından ortaya çıkan bu bağımsız ‘cumhuriyetçi ulusal devletlerin’ ardından geldi.

1979 yılında İran’da gerçekleştirilen devrimin başarıya ulaşması ve yeni devlet için ‘devrimi ihraç etme’ ilkesinin İslam dünyasında bir doktrin olarak benimsenmesinden sonra, Mollaların devleti, devrimi ihraç etmek amacıyla bazı Arap ülkelerinin zayıflığından ve vatanseverliğinden faydalanmaya çalıştı.

Humeyni’nin İran’ı, Hafız Esed’in ana katılımıyla iç-bölgesel savaşların ortasında 1982 yılında Lübnan’da Hizbullah’ı kurarak Arap meşrik bölgesindeki sabotaj faaliyetlerine başladı. Bu Şii parti ve onun milisleri, İran’ın meşrikteki yıkım tacının zirvesindeydi. Hafız Esed ise silahlı Filistin örgütlerinin ve İran’dan önce ‘Lübnan devletinin parçalanmasına ve Lübnan iç savaşına’ güçlü bir şekilde katkıda bulunmuştu.

Irak’a gelince, ABD’nin 2003’te burayı işgal etmesinden ve 2011’de başlayan Arap Baharı’nın ardından İran, Devrim Muhafızları’nın üst düzey subaylarının övündüğü üzere şu anda dört Arap başkentini (Beyrut, Bağdat, Şam ve Sana) ve oradaki siyasi ve güvenlik kararlarını kontrol ediyor. İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kasım Süleymani’nin önderliğindeki Kudüs Gücü, bu ülkelerde milislerin ortaya çıkmasına sponsor olan, onları silahlandıran, eğiten, yönlendiren güçtür.

Filistin, İran-Husi bahanesidir

Ulusal kimliklerin zayıflığı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan bazı Arap ülkelerindeki kargaşada eski bir rol oynarken, Arap ordularının 1948’de yenilgiye uğratılmasının ardından Filistin’de İsrail devletinin kurulması, bu ülkelerdeki çalkantıları daha da şiddetlendirdi. Bu durum, Mısır’daki (adını lider Cemal Abdünnasır’dan alan) Nasırcı rejim örneğini takip ederek, Mısır, Suriye, Irak ve daha sonra Libya ve Sudan’daki askeri darbelerde ve tek parti rejiminin kontrolünde açıkça görüldü.

İran, Gazze’deki mevcut savaştan yararlanarak savaşı, Babu’l Mendeb’deki uluslararası seyrüseferi sekteye uğratmak için bir Yemen- Husi aracına dönüştürdü.

Filistinlilerin Nekbe’si ve birçok Arap ülkesine sığınmaları ve bazılarında ülkelerini kurtarmak için askeri örgütlerin kurulması, Ürdün’de 1970’te ve Lübnan’da 1969-1982’de iç savaşlara yol açtı. 2007’de Gazze’deki Hamas hareketi, Batı Şeria’daki Ramallah’tan faaliyet gösteren Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) otoritesine karşı çıktı.

İmam Humeyni, 1979’da Tahran’da iktidarı ele geçirdiğinden beri Filistin meselesini ve ABD ve Batı düşmanlığını ikili bir araç haline getirdi. Bunun amacı, aynı meselenin sonuçlarından tükenmiş olan Arap ülkelerine, başta (1975’ten bu yana iç savaşla parçalanmış olan ve Hizbullah’ın ortaya çıkışına tanık olan) Lübnan’a kendi devrimini ihraç etmekti. Ardından 2003 yılında ABD’nin işgal ettiği ve 2014 yılında DEAŞ’ın ortaya çıktığı Irak geliyor. Böylece Dini Lider Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları’nın liderliğindeki İran, ABD düşmanlığını kendisine bağlı Iraklı Şii milislerin Irak devletindeki temel kararlar üzerindeki kontrolünün yeni bir aracı haline getirdi.

​Öte yandan İran yanlısı ideolojik siyasi misyonuyla On İki İmamcı Şii milislere dönüşen Zeydi Husi Ensarulah milisleri, 2014’ten bu yana Yemen’in başkenti Sana’yı kontrol ediyor. İran, Gazze’deki mevcut savaştan yararlanarak onu bir Yemen- Husi aracına dönüştürüp, Kızıldeniz’in girişindeki Babu’l Mendeb Boğazı’nda ve Süveyş Kanalı’nda uluslararası deniz seyrüseferini sekteye uğrattı. Bu durum, Tahran’a ABD ile olan çatışmasında ve müzakerelerinde hizmet eden tamamen İran hedefi için gerçekleşti.

Al-Mashhad Al-Yemen internet sitesi, 4 Ocak’ta Husi milislerin Filistin’de savaş başlığı altında Saada’ki kalelerinden Sana’ya kadar seferberlik ve asker toplama kampanyalarını ikiye katladığını bildirdi. Ancak bu kampanyaların gerçek ve fiili hedefi, orada birleşik bir devlet kurulmadan Yemen’in normal bir toplumun kurulmasını önleyen, kalıcı bir ‘iç savaş evi’ toprağı ve toplumu olarak kalmasıdır.

Husi borazanının tezahürlerinden biri, Ensarullah unsurlarının Sana’daki büyük tüccarları ziyaret ederek paralarının bir kısmını Filistin’de savaşmak için, yani liderlerinden bazıları Yemen’de zengin insanlar haline gelen Husi hareketi için bağışlamaya zorlamasıydı. Öyle ki Husiler, ülkelerin başına gelen felaketleri, faydalanabilecekleri bir fırsata dönüştürmeden durmuyor. Husiler, aynı şeyi ülkelerindeki savaştan, çölleşmeden ve açlıktan kaçan Afrikalı grupları Yemen’in iç savaşlarına itmek için silah altına alırken de yapıyor.

Gazze’deki savaşın Husi- İran aracı olarak kullanılma sahnesini tamamlamak için Ensarullah milisleri, savaşçılarının isimlerinin yer aldığı fotoğrafları, ‘Filistin’de şehit düşenler’ olduklarını iddia ederek servis etti. Al-Mashhad Al-Yemen internet sitesi tarafından yapılan kamuoyu yoklamaları, bu fotoğrafların sahiplerinin evlerinde hâlâ hayatta olduklarını gösterdi.

Güney İran askeri üssü

Peki Husi milis hareketi tüm bunlardan ne istiyor?

Bu eylemler, Yemen’i Velayet-i Fakih’in ulusal ve uluslararası çıkarlarına hizmet edecek bölgesel bir askeri üsse dönüştürerek kontrol etmekten başka bir şey değil. Bu nedenle çeşitli sosyal yelpazedeki Yemenlilerin çıkarlarını gözetebilecek bağımsız bir ulusal Yemen devletinin kurulmasını önlemek için sürekli çalışıyor.

Husi hareketi, Yemenlilerin her türlü çıkarlarını gözetebilecek bağımsız bir Yemen devletinin kurulmasını engelliyor.

Yemen meseleleri konusunda uluslararası uzmanlar, İran’ın sponsorluğunun Husilerin Kuzey Yemen’de yarı totaliter bir milis rejimi kurmasını sağladığını söylüyor. Bazıları bunu Kuzey Kore rejimine benzetiyor, ancak Yemen örneğinin nükleer bombası yok. Yani izole edilmiş, saldırgan, iyi silahlanmış ve füze, drone ve helikopter gibi etkili askeri yeteneklere sahip bir güç. Aşırı savaşçı dini doktrin, uluslararası jeo-stratejik konum ve İran ile bağlantıya ek olarak bu özellikler, Husileri ABD’ye, Batı’ya, Körfez Arap ülkelerine düşman bir güney İran üssü haline getirdi (Lübnan’daki Hizbullah’ı kuzey İran üssü olarak kabul ediyoruz). Ancak uluslararası uzmanlara göre, dünyanın süper gücü olarak nitelendirilen ABD’nin, Babu’l Mendeb’deki uluslararası tedarik hatlarının kesintiye uğramasına yanıt olarak Husilerin üslerine yönelik saldırılarının ardından, Husileri küresel hatlara yönelik saldırılarını tekrarlamaktan ve Kızıldeniz’deki uluslararası deniz taşımacılığı rotalarını istikrarsızlaştırmaktan nasıl caydıracağına dair net bir planı var mı? Uzmanlar ayrıca, milislerin Yemen’in diğer bölgelerini, özellikle de petrol ve doğalgaz zengini Marib’i işgal edememesini sağlamak için Washington’un Yemen’de Husilerden olmayan taraflara verdiği desteği güçlendirmesi gerektiğine de dikkati çekti. Bu yılın ilk günlerinde akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı protestolar yaşanırken Suudi Arabistan, meşru Yemen hükümetine tabi olan ve bölgeye yayılmak isteyen Husi milislere direnen Marib’deki kabile militanları arasında çatışmaların patlak vermesinden endişe ettiği için koşulları kontrol altına almaya çalıştı.

Milisler devlete karşı

İran’ın silahlandırması ve eğitimiyle Yemen devletini alt üst eden Husi milislerin çabaladığı ve istediği şey, Yemen’de kontrol ettikleri ve askeri güçle yayılmak istedikleri diğer bölgeleri, toplum içinde kök salmış bir sisteme dönüştürerek, uyumlu bir dünya düzeninin kurulmasına karşı sürekli bir savaş toplumu haline getirmektir.

Husiler, sivil toplumu kontrol etmek için paralel kuruluşlar kurdu. Çocukları milis sistemine dahil etti.

Çekirdeği ‘savaşçı dağ kabilelerinin anavatanı sayılan’ kuzeydeki Saada vilayeti olan Husi savaş topluluğu, Sana’ya kadar pek çok kuzey vilayetine yayılmış durumda. Bu savaş toplumunun temeli, Husi dini ideolojik çağrısının toplumun dokusuna, ilişkilerine ve sivil kurumlarına aşılanmasıdır. Bu durum, onu geleneksel olarak kontrol etmek ve toplumu organize etmek için bir devletin gerekli olmadığı konusunda insanları aldatan bir kültür ve yaşam tarzını yayan organize milislerin hakim olduğu, politik olmayan (yani yarı totaliter) bir toplum haline getirmektir. Ayrıca bu toplumu, yetki devrine olanak tanıyan, farklılık ve çatışmaları çözen, iç savaşa dönüşmesini engelleyen bir anayasa ve yasalara dayalı hale dönüştürmektir.

tymt6y
Fotoğraf: Sara Gironi Carnevale

Husi örgütü, Afgan Talibanı’na benzer şekilde 2014’ten bu yana kontrol ettiği bölgelerde, askeri milis sistemi ve doktrini ile örneklenen sosyal güvenlik kurumları kuruyor. Yargı ve diğer eski devlet kurum ve kuruluşları üzerindeki kontrolüne ek olarak Husiler, sivil toplumu kontrol etmek için paralel kurumlar da oluşturdu. Milis sistemine katılmaya uygun hale gelmeleri için çocukları askere aldılar. Daha sonra kadınlara yönelik Zeynebiyyat birimini oluşturdular. Bu birim, İran’daki ahlak polisine benzer şekilde kadınları denetleyen yarı güvenlik organıdır. Bir yıldan fazla bir süre önce Husi milisleri, kontrolleri altındaki Yemen vilayetlerindeki okulların eğitim müfredatında temel değişiklikler yaptı. Bu eğitim değişikliklerinin amacı, öğrencileri Husi hareketinin totaliter dini doktrinine uygun, nefret ve şiddeti körükleyen yeni bir kültür ve değerlerle yetiştirmektir. Bu durum, grubun lideri Abdulmelik el-Husi’nin kardeşi Yahya el-Husi tarafından denetleniyordu. Kendisi, milis projesinin hizmetinde, eğitim sektöründe uygulanması için öneriler ve programlar yayınlayan organ ve komiteler kurdu.

Husilerin ortaya çıkışı

Husi örgütü, 1992 yılında Zeydi mezhebinin en büyük toplantılarına ev sahipliği yapan Saada’da kurulan Şebabu’l Mümin (İmanlı Genç) Forumu’ndan doğdu. Bu, Şeyh Mukbil bin Hadi el-Vadii’nin Saada yakınlarındaki Dammac’da Selefi bir dini çağrı başlatmasının ardından doktrini koruma gerekçesi altında oldu. Husiler, 2014 yılında Sana’ya giderken Dammac’da Şeyh Yahya el-Hacuri başkanlığındaki Dar’ul Hadis’i yerle bir etti.

Daha önce ise Zeydi Gençlik Hareketi, mezhep halkının siyasi temsilcisi olarak Hak Partisi’ne dönüşmüş ve Hüseyin Bedreddin el-Husi (1960- 2004) parlamento seçimlerini kazanmıştı. Ancak daha sonra görevinden ayrıldı ve kendisini tarikat için dini savunuculuk okulları kurmaya adadı. Kendisi ve babası Bedreddin’in İran ve Lübnan’a seyahat etmesinden sonra Hüseyin el-Husi, Sudan’da şeriat bilimleri alanında diploma almadan önce İranlı mollalar ve Hizbullah şeyhleriyle temasa geçti.

Husi çağrısı, Zeydi toplumundan aşiretleri ve savaşçı kalabalığını kendine çekiyor ve savaş fanatizmini aşmak ve Yemen’i kontrol edip yönetmek istiyor.

Yemenli bir araştırmacı, Husi çağrısının Zeydi toplumundan kabileleri ve savaşçılardan oluşan bir kalabalığı kendine çektiğine dikkati çekti. Zeydi mezhebinde azınlık olmasına rağmen savaş fanatizmini aşıp, Yemen’i kontrol ederek yönetmek istiyor. Bu ise savaş fanatizminin yanı sıra, tıpkı Lübnan’daki Hizbullah gibi İran’ın malzeme ve parasına da bağlı.

Birlik devleti ve dağılması

Ancak Yemen toplumunda ve devletinde köklü tarihsel çatlaklar ve bunların dönüşümleri olmasaydı Husi hareketi askeri başarıya ulaşamazdı. Kuzey Zeydi İmamların tarihi, Aden’de İngiliz himayesi olan güneyin, özgürleşip Sovyetler Birliği’ne bağlı Marksist sosyalist sisteme sahip bir devlete dönüşmeden önceki tarihinden farklıdır. Bu, kuzeyin 1964’te cumhuriyet olduğu zamandı. Hem Kuzey hem de Güney Yemen’de iç savaşlar patlak verdi. Savaş, 1990’ların başında Ali Abdullah Salih başkanlığında güneyde zorlayıcı bir birliğin oluşmasına yol açtı. Daha sonra 1994’te kuzey ile güney arasında şiddetli bir savaş çıktı ve Salih’in 2011 yılına kadar süren zalim yönetimi devam etti.

O yıl Arap Baharı çerçevesinde Yemen gençliği, ülkelerindeki baskıcı rejime karşı devrim başlattı ve Salih’i devirmek için meydanlara çıktı. Ancak kendi aralarında husumet besleyen farklı Yemen güçleri ve grupları, husumetlerini ve düşmanlıklarını tatbik etmek için hızla değişim arenalarına atladılar:

-Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in iktidarı oğluna bırakmasını engellemek ve Husilere ve bağımsız, devrimci gençlik hareketine karşı düşmanlığını göstermek için ortaya çıkan Müslüman Kardeşler’in İslami Islah (Reform) Partisi ve onun Korgeneral Ali Muhsin el-Ahmet ile ittifakı.

-Salih rejimine, el-Ahmar’a ve Islah Partisi’ne karşı isyanlarıyla Husi hareketi.

-Kuzeyin baskıcı ve otoriter yönetiminden kurtulmak için ayaklanan ve taraftarları Aden’den Sana’ya yürüyen Güney Hareketi.

-Yemen’de toplumda ile devlette de güçlü kabilesel ve bölgesel bölünmeler ve husumetler mevcut.

-Orduda, devlet kurumlarında, aşiret yapılarında güçlü kalmayı sürdüren ve otoritesini yeniden kazanmak için fırsatlar arayan, cumhurbaşkanlığından uzaklaştırılmış Ali Abdullah Salih.

-Salih, Husi hareketine karşı 6 askeri harekat başlattıktan sonra (2004- 2009) örgütle ittifak kurdu. Ulusal diyalogun sonuçlarına karşı yapılan darbe sonrasında milislerin Saada’dan Sana’ya ilerlemesi sağlandı. Salih, bunu iktidara dönmek için kullandığı düşüncesiyle uzlaşı sağladı. Ama 2017 yılında onu kullanıp öldüren Husilerdi.

Böylece Yemen devleti parçalandı ve bu parçalanmanın yarattığı boşluğu İran’ın desteğiyle Husi hareketi ve milisler doldurdu.

Arap Baharı çerçevesinde Yemen gençliği, ülkelerindeki baskıcı rejime karşı devrimini başlattı ve onu devirmek için meydanlara çıktı.

Meşru hükümetin çoklu güçleri

Husiler ve ardındaki İran, Yemen’de devletin yeniden inşasını ve ayağa kalkmasını engelleyen ilk ve temel etkeni oluşturuyor. Ancak güneyde Aden’i geçici başkent olarak kabul eden Yemen hükümetinin temsil ettiği, Husi projesine karşı çıkan ve direnen güçler, meşru hükümetin şemsiyesi altında toplanmalarına ve Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun onu destekleme ve birleştirme çalışmalarına rağmen pratikte ve sahada birleşmiş değil.

Yemenli bir araştırmacı, Husi karşıtı güçlerin ve unsurların, birden fazla bağlılığa, hedefe ve kabilesel ve bölgesel bağlılığa sahip liderler tarafından yönetildiğini belirtti. Bu durum, Husi milisleri ile çatışmaları olumsuz yönde etkiliyor.

Araştırmacı, Taiz şehri ve valiliğini buna örnek olarak gösteriyor. Taiz şehrinin ortasında askeri temas hattı bulunuyor ve bu hattın bir kısmı Husi milislerin kontrolünde. Şehrin diğer kısmı ise çok sayıda milis ve askeri güç tarafından kontrol ediliyor. Bunlar arasında Müslüman Kardeşler’e bağlı Islah Partisi milislerinin yanı sıra, Selefilerle Yemen milliyetçilerinin karışımından oluşan Ebu Abbas Tugayları da var. Bu durum, yani Husiler ile karşı karşıya gelen ve onlara direnen güç ve milislerin çokluğu, bazı kısımları Husi milislerinin varlık ve kontrolüne sahip olduğu Marib ve Hudeyde’yi de kapsıyor.

Kuruluşu 1994’te kuzey ile güney arasındaki zorunlu birleşme savaşının sonrasına dayanan birleşik Yemen ordusu, Husilerin 2014’te Sana’ya ilerlemesi ve işgali sırasında bölünmüştü. 2015 yılında Yemen hükümetinin meşru hükümete bağlı ulusal ordusu, Yemen’de Arap Koalisyonu operasyonlarının başlamasının ertesi günü yeniden kuruldu. Husiler ile karşı karşıya gelen ve karşı karşıya gelmeye devam eden Halk Direnişi güçleri de bu orduya entegre edildi. Ali Abdullah Salih’in yeğeni Tarık Salih’in komutasındaki kuvvetler ise 2017 yılında Husilerin amcasını öldürmesinin ardından bu orduya dahil oldu. Kuvvetleri, Hudeyde’nin bir bölümünde ve bir havaalanı kurduğu Muha şehrinde konuşlanmış durumda. Tarık Salih, her biri Reşad el-Alimi’nin başkan yardımcısı olarak kabul edilen 7 üyeden oluşan Başkanlık Konseyi’nin başkan yardımcılığı görevini yürütüyor.

Kabilesel ve bölgesel bağlılıklar, Yemen toplumunda ve devletinde eski ve köklü bir varlığa sahip. Husilerin Yemen’in meşruiyetine karşı darbesi, ona karşı savaş açılması ve Sana’nın işgal edilmesi, bağlılıkların ve bölünmelerin şiddetlenmesine yol açtı. Eğer Yemen aşiretleri sadakat açısından Husiler ile hükümetin meşru güçleri arasında bölünmüşse, o zaman Husilerle karşı karşıya olan güçler de kabilesel ve bölgesel olmak üzere çeşitli direktiflere ve bağlılıklara tabi olacaktır. Örneğin Al-Mashhad Al-Yemen internet sitesinin 27 Aralık 2023 tarihli haberine göre Tihami Hareketi ve Tihami Direnişi’nin lideri Fransa’nın Yemen Büyükelçisi ile görüşmüş, Tihami halkına uygulanan baskıdan ve adalete, özgürlüğe ve insana yakışır bir yaşama ulaşmak için işlerini kendi başlarına yönetme haklarından bahsetmişti.

Kaleler

Fransız araştırmacı ve Yemen meseleleri uzmanı Franck Marmier, bugün meşru, uluslararası alanda tanınan bir hükümet ile birleşik bir Yemen devletinin kurulmasına karşı çıkan Husi milislerinin otoritesi arasında bölünmüş olan Yemen’in çok karmaşık ayrışmalardan mustarip olduğuna dikkati çekti. Ona göre devleti ve toplumu parçalayan Husi darbesi ve savaşı sonrasında ortaya çıkan pek çok kale mevcut. Husi milisleri, Hudeyde’den Kızıldeniz’deki limanına kadar Yemen nüfusunun dörtte üçünü acımasız askeri kontrolle elinde tutuyor. Güneye ve geniş alana sahip ama Yemen’in 27 milyonluk toplam nüfusunun sadece 7 milyonu burada yaşıyor. Orta bölgedeki Taiz ise Müslüman Kardeşler’e bağlı İslami Islah Partisi’nin merkezi konumunda. Ancak burası, kuşatılmış ve yıkılmış bir şehir. Yeni bir parti kuran Ali Abdullah Salih’in yeğeni, Muha şehrinde ve limanında konuşlandı.

Birleşik Yemen ordusu, Husilerin 2014 yılında Sana’ya ilerleyip burayı işgal etmesi sırasında bölündü.

Güneyde ise özel bir kimliğe sahip olan ve çevresinden bağımsızlık mücadelesi veren, Güney Geçiş Konseyi savaşçılarını Yafa ve ed-Dali’den Aden’e pompalayan Hadramut bulunuyor. Hadramut sınırında yer alan, kuzeyde bir valilik olan Marib var. Yemen’in zenginliği petrol ve gazda olduğu için Marib, hâlâ Husilere karşı şiddetli bir şekilde direniyor. Daha önce 50 bin olan nüfusu, Sana ve diğer çevre illerden gelen mülteci akını nedeniyle bugün 1 milyon kişiye ulaştı. Etkili aşiret şeyhlerinden biri olan Sultan Arada, bir aşiret milis gücü oluşturmayı ve meşru ordunun yanı sıra diğer aşiretleri de Husilere karşı çok taraflı bir cephede seferber etmeyi başardı.

Yemen’deki devleti yeniden kurmaya ve birleştirmeye başladığımızda bu çatlaklar, kaleler ve hisarlar ortadan kaybolabilir. Ancak Husi isyancıları ve Yemen’i içeriden yönetmek ve işgal etmek amacıyla oluşturdukları savaş toplumu, bu zorlu ve uzun yolun önündeki en büyük engeldir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.