Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Yemen’den BM Güvenlik Konseyi’ne: Husilerin ihlalleri, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
TT

Yemen’den BM Güvenlik Konseyi’ne: Husilerin ihlalleri, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını genişleterek havalimanlarını, tesisleri ve sivil ve ekonomik varlıkları hedef aldığını söyledi.

Es-Saadi, dün BM Güvenlik Konseyi’nin Yemen’deki durumu ele almak üzere düzenlediği açık oturumda ülkesinin açıklamasını sunarken, “Bu suçlar, Husilerin sivilleri ve hayati öneme sahip kurumları hedef almaktan çekinmeyen terörist bir grup olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bunu, dengeleri değiştirmek ve yıllardır Yemen halkına karşı işledikleri ihlal ve suçlardan dikkati uzaklaştırmak amacıyla yapıyorlar. Bütün bunlar, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor” ifadelerini kullandı.

Yemen silahlı kuvvetlerinin, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteğiyle Kızıldeniz’i ve Babülmendeb Boğazı’nı savunduğunu belirten Es-Saadi, böylece tüm dünya ekonomisinin dayandığı hayati bir ticaret ve ulaşım hattının korunduğunu kaydetti.

Es-Saadi, “Seyrüsefer özgürlüğü ortak bir çıkarsa, bunun korunması da ortak bir sorumluluktur. Yemen halkı bu sorumluluğun maliyetini tek başına üstlenmek zorunda bırakılmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi Es-Saadi, BM Güvenlik Konseyi’ne Husilerin artan gerilimden sorumlu tutulmasını sağlayacak açık bir tutum benimseme ve Konsey kararlarının, özellikle de 2216 sayılı kararın, etkin biçimde uygulanması çağrısında bulundu. Ayrıca Husilere yönelik finansman ve kaçakçılık ağlarının sınırlandırılması, silah, teknoloji, uzmanlık ve askerî amaçlı ya da çift kullanımlı bileşenlerin gruba ulaştırılmasının durdurulması için somut ve kararlı adımlar atılmasını istedi.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi, Husilere verilen desteğin arkasındaki aktörlerin, başta İran yönetimi olmak üzere, hesap vermesi gerektiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Saadi, savaşı besleyen kaçakçılık ve finansman ağlarıyla mücadele için Yemen hükümetiyle iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Es-Saadi, Suudi Arabistan’ın istikrarlı tutumunu ve devlet kurumlarıyla ulusal ekonomiye yönelik kesintisiz desteğini takdir etti. Bu desteğin, ülkenin benzeri görülmemiş ekonomik ve insani zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, bu ayın başında kamu bütçesine yönelik yeni bir mali destek diliminin sağlanmasını da kapsadığını belirtti.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi ayrıca, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in, Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine, Suudi Arabistan’da düzensiz statüde bulunan Yemen vatandaşlarının durumlarının düzenlenmesine yönelik işlemlerin başlatılması talimatını da takdirle karşıladı. Es-Saadi, bu talimatı son derece önemli bir insani girişim olarak nitelendirdi.

Büyükelçi Es-Saadi, Suudi Arabistan’ın tutumunun, uluslararası toplumun Yemen’e karşı sorumluluğunun yalnızca krizin yönetilmesiyle veya güvenlik sorunlarının sonuçlarına müdahale edilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini ortaya koyduğunu belirterek, “Bu sorumluluk, Yemen halkının korunmasını da kapsamalıdır” ifadelerini kullandı.


Lübnan’ın kuzeydoğusuna düzenlenen İsrail saldırısında 6 kişi yaralandı

Güney Lübnan’da İsrail ordusuna ait bir askerî araç (Reuters)
Güney Lübnan’da İsrail ordusuna ait bir askerî araç (Reuters)
TT

Lübnan’ın kuzeydoğusuna düzenlenen İsrail saldırısında 6 kişi yaralandı

Güney Lübnan’da İsrail ordusuna ait bir askerî araç (Reuters)
Güney Lübnan’da İsrail ordusuna ait bir askerî araç (Reuters)

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ülkenin kuzeydoğusunda, Suriye sınırı yakınlarında dün düzenlenen İsrail saldırısında 6 kişinin yaralandığını açıkladı. Saldırının, İsrail ile Hizbullah arasında ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana benzer olayların büyük ölçüde yaşanmadığı bir bölgede gerçekleştiği belirtildi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre bakanlıktan yapılan açıklamada, “İsrail’in Hermel ilçesine bağlı Hûş es-Seyyid Ali beldesi çevresine düzenlediği saldırıda, aralarında 2 kadının da bulunduğu 5 Suriye vatandaşı ile bir Lübnan vatandaşı olmak üzere toplam 6 kişi yaralandı” denildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı ise İsrail’e ait bir savaş insansız hava aracının (İHA), Hûş es-Seyyid Ali beldesinde bir aracı hedef aldığını bildirdi.

Lübnan, Hizbullah’ın İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak İsrail’e füze saldırıları düzenlediğini açıklamasının ardından 2 Mart’ta savaşa dahil oldu. Hamaney, 28 Şubat’ta İran’a yönelik ilk ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybetti.

İsrail, buna yoğun hava saldırıları ve kara harekâtıyla karşılık verdi. İsrail güçleri, Lübnan’ın güneyinde onlarca belde ve köyü işgal ederken, geniş çaplı yıkım operasyonları da gerçekleştirdi.

Haziran ayında ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanması ve Lübnan ile İsrail hükümetlerinin ABD arabuluculuğunda bir çerçeve anlaşmasına varmasının ardından çatışmaların şiddeti azaldı. Söz konusu anlaşma, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği bölgelerden aşamalı olarak çekilmesini ve Lübnan ordusunun öncelikle belirlenen “pilot bölgelerde” konuşlandırılmasını öngörüyor.

İsrail ordusu ise perşembe günü yaptığı açıklamada, Lübnan’ın güneyinde bir subayın öldüğünü, 3 askerin de hafif yaralandığını duyurdu.


Yemen, Suudi Arabistan’da düzensiz durumdaki vatandaşlarının statülerini düzeltmek için işlem başlattı

Yemen Büyükelçiliği, Suudi Arabistan’ın kraliyet desteğinden yararlanmak isteyenlerin bilgilerini kayıt altına alıyor (Şarku’l Avsat).
Yemen Büyükelçiliği, Suudi Arabistan’ın kraliyet desteğinden yararlanmak isteyenlerin bilgilerini kayıt altına alıyor (Şarku’l Avsat).
TT

Yemen, Suudi Arabistan’da düzensiz durumdaki vatandaşlarının statülerini düzeltmek için işlem başlattı

Yemen Büyükelçiliği, Suudi Arabistan’ın kraliyet desteğinden yararlanmak isteyenlerin bilgilerini kayıt altına alıyor (Şarku’l Avsat).
Yemen Büyükelçiliği, Suudi Arabistan’ın kraliyet desteğinden yararlanmak isteyenlerin bilgilerini kayıt altına alıyor (Şarku’l Avsat).

Yemen Büyükelçiliği, Suudi Arabistan’ın kraliyet Suudi Arabistan’daki Yemen Büyükelçiliği, ülkede düzensiz statüde bulunan Yemen vatandaşlarının durumlarının düzenlenmesini öngören kraliyet affı ve desteğinden yararlanmak isteyenler için ön elektronik kayıt işlemlerini başlattı.

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, geçen pazartesi günü, Kral Selman bin Abdülaziz’in, Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebine yanıt verilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda statü düzenleme sürecinin başlatıldığını duyurmuştu. Bu girişimin, Suudi Arabistan yönetiminin Yemen halkına yönelik devam eden desteğinin ve iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin bir uzantısı olduğu belirtildi.

İçişleri Bakanlığı, sürecin Dışişleri Bakanlığı, İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı ile Suudi Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) iş birliğinde yürütüleceğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre düzenlemeden yararlanmak için Yemen pasaportuna sahip olmak şart  ve işlemlerin başlangıç tarihi ile uygulanacak koşul ve kurallar Suudi Arabistan Pasaportlar Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların resmî hesaplarından duyurulacak.

Yemen’in Riyad Büyükelçiliği, cuma günü yayımladığı açıklamada, mevcut aşamada kraliyet desteğinden yararlanmak isteyenlerin bilgilerinin toplanması ve kaydedilmesinin amaçlandığını bildirdi. Açıklamada, bu işlemin inceleme ve doğrulama süreçlerinin tamamlanması ve vatandaşların statülerinin yürürlükteki mevzuat, kurallar ve talimatlar doğrultusunda düzenlenebilmesi için gerekli seyahat belgelerinin çıkarılmasına hazırlık niteliği taşıdığı ifade edildi.

Büyükelçilik, başvuru sahiplerine elektronik kayıt formunu eksiksiz ve doğru biçimde doldurmaları, istenen bilgileri tamamlamaları, ellerindeki kimlik ve diğer destekleyici belgeleri sisteme eklemeleri ve işlemlerini tamamlamak için uygun bölgeyi seçmeleri çağrısında bulundu. Başvuru sahiplerinden ayrıca geçici kayıt belgesini ve beraberindeki bilgilendirme kılavuzunu yazdırarak saklamaları ve talep edildiğinde ibraz etmeleri istendi.

Açıklamada, elektronik kayıt sisteminin başvuru sahiplerine seçtikleri merkezde işlem randevusu alma imkânı sunduğu belirtildi. Başvuru sahiplerinin belirlenen tarihte ilgili komisyonlara şahsen başvurarak inceleme ve doğrulama işlemlerini tamamlamaları ve geçici belgelerinin mevzuat ile yürürlükteki talimatlar doğrultusunda onaylanmasını sağlamaları gerektiği kaydedildi.

Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Suudi Arabistan’da yaşayan Yemen vatandaşlarının statülerinin düzenlenmesine ilişkin talimatların, Riyad yönetiminin Yemen’e ve halkına destek verme, halkın yaşadığı sıkıntıları hafifletme ve güvenlik, istikrar ve barış beklentilerini karşılama konusundaki güçlü bağlılığını yansıttığını söyledi.

Yemen hükümeti de iki ülke ve halkları arasındaki köklü tarihî bağları ve kardeşlik ilişkilerini yansıtan girişimi memnuniyetle karşıladı. Hükümet, bu adımın Suudi Arabistan’ın Yemenlilerin yanında durma ve farklı koşullarda onların durumlarını gözetme yönündeki insani yaklaşımını ortaya koyduğunu vurguladı.