Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Koalisyon, Medine yönüne fırlatılan balistik füze ile Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha etti

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
TT

Koalisyon, Medine yönüne fırlatılan balistik füze ile Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha etti

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan’a doğru fırlattığı bir balistik füze ile insansız hava aracının (İHA) hava savunma sistemleri tarafından önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü yaptığı açıklamada, Suudi hava savunma sistemlerinin Medine bölgesine yönelen balistik füzeyi, Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha ettiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü ise daha önce Yanbu ve Şerure vilayetlerinde erken uyarı sistemini devreye sokarak halkı olası tehlikeye karşı uyardı. Müdürlük, birkaç dakika sonra tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu.


Ürdün'de terör saldırısı: Bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, bir polis yaralandı

Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
TT

Ürdün'de terör saldırısı: Bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, bir polis yaralandı

Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)

Ürdünlü kaynaklar, daha önce terör suçlarından hüküm giymiş bir kişinin gerçekleştirdiği terör saldırısında bir Ürdün güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, bir kişinin de  yaralandığını, saldırganın ise ağır yaralandığını bildirdi.

Saldırgan, başkentin batısındaki Yedinci Daire bölgesinde bulunan yabancı büyükelçiliklerden birinin önünden geçtiği sırada elindeki kesici aletlerle saldırısını gerçekleştirdi. İlk güvenlik görevlisine aniden saldırarak boynundan bıçaklayan saldırgan, görevlinin silahını almaya çalıştı. Saldırganı yakalamaya çalışan ikinci bir güvenlik görevlisi de olay sırasında yaralandı.

Güvenlik görevlilerine yönelik saldırı, Ürdün makamlarında, terör örgütleri tarafından eleman temin edilerek eğitilen ve dışarıdan talimat alan kişilerin "yalnız kurt" saldırılarına yeniden başvurabileceği yönündeki endişeleri gündeme getirdi.

Bir büyükelçiliğin önünde güvenlik görevlilerine düzenlenen saldırının, daha önceki terör eylemlerinden bağımsız olmadığı değerlendiriliyor. Bu saldırılardan sonuncusunda, Humud Kilisesi’nde yaşanan faciada 9 kişi hayatını kaybetmiş, 40 kişi yaralanmıştı.

İlgili makamlar soruşturmayı başlatırken Amman'daki ana yollar trafiğe kapatıldı. Kentte yoğun trafik sıkışıklığı yaşanırken, saldırganla bağlantılı olabilecek başka kişilerin bulunması amacıyla arama ve tarama faaliyetlerinin sürdürüldüğü değerlendiriliyor.

Ürdün Emniyet Müdürlüğünden açıklama

Ürdün Kamu Güvenliği Müdürlüğü, perşembe günü yaptığı açıklamada, başkent Amman'daki Medine Caddesi'nde meydana gelen ve terör saldırısı olarak nitelendirilen olayda bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, bir polis memurunun da yaralandığını duyurdu.

Müdürlüğün medya sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, saat 12.20'de bir kişinin Kamu Güvenliği Müdürlüğü personelinden birine aniden saldırarak kesici bir aletle bıçakladığı belirtildi. Olay üzerine bölgeye derhal bir güvenlik devriyesinin müdahale ettiği, ekiplerin saldırganı etkisiz hale getirerek gözaltına aldığı kaydedildi.

Açıklamada, saldırganla yaşanan arbede sırasında devriye ekibindeki polis memurunun yüzünden yaralandığı ifade edildi. Bıçaklanan güvenlik görevlisinin hastaneye kaldırıldığı ancak aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiği, yaralı polis memurunun sağlık durumunun ise stabil olduğu bildirildi.

Kamu Güvenliği Müdürlüğü, saldırganın sorgulanmaya başlandığını ve ilk soruşturma bulgularının, şüphelinin güvenlik güçlerine yönelik bir terör eylemi gerçekleştirmeyi planladığını gösterdiğini açıkladı.


Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamasında, devleti yeniden tesis etmekte kararlıyız

Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
TT

Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamasında, devleti yeniden tesis etmekte kararlıyız

Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)

Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir, Yemen’in batı kıyısındaki cephelerde çatışmaların “en şiddetli aşamasında” olduğunu belirterek, önümüzdeki günlerde sahadaki gelişmelere ilişkin sevindirici haberler alınabileceğini söyledi. Tahir ayrıca, Aden, Lahic ve Ebyen vilayetlerinde kayıt altına alınan yerinden edilmiş kişilerin sayısının 7 bin 435’e ulaştığını, kayıt işlemleri tamamlanmamış ailelere ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirtti.

gbyuj
Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir, daha önce Huha kentini ziyareti sırasında (SABA)

Tahir, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Yemen güçlerinin Husilerin kontrolüne geçen bölgeleri geri almak için ilerleyişini sürdürdüğünü belirtti. Askerî harekâtın yalnızca batı kıyısındaki ilçelerin geri alınmasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Tahir, hedeflerinin devlet kurumlarını yeniden tesis etmek ve Yemen topraklarının tamamında devlet otoritesini sağlamak olduğunu ifade etti. Tahir, bu süreçte Suudi Arabistan’ın desteğinin bulunduğunu kaydetti.

İran Devrim Muhafızları’nın desteğini alan Husilerin, geçen 10 Eylül’de batı kıyısındaki bazı bölgeleri, özellikle stratejik öneme sahip el-Muha Limanı’nı ele geçirdiği, ardından Zubab ve Babülmendeb bölgelerine doğru ilerlediği belirtildi. Yemen silahlı kuvvetlerinin daha sonra inisiyatifi yeniden ele alarak söz konusu bölgelerin geniş bir bölümünü geri aldığı kaydedildi.

Yemen hükümetinin geçen ekim ayı başında duyurduğu “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında, Hudeyde vilayetinin geri kalan ilçelerinin kontrolünü sağlamak amacıyla şiddetli çatışmaların devam ettiği bildirildi.

Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamada

Vali Tahir, “Şu anda çatışmalar son derece şiddetli; taraflar zaman zaman ilerleme ve geri çekilme yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Tahir, “İnşallah önümüzdeki iki gün içinde bu saldırgan grubun püskürtülmesine ilişkin sevindirici haberler alacaksınız” dedi.

Suudi Arabistan’ın desteğine övgüde bulunan Tahir, Krallığın “Yemen halkının kardeşi ve dayanağı olduğunu, her koşulda Yemenlilerin yanında durduğunu” ifade etti.

ghyuj
Yemen’deki meşru hükümete bağlı güçler, Aden-Muha yolu üzerinde ilerlerken (AP)

Tahir, “Yalnızca ayrıldığımız bölgelere dönmekle yetinmeyeceğiz. Suudi Arabistanlı kardeşlerimizin desteğiyle, Yemen topraklarının tamamı özgürleştirilene kadar ilerlemeyi sürdüreceğiz” dedi.

Üç vilayette 7 bin 435 yerinden edilmiş kişi

Tahir, Aden, Lahic ve Ebyen vilayetlerinde kayıt altına alınan yerinden edilmiş kişilerin sayısının 7 bin 435’e ulaştığını ve bu rakamın toplam yerinden edilmiş nüfusun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğunu açıkladı. Yetkili kurumların, henüz kayıt altına alınmamış ailelerin işlemlerini tamamlamak üzere bilgi toplamayı sürdürdüğünü belirtti.

Yerinden edilenlerin büyük bölümünün, vilayetin geçici başkenti konumundaki Huha ilçesinin yanı sıra Hays ve el-Muha’dan ayrıldığını kaydeden Tahir, yaklaşık 4 bin kişinin Aden’e yerleştiğini söyledi.

rgth
Husilerin el-Muha’yı ele geçirmesinin ardından binlerce aile yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kaldı (AFP)

Yerel yönetimlerin, kayıt işlemlerinin kolaylaştırılması ve yardımların dağıtılması amacıyla Aden, Lahic ve Ebyen valileriyle koordinasyon içinde çalıştığını belirten Tahir, acil durum birimleri ve toplum komitelerinin de sürece katıldığını kaydetti.

Tahir, yerinden edilenlere gerekli kolaylıkları sağlayan söz konusu vilayetlerin yerel yönetimlerine teşekkür etti.

Nakdi ve insani yardımlar

Tahir, hak sahiplerine yönelik nakdi yardımların, isim listelerinin güncellenmesi ve bilgilerin düzeltilmesinin ardından önümüzdeki iki gün içinde dağıtılmasının beklendiğini açıkladı.

Listelerin para transfer şirketlerine gönderileceğini belirten Tahir, hak sahiplerine ödemelerini alabilmeleri için kısa mesaj yoluyla bilgilendirme yapılacağını söyledi. Tahir, ödemelerin bu sistem üzerinden gerçekleştirileceğini, yerel yönetimlerin doğrudan para tesliminde veya dağıtım sürecine müdahil olmayacağını vurguladı.

Aden’deki Tevahi, Sire, Mansura, Mualla ve Hur Mekser ilçelerine ait listelerde yaklaşık bin 70 hak sahibinin bulunduğunu belirten Tahir, isimlerin incelenmesi sürecinin tamamlanması nedeniyle ödemelerin başlamasında gecikme yaşandığını kaydetti.

gh
Yemen hükümet güçleri, Babülmendeb bölgesinde Husilerin kontrolünde kalan son noktaları da ele geçirmeyi hedefliyor (Askerî medya)

Vali, yerinden edilenlerin başlıca insani ihtiyaçlarının barınma, gıda ve nakdi yardım olduğunu belirtti. Hükümetin desteğin bir bölümünü sağladığını ifade eden Tahir, yerel yardım kuruluşlarının da ilgili makamlarla koordinasyon içinde kamplara ve yerinden edilmiş kişilerin toplandığı bölgelere ulaşmak için çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Kral Selman Yardım Merkezi'nin rolü

Tahir, Kral Selman İnsani Yardım ve Çalışmalar Merkezi'nin (KSrelief) faaliyetlerine de övgüde bulunarak, merkezin Hudeyde halkına hem kriz dönemlerinde hem de normal koşullarda destek verdiğini söyledi.

Merkezin yaklaşık 5 bin gıda kolisi sağladığını belirten Tahir, bunlardan 2 bin 450'sinin yerel ortağı Yemeni Vakfı aracılığıyla bölgeye ulaştırıldığını ve farklı vilayetlerden gelen yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu kamplara dağıtıldığını belirtti.

Yerinden edilenlerin dönüşü yakın

Husilere yönelik mesajında Tahir, halkın zorla yerinden edilmesinin, kendi ifadesiyle, bölge sakinlerinin maruz kaldığı baskı ve ihlalleri ortaya koyduğunu söyledi. Çok sayıda kişinin bu uygulamalara maruz kalma veya çocuklarının çatışmalara katılmaya zorlanması korkusuyla yaşadıkları bölgeleri terk ettiğini ifade etti.

dgthyju
Yemen hükümet güçlerine mensup askerler, Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde bir askerî araç üzerinde (AFP)

Vali, yerinden edilmenin yaşandığı bölgelerin sakinlerine seslenerek, “İnşallah yakında geri döneceksiniz ve bu saldırgan grup püskürtülecek” ifadelerini kullandı.

Tahir, Yemen güçlerinin ülkenin bütün topraklarını yeniden kontrol altına alana kadar mücadelesini sürdüreceğini yineledi.