Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı
TT

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim bölgelerini hedef alan saldırıların yoğunlaşmasıyla insani krizi daha da derinleştirdi. Yüzlerce aile evlerini terk etmek zorunda kalırken, uluslararası kuruluşlar ülkedeki insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin başarısızlığa uğramasının ardından yerleşim bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını belirtti. Kaynaklar, saldırılarda füze, insansız hava aracı (İHA) ve havan toplarının kullanıldığını, bu yöntemle hem siviller hem de hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlara ve temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son gerilim dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğine dikkat çekerken, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden muzdarip olduğunu bildirdi.

Yemen’deki gerilimle eş zamanlı olarak, Yemen’de meşruiyeti destekleyen koalisyon, çarşamba günü şafak saatlerinde Husilerin Taif yönüne fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini duyurdu. Koalisyon, salı günü de Doğu Bölgesi ve Riyad’ı hedef alan beş balistik füzenin yanı sıra Güney Bölgesi yönünde fırlatılan dört İHA’nın engellendiğini açıklamıştı.


Husiler, yerleşim bölgelerini bombalayarak cephelerde baskıyı artırıyor

Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
TT

Husiler, yerleşim bölgelerini bombalayarak cephelerde baskıyı artırıyor

Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilimin insani sonuçları ağırlaşırken, hükûmet kaynaklarına göre grup, Lahic vilayetinin kırsal kesimlerinde ve Taiz kenti çevresinde yerleşim bölgelerini hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Çatışma bölgelerinden kaçan ailelerin sayısı artarken, hâlihazırda dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşayan ülkede yardım kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ihtiyaçlar da giderek büyüyor.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından Husilerin Lahic vilayetine bağlı el-Mudâribe ilçesindeki köyleri neredeyse her gün füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almaya başladığını belirtti. Saldırıların yüzlerce ailenin evlerini terk etmesine ve Batı Sahili ile Lahic’in çevre bölgelerinden gelen göç dalgalarına katılmasına yol açtığı kaydedildi.

trhuı
Husilerin bombardımanında yaralanan bir kız çocuğu, Taiz’deki bir hastanede tedavi görüyor (Reuters)

Kaynaklar, bu saldırılarla aşiret mensupları üzerinde baskı kurulmasının ve onların hükûmet güçlerine verdikleri desteği kesmeye zorlanmasının amaçlandığını değerlendirdi.

Taiz kenti çevresinde ise Husilerin, hükûmet güçlerine bağlı birliklerin ve gönüllü sivillerin direnişini kırmak amacıyla Cebel Sabır’daki köyleri insansız hava araçları ve havan toplarıyla hedef aldığı bildirildi. Kaynaklar, yerel halktan gönüllülerin son günlerde, cephe hattını yarmaya yönelik tekrarlanan Husi saldırılarını püskürttüğünü aktardı.

cdfvghyj
Husilerin tırmandırdığı gerilimden kaçanlar, en temel yaşam koşullarından yoksun alanlarda yaşam mücadelesi veriyor (Yerel medya)

Kaynaklara göre bu gelişmeler, Taiz’in 20 gündür devam eden bir kuşatma altında bulunduğu sırada yaşanıyor. Çatışmalar sivillerin temel hizmetlere ve ihtiyaçlara erişimini zorlaştırırken yerel yönetimler ile insani yardım kuruluşlarının üzerindeki yükü de artırıyor.

İnsani durumla ilgili uyarılar

Husi saldırılarının insani sonuçları ağırlaşırken Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, mevcut tırmanışın uzun süredir devam eden insani krizi daha da derinleştirdiği uyarısında bulundu. Federasyon, Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu, bunların yaklaşık 5,2 milyonunun son tırmanış dalgasından önce ülke içinde yerinden edilmiş kişilerden oluştuğunu bildirdi.

Federasyonun yakın tarihli raporunda, çatışmalar ve güvenlik sorunlarının sağlık hizmetlerine, eğitime, pazarlara ve temel ihtiyaç malzemelerine erişimi engellediği belirtildi. Yerinden edilen ailelerin barınma alanlarına sınırlı sayıda eşyayla ulaştığı, bu ailelerin barınak, ev eşyası, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğu kaydedildi.

dcfvghyj
Husilerin tırmanan saldırılarıyla birlikte, hükümetin kontrolündeki bölgelere yönelik göç dalgası sürüyor (Yerel medya)

Raporda, yerinden edilenleri kabul eden toplulukların da hizmetler ve kaynaklar üzerindeki baskıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Tekrarlanan göçlerin geçim kaynaklarını zayıflattığı ve korunma risklerini artırdığı, daha fazla ailenin yaşadığı bölgeleri terk etmek zorunda kalma ihtimalini yükselttiği ifade edildi.

Federasyon, insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasının ve sahadaki ihtiyaçların değişimine uyum sağlayabilecek esnek bir müdahalenin sürdürülmesinin önemini vurguladı. Özellikle güvenlik koşullarının insanların ve yardım malzemelerinin hareketini kısıtladığı bölgelerde bu ihtiyacın daha da belirginleştiği kaydedildi.

Rapora göre yerinden edilen aileler; barınma, gıda, temiz su, sanitasyon, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde birbiriyle bağlantılı çok sayıda engelle karşılaşıyor. Güvenlik sorunları ve yolların kapanması pazar faaliyetlerini, tedarik hatlarını ve yardım ulaştırma çalışmalarını aksatıyor. Gelir kaynaklarının kaybedilmesi, mevcut varlıkların tükenmesi ve fiyatların yükselmesi de ailelerin temel ihtiyaçlarını satın alma kapasitesini azaltıyor.

Federasyon, tecrit edilmiş bölgelerde yaşayan toplulukların daha ağır kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu bölgelerde ticari mal tedarikinin sürdürülmesi ve temel hizmetlerin devam ettirilmesi zorlaşırken gıda güvensizliği, zaten yeterli besine erişemeyen ailelerin kırılganlığını daha da artırıyor.

Krizin boyutunu ortaya koyan raporda, ülke genelinde beş yaşın altındaki yaklaşık 2,2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden etkilendiği bildirildi. Kuşatmanın ve yardımların kesintiye uğramasının devam etmesinin, özellikle küçük çocuklar ile hamile ve emziren kadınların durumunu daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulunuldu.

Raporda ayrıca tekrarlanan yerinden edilmelerin ailelerin krizlerle başa çıkma kapasitesini tükettiği belirtildi. Üç ayrı yerinden edilme bölgesinde gerçekleştirilen hızlı değerlendirme, incelemeye katılan ailelerin yaklaşık yüzde 45’inin daha önce de yerinden edildiğini ortaya koydu.

Federasyon, bu oranın yalnızca söz konusu üç bölgedeki değerlendirmeye katılan ailelerin durumunu yansıttığını ve Yemen’deki tüm yerinden edilmiş kişilere genellenmemesi gerektiğini özellikle vurguladı.

Ek riskler

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, insani duruma ilişkin endişeler kapsamında, mülk kaybı ve geçim kaynaklarındaki istikrarsızlığın ailelerin krizlerle mücadele kapasitesini zayıflattığına dikkat çekti. Bu koşulların, çocuk işçiliği gibi zararlı başa çıkma yöntemlerine başvurma riskini artırdığı belirtildi.

vfghy
Husiler, hükümet güçleri üzerinde baskı kurmak amacıyla yerleşim yerlerini hedef alıyor (Yerel medya)

Federasyon, yaşanan sıkıntıların gıda ve barınma eksikliğiyle sınırlı olmadığını vurguladı. Kadınların geçimini sağladığı ailelerin, ailelerinden ayrı düşen çocukların, yaşlıların, engellilerin ve düzenli tedaviye ihtiyaç duyan hastaların da ek güçlüklerle karşı karşıya olduğu kaydedildi.

Uygun barınma imkânlarının ve sanitasyon tesislerinin yetersiz olduğu bölgelerde kadınlar ve kız çocukları daha fazla korunma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Hareket kabiliyeti veya kaynakları sınırlı olan kişiler ise tecrit edilmiş bölgelerden ayrılmakta ya da temel hizmetlere ulaşmakta güçlük çekebiliyor.

Bu uyarılar, insani ihtiyaçlarla bunları karşılama kapasitesi arasındaki açığın giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor. Çatışmaların sürmesi, insanların tekrar tekrar yerinden edilmesi, yolların kapanması ve tedarik hatlarının aksaması ailelerin kırılganlığını artırırken, yerinden edilenleri kabul eden toplulukların üzerindeki yükü de ağırlaştırıyor.


Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki kitaplarda yapılan değişiklikler tepki çekti

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
TT

Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki kitaplarda yapılan değişiklikler tepki çekti

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)

Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki ders kitaplarında yapılan değişiklikler, kadın görsellerinin kaldırılması, kıyafetlerin değiştirilmesi ve sanat eserlerinin kitaplardan çıkarılmasını da kapsaması nedeniyle geniş çaplı eleştirilere yol açtı. Değişiklikler, yeni yönetim döneminde kişisel özgürlükler ve kadın haklarının geleceğine ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre tartışmalar kamuoyunda geniş yankı buldu.

Hükümet dışındaki bazı yerel medya kuruluşları, sosyal bilgiler, din eğitimi ve tarih ders kitaplarının eski ve yeni baskılarını karşılaştıran incelemeler yayımladı. 2025-2026 eğitim yılına ait 130 ders kitabının önceki baskılarla karşılaştırılması sonucunda; eşitlik ve vatandaşlık konularını ele alan içeriklerin çıkarıldığı, kadın görsellerinin kaldırıldığı veya başörtüsü eklenerek değiştirildiği tespit edildi.

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)

AFP, sosyal medyada paylaşılan haberlerde yer alan değişiklikleri resmi internet sitelerinde yayımlanan dijital kitap nüshaları üzerinden doğruladı. Bunlar arasında, yedinci sınıf tarih kitabındaki dünyaca ünlü Mona Lisa tablosunun görselinin kaldırılması ve üçüncü sınıf sosyal bilgiler kitabından heykel fotoğraflarının çıkarılması da bulunuyor.

Dördüncü sınıf din eğitimi kitabında ise bol pantolon üzerine uzun gömlek giyen iki erkek ile peçeli iki kadının çizimleri, sıradan kıyafetler giyen karakterlerin çizimleriyle değiştirildi.

Suriyeliler, sosyal medya hesaplarında ve hükümet dışındaki bazı medya kuruluşlarında, bilgisayar başındaki iki kız çocuğunun fotoğrafına başörtüsü eklendiğini, bir firavun heykelinin üst gövdesinin kapatıldığını ve sosyal bilgiler kitabından dans görsellerinin çıkarıldığını gösteren fotoğraflar paylaştı. Ayrıca Suriye topraklarında tarih boyunca varlık göstermiş medeniyetlere ait heykel görsellerinin de kitaplardan kaldırıldığı belirtildi.

Eleştiriler üzerine Eğitim Bakanlığı pazartesi günü yayımladığı açıklamada, müfredatta yapılan değişikliklerin “devrik rejimin sembollerinin ve ideolojik içeriklerinin kaldırılmasını, bunlarla bağlantılı görsel ve içeriklerin düzeltilmesini” kapsadığını bildirdi. Bakanlık, özellikle sosyal bilgiler ve din eğitimi müfredatlarında yapılan düzenlemelerin bu derslerin birleştirilmesinin ardından gerçekleştirildiğini ifade etti.

Bakanlık ayrıca, “özgün değerlerle dışa açıklık arasında denge kuran, haklarının ve sorumluluklarının bilincinde, kimliğiyle gurur duyan, gelişmelere ayak uydurabilen ve yeni Suriye’nin inşasına katılabilen bir nesil yetiştirmek” amacıyla müfredatın, öğretim yöntemlerinin ve değerlendirme sistemlerinin geliştirilmesine devam edildiğini vurguladı.

Müfredatta dönüşüm

Bakanlık, 2025 yılından itibaren ders kitaplarında çeşitli değişiklikler yapmıştı. Başlıca düzenlemeler sosyal bilgiler, din eğitimi, tarih ve coğrafya derslerini kapsarken, onlarca yıl boyunca ülkeyi tek başına yöneten ve devletin bütün kurumları üzerinde hâkimiyet kuran Baas Partisi’yle bağlantılı semboller de müfredattan çıkarılmıştı.

Şam sokaklarında okul üniformalarıyla yürüyen kız öğrenciler. (AFP)
Şam sokaklarında okul üniformalarıyla yürüyen kız öğrenciler. (AFP)

Son tartışmalar, Suriye’de kamuoyunda tepki ve görüş ayrılıklarına yol açan bir dizi adımın sonrasında geldi. Bunların sonuncusu, eylül ayının sonunda açıklanan üniversiteye giriş koşullarındaki değişiklikler oldu. AFP’nin haberine göre yeni düzenlemeler, askeri ve güvenlik kurumlarının yanı sıra bazı sivil kurumların da aralarında bulunduğu alanlardaki belirli programlara kabulü erkeklerle sınırlandırdı.

Eylül ayında Şam’ın köklü eğitim kurumlarından Hürriyet Enstitüsü (Mahed el-Hurriye) de ortaokul ve lise kademelerinde kız ve erkek öğrencilerin eğitimini ayırma kararı aldı. Okul yönetimi, taciz ve zorbalık gibi sorunları gerekçe gösterirken, kararın arkasında resmi bir talimat bulunduğu iddiasını reddetti.

AFP’nin haberine göre karar kamuoyunda görüş ayrılığına neden oldu. Uygulamayı destekleyenler bunu eğitime yönelik bir önlem olarak değerlendirirken, karşı çıkanlar ise ülkede muhafazakâr ve katı anlayışların giderek güçlendiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.