Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC


Irak'ın Faw Limanı'nda bir insansız hava aracı düştü: Yaralı veya kayıp olmadı

Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
TT

Irak'ın Faw Limanı'nda bir insansız hava aracı düştü: Yaralı veya kayıp olmadı

Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)

Irak Haber Ajansı’nda (INA) yer alan habere göre, bugün Irak’ın Faw Limanı’nda bir insansız hava aracı (İHA) düştü, olayda herhangi bir hasar meydana gelmedi.

Irak Limanları Genel Şirketi, düşen İHA’nın limandaki operasyonların işleyişini etkilemediğini belirtti.

Irak Haber Ajansı’nda yer alan şirket açıklamasında, “Irak Limanları Genel Şirketi, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, bugün sabah saatlerinde kaynağı bilinmeyen bir İHA’nın Büyük Faw Limanı çevresine, özellikle açık bir alana düştüğünü belirtir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, “Olay herhangi bir can veya mal kaybına yol açmamıştır. İHA, çalışanlardan, ekipmanlardan ve tesislerden uzak açık bir araziye düşmüştür. Kazanın limandaki çalışma düzeni veya operasyonlar üzerinde herhangi bir etkisi olmamış, faaliyetler normal şekilde devam etmektedir” denildi.

Şirket açıklamasında ayrıca, “Yetkili güvenlik birimleri, şirket yönetimi ve ilgili kurumlarla koordinasyon içinde olayın ayrıntılarını araştırmak ve gerekli işlemleri yürütmek üzere çalışmalara başlamıştır” denildi.

Şirket, açıklamasında medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına, “doğruluğu teyit etme, bilgileri resmi kaynaklardan alma ve kamuoyunu yanıltabilecek bilgileri yaymama” çağrısında bulunuldu.

Öte yandan Irak’ın Basra kentindeki Faw İlçe Kaymakamlığı da bugün yaptığı açıklamada, Faw Limanı’na düşen İHA nedeniyle herhangi bir hasar kaydedilmediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın INA’dan aktardığına göre Faw İlçe Kaymakamı Velid eş-Şerifi yaptığı açıklamada, “Bugün (Çarşamba) sabah saatlerinde Büyük Faw Limanı’ndaki konteyner sahasına bir İHA düşerek tamamen parçalandı” ifadelerini kullandı.

Eş-Şerifi, “Bu olay sonucunda herhangi bir maddi veya insani zarar tespit edilmedi” ded.


Yemen Enformasyon Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Sana Havalimanı’nın İran’ın bir üssü haline gelmesini engelledik

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen Enformasyon Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Sana Havalimanı’nın İran’ın bir üssü haline gelmesini engelledik

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, devletin yeni ihlaller karşısında sessiz kalmayacağını belirterek, Yemen’in egemenliğini zedelemeye ya da zorla fiili durum dayatmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için anayasa ve uluslararası hukukun tanıdığı siyasi, diplomatik, hukuki ve askeri tüm adımların atılacağını söyledi.

İryani, Yemen Savunma Bakanlığı’nın pazartesi günü Sana Uluslararası Havalimanı pistinin hedef alındığını ve yasal prosedürler dışında başkente ulaşmaya çalışan bir İran uçağının inişinin engellendiğini duyurmasının ardından, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemen devletinin kriz başlangıcından bu yana tutumunun net olduğunu ifade etti. Hükümetin tüm siyasi, diplomatik ve hukuki yolları tükettiğini belirten İryani, vatandaşların çıkarlarını koruyacak ve Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğine saygı gösterecek şekilde Yemen Havayolları üzerinden sivil uçuşların sürmesini amaçlayan somut girişimler sunduklarını kaydetti.

İryani, “Husi milisleri, İran rejiminin doğrudan desteğiyle bu girişimleri reddetti ve devlet kurumlarının dışında fiili bir durum dayatmakta ısrar etti. Başkanlık Konseyi Başkanı, Yüksek Savunma Konseyi, Bakanlar Kurulu ve Savunma Bakanlığı, Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini, hava sahasını ve sınır kapılarını korumanın taviz verilemez anayasal bir görev olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi.

Yemen halkına güvence vermek amacıyla da konuşan İryani, silahlı kuvvetler ile güvenlik birimlerinin bugün en üst düzeyde hazırlık ve teyakkuz halinde bulunduğunu belirtti. Bunun Başkanlık Konseyi Başkanı’nın talimatları, Ulusal Savunma Konseyi’nin yönlendirmeleri, Bakanlar Kurulu kararları ve Savunma Bakanlığı’nın açıklamaları doğrultusunda gerçekleştiğini ifade eden İryani, güvenlik güçlerinin Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini koruma ve ülkenin hava sahası ile kara, deniz ve hava giriş noktalarını savunma görevini yerine getirecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Kriz yönetim odası

Ülkesinin, Husilerin gerilimi tırmandırmayı tercih etmesi halinde nasıl bir yol izleyeceği sorusuna yanıt veren İryani, kriz yönetim odasının çalışmalarına dikkat çekti. Devlet kurumlarının bu yapı içinde tam koordinasyonla hareket ettiğini belirten İryani, gelişmelerin 24 saat esasına göre takip edildiğini; askeri ve siyasi değerlendirmeler doğrultusunda gerekli tüm tedbirlerin alındığını söyledi. Bu yaklaşımın vatandaşların güvenliğini ve ulusal çıkarları korumayı amaçladığını ifade eden İryani, devletin inisiyatifi elinde bulundurduğunu ve olası tüm gelişmelere sorumluluk ve kararlılıkla müdahale edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

İryani, olası bir gerilimin ve bunun doğuracağı sonuçların tüm sorumluluğunu ise ‘Husi milisleri ile İran rejimine’ yükledi. Bu iki tarafın tüm barış girişimlerini reddettiğini belirten İryani, uluslararası hukuku ihlal etmeyi ve barış fırsatlarını baltalamayı sürdürmeyi tercih ettiklerini söyledi.

Husilerin Yemen hükümetinin girişimlerini reddetmesi

Şarku’l Avsat’ın, İran uçağının Hudeyde Havalimanı’na inişi konusunda hükümetin tutumuna ilişkin sorusunu yanıtlayan İryani, devletin bu krizdeki başarısının uçağın nereye indiğiyle değil, İran ile Husi milislerinin ulaşmak istediği hedefi engellemesiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi. İryani, söz konusu hedefin, Sana Havalimanı’nı devletin denetimi dışında İran uçuşları için kalıcı bir merkez haline getirmek olduğunu belirtti. Yemen hükümetinin krizin başından itibaren sorumlu ve kararlı bir tutum sergilediğini ifade eden İryani, tüm siyasi, diplomatik ve hukuki yolların denendiğini, Yemen ve bölgenin daha fazla gerilim yaşamaması için somut girişimlerde bulunulduğunu kaydetti. Bu kapsamda Yemen Havayolları aracılığıyla sivil uçuşların sürdürülmesinin önerildiğini ve Husi heyetinin ulusal hava yolu şirketiyle taşınmasının kolaylaştırılmasına hazır olunduğunu belirten İryani, ancak Husi milislerinin İran rejiminin doğrudan desteğiyle tüm bu girişimleri reddettiğini söyledi.

 Yemen ordusu, İran uçağının inişini engellemek için Sana Havalimanı’nın pistini bombaladı. (Reuters)Yemen ordusu, İran uçağının inişini engellemek için Sana Havalimanı’nın pistini bombaladı. (Reuters)

Konuya ilişkin daha ayrıntılı değerlendirmelerde bulunan İryani, “Milislerin fiili durum dayatmasında ısrar etmesi üzerine devlet daha önce açıkladığı adımları uyguladı ve İran uçağının Sana Havalimanı’na inişini engelledi. Böylece yapılan uyarıların kamuoyuna yönelik söylemlerden ibaret olmadığı, devletin hava sahasını ve sınır kapılarını koruma sorumluluğuna dayanan egemenlik anlayışının bir yansıması olduğu ortaya konuldu” dedi.

İryani, “İran uçağının Sana Havalimanı’na inişinin engellenmesi, krizin en önemli dönüm noktası oldu. Çünkü bu adım, havalimanının düzenli İran uçuşları için kalıcı bir üs haline getirilmesi girişimini boşa çıkardı ve Yemen hükümetinin egemenliğinin zedelenmesine ya da Husi milislerine sahip olmadıkları egemenlik yetkilerinin tanınmasına izin vermeyeceğini açık biçimde gösterdi” ifadelerini kullandı.

Hudeyde Havalimanı’na iniş izni

İryani, İran uçağının Hudeyde Havalimanı’na inişine izin verilmesi kararının devletin güç pozisyonundan hareketle alındığını belirterek, “Bu karar, devletin hazırlık seviyesini ve iradesini kabul ettirme kapasitesini ortaya koymasının ardından alındı. Hiçbir şekilde Yemen Cumhuriyeti’nin, resmi çerçeveler dışında İran uçuşlarının gerçekleştirilmesini reddeden hukuki ve egemenlik temelindeki tutumunu değiştirmemektedir” dedi. Yaşanan krizin yeni bir denklem oluşturduğunu ifade eden İryani, bundan sonra İran’dan Yemen topraklarına yönelik herhangi bir hava hareketinin sivil uçuş olarak değil, Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini ihlal etmeye ve yeni bir fiili durum oluşturmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirileceğini söyledi. Yemen devletinin benzer tüm girişimlere anayasa ve uluslararası hukukun tanıdığı yetkiler çerçevesinde karşılık vereceğini vurgulayan İryani, bunun Yemen’in egemenliği ve güvenliğini korumayı, ayrıca ülke toprakları ile havalimanlarının İran’ın bölgesel hedefleri doğrultusunda kullanılmasını engellemeyi amaçladığını kaydetti.

 Hudeyde Havalimanı’na inişinin ardından İran uçağı (X)Hudeyde Havalimanı’na inişinin ardından İran uçağı (X)

İryani, pazartesi günü yaptığı açıklamada Husilerin, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) ait uçağı Sana Havalimanı’nda alıkoyduğunu, uçağın havalanmasına izin vermediğini, pilot ile yardımcı pilotu da rehin tuttuğunu duyurmuştu. Şarku’l Avsat’a konuşan İryani, bunun “istisnai bir davranış olmadığını, aksine Husilerin uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuku ihlal etmeye dayalı sistematik uygulamalarının bir parçası olduğunu” söyledi.

Husilerin daha önce de Birleşmiş Milletler (BM) personeli ile uluslararası kuruluşlar ve insani yardım örgütlerinde çalışan onlarca kişiyi iş yerlerinden ve evlerinden kaçırarak keyfi şekilde alıkoyduğunu belirten İryani, ayrıca insani yardım kuruluşlarını hedef aldıklarını, mal varlıklarına el koyduklarını ve insani yardım çalışanlarını siyasi baskı aracı olarak kullandıklarını ifade etti. İryani, bunun uluslararası norm ve sözleşmelerin açık bir ihlali olduğunu sözlerine ekledi.

Husilerin ulusal havayolu şirketine ait uçakları ele geçirmesi

İryani, Husilerin ihlallerinin bununla sınırlı kalmadığını belirterek, örgütün sicilinde ‘Yemen Havayolları’na ait dört uçağa el koyulması ve ulusal hava yolu şirketinin faaliyetlerinin sekteye uğratılması’ gibi eylemlerin de bulunduğunu söyledi. Bu adımların vatandaşlara ve sivil havacılık sektörüne ciddi zarar verdiğini ifade etti.

Bazı uluslararası kuruluşların, güvenlik ve hukuki güvencelerin bulunmadığı bir ortamda Sana Havalimanı’na uçuş düzenlemeyi sürdürmesini de şaşkınlıkla karşıladığını dile getiren İryani, Husilerin uçaklara el koymaya, kişileri alıkoymaya ve sivil havacılığın güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğine dikkat çekti.

Sana Havalimanı’nda insani yardım malzemesi taşıyan bir Birleşmiş Milletler (BM) uçağı (BM)Sana Havalimanı’nda insani yardım malzemesi taşıyan bir Birleşmiş Milletler (BM) uçağı (BM)

İryani, bu durumun BM ile uluslararası kuruluşların söz konusu ihlallere yönelik tutumlarını ciddi şekilde gözden geçirmesini gerektirdiğini belirtti. İryani, uluslararası kuruluşların personelini ve hava araçlarını koruyacak daha kararlı bir tutum benimsemesi, ayrıca Husilerin insani yardım faaliyetlerini fiili durum oluşturmak veya uluslararası topluma baskı yapmak için bir araç olarak kullanmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.