Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.


Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
TT

Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’nin haberine göre Lübnan hükümeti dün yaptığı açıklamada, ordunun Güney Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ikinci aşamasını uygulamak için en az dört aya ihtiyacı olacağını belirtti.

Hizbullah, İsrail ile bir yıldan fazla süren ve Kasım 2024'te ateşkesle sona eren bir savaş yürüttü; ancak bu ateşkes, anlaşmada tamamen çekilmesi öngörülmesine rağmen, Yahudi devletinin güney Lübnan'daki beş stratejik tepede güçlerini tutarak kanlı saldırılar düzenlemeye devam etmesini engelleyemedi.

Parti, İsrail ile olan savaştan zayıflamış bir şekilde çıktı. Ağustos ayında Lübnan hükümeti Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını onayladı ve Lübnan ordusuna kendi hazırladığı bir planı uygulama görevini verdi; bu plan ertesi ay yürürlüğe girmeye başladı.

Ordu, ocak ayının başında, Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyi (İbrani devletiyle olan güney sınırından yaklaşık 30 km uzaklıkta) kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını duyurdu.

Ancak İsrail bu adıma şüpheyle yaklaştı ve yetersiz buldu. İsrail, silahsızlanmayı reddeden grubun askeri kapasitesini yeniden inşa etmesini engellemeyi amaçladığını söylediği ölümcül saldırılara devam ediyor.

Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, kabine toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, kabinenin "Hizbullah'ı silahsızlandırma kararı doğrultusunda Lübnan'ın tüm bölgelerinde silahlanmayı kısıtlama planına ilişkin ordunun liderliğinin aylık raporunu dikkate aldığını" söyledi.

Şöyle devam etti: "Aynı etkenler mevcutsa, dört aylık bir süre söz konusudur ve bu süre, mevcut imkanlara, İsrail saldırılarına ve sahadaki engellere bağlı olarak uzatılabilir."

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınıra yaklaşık altmış kilometre, Beyrut'un ise yaklaşık kırk kilometre güneyinde bulunan Awali Nehri'ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, dün bir parti töreninde yaptığı konuşmada, "Lübnan hükümetinin silahsızlanmaya odaklanması büyük bir günahtır çünkü bu konu İsrail'in saldırganlığının hedeflerine hizmet etmektedir" ifadelerini kullandı.

Kasım sözlerine şöyle devam etti: "Silahlanmayı kısıtlamayı amaçlayan her türlü girişime son verin," çünkü "Lübnanlı yetkililerin ardı ardına verdikleri tavizler ve baskılara verdikleri yanıtlar nedeniyle hükümetin performansı, bir ölçüde bu düşmanın açgözlülüğünün devam etmesinden sorumludur."