Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Cezayir: Yasama seçimlerinde seçmen katılım oranı %20,79'a ulaştı

Cezayir'de parlamento seçimlerinin ardından oy verme merkezinde oyların sayımı (EPA)
Cezayir'de parlamento seçimlerinin ardından oy verme merkezinde oyların sayımı (EPA)
TT

Cezayir: Yasama seçimlerinde seçmen katılım oranı %20,79'a ulaştı

Cezayir'de parlamento seçimlerinin ardından oy verme merkezinde oyların sayımı (EPA)
Cezayir'de parlamento seçimlerinin ardından oy verme merkezinde oyların sayımı (EPA)

Yetkililerden alınan ön verilere göre, dün yapılan Cezayir yasama seçimlerinde oy verme merkezlerinin kapanmasının ardından seçmen katılım oranı yüzde 20,79'a ulaştı; bu rakam, doğrulanması halinde tarihin en düşük oranı olacak.

Cezayir'deki bir seçim merkezinde oyunu kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmağını gösteren bir kadın (AFP)

Oyunu kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmağını gösteren bir kadın (AFP)

Bağımsız Ulusal Seçim Otoritesi Başkan Vekili Kerim Halfan, söz konusu rakamı dün gece geç saatlerde açıkladı.

Halfan, Facebook'ta kurumun resmi sayfasından yayımlanan açıklamasında, "Bunlar ön verilerdir" ifadelerini kullanarak, sonuçların kesinleşme sürecinde mutlaka değişeceğini belirtti.

Seçimlerin en dikkat çeken özelliklerinden biri, seçime katılımın düşük seviyede kalması oldu. Bağımsız Ulusal Seçim Otoritesi, "seçmenlere oy kullanma haklarını kullanmaları için ilave fırsat tanımak" amacıyla ülke genelinde oy verme süresinin bir saat uzatıldığını duyurdu.

Yaklaşık 25 milyon Cezayirli seçmen, parlamentodaki milletvekillerini belirlemek üzere sandık başına çağrıldı.

Gözlemciler, sürpriz bir gelişme yaşanmaması halinde iktidara yakın partilerin, özellikle de Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FLN), seçimlerden galip çıkmasını bekliyor.


Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
TT

Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)

Yemenliler, bölgedeki istikrarsızlığın gıda, enerji ve taşımacılık maliyetleri üzerindeki baskıyı sürdürmesi nedeniyle yeni bir hayat pahalılığı dalgasına ilişkin uyarıların gölgesinde, ağır yaşam koşullarıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Bu gelişme, uluslararası bir endeksin Yemen’i yaşam maliyeti bakımından Arap dünyasının en pahalı ülkeleri arasında göstermesiyle aynı döneme denk geldi. Ekonomik reformlara yönelik olumlu değerlendirmelere rağmen ülkede gelir düzeyi ve satın alma gücü düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor.

Uyarılar, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’ndan (UNCTAD) geldi. Kuruluş, Ortadoğu’daki askeri krizin, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin sona ermesinin ardından dahi bölgesel istikrarsızlığın etkilerinin ortadan kalkmayacağını belirtti. UNCTAD, küresel tedarik zincirlerinde 100 günü aşkın süredir yaşanan geniş çaplı aksaklıklar nedeniyle gıda fiyatları ve ulaştırma sektöründeki olumsuz etkilerin uzun süre devam edeceği uyarısında bulundu.

UNCTAD raporuna göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve deniz taşımacılığının normale dönmesi küresel enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletebilir. Ancak yaşanan aksaklıkların etkilerinin daha uzun süre hissedilmeye devam edeceği, bunun da başta Yemen olmak üzere kırılgan ekonomilerde yakıt ve tahıl fiyatlarında yeni dalgalanmalara, taşımacılık maliyetlerinin artmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda, bu gelişmelerin temel tüketim maddelerinin fiyatlarını yükselterek yoksulluk ve yetersiz beslenme oranlarını artırabileceği ifade edildi.

Söz konusu uyarılar, kullanıcı verilerine dayalı olarak dünyanın şehir ve ülkelerinde yaşam maliyeti ile yaşam kalitesini karşılaştıran en büyük küresel veri platformlarından Numbeo’nun yayımladığı 2026 Yaşam Maliyeti Endeksi ile aynı dönemde geldi. Endekse göre Yemen, yaşam maliyeti açısından dünyada 46’ncı, Arap ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer aldı.

Sıralama, ülkede temel mal ve hizmet fiyatlarının yüksek seyretmeye devam ettiğini, buna karşın ücretler, gelir düzeyi ve satın alma gücünde benzer bir iyileşmenin yaşanmadığını ortaya koyarken, yaşam maliyetinin halk üzerindeki yükünün giderek ağırlaştığına işaret etti.

Sürekli yüksek fiyatlar

Yemen’de ortaya çıkan tablo dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor. Endeks, tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını referans şehir olarak kabul edilen ABD’nin New York kentiyle karşılaştırıyor. Yemen'in yaşam maliyeti endeksi bu yıl, geçen yıl kaydedilen 48,4 puanın üzerine çıkarak fiyat seviyelerinde artış yaşandığını gösterirken, ülkenin küresel sıralamadaki yeri ise geriledi.

fbvfrb
Hükümet reformları uluslararası alanda övgü alsa da Yemenliler zorluklardan mustarip olmaya devam ediyor. (AFP)

Endeks yalnızca tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını ölçüyor. Gıda ürünleri, restoranlar, ulaşım ve temel hizmetlerin fiyatlarını kapsayan endeks; ücretler, hizmet kalitesi ve satın alma gücünü dikkate almıyor. Konut kiraları ise ayrı bir endeks kapsamında değerlendiriliyor.

Yemen'in geçici başkenti Aden'de yaşayanlar, son dönemde bazı ürünlerde görülen yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Zamların şimdilik sınırlı sayıdaki ürünle sınırlı kalmasına rağmen, halk arasında bunun yeni bir hayat pahalılığı dalgasının habercisi olabileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

fdbgrt
Yemen’in Hudeyde (batı) bölgesinden Abyan vilayetine (güney) kadar uzanan, yerinden edilmiş Yemenliler için kurulmuş bir kampın görüntüsü (AP)

Aden’de halkın en çok tükettiği balık türlerinden biri olan ton balığının fiyatlarında artış yaşanırken, kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı temel ilaçların fiyatlarının da yükseldiği ve eczanelerde bulunabilirliğinin azaldığı bildirildi.

Balıkçılar ve balık satıcıları, kuzeyden esen rüzgârların avcılık faaliyetlerini olumsuz etkilediğini, bunun da avlanan ve pazarlara ulaştırılan balık miktarında azalmaya yol açtığını belirtiyor. Sürekli yüksek talebin de etkisiyle balık fiyatlarının yükseldiği ifade ediliyor.

Fiyat artışlarının geçici olacağı yönünde beklentiler bulunsa da bazı temel gıda ürünlerindeki zamlar, halkın yeni bir zam dalgasına ilişkin kaygılarını daha da artırmış durumda.

Gerekli reformlar

Bu gelişmeler ışığında, hasta ve yaşlı bireylerin aileleri özellikle tansiyon ve diyabet ilaçlarında yaşanan yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Mühendis Abdulkerim Ganim, aynı zamanda şeker ve tansiyon hastası olduğunu belirterek Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, doktorların önerdiği ilaçların fiyatlarındaki artış nedeniyle yaklaşık iki hafta önce alternatif ilaçlar almak zorunda kaldığını söyledi. Ganim, kısa süre sonra bu alternatif ilaçların da fiyatlarının yükseldiğini ve diğer ilaçların ise eczanelerde büyük ölçüde bulunamaz hale geldiğini ifade etti.

Yaklaşık iki ay önce Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Yemen hükümetiyle 10 yılı aşkın bir aradan sonra gerçekleştirdiği 4. Madde istişareleri ise daha iyimser sinyaller vermişti. IMF, kurumsal kapasitenin güçlenmesini övdü ve ekonominin yıllar süren durgunluğun ardından kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini, daralmanın hızının azaldığını ve mali ile parasal reform çabalarının sürdüğünü değerlendirdi.

Bununla birlikte IMF, bu toparlanmayı bazı koşullara bağladı. Mali reformların sürdürülmesi, yönetişimin iyileştirilmesi, daha esnek para politikalarının benimsenmesi ve dış desteğin devam etmesi gerektiğini vurgulayan IMF, aynı zamanda bölgesel gerilimler ve insani krizin ekonomik iyileşmenin önündeki en önemli riskler olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

dfebtr
Yerinden edilmiş Yemenli bir kız çocuğu çay eşliğinde bir parça ekmek yiyor. (AP)

Yemenli ekonomi araştırmacısı Fuad el-Mukatri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenlilerin satın alma gücündeki sürekli düşüşün temel nedenlerinin başında petrol ihracatının durması olduğunu belirtti. Mukatri, petrolün ülkenin ana döviz kaynağı olduğunu, bunun yanı sıra bütçe açığının genişlemesi, dış rezervlerin azalması, Aden ve Sana arasındaki parasal bölünme ve açıkların daha fazla para basılarak finanse edilmesinin de ekonomik krizi derinleştirdiğini ifade etti.

Mukatri, sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma için dış gelir kaynaklarının yeniden devreye sokulması, para politikasının birleştirilmesi ve mali istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hayat pahalılığıyla mücadelenin yalnızca ücret artışlarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Mukatri, piyasa denetiminin güçlendirilmesi ve yerel üretimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Ekonomik yükün hafifletilmesi, devlet gelirlerinin artırılması ve yerel para biriminin yabancı para karşısında değerinin iyileştirilmesi için ekonomik performansın siyasi kararlarla uyumlu şekilde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.


Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
TT

Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, gelecekte Hizbullah ile bir görüşme yapılması ihtimaline kapıyı aralayarak, bunun ‘çıkarların gerektirmesi halinde mümkün olabileceğini’ söyledi. Ancak Şeybani, mevcut Beyrut ziyareti kapsamında Hizbullah ile planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını vurguladı.

Şeybani bugün Beyrut ziyaretine, beraberindeki heyetle birlikte Baabda Sarayı’nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile görüşerek başladı.

Görüşmede Avn, Lübnan’ın iki ülke arasında iş birliği, koordinasyon ve karşılıklı iç işlerine karışmama ilkelerine dayalı kardeşlik ilişkilerinin sürdürülmesine bağlı olduğunu ifade etti. Avn, Lübnan’ın Suriye’nin istikrarına verdiği önemi yineleyerek, Suriye’nin de Lübnan’ın istikrarına aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ettiklerini dile getirdi.

Avn, iki ülke arasındaki koordinasyondan, özellikle sınır güvenliğinin sağlanması, insan ve silah kaçakçılığının önlenmesi ile her iki ülkenin güvenliğini tehdit eden faaliyetlerle mücadele alanındaki iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avn, “Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, yaptığımız birçok görüşme ve telefon konuşmasında bana, Suriye’nin geçmişteki rolünü artık üstlenmeyeceğini ve iki ülke arasında yeni bir sayfanın açıldığını teyit etti. Bu yeni dönemde Suriye, Lübnan’da herhangi bir tarafın yanında değil, tüm Lübnanlıların yanında yer alacak” dedi.

Avn ayrıca, hem Lübnan’ın hem de Suriye’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan iki ülke arasındaki Yüksek Komite’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.

Şeybani ise Şera’nın selamlarını Avn’a ileterek, kendisini resmi ziyaret kapsamında Şam’a davet etti. Ziyaretinin amacının iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve özellikle ekonomik alanda koordinasyonu artırmak olduğunu belirtti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, Şeybani ile Avn’ın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldığını, ayrıca iyi komşuluk ilkesi temelinde ikili ilişkilerin güçlendirilmesini görüştüğünü bildirdi.

Avn’a resmi davet

Bu kapsamda Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Şera’nın Avn’ı Şam’a resmi ziyarette bulunmaya davet ettiğini açıkladı.

Şeybani’nin söz konusu ziyareti, Lübnan’a gerçekleştirdiği ikinci resmi ziyaret olma özelliğini taşıyor.

dfbfgr b
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Beyrut’ta, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin ikametgahını ziyaret etti. (AFP)

Ayn et-Tine... Berri ile yapılan görüşmede Hizbullah konusu gündeme gelmedi

Şeybani daha sonra, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmek üzere Ayn et-Tine’ye geçti.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Şeybani, görüşmede Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yolların ele alındığını belirterek, Hizbullah dosyasının toplantıda gündeme gelmediğini söyledi.

Şeybani, Hizbullah ile gelecekte bir görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruya ise, “Eğer çıkarlar Hizbullah ile görüşmeyi gerektirirse, buna açığız” yanıtını verdi.

Berri ile yapılan görüşmenin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl güçlendirileceğine odaklandığını vurgulayan Şeybani, görüşmede başka herhangi bir konunun ele alınmadığını ifade etti.

Saray... Çeşitli alanlarda iş birliği anlaşması

Şeybani daha sonra Başbakan Nevvaf Selam ile görüşmek üzere Başbakanlık Sarayı’na geçti.

Görüşmenin ardından Şeybani ile ortak basın toplantısı düzenleyen Selam, iki ülke arasında ortak çıkarlara dayalı ilişkilerin tesis edilmesi konusunda mutabakata vardıklarını söyledi. Selam, görüşmede başta Lübnan ile Suriye arasında elektrik bağlantısının sağlanması olmak üzere ulaşım, ticaret, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi gibi konuların ele alındığını belirtti. Ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla Lübnan-Suriye Ortak Yüksek Komitesi’nin kurulmasına ilişkin anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Şeybani ise ziyaretinin, Suriye’nin Lübnan hükümeti ve halkına verdiği desteğin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Lübnan ile İş Birliği ve Ortaklık Yüksek Komitesi’nin kurulmasına yönelik anlaşmayı imzaladıklarını belirten Şeybani, bu mekanizmanın tüm bakanlıklar için ortaklıkların geliştirilmesi, güvenlik alanındaki mutabakatların güçlendirilmesi ve ikili iş birliğinin ilerletilmesi adına bir platform işlevi göreceğini söyledi. Şeybani, “Lübnan’a taşıdığımız tek şey sevgi ve iki ülke ilişkilerindeki olumsuz mirası geride bırakma iradesidir” dedi.

Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Şeybani, Suriye’nin resmi tutumunun İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ve Lübnan halkının yerinden edilmesini reddetmek olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasının Lübnan’ın iç meselesi olduğunu vurgulayan Şeybani, bu konuda sakin bir diyalog yürütülmesini istediklerini ve Lübnan'ın çıkarları ile istikrarına hizmet edecek her türlü siyasi süreci desteklediklerini ifade etti.

rtbrh
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (AP)

Selam, mayıs ayında Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Şera ile bir araya gelmiş, görüşmede güvenlik, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere çeşitli dosyalar ele alınmıştı.

Yaklaşık 330 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Lübnan ile Suriye arasında, insan ve mal kaçakçılığı yaygın şekilde devam ediyor.