Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Gazze'de suikastlar durmuyor... İsrail, Hamas’ın bütün sembol isimlerini hedef alıyor

Filistinliler, Hamas'ın askeri kanadı komutanlarından Muhammed Avde'nin cenaze töreninde, (27 Mayıs 2026, Gazze Şehri) (AFP)
Filistinliler, Hamas'ın askeri kanadı komutanlarından Muhammed Avde'nin cenaze töreninde, (27 Mayıs 2026, Gazze Şehri) (AFP)
TT

Gazze'de suikastlar durmuyor... İsrail, Hamas’ın bütün sembol isimlerini hedef alıyor

Filistinliler, Hamas'ın askeri kanadı komutanlarından Muhammed Avde'nin cenaze töreninde, (27 Mayıs 2026, Gazze Şehri) (AFP)
Filistinliler, Hamas'ın askeri kanadı komutanlarından Muhammed Avde'nin cenaze töreninde, (27 Mayıs 2026, Gazze Şehri) (AFP)

İsrail, dün Gazze Şeridi’nde Hamas’ın önde gelen isimlerinden ve örgütün son dönemde kamuoyu önüne çıkan nadir liderlerinden biri olan sözcü Hazım Kasım’a yönelik suikast girişiminde bulundu. Hamas'ın askeri ve siyasi liderlerine yönelik suikastların arttığı bir dönemde gerçekleşen bu saldırı, İsrail’in hedeflerini genişlettiğini gösteriyor.

Kasım'ın durumu

İsrail basınında, Hamas bağlantılı bir sosyal medya aktivistinin paylaşımına dayanılarak Kasım’ın saldırıda ağır yaralandığına dair iddialar yer alsa da Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Kasım’ın hayatta olduğunu ve sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ve Gazze Hükümet Medya Ofisi Başkanı İsmail es-Sevabite (sağda), Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'ta bulunan bir hastanede düzenlenen basın toplantısında, 6 Temmuz 2026 (EPA)Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ve Gazze Hükümet Medya Ofisi Başkanı İsmail es-Sevabite (sağda), Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'ta bulunan bir hastanede düzenlenen basın toplantısında, 6 Temmuz 2026 (EPA)

Kaynaklara göre Kasım, Gazze şehrinin batısındaki Haydar Kavşağı yakınlarında insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınan araçtan saldırıdan sadece birkaç dakika önce indi. Saldırıda Kasım’ın korumasının hayatını kaybettiği belirtildi.

İsrail tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmayan bu saldırı girişimi, Kasım’ın birkaç gün önce Gazze'deki "Hamas hükümeti" olarak bilinen idari komitenin feshedildiğini duyurduğu basın toplantısının hemen ardından gerçekleşti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Hamas’ın silah bırakmayı reddetmesi nedeniyle bu adımı "yanıltıcı" olarak nitelendirmişti.

 Gazze şehrinde bir sokaktaki Hamas polisi (Arşiv - Reuters)Gazze şehrinde bir sokaktaki Hamas polisi (Arşiv - Reuters)

46 yaşındaki Hazım Kasım, Gazze içinde Hamas’ın genç ve en görünür yüzlerinden biri olarak kabul ediliyor. Kasım, örgüt içindeki bazı liderlerin farklı tavırlarına rağmen, Kahire'deki müzakereler konusunda sürekli olumlu bir tutum sergilemesiyle biliniyor.

İsrail’in hedeflerini derinleştirmesi

Hamas'tan bir siyasi kaynak, suikast girişiminin İsrail’in hedeflerini derinleştirdiğini ve Hamas’ın medya, siyaset, askeri, ekonomik ve sosyal düzeydeki bütün figürlerini ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi. Daha önce savaş sırasında en az bir kez ağır yaralanan ve bacağının kesilmesi riski yaşayan Kasım, savaşın başında kuzey bölgelerinin kuşatılmasına rağmen bölgeden ayrılmamıştı.

Filistinliler, Gazze şehrindeki mülteci kampında bulunan bir çadıra yönelik İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor (Arşiv- Reuters)Filistinliler, Gazze şehrindeki mülteci kampında bulunan bir çadıra yönelik İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor (Arşiv- Reuters)

İsrail’in savaş boyunca bütün sözcüleri hedef aldığı biliniyor. Örneğin, 2016'dan beri Kasım ile birlikte bu görevi yürüten Abdüllatif el-Kanua, Mart 2025'te kuzeydeki Cibaliye'de bir saldırıda öldürüldü. Kaynaklara göre Kasım, birçok üst düzey ismin öldürülmesinin ardından hareketin Gazze içindeki siyasi sütunlarından biri haline geldi ve karar alma süreçlerinde etkin rol oynuyor.

Suikastlar zinciri sürüyor

Hazım Kasım’a yönelik bu girişim, İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın üst düzey komutanları İzzeddin el-Haddad, Muhammed Avde ve İmad İslim’in öldürülmesinin ardından örgütün yaşadığı en büyük suikast girişimlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Son günlerde İsrail ordusunun, özellikle 7 Ekim saldırılarına katılan ve İsrailli rehineleri ellerinde tuttuğu iddia edilen İslami Cihad’ın askeri kanadı "Kudüs Seriyyeleri" mensuplarına yoğunlaştığı gözleniyor. Şarku’l Avsat’ın takibine göre son iki haftada bu gruptan en az 5 isim öldürüldü.

 İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a düzenlediği bombalı saldırının ardından yaralanan bir adam Nasır Hastanesi'ne kaldırıldı (Arşiv- AFP)İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a düzenlediği bombalı saldırının ardından yaralanan bir adam Nasır Hastanesi'ne kaldırıldı (Arşiv- AFP)

İsrail, çarşamba günü İslami Cihad'ın askeri üretim biriminden Reşid el-Kadı’yı, cuma günü ise Han Yunus’ta öldürdüğü Yahya Hamdan’ı hedef aldı. Hamdan’ın Hamas'ın seçkin birliğinde faaliyet gösterdiği ve 7 Ekim'de Reim askeri üssüne düzenlenen saldırıya katıldığı öne sürüldü. Salı günü ise Han Yunus'ta Vahid Ebu Salim adlı bir ismin öldürüldüğü açıklandı; söz konusu kişinin rehinelerin tutulmasından sorumlu olduğu iddia edildi.

Öldürülen diğer önemli isimler arasında, tugay komutanı seviyesindeki üst düzey Kassam komutanı Fadi Falah Dağmuş, seçkin birlik ve askeri istihbarat liderlerinden Hamuda Ebu Daka ve Muhammed Ebu Tuayme yer alıyor. Ayrıca, İsrail'e ait düşürülmüş bir İHA’yı ele geçiren Cibaliye sakini Huzeyfe el-Havaciri de hedef alınanlar listesinde bulunuyor.


Tunus’ta Nahda Hareketi’ni ‘terör örgütü’ olarak sınıflandıran yasa tasarısı önerisi

Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi (DPA)
Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi (DPA)
TT

Tunus’ta Nahda Hareketi’ni ‘terör örgütü’ olarak sınıflandıran yasa tasarısı önerisi

Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi (DPA)
Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi (DPA)

Tunus Milletvekili Fatıma el-Mesdi, dün parlamentoya sunduğu yasa teklifiyle, Tunus’taki Nahda Hareketi’nin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasını istedi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre, yasa teklifinin birinci maddesinde, düzenlemenin ‘ulusal güvenliğin, ulusal egemenliğin ve cumhuriyet rejiminin korunmasını, ayrıca siyasi partiler ile derneklerin terör örgütleri için paravan yapı olarak kullanılmasının önlenmesini’ amaçladığı belirtildi.

2011-2021 yılları arasında iktidarın başlıca ortaklarından biri olan Nahda Hareketi, Tunus makamlarının 2023 yılında partiye ait genel merkez ve bölge teşkilatlarını kapatması ile önde gelen yöneticilerini gözaltına almasının ardından fiilen siyasi faaliyetleri dondurulan partiler arasında yer alıyor. Hareket lideri Raşid el-Gannuşi de devlet güvenliğine karşı komplo, terör ve mali suçlarla bağlantılı soruşturmalar kapsamında tutuklanan isimler arasında bulunuyor.

Buna karşılık Nahda Hareketi ile Cumhurbaşkanı Kays Said yönetimine muhalefet eden diğer partiler, 25 Temmuz 2021’de ilan edilen olağanüstü tedbirlerin ardından yetkilerini genişleten Said yönetiminin açtığı davaların ‘siyasi’ nitelik taşıdığını, hukuki dayanağının bulunmadığını ve tutuklu yöneticilere yönelik yargılamaların adil yargılanma standartlarını karşılamadığını savunuyor.

Siyasal İslam karşıtı tutumuyla bilinen Milletvekili Fatıma el-Mesdi tarafından parlamento başkanlığına sunulan yasa teklifinde, Nahda Hareketi’nin Tunus’ta Müslüman Kardeşler’in uluslararası siyasi yapılanmasının uzantısı olduğu öne sürülerek ‘terör örgütü’ olarak tanımlanması talep ediliyor.

Teklifte ayrıca Nahda Hareketi ve Müslüman Kardeşler ile bağlantılı dernek ve kuruluşların feshedilmesi, bu yapılarda görev alan kişilerin ise 10 yıl süreyle kamu görevlerinde bulunmalarının yasaklanması öngörülüyor.

Tunus parlamentosunda bir yasa teklifinin genel kurul gündemine alınabilmesi için en az 10 milletvekilinin imzasını alması gerekiyor.


İsrail Polisi: "Kaçırılma" şüphesi duygusal ilişki çıktı

Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Ma'ale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi (Arşiv- AFP)
Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Ma'ale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi (Arşiv- AFP)
TT

İsrail Polisi: "Kaçırılma" şüphesi duygusal ilişki çıktı

Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Ma'ale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi (Arşiv- AFP)
Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Ma'ale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi (Arşiv- AFP)

İsrail polisi, dün yaptığı açıklamada, bir kadın askeri Batı Şeria'ya götüren Filistinli bir erkeğe ait aracı, "kaçırılma" şüphesiyle takibe aldığını duyurdu. Ancak yapılan incelemeler sonucunda, ikilinin duygusal bir ilişki yaşadığı anlaşıldı.

Polis ekipleri, söz konusu aracı bir İsrail yerleşimi yakınlarında durdurarak müdahalede bulundu; ancak durumun değerlendirilmesinde hata yapıldığı kısa sürede anlaşıldı.

Şarku’l Avsat’ın The Times of Israel’den aktardığı habere göre, polis ekipleri her iki şahsı da sorgulanmak üzere en yakın karakola götürdü.

Haberde, İsrail yasalarının İsrailli askerler ile Filistinliler arasında duygusal ilişki kurulmasını yasaklamadığı, ancak İsrail ordusunun bu tür ilişkilere izin vermediği belirtildi. Ordunun bu kuralı ihlal eden askerlere geçmişte çeşitli disiplin cezaları uyguladığı biliniyor.