Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

İki Iraklı yetkili, Tahran yönetiminin, iktidardaki Şii koalisyon Koordinasyon Çerçevesi temsilcilerinden, “müttefiklerinin nüfuzunu ve devlet içindeki varlık yapısını hedef alan” bir hükümete destek vermemelerini istediğini açıkladı.

Gelişmeler, İsmail Kaani’nin sürpriz şekilde Bağdat’a ulaştığı yönündeki bilgilerle eş zamanlı yaşandı. Bu süreçte, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali al-Zeydi’nin yürüttüğü müzakerelerin ileri aşamaya geldiği, ancak yeni hükümetin şekli konusunda ABD ile İran arasındaki rekabetin giderek arttığı belirtildi.

Farklı kaynaklar Şarku’l Avsat’a, “Kaani’nin son saatlerde Bağdat’a geldiğini ve hükümetin kurulması sürecinde rol alan isimlerle görüştüğünü” aktarırken, Tahran’ın Washington’a tam uyum gösterilmesine karşı çıktığını ifade etti.

Kudüs Gücü komutanı Kaani’nin temaslarıyla ilgili konuşan bir yetkili, Bağdat’taki hükümet pazarlıklarını “Hürmüz Boğazı’ndaki kuşatma ve karşı kuşatma” durumuna benzetti.


İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor

Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor

Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları dün de sürdü. Hizbullah’a bağlı İslami Sağlık Kurumu’nun hedef alınması sonucu iki sağlık görevlisi hayatını kaybederken, beş kişi yaralandı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, önceki gün yaşanan yoğun saldırılarda ise en az 10 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Hava saldırıları ve topçu atışlarına, sınır köylerinde evlerin yıkılması eşlik etti. İsrail, saldırılarının kapsamını güney bölgeleri ile Bekaa’daki çeşitli kasabaları içine alacak şekilde genişletirken, Hizbullah da İsrail mevzileri ve askeri araçlarına yönelik operasyonlar düzenlediğini ve İsrail’in kuzeyine roket saldırıları gerçekleştirdiğini duyurdu.

Sağlık görevlilerine yönelik saldırılar ve hava saldırılarının yoğunlaşması

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, ‘İsrail’in uluslararası yasaları ve insani normları ihlal etmeyi sürdürdüğünü, sağlık görevlilerine karşı yeni suçlar işlediğini’ belirtti. Açıklamada, İsrail’in Bint Cubeyl ilçesine bağlı Kalaviye ve Tibnin beldelerinde Hizbullah’a bağlı İslami Sağlık Kurumu’na ait iki noktayı doğrudan hedef aldığı ifade edildi. Saldırılarda Kalaviye’de bir sağlık görevlisi hayatını kaybederken üç kişi yaralandı; Tibnin’de ise bir sağlık görevlisi yaşamını yitirdi, iki kişi yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre, sabah saatlerinden itibaren güney bölgelerinde Balat, Debal, el-Mansuri, Şakra, Safed el-Bıttih, Mecdel Selm, Kalaviye ve es-Semaiye beldeleri ile Ramadiye-Şuaytiye yolu İsrail hava saldırılarının hedefi oldu. Ayrıca Tulin, es-Savane, Yahmur eş-Şakif, Adaşit ve Kfar Deccal kasabaları topçu ateşine maruz kaldı. Sureyfa beldesi ise keşif uçaklarının yoğun uçuşları eşliğinde 155 milimetrelik top mermileriyle vuruldu.

Nebatiye’de bir kişi, el-İnciliye Caddesi üzerindeki dükkânının önünde düzenlenen hava saldırısında yaralandı. Öte yandan, Sur’a bağlı Ramadiye yakınlarında bir kümes hayvanı yem fabrikası İsrail’e ait insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındı. NNA, saldırıda yaralananlar olduğuna dair bilgiler bulunduğunu aktardı.

İsrail ordusu cumartesi günü yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah’a ait 85’ten fazla altyapı noktasının hava ve kara operasyonlarıyla hedef alındığını duyurdu.

Çadırlarda endişeli bir gece ve geniş çaplı bombardıman

El-Hıyam beldesi, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bombardımanlar ve yıkım operasyonlarının gölgesinde şiddetli bir gece geçirdi. Evler, dükkânlar ve çeşitli kurumların hedef alındığı saldırılar, beldede geniş çaplı yıkıma yol açtı. İsrail güçleri gece boyunca özellikle Bint Cubeyl ve Tayyiri başta olmak üzere sınır hattındaki yerleşimlerde evleri hedef alma operasyonlarını sürdürdü.

sdfdvf
Sayda’nın es-Saksakiye kasabasına düzenlenen bombardımanında 9 kişinin hayatını kaybettiği Fahs ailesinin yakınları, cenaze törenine katıldı, 9 Mayıs 2026. (AP)

İsrail savaş uçakları şafak vakti Sureyfa beldesine hava saldırısı düzenlerken, gece yarısından sonra da Cibşit kasabası hedef alındı. Sağlık Acil Operasyon Merkezi, Sur ilçesine bağlı Bedyas beldesine yönelik saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, aralarında altı çocuk ve iki kadının da bulunduğu 13 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bir başka olayda ise İsrail’e ait İHA, Kalile-Deyr Kanun yolu üzerinde seyreden bir motosikleti hedef aldı. Saldırıda iki Suriyeli yaşamını yitirirken, sivil savunma ekipleri Lübnan ordusuyla koordinasyon içinde cenazeleri bölgeden kaldırdı.

Öte yandan, İsrail’e ait İHA’ların Beyrut, güney banliyöleri ve Sayda çevresindeki köyler üzerinde yoğun uçuş yaptığı bildirildi.

Hizbullah’ın İsrail ordusuna karşı düzenlediği operasyonlar

Diğer taraftan, Hizbullah ile İsrail ordusu arasında Güney Lübnan’da İsrail’in halen kontrol altında tuttuğu alanlardaki çatışmalar sürüyor. Hizbullah, İsrail ordusuna yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Açıklamada, Deyr Seryan beldesindeki Hallet Rac bölgesinde bulunan bir D9 tipi buldozerin kamikaze İHA’yla hedef alındığı ve doğrudan isabet sağlandığı belirtildi.

Hizbullah ayrıca, el-Hıyam’da bir İsrail ordusu komutanının iki kamikaze İHA ile hedef alındığını duyurdu. Bunun yanı sıra, el-Hıyam Belediye Binası yakınlarında konuşlanan İsrail askeri araçlarının topçu ateşiyle vurulduğu ifade edildi. Örgüt, Güney Lübnan’dan İsrail’e doğru iki roket fırlatıldığını da açıkladı.

fbfgrt
Sivil savunma ekipleri, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasında İsrail bombardımanının hedef aldığı binanın enkazı altında kurbanları arıyor. Saldırı sonucunda aynı aileden 9 kişi hayatını kaybetti. (AFP)

Bu çerçevede Hizbullah milletvekili Hüseyin el-Hac Hasan, “Direniş, düşmanı henüz çözüm bulamadığı İHA’larıyla şaşırttı. Bugün de işgal güçlerinin sözde ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık patlayıcılar ve füzelerle yanıt veriyor” dedi.

Söz konusu tırmanış, 17 Nisan’da ilan edilen ateşkes anlaşmasının yürürlükte olmasına rağmen yaşanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan anlaşma metnine göre İsrail, devam eden saldırı veya tehditlere karşı ‘kendini savunmak için gerekli tüm tedbirleri alma’ hakkına sahip bulunuyor.


ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)

Irak petrol dosyası, ABD Hazine Bakanlığı'nın petrol sektörü ve silahlı gruplarla bağlantılı Iraklı yetkililer, isimler ve şirketlere yönelik yeni yaptırımlarını açıklamasının ardından daha hassas bir evreye girdi. Gözlemciler bu adımı, petrol kaçakçılığı, menşe belgelerinin sahte düzenlenmesi ve İran'la bağlantılı ağların finansmanına ilişkin suçlamalar barındırması nedeniyle, Irak enerji sektörünün görünümünü yıllar içinde en derinden etkileyen ABD uygulamalarından biri olarak değerlendirdi.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) aracılığıyla açıklanan yaptırımlar, Bağdat'ta yalnızca sınırlı kapsamlı mali bir işlem olarak okunmadı. Bunun ötesinde Irak enerji sektöründeki nüfuzun sınırlarını yeniden çizmeyi ve Washington'ın Irak petrolünü Tahran'a yönelik yaptırımları delmenin kanalı olarak kullandığını öne sürdüğü kesimlere doğrudan uyarı iletmeyi hedefleyen çifte siyasi ve ekonomik bir mesaj olarak yorumlandı.

ABD’nin yaptırım kararı, Irak Petrol Bakanlığı Dağıtım İşleri Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Irak petrol ürünlerinin İran bağlantılı kaçakçılık ağları lehine transfer edilmesini kolaylaştırmakla suçladı. Bunun yanı sıra tanınmış petrol kaçakçısı Selim Ahmed Said ile bağlantılı şirketlere Irak petrolüne erişimi kolaylaştırarak ve İran petrolüne Irak petrolü statüsü tanıyan sahte resmi belgeler kullanarak özel ayrıcalıklar sağladığı iddia edildi.

dfvfdv
Resmî açıklamalarda reddedilse de yaptırımlar ekonomi ve petrol çevrelerinde endişe dalgası yarattı (AFP)

ABD tarafından yapılan açıklamaya göre kaçakçılık operasyonları, petrolün Kayyara Sahası’ndan Hor ez-Zubeyir'deki tesislere nakledilmesi yoluyla gerçekleştiriliyordu. Burada İran petrolü Irak petrolüyle karıştırılarak menşei değiştiriliyor, ardından uluslararası piyasalarda satışa sunuluyordu. Yaptırımlar ayrıca ‘Seyyid Avn’ adıyla bilinen Mustafa Haşim Lazım el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Asaib Ehl’l-Hak’ın önde gelen mali sorumlularından biri olarak tanımlarken ‘petrol taşıma ağlarını yönetmek, ekonomik sözleşmeler ve mali paravan olarak faaliyet gösteren şirketler üzerinde denetim kurmakla’ suçladı. Yaptırım listesine onunla bağlantılı, Gulf Energy for Oil Services, Gulf for General Contracting, Iraq International for Energy ve Gulf Energy for General Transport adlı dört şirket de eklendi.

Yaptırımlar ekonomik dosyayla sınırlı kalmadı ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları'na da uzandı. ABD Hazine Bakanlığı, aralarında Ahmed Hudayr ve ‘Ebu Meryem’ künyeli Muhammed İsa Kazım el-Şuveyli'nin de bulunduğu tugay liderlerine yaptırım uyguladı. Bu isimler, ‘Lübnan Hizbullahı ile koordinasyon içinde Irak'a silah satın alıp nakletmekle’ suçlandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, karara ilişkin yorumunda sert bir dil kullanarak, İran rejiminin Irak halkının hakkı olan kaynakları haydut bir çete gibi yağmaladığını söyledi. Washington'ın Irak petrolünün terörün finansmanında ya da uluslararası yaptırımların delinmesinde kullanılmasına izin vermeyeceğini de vurguladı.

Bağdat reddediyor ve savunuyor

Öte yandan Irak Petrol Bakanlığı, Bakanlık Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili’ye yöneltilen suçlamaları reddeden resmi bir açıklama yapmak için gecikmedi. Bakanlık, petrol ihracatı, pazarlaması ve tanker yükleme operasyonlarının Dağıtım İşleri Müsteşarı'nın yetki alanında olmadığını, bu işlemlerin resmi prosedürler çerçevesinde SOMO şirketi ve yetkili kurumlar tarafından yürütüldüğünü vurguladı.

Bakanlık, her türlü hukuki işleme veya denetim soruşturmasına iş birliği yapmaya hazır olduğunu belirterek ‘siyasi yorumlardan’ uzak biçimde Irak yargısına ve yetkili denetim kurumlarına saygı gösterilmesinin önemine dikkati çekti.

Bakanlık ayrıca daha önce Irak petrol pazarlama şirketi SOMO tarafından yayımlanan ve Irak petrolüne ilişkin kaçakçılık operasyonları ile menşe belgelerinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını açıklayan önceki bildirileri de hatırlattı.

Öte yandan yaptırımlar, her ne kadar resmî açıklamalarda reddedilse de ekonomi ve petrol çevrelerinde geniş çaplı bir endişe dalgası yarattı. Ancak ABD'nin suçlamaları, Irak petrolünün uluslararası piyasalardaki itibarıyla doğrudan bağlantılı son derece hassas bir dosyayı ilgilendiriyor.

Ekonomist Ziyad el-Haşimi, yaptırım listelerine isim eklenmesinin ötesinde daha derin yansımalar konusunda uyardı. Asıl tehlikenin Irak'ın kademeli olarak İran petrolü kaçakçılık operasyonlarında ‘suç ortağı devlet’ konumuna sürüklenmesi olduğunu değerlendiren Haşimi, bunun Bağdat'ı giderek artan mali ve diplomatik baskılarla karşı karşıya bırakabileceğini vurguladı.

Haşimi, bu yaptırımların türünün ilki olmadığını; Irak petrol sektörüne yönelik süregelen ABD’nin baskılarının devamı olduğunu belirtti. Özellikle İran petrolünün uluslararası piyasalarda pazarlanması için Irak belgelerinin ve menşe sertifikalarının kullanıldığına dair daha önceki bilgilerin gündeme gelmesinin ardından bu baskıların yoğunlaştığına dikkat çekti.

Haşimi'ye göre meselenin en tehlikeli boyutu, meşru Irak petrolünün itibarının bizzat zarar görmesi ihtimali. Irak petrol sevkiyatları uluslararası şirketler ve denizcilik otoritelerinin daha yoğun denetimiyle karşılaşabilir; bu da taşıma ve sigorta maliyetlerini artırarak ihracat akışını aksatabilir.

Haşimi, sevkiyat ve menşe belgelerinin doğruluğuna ilişkin şüpheler büyüdükçe uluslararası alıcıların gelecekte ilave hukuki güvenceler ya da daha yüksek fiyat indirimleri talep edebileceği konusunda da uyardı. Washington'ın kaçakçılık veya mali örtbas operasyonlarında ‘kurumsal bir örüntü’ tespit etmesi halinde yaptırımların taşıma şirketlerini, bankaları, ticari aracıları, hatta devlet kurumlarını kapsayacak biçimde genişleyebileceği uyarısında da bulundu.

Peki neden şimdi?

Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, özellikle yükselen bölgesel gerilimler ve küresel enerji piyasasındaki köklü dönüşümler ortamında Bağdat'ta geniş çaplı soru işaretleri doğuruyor.

Uluslararası ekonomi profesörü Nevvar es-Saidi, ABD’nin uyguladığı son yaptırımların Washington'ın Irak'a yaklaşımındaki belirgin bir değişimi yansıttığı görüşünde. Yaptırımlar artık yalnızca İran'la değil, bölgenin tamamındaki enerji ve finansman ağlarını yeniden yapılandırmayla bağlantılı.

ABD'nin bu adımlarla büyük petrol üreticisi ülkeler ve başta Irak olmak üzere petrol ve para hareketlerini denetleyip kontrol edebildiğini gösteren bir mesaj vermeye çalıştığını söyleyen Saidi, Washington'ın enerji dosyasını bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak gördüğünü, dolayısıyla İran'ın yaptırımları delmesine yardımcı olduğuna inandığı her ağın ABD Hazine Bakanlığı'nın doğrudan hedefi haline geldiğini belirtti.

Zamanlamanın hassasiyetinin küresel petrol piyasasındaki dalgalanmalar ve bölgedeki güvenlik gerilimleriyle de bağlantılı olduğuna dikkati çeken Saidi, büyük güçlerin Ortadoğu'da yerleştirmeye çalıştığı yeni siyasi ve ekonomik düzenlemelerin bu hassasiyeti artırdığının altını çizdi.

Saadi'ye göre yaptırımlar Irak'ın petrol ihracat hacmini hemen etkilemeyebilir. Çünkü küresel piyasa Irak ham petrolüne ihtiyaç duymaya devam ediyor. Ancak gerçek etki sigorta, taşıma ve finansal transfer maliyetlerinin yükselmesinde ve yabancı banka ile şirketlerin temkinli tutumunun artmasında kendini gösterecek.

vfdvfdv
Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, Bağdat'ta geniş çapta soru işaretlerine yol açıyor (AFP)

Gözlemcilere göre ABD’nin yaptırımları, Irak petrol sektörü içindeki çatışmanın boyutlarını da gözler önüne serdi. Bu sektör son yıllarda, parti ve silahlı grup çıkarlarının ticaret ve enerjiyle iç içe geçtiği karmaşık bir siyasi ve ekonomik nüfuz alanına dönüştü.

Irak uzmanı ve araştırmacı Hüseyin eş-Şimmeri, Washington'ın yalnızca petrol kaçakçılığı operasyonlarını değil, enerji, taşıma ve müteahhitlik sözleşmelerine dayanan finansal ve ticari ağlara yaslanan silahlı grupların ‘ekonomik kolunu’ da vurmaya çalıştığını belirtti.

ABD'nin Irak ekonomisini artık bölgedeki İran nüfuzunun kilit araçlarından biri olarak gördüğünü söyleyen Şimmeri, yeni yaptırımların gayri resmi finansman kaynaklarını daraltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu vurguladı. ABD’nin mesajının yalnızca bireylere değil, Irak devlet kurumlarına da hitap ettiğine dikkat çeken Şimmeri, Washington'ın petrol, para ve sözleşme hareketlerini yakından izlediğini ifade etti.

Şimmeri, önümüzdeki dönemde ABD'nin Bağdat üzerindeki baskısının artabileceğini ve özellikle ‘gölge filo’ tartışmalarının uluslararası arenada yoğunlaşmasıyla birlikte petrol sektörünün yeniden düzenlenmesi, ihracat operasyonlarının ve aracı şirketlerin denetiminin güçlendirilmesi yönünde adımlar atılabileceğini öngördü.

Endişeler ve olasılıklar

Iraklı ekonomistler, yaptırımların en tehlikeli boyutunun yalnızca siyasi değil, neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanan Irak mali sistemi üzerindeki olası yansımaları olduğu konusunda uyardı.

Irak genel bütçe gelirlerinin yüzde doksanından fazlasını petrol ihracatından karşılıyor; enerji sektörünün şeffaflığına yönelik her türlü sorgulama uluslararası bankalar, sigorta şirketleri ve finansal piyasalarla ilişkileri doğrudan etkileyebilir. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre ABD Hazine Bakanlığı'nın son yıllarda finansal transferler konusundaki tutumunu sertleştirmesi, Bağdat'ı kara para aklama veya yaptırımları delmeyle ilgili suçlamalar karşısında çok daha kırılgan bir konuma getirdi.

Ekonomistler, baskıların sürmesinin Irak hükümetini ABD ile olası bir gerilimden kaçınmak amacıyla petrol sektöründe daha katı denetleyici önlemler almaya ve bazı sözleşme, taşıma ile pazarlama mekanizmalarını gözden geçirmeye itebileceğini değerlendiriyor. Siyasetçiler ise yaptırımların ilerleyen dönemde başka isim veya kurumları kapsayacak biçimde genişlemesi halinde Bağdat-Washington ilişkilerinde yeni bir gerilim kaynağına dönüşebileceğinden endişeleniyor.

Bu karmaşık tablo karşısında yeni Irak hükümeti, ülkenin en kritik ekonomik sektörünü bölgesel ve uluslararası gerilimin yansımalarından koruma ve küresel enerji piyasasının en çalkantılı dönemlerinden birinde Irak petrolünün itibarını koruma konusundaki kapasitesini sınayan hassas bir sınavla karşı karşıya.