Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma birimindeki bir mühendis öldürüldü

Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
TT

İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma birimindeki bir mühendis öldürüldü

Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)

AFP'nin Hizbullah’a yakın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre bugün (Salı), İsrail'in Lübnan'ın güneyinde sınıra yaklaşık 35 kilometre uzaklıktaki bölgede bir araca düzenlediği saldırıda bir Hizbullah üyesi öldürüldü.

Lübnan ile İsrail arasındaki sınır, altı aydan uzun bir süre önce Gazze Şeridi'ndeki savaşın başlamasından bu yana neredeyse her gün bombardımana sahne oluyor. Ancak Hizbullah, nisan ayı başında Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen saldırı nedeniyle, İsrail ile destekçisi Tahran arasında yaşanan gerilim nedeniyle geçen haftadan bu yana askeri mevzileri hedef alma eylemlerini artırdı.

Hizbullah'a yakın bir kaynak ‘İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma biriminde görevli bir mühendisin’ öldüğünü söyledi.

Yanan arabayı gören bir AFP fotoğrafçısının bildirdiğine göre Sur'da tarım arazisi yanındaki bir araba vuruldu.

Hizbullah üyeleri aracı incelerken, Lübnan ordusu olay yerinde güvenlik kordonu oluşturdu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘bir insansız hava aracının (İHA) Litani'nin kuzeyindeki Ebu’l Esved bölgesinde bir aracı hedef aldığını ve bir şehidin olduğunu’ bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgiye göre bu gelişme, Hizbullah'ın pazar akşamı Lübnan'ın güneyinde düşmana ait Hermes-450 İHA’sını düşürdüğünü duyurmasının ardından yaşanırken, İsrail ordusu da dün sabah (Pazartesi) kendisine ait bir İHA’nın karadan havaya bir füzeyle vurulduktan sonra Lübnan'ın güneyinde düşürüldüğünü doğruladı.

Hizbullah dün yaptığı açıklamada, İsrail'in kuzeyindeki askeri mevzileri, askeri birlikleri ve casusluk cihazlarını roket ve top mermileriyle hedef aldığını duyurdu.

İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim'de patlak veren savaştan bu yana Hizbullah ve İsrail neredeyse her gün sınır ötesi bombardıman gerçekleştiriyor.

Hizbullah, Gazze'yi ve direnişi desteklemek için İsrail mevzilerini, casus cihazlarını ve askeri toplantıları hedef aldığını duyurdu. İsrail ordusu ise Hizbullah'ın altyapısını, sınıra yakın savaşçılarının ve komutanlarının hareketlerini hedef aldığını söylediği hava ve topçu bombardımanıyla karşılık veriyor.

AFP'nin Hizbullah'ın açıklamalarına ve resmi Lübnan kaynaklarına dayandırdığı rakamlara göre gerilimin başlamasından bu yana Lübnan'da 251'i Hizbullah üyesi, 70'i sivil olmak üzere en az 377 kişi öldürüldü.

İsrail tarafı ise 11 askeri personel ve sekiz sivilin öldüğünü açıkladı.


Sudanlılar savaşın acımasızlığına rağmen hayatlarını geri kazanmaya çalışıyor

Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
TT

Sudanlılar savaşın acımasızlığına rağmen hayatlarını geri kazanmaya çalışıyor

Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)

Sudanlılar bu ay ikinci yılına giren savaşın ağır koşullarına rağmen hayatlarını yeniden rayına oturtmaya çalışıyor. Hartum eyaletinin ikinci büyük kenti Omdurman'ın en kuzeyindeki Kerri bölgesinin coğrafi ve idari sınırları içinde yer alan bazı yerleşim birimleri, sokaklarda ve pazarlarda sınırlı hareketlilik, bazı sağlık merkezlerinin ve eczanelerin açılmasıyla asgari sağlık hizmetlerinin sunulması, ulaşım ve toplu taşıma araçlarının sınırlı bir kapsamda hareket etmesiyle birlikte yeniden canlanmaya başladı. Ordudan bir askeri kaynak Şarku’l Avsat'a, ordunun Omdurman'ın eski mahallelerindeki varlığına rağmen, el-Muhendisin banliyösünde Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) mevzilerinin bulunduğunu ve bunların Mühendisler Kolordusu karargahını kuşatmak için orduya karşı özel operasyonlar yürüttüğünü söyledi. Mahalleyi terk etmeyen birkaç genç dışında bölge sakinlerinin evlerine döndüğünü görmediğini de sözlerine ekleyen kaynak, insanları geri dönmeye teşvik edecek hiçbir hizmetin olmadığını ve içme suyunun da bulunmadığını belirtti.

dserg
Omdurman'ın kuzeyindeki Kerri bölgesinde Suudi Arabistan’dan gelen yardım kolilerini taşıyan Sudanlılar (SPA)

Yerel yetkililer Omdurman şehrinin geniş alanlarına yayılan çürümüş cesetleri kaldırmak için gönüllü kampanyalar başlatmış olsa da, acil servislerin şehrin bazı bölgelerinde yaşayanlar arasında cilt hastalıkları salgını olduğunu duyurmasının ardından birçok hastalığın yayılmasından endişe ediliyor.

Kerri bölgesi

Bölge sakinlerinin ifadesine göre Kerri bölgesinin çoğu mahallesine, birkaç çatışma ve uzak mevzilerinden yapılan top atışları dışında HDK tarafından girilmedi. Bu nedenle yaşam, dış mahallelerde devam eden savaştan büyük ölçüde etkilenmedi. Bu da bazı sakinleri, şehrin diğer bölgelerinde olduğu gibi evlerini terk etmemeye teşvik ederken, başkentin birçok bölgesi iletişim, internet kesintileri, sağlık, gıda ve içme suyu hizmetlerinden mustarip.

dvrf
Keskin fiyat artışları ve yakıt sıkıntısı Sudanlıların acılarını daha da artırıyor. (AFP)

Nispeten güvenli olan Kerri bölgesi, Hartum eyalet hükümetinin geçici karargâhı ve Omdurman'daki askeri bölgeleri sık sık ziyaret eden üst düzey ordu komutanlarının uğrak yeri haline geldi. Görgü tanıkları, vatandaşların güvenliğini sağlamak için Kerri mahallelerine ordu ve polis güçlerinin konuşlandırıldığını bildirirken, yetkililer çeşitli yasal kurumların savcılık, mahkeme, nüfus kayıt işlemleri ve kimlik belgelerinin halka verilmesi için çalıştığını duyurdu. Bazı mahalle sakinleri, güvenlik ve hizmet eksikliğinin başkent sakinlerinin karşılaştığı başlıca sorunlar olduğunu söyledi.

Korkutucu derecede yüksek fiyatlar

Bölgede yaşayan bir kişi Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, geçen yıl Nisan ayı ortalarında savaşın patlak vermesinden önce olduğu gibi ‘sokakların hayatla dolup taştığını’ söyledi. Korkutucu derecede yüksek fiyatlara rağmen her türlü malın bulunabildiğini kaydeden bölge sakini, bu durumu (fiyat yüksekliğini) ülke genelinde kötüleşen ekonomik koşullar nedeniyle yüksek dolar kuruna bağladı.

sdvbfethr
Hartum'un güneyinde topçu ateşi sonrası enkaza dönen bir evi inceleyen insanlar (AFP)

Öte yandan Omdurman'ın eski kentindeki diğer mahalleler, ordu ve HDK arasındaki karşılıklı top atışları sonucunda büyük yıkıma uğradı. Bu mahalleler sakinlerinin kitlesel göçüne tanık oldu. Birden fazla kaynağa göre, çatışmalar sırasında meydana gelen hasarın onarılmasının ardından telefon ve internet hizmeti stabil durumda, ancak vatandaşların karşı karşıya olduğu en büyük sorun devam eden içme suyu krizi.

Hava ve topçu bombardımanı

Omdurman sakinlerinden el-Fadıl Hamad, Sudan Ordusu Hava Kuvvetleri tarafından yapılan bombardıman ve HDK tarafından meskûn mahallelere yapılan topçu atışlarında onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını söyledi. Evlerin bombalarla yıkıldığını, elektrik direklerinin ve su şebekelerinin tahrip edildiğini, marketlerin ve dükkanların yağmalandığını ve soyulduğunu belirten Hamad, ordu güçlerinin mahallelere girip güvenliği sağlamasından sonra bile insanların evlerinde büyük çaplı soygunlar yaşandığını kaydetti.

Hamad, bazı komşularının evlerine dönmeye çalıştığını, ancak ordunun bölgenin tamamen güvenli olmadığı ve HDK'nin karşı saldırıları olabileceği gerekçesiyle onları engellediğini söyledi. Hamad ayrıca, ülke içinden ve dışından herkesin geri dönmek istediğini, ancak elektrik, su ve eğitim gibi hizmetlerin eksikliğinin şu anda geri dönmelerini zorlaştırdığını ifade etti.


BAE, Sudan'ı ‘istikrarsızlaştırma’ iddialarını reddetti

Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
TT

BAE, Sudan'ı ‘istikrarsızlaştırma’ iddialarını reddetti

Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta, Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi tarafından yapılan açıklamaları kategorik olarak reddettiğini ve bunların ‘temelsiz iddialar’ olduğunu ifade etti. Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Lana Zeki Nuseybe, BAE'nin, ‘Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi tarafından yapılan yanlış iddiaları kategorik olarak reddettiğini’ vurgulayarak bunların ‘temelsiz iddialar’ olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın BAE resmi haber ajansı WAM’dan aktardığı habere göre Nuseybe dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, “BAE, 21 Nisan'da BM Güvenlik Konseyi'ne bir mektup göndererek, çatışmadan bir yıl sonra yanıltıcı bilgiler ve yanlış anlatılar yaymanın sorumluluktan kaçmayı ve Sudan'daki insani krizi ele almaya yönelik uluslararası çabaları baltalamayı amaçladığını vurguladı” ifadelerini kullandı.

Sudan Tribune gazetesine göre Sudan, BM Güvenlik Konseyi'ni BAE'yi resmen kınamaya ve Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) savaş malzemesi ve finansman sağlamayı durdurmaya çağırdı. Sudan 29 Mart'ta BM Güvenlik Konseyi'ne BAE aleyhinde bir şikâyette bulunarak, BAE'yi savaşı ateşlemeyi planlamak ve Çad'ın yardımıyla HDK'yi desteklemekle suçladı. BAE, BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta “Sudan'daki çatışmaya barışçıl bir çözümü desteklemeye kararlı olduğunu, tüm paydaşlarla birlikte çalışmaya devam edeceğini belirtti. Sudan'ı kalıcı çözüme ulaşmak ve sivil bir hükümet kurmak için ulusal mutabakat sağlamak üzere siyasi yola sokmayı amaçlayan her türlü süreci destekleyeceğini” vurguladı.


Devrimci Uyanış Konseyi lideri HDK'ye karşı Sudan ordusuna katıldığını duyurdu

Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
TT

Devrimci Uyanış Konseyi lideri HDK'ye karşı Sudan ordusuna katıldığını duyurdu

Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)

Devrimci Uyanış Konseyi Başkanı ve Sudan'ın batısında bulunan Darfur bölgesindeki Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal, dün (Pazartesi), Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) karşı mücadelede Sudan ordusuyla tam bir ittifak içinde olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı’ndan (AWP) aktardığı habere göre Hilal, Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de Devrimci Uyanış Konseyi askerleri ve HDK Komutanı Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) da mensubu olduğu Rizeygat kabilesinin en büyük aşireti olan Mahamid aşiretinin erkeklerinden oluşan bir kalabalığa hitap ettiği konuşmada şunları söyledi: “İyi bir vatandaş için vatanını yok etmek ya da işgalini kabul etmek kabul edilemez. Buradan devletin, vatanın ve egemen kurumlarının yanında olduğumuzu ilan ediyor ve yerimizin herhangi bir milisin yanı değil, Sudan ordusunun yanı olduğunu duyuruyoruz.”

Hilal, Darfur bölgesindeki Arap kabilelerinden oluşturulan ve 2003 yılında bölgede patlak veren iç savaşta Sudan ordusunun yanında silahlı hareketlere karşı savaşan Cancavid milislerinin kurucusudur.

Daha sonra Sudan hükümeti ile Hilal arasında, Hilal'in karşı çıktığı silah toplama projesi konusunda keskin anlaşmazlıklar yaşandı. O dönemde hükümetin kendisine arabuluculuk teklif etmesinin ardından, Devrimci Uyanış Konseyi'nin yürütme ve yasama makamlarına katılmasını, göçebe bölgelerde kalkınma ve hizmet için gerçek projelerin oluşturulmasını ve kuvvetlerinin HDK ile entegrasyonuna ilişkin askeri dosyanın çözülmesini talep etti.

Hilal, Nisan 2006'da emrindeki silahlı adamlara ve gönüllülere, Kuzey ve Batı Darfur'daki köylere saldırı başlatma yetkisi verdiğine dair haberlerin ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından arananlar listesine alındı.

O dönemde devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'e bağlı olan HDK, Darfur bölgesinde silah toplamayı reddetmesi üzerine Hilal'i Kasım 2017'de tutukladı. Hilal, Sudan Egemenlik Konseyi tarafından affedildikten sonra 11 Mart 2021 tarihinde başkent Hartum'daki bir cezaevinden serbest bırakıldı.


Lübnan: Basil, iki yıl süren anlaşmazlıkların ardından Busaab'ı hareketinden dışladı

 İlyas Busaab, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile yaptığı görüşmelerden birinde (Reuters)
İlyas Busaab, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile yaptığı görüşmelerden birinde (Reuters)
TT

Lübnan: Basil, iki yıl süren anlaşmazlıkların ardından Busaab'ı hareketinden dışladı

 İlyas Busaab, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile yaptığı görüşmelerden birinde (Reuters)
İlyas Busaab, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile yaptığı görüşmelerden birinde (Reuters)

Lübnan Meclis Başkan Yardımcısı İlyas Busaab'ın, taraflar arasında iki yıldır süren ve parti liderlerinden parlamento bloğunun temsilcilerine kadar uzanan ‘sessiz anlaşmazlıkların’ ardından, Cibran Basil başkanlığındaki Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) ile ilişkisi resmen sona erdi. Bu durum, tanınmış ve önde gelen isimleri ÖYH'den dışlayan iç gerilimlere ışık tutuyor.

Busaab , geçtiğimiz yıllarda ÖYH'nin parlamento bloğunun en önde gelen isimlerinden ve eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın kilit danışmanlarından biri idi. Busaab'ın ‘artık ÖYH’de olmadığını’ belirten ÖYH'nin önde gelen kaynakları, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Busaab'ın ‘aylardır parlamento bloğunun toplantılarına katılmadığını’ ve ‘bu ayrılığa yol açan derin farklılıkların ardından’ ilişkinin sona erdiğini belirtti.

Son gelişme Busaab’ın ÖYH’den dışlandığını gösterirken, ÖYH içinde milletvekilleri ve parti liderleriyle yaşanan anlaşmazlıklar dosyasını yeniden açtı. Bu durum, son seçim döneminde ortaya çıkan ve ÖYH içindeki krizi yansıtan; ‘istifa’, ‘görevden alınma’ ya da ‘dışlanma’ ile sonuçlanan anlaşmazlıkların ardından geldi. Bu dalgayı, Basil'in 2015 yılında Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın yerini alarak ÖYH’nin başına geçmesinden beri kamuoyu önünde ortaya çıkmaya başlayan ÖYH liderlerini etkileyen başka bir dalga takip etti.

ÖYH’ye yakın kaynaklar, bu gelişmeleri ‘parti iç meseleleri’ çerçevesinde değerlendirirken, Busaab olayından sonra diğer milletvekilleriyle aralarına mesafe koyan başka bir grup olduğuna dair bilgileri ise reddediyor.


Kabile gerilimi Sudan'ın doğusuna ulaştı

Sudan Ordu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, 28 Ağustos'ta Port Sudan deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
Sudan Ordu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, 28 Ağustos'ta Port Sudan deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
TT

Kabile gerilimi Sudan'ın doğusuna ulaştı

Sudan Ordu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, 28 Ağustos'ta Port Sudan deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
Sudan Ordu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, 28 Ağustos'ta Port Sudan deniz üssündeki askerler arasında (AFP)

Sudan Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı'ndan eski bir üst düzey yetkilinin yerli unsurların kimliğini sorguladığı açıklamaları ülkenin doğusunda gerginlik ve aşiret gerilimine yol açtı. Bu durum, siyasi ve sivil güçlerin, söz konusu açıklamaları ‘ırkçı ve nefret söylemini körükleyici’ olarak nitelendirerek eski rejimin destekçilerini ülkede devam eden savaşla bağlantılı olarak doğu bölgesindeki durumu karmaşık hale getirmekle suçlamasına sebep oldu.

Kassala Eyaleti Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı eski direktörü emekli Tümgeneral Bedreddin Abdulhakem'in Sudan'ın doğusundaki belirli bir kabilenin üyelerini komşu bir ülkeden gelen mülteciler olarak tanımlaması ve Sudan vatandaşlıklarının derhal iptal edilmesi çağrısında bulunması, doğudaki üç eyalet olan Kızıldeniz, Kassala ve el-Gadarif'te büyük bir nüfus ağırlığına sahip olan bu grupları kızdırdı.

Bu açıklamalar üzerine söz konusu kabilelerin gençleri hem Port Sudan'da hem de Kassala'da halka açık toplantılar düzenleyerek güvenlik yetkilisinin Sudan'a aidiyetlerini sorgulayan açıklamalarından dolayı yasal olarak sorumlu tutulmasını talep etti.

Sudanlılar, sosyal medya platformlarında, el-Ubeyd şehri yakınlarında ordu üniforması giyen bir grup insanın, sivil kıyafetli bir dizi erkeğin katledilmesini alkışladıkları ve kurbanların Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) komutanları olduğunu iddia ederek bağırdıkları bir videoyu paylaştı.

Daha önce yaşanan benzer bir olayın ardından Sudan Ordu Komutanlığı olayla ilgili soruşturma başlattığını duyurmuş, ancak sonuçlar henüz açıklanmamıştı. Siyasi liderler ve insan hakları grupları olayı ‘terör suçu’ olarak kınarken, Ulusal Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Salah Menna da suçun el-Ubeyd'de işlendiğini doğruladı.


UNRWA: Bağımsız İnceleme Grubu’nun hakkımızdaki raporunun sonuçlarından memnunuz

Ülke içinde yerinden edilenlerin sığındığı Refah'taki UNRWA okulunun önündeki Filistinliler (EPA)
Ülke içinde yerinden edilenlerin sığındığı Refah'taki UNRWA okulunun önündeki Filistinliler (EPA)
TT

UNRWA: Bağımsız İnceleme Grubu’nun hakkımızdaki raporunun sonuçlarından memnunuz

Ülke içinde yerinden edilenlerin sığındığı Refah'taki UNRWA okulunun önündeki Filistinliler (EPA)
Ülke içinde yerinden edilenlerin sığındığı Refah'taki UNRWA okulunun önündeki Filistinliler (EPA)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, dün yaptığı açıklamada Bağımsız İnceleme Grubu tarafından UNRWA hakkındaki raporunun sonuçlarından duyulan memnuniyeti ifade etti. Lazzarini, Bağımsız İnceleme Grubu raporunda, UNRWA’nın tarafsızlığını ‘insanların hayatlarını kurtarmaya devam edebilmesinin temeli’ olarak nitelendirildiğini vurguladı.

Lazzarini, sözlerini şöyle sürdürdü:

Rapor, UNRWA'nın disiplin cezaları da dâhil olmak üzere tarafsızlık ilkesini uygulamak için önemli mekanizmaları ve süreçleri olduğunu teyit ediyor. Ayrıca UNRWA'nın 2022 ve 2024 yılları arasında tüm iddiaları gözden geçirdiğini ve görevi kötüye kullanma noktasında kanıt olduğunda soruşturma açtığını ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1949 yılında kurulan UNRWA'nın Genel Komiseri, UNRWA'nın Bağımsız İnceleme Grubu raporunda yer alan tavsiyeleri yerine getirmek üzere bir takvimi de içeren bir eylem planı üzerinde çalıştığını şunları vurguladı. Lazzarini, UNRWA’nın eşitlikçi ve kaliteli eğitim sağlamak için çaba göstermeye devam edeceğini, bunun yanında barış, hoşgörü ve insan haklarına katkıda bulunan değerlere bağlı kalmasını sağlamak için eğitim programının içeriğini düzenli olarak gözden geçireceğini ve geliştireceğini belirtti.

Filistin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise Bağımsız İnceleme Grubu'nun raporu, BM ve uluslararası toplumun UNRWA’nın yetkilerini koruma ve devamlılığını sağlama konusundaki kararlılığının bir göstergesi olduğu vurgulandı. Bakanlık rapordan duyulan memnuniyeti dile getirildi.

Bakanlık, açıklamasında UNRWA'ya fon sağlamayı bırakan ülkelere, kararlarını acilen gözden geçirmeleri ve gerekli desteği sağlamak, UNRWA'nın sürdürülebilirliğini ve etkinliğini desteklemek ve mültecilerin bakımını, haklarını, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın korunması için üstlendiği hayati rolü oynamasına izin vermek üzere UNRWA' ile yeniden temasa geçmeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada “Bu rapor, BM ve uluslararası toplumun UNRWA'nın yetkilerini koruma ve Filistinli mültecilerin hakları sağlanıp uluslararası hukuk ve BM kararları uyarınca adil bir siyasi çözüm bulunana kadar devamlılığını sağlama konusundaki kararlılığının bir kanıtıdır” denildi.

BM, dün sabah, UNRWA'nın çalışmalarına ilişkin Bağımsız İnceleme Grubu tarafından hazırlanan raporun, İsrail'in UNRWA personelinden bazılarının ‘terör örgütlerine’ üye oldukları ve 7 Ekim'de İsrail'e yönelik saldırılarda Hamas Hareketi ile suç ortaklığı yaptıkları iddialarına ilişkin kanıt sunmadığını bildirdiğini açıkladı.

Raporda, 1949 yılında BM Genel Kurulu kararıyla kurulan UNRWA'nın çalışmalarında tarafsızlığı sağlamak için birçok mekanizmaya sahip olduğu ve çalışanlarının listesini periyodik olarak İsrail'e sunduğu belirtilirken İsrail hükümetinin ‘2011 yılından bu yana bu listelere dayanarak UNRWA personelinden herhangi biri hakkında herhangi bir endişesini UNRWA'ya bildirmediği’ de vurgulandı.


Grundberg Husilere gerilimi azaltma çağrısında bulundu

Yemen Savunma Bakanı, Stockholm Anlaşması'na (Saba) destek vermek üzere Aden'de Birleşmiş Milletler Hudeyde Misyonu ile görüştü (UNMHA)
Yemen Savunma Bakanı, Stockholm Anlaşması'na (Saba) destek vermek üzere Aden'de Birleşmiş Milletler Hudeyde Misyonu ile görüştü (UNMHA)
TT

Grundberg Husilere gerilimi azaltma çağrısında bulundu

Yemen Savunma Bakanı, Stockholm Anlaşması'na (Saba) destek vermek üzere Aden'de Birleşmiş Milletler Hudeyde Misyonu ile görüştü (UNMHA)
Yemen Savunma Bakanı, Stockholm Anlaşması'na (Saba) destek vermek üzere Aden'de Birleşmiş Milletler Hudeyde Misyonu ile görüştü (UNMHA)

BM'nin Yemen elçisi Hans Grundberg, Yemen'deki çatışmaya yeni bir sayfa açacağını umduğu barış planına destek çabaları kapsamında tekrar Maskat'a döndü.

Grundberg'in ofisi, "X" platformundaki bir tweet'te, Umman'ın başkentinde Husi grubunun sözcüsü ve baş müzakerecisi Muhammed Abdul Salam ile ve Umman’dan bir grup üst düzey yetkiliyle BM'nin Yemen yol haritasında ilerleme sağlama ve Ortadoğu bölgesinde gerilimin azaltılmasını müzakere ettikleri ifade edildi.

Diğer yandan Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Dr. Raşid el-Alimi, ABD'nin Yemen Büyükelçisi Stephen Fagin'i Riyad'da kabul etti ve İran'ın Husi grubuna gönderdiği silahlara karşı uluslararası mücadelenin gerekliliğini vurguladı. Yemen Haber Ajansı SABA’nın haberine göre toplantıda "terörist Husi milislerinin nakliye gemilerine, uluslararası nakliye hatlarına yönelik saldırıları ve bu saldırıların Yemen ve bölge halkları ile ulusal ekonomilerinin yaşam koşulları üzerindeki feci yansımalarının" ele alındı.”


Gişede iyi başlayan yeni korku-komedinin devamı gelecek mi?

Tutsak Abigail, 19 Nisan'da Türkiye'de de gösterime girdi (Universal Pictures)
Tutsak Abigail, 19 Nisan'da Türkiye'de de gösterime girdi (Universal Pictures)
TT

Gişede iyi başlayan yeni korku-komedinin devamı gelecek mi?

Tutsak Abigail, 19 Nisan'da Türkiye'de de gösterime girdi (Universal Pictures)
Tutsak Abigail, 19 Nisan'da Türkiye'de de gösterime girdi (Universal Pictures)

Tutsak Abigail'in (Abigail) yıldızı Melissa Barrera, yeni vampir filminin devamının mümkün olup olmadığını açıkladı. 

1936'da çekilen Drakula'nın Kızı (Dracula's Daughter) filminin öyküsünden esinlenen korku-komedi, 28 milyon dolarlık yapım bütçesine karşılık dünya çapında şimdiden 15 milyon dolar hasılat elde etmeyi başardı. 

Tutsak Abigail, Çığlık 6'nın (Scream 6) da yönetmen koltuğunda oturan ikili Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett'in imzasını taşıyor. 

Barrera'nın başrolünü üstlendiği film, bir çete liderinin kızını kaçıran bir grup suçluyu merkeze alıyor. 12 yaşındaki kızın vampir olduğundan habersiz ekip, bir anda kendilerini büyük bir tehlikenin ortasında buluyor.

IndieWire'a verdiği röportajda Barrera, filmin finansal açıdan başarılı olması halinde Abigail'in devamının çekilebileceğini söyledi. 

"Sadece dişlerimi takıp uçmak istiyorum"

Bir devam filminde neler olabileceğini düşündüğünü anlatan Barrera, katliamdan kurtulan kişi üzerinden ilerlenebileceğini ve canlandırdığı karakterin vampire dönüşmesiyle neler olabileceğini açıkladı.

Film yeterince başarılı olursa ve bir devam filmi yapmak isterlerse, bir vampir Joey olma ihtimali var. Eve dönüyor, vampire dönüşüyor ve Abigail'in peşine düşüyor. Bu kesinlikle olabilir. Ben sadece dişlerimi takıp uçmak istiyorum.

Eleştirmenlere göre Tutsak Abigail'in beklenmedik sonu, anlatı açısından bir devam filminin kolayca çekilmesine olanak tanıyor. 

Hem eleştirmenler hem de sinemaseverler beğendi

Gişede umut vaat eden bir başlangıç yapan film, eleştirmenlerden de övgü dolu yorumlar aldı.

Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 84 gibi yüksek bir puana sahip olan Tutsak Abigail, sinemaseverleri de memnun etti. Filmin izleyici skoru 88. Eleştirmenlere göre bu başarılı puanlar da izleyicilerin bir devam filmi görmek isteyebileceği anlamına geliyor.

Gazze yorumları yüzünden Çığlık serisinden kovulmuştu

33 yaşındaki Melissa Barrera, 2022 yapımı Çığlık (Scream) ve geçen yıl gösterime giren Çığlık 6'da rol almıştı. Meksikalı oyuncu, sosyal medyada Gazze Savaşı'yla ilgili yaptığı yorumlar nedeniyle serinin 7. filminden çıkarılmıştı. 

Independent Türkçe, ScreenRant, IndieWire


Esad: ABD'yle zaman zaman görüşüyoruz

Esad, geçen hafta Rus devlet kanalı Rossiya 1'de yayımlanan bir başka söyleşisinde “Batı'da devlet adamı olarak adlandırılabilecek tek bir politikacı bile kalmadı” demişti (AP)
Esad, geçen hafta Rus devlet kanalı Rossiya 1'de yayımlanan bir başka söyleşisinde “Batı'da devlet adamı olarak adlandırılabilecek tek bir politikacı bile kalmadı” demişti (AP)
TT

Esad: ABD'yle zaman zaman görüşüyoruz

Esad, geçen hafta Rus devlet kanalı Rossiya 1'de yayımlanan bir başka söyleşisinde “Batı'da devlet adamı olarak adlandırılabilecek tek bir politikacı bile kalmadı” demişti (AP)
Esad, geçen hafta Rus devlet kanalı Rossiya 1'de yayımlanan bir başka söyleşisinde “Batı'da devlet adamı olarak adlandırılabilecek tek bir politikacı bile kalmadı” demişti (AP)

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Abhazya Dışişleri Bakanı İnal Ardzınba'yla söyleşisinde, Suriye'nin 10 yılı aşkın süredir devam eden yalıtılmışlığının ardından açılım arayışları çerçevesinde Washington'la "zaman zaman" görüşmeler yaptığını söyledi.

Abhazya Dışişleri Bakanı Ardzınba, Suriye Devlet Başkanı Esad'la Rusya Devlet Televizyonu için bir söyleşi gerçekleştirdi.

Rusya Devlet Televizyonu Kanal 1'de dün yayımlanan söyleşide Esad, "Amerika şu anda topraklarımızın bir kısmını hukuka aykırı olarak işgal ediyor, terörizmi finanse ediyor ve topraklarımızı işgal eden İsrail'i destekliyor. Ama zaman zaman onlarla görüşüyoruz, her ne kadar bu toplantılar bizi bir yere götürmese de her şey değişecek" ifadelerini kullandı. 

Görüşmelerde kimlerin yer aldığı ya da neler konuşulduğuna dair daha fazla ayrıntı vermeyen Esad, "Batı'yla diyaloğu yeniden kurma olasılığı var mı", sorusunu şöyle yanıtladı:

Umut her zaman oradadır, denememiz gereken bir sonuç olmayacağını bilsek bile. Siyaset mümkün olanı yapma sanatıdır. Onlarla ilgili kötü düşüncelerimize rağmen çalışmalı ve onlara haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi anlatmalıyız. Onlarla ancak eşitlik temelinde işbirliği yapacağız.

Uzun süre Batı'da yaşadığını belirten Esad, sözlerine şöyle devam etti:

Onların bilimsel ve kültürel başarılarına saygı duyuyorum ve bu başarılar sayesinde güçlendiler. Ancak güç onları yozlaştırdı ve siyasi sınıfta yozlaşma ortaya çıktı. Kişisel kariyerleriyle daha fazla ilgilenmeye başladılar ve artık halklarını umursamadılar. Ve medyaları aileyi yok eden ve insanları çevrelerinden soyutlayan bir sanal gerçeklik yaratıyor. Bütün bunlar onları gelecekte başarılarına odaklanmaya itebilir.

ABD, 2011'de Suriye iç savaşının başlamasıyla Esad yönetimiyle bütün diplomatik bağlarını koparmış ve Suriye'ye yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. ABD'nin bu kararının ardından pek çok Batılı ülke ve bazı Arap ülkeleri de Suriye'yle ilişkilerini kesmişti.

Diğer yandan Suriye geçen yıl Arap dünyasıyla ilişkileri yeniden kurmaya yöneldi. 11 yıl aradan sonra Aralık 2023'te Suudi Arabistan'a büyükelçi atayan Suriye, ABD'nin müttefiki zengin Körfez ülkeleriyle Suriye'nin yeniden inşasını finanse edebilecekleri umuduyla daha iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. 

Ancak, ABD'nin başını çektiği Batı dünyasının yaptırımları bu ilişkilerin ilerlemesinin engeli olarak görülüyor. ABD, 2020'de Suriye hükümetiyle herhangi bir finansal ya da teknolojik işbirliği yapan kişi veya kuruluşların yaptırma tutulmasını içeren Sezar Yasası'nı çıkarmıştı. Yasaya göre, ilgili kişi ya da kuruluşun ABD'deki mal varlığı dondurulabiliyor ve ABD'den vize alması yasaklanıyor.

Esad'la söyleşiyi gerçekleştiren Ardzınba'nın Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendiği Abhazya Cumhuriyeti, Rusya, Nikaragua, Venezuela, Nauru ve Suriye tarafından bağımsız devlet olarak tanınıyor ancak Birleşmiş Milletler'de bağımsız bir devlet olarak kabul edilmiyor. Abhazya, 1994'te Rusya'nın desteğiyle Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan etmişti.

Independent Türkçe, Sana, AFP, Times of Israel