Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Kaynaklar: Mısır, Yahya Diyab’ın Suriye’nin Kahire’deki misyon şefi olmasını onayladı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mart 2025'te Kahire'de düzenlenen Arap Zirvesi kapsamında Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mart 2025'te Kahire'de düzenlenen Arap Zirvesi kapsamında Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kaynaklar: Mısır, Yahya Diyab’ın Suriye’nin Kahire’deki misyon şefi olmasını onayladı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mart 2025'te Kahire'de düzenlenen Arap Zirvesi kapsamında Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mart 2025'te Kahire'de düzenlenen Arap Zirvesi kapsamında Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar Mısır’ın, daha önceki adayla ilgili çekincelerinin ardından Büyükelçi Yahya Diyab’ın Kahire’deki Suriye diplomatik misyonunun başına getirilmesine onay verdiğini bildirdi.

Dosyaya hâkim Suriyeli bir kaynak, “Diyab’a Kahire’nin adaylığını onayladığı bilgisi ulaştı. Kendisi şu anda Suriye dışındaki görev ve bağlantılarını sonlandırarak Şam’a dönmek ve Mısır’daki görevini devralmak için gerekli işlemleri tamamlamak üzere hazırlık yapıyor” dedi.

Ancak kaynak, Diyab’a henüz Mısır’a büyükelçi mi yoksa maslahatgüzar (büyükelçilik işleri vekili) olarak mı atanacağının bildirilmediğini belirtti. Kaynağa göre, büyükelçi olarak atanması durumunda karar, Mısır’a hitaben çıkarılacak bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle alınacak. Maslahatgüzar atanması ise Dışişleri Bakanı kararıyla gerçekleştirilecek.

dvfvbr
Yahya Diyab (Suriye Hafıza Platformu)

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir başka kaynak ise Diyab’ın “Suriye’nin Mısır nezdindeki maslahatgüzarı” olarak görevlendirileceğini açıkladı. Kaynak, ayrıca Diyab’ın büyük ihtimalle Suriye’nin Arap Birliği Daimi Temsilcisi olarak da görev yapacağını, ancak bu pozisyona başka bir isim atanmasının da mümkün olduğunu ifade etti. Bu görevin Mısır makamlarının onayını gerektirmediği belirtildi.

Aynı kaynak, “Yeni Suriye diplomatik heyetinin en kısa sürede görevine başlayabilmesi için Kahire’den gerekli diplomatik akreditasyonların alınmasına yönelik hazırlıklar sürüyor” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Mısır Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçerek söz konusu bilgiyi doğrulama girişimleri ise sonuçsuz kaldı.

Mısır tarafının talebine yanıt

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, yaklaşık bir hafta önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kahire’de görev yapmak üzere önerilen yeni Suriye temsilcisinin adını açıklamıştı. Bu isim, Mısır’ın adaylığına itiraz ettiği Muhammed Taha el-Ahmed’in yerine önerilen Yahya Diyab’dı.

Yetkili, Diyab’ın adaylığının “Mısır tarafının talebine yanıt olarak ve iki ülke arasındaki ilişkileri daha derin ve kapsamlı bir seviyeye taşımak amacıyla” gündeme geldiğini söylemişti.

O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı bir yetkili de Suriye hükümetinin Kahire’deki diplomatik misyonun başına geçmesi için yeni bir aday sunduğunu doğrulamış ve “Mısır makamlarının yeni adayı onaylaması yönünde süreç olumlu ilerliyor” demişti. Yetkili, “Suriye tarafıyla işler doğal ve olumlu bir şekilde ilerliyor” ifadelerini kullanmıştı.

sdgfr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdülati ile geniş kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Yahya Diyab, “Suriye Devlet Kurumlarında Çalışanlar Ulusal Özgür Topluluğu”nun yürütme kurulu ile dış ilişkiler ve diplomatlar ofisinin üyesi olarak görev yapıyor. Suriye’deki iç savaş öncesinde Roma, Abu Dabi, Kuveyt ve Belgrad’daki diplomatik temsilciliklerde çeşitli görevlerde bulunan Diyab, ayrıca Suriye Dışişleri Bakanlığı Sendika Komitesi Başkanlığı görevini yürüttü. Şam Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Diyab, hukuk lisansına sahip.

Şarku’l Avsat’ın 1 Haziran’da yayımladığı haberde, Mısır’ın Muhammed Taha el-Ahmed’in Kahire Büyükelçisi olarak atanmasına itiraz ettiği ve bazı Suriye diplomatik heyeti üyelerinin kabulü konusunda da çekinceler bulunduğu aktarılmıştı.

İş birliği için yeni ufuklar

Beşşar Esed’in iktidardan düşmesinden sonra Mısır-Suriye ilişkileri, Kahire’nin silahlı gruplar dosyasına ilişkin kaygıları nedeniyle temkinli bir seyir izlemişti. Ancak zamanla ilişkiler ekonomik iş birliği yönünde gelişmeye başladı.

Geçtiğimiz nisan ayının sonunda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şara, Kıbrıs’ta düzenlenen Arap-Avrupa İstişare Zirvesi kapsamında bir araya geldi. Kahire ve Şam’daki medya kuruluşları, iki liderin bölgesel gelişmeleri ve ikili iş birliğini ele alan samimi bir görüşme gerçekleştirdiğini bildirmişti.

Şam, ocak ayında Mısırlı iş insanları ve ticaret odaları temsilcilerinin katılımıyla ilk Mısır-Suriye Ekonomi ve Yatırım Forumu’na ev sahipliği yaptı. Etkinlik, ticaret, sanayi, hizmetler, altyapı ve yeniden imar alanlarında ortaklık fırsatlarını değerlendirmeyi amaçladı.

Geçtiğimiz cumartesi günü ise Mısır’ın Şam’daki maslahatgüzarı Muhammed Ömer Abdülaziz el-Fıki, ülkesinin özellikle yeniden imar alanında olmak üzere Suriye ile iş birliğini genişletmeyi hedeflediğini açıkladı.

Fıki, bu açıklamayı Şam’da düzenlenen uluslararası inşaat ve yapı fuarı Buildex Uluslararası Yapı ve İnşaat Fuarı kapsamındaki ziyaretinin ardından yaptı.

Aynı etkinlikte konuşan Mısır Sanayi Kompleksi Yönetim Kurulu Başkanı Heysem Hüseyin ise önümüzdeki dönemde Suriye’de büyük bir sanayi bölgesi kurulmasının planlandığını duyurdu. Hüseyin, projenin üretim faaliyetlerini desteklemeyi ve istihdam oluşturmayı hedeflediğini söyledi.

Planlanan sanayi bölgesinin gıda, tekstil ve tarım sanayilerinin yanı sıra yeniden imar faaliyetleriyle bağlantılı sektörlere odaklanacağı belirtilirken, Hüseyin gelecek dönemin ihtiyaçlarına uygun entegre sanayi kentlerinin kurulmasının önemine dikkat çekti.


Suriye: Tartus–İskenderiye uluslararası internet kablosu sabotaja uğradı

Suriye'nin Tartus kentinin sahilinden bir görünüm (AFP - Arşiv)
Suriye'nin Tartus kentinin sahilinden bir görünüm (AFP - Arşiv)
TT

Suriye: Tartus–İskenderiye uluslararası internet kablosu sabotaja uğradı

Suriye'nin Tartus kentinin sahilinden bir görünüm (AFP - Arşiv)
Suriye'nin Tartus kentinin sahilinden bir görünüm (AFP - Arşiv)

Suriye Telekom Şirketi, Suriye'nin Tartus kenti ile Mısır'ın İskenderiye kenti arasında uzanan uluslararası denizaltı internet kablosunun, Tartus açıklarında gerçekleştirilen bir sabotaj eylemine maruz kaldığını duyurdu.

Şirket, olay nedeniyle Suriye genelinde çok sayıda internet abonesinin hizmet kesintilerinden etkilendiğini belirtti. Açıklamada, arızanın giderilmesi ve internet hizmetlerinin tamamen normale dönmesinin belirli bir süre alacağı ifade edildi.

Suriye Telekom, denizaltı kablosuna yönelik saldırıyı kınayarak, bu eylemin ülkedeki telekomünikasyon sektörünü hedef alan “sistematik bir sabotaj kampanyasından” ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Yetkililer, hasarın boyutunun tespit edilmesi ve bağlantının yeniden sağlanması için bakım ve onarım çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.


Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
TT

Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kordofan bölgesinin en büyük şehri el-Ubeyd kenti ile bölgenin kuzeyinde üçüncü büyük şehir olan Rahd Ebu Dekne'ye insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendi. Bölgenin aylardır maruz kaldığı saldırıların son halkasını oluşturan bu olaylar can kayıplarına ve yaralanmalara yol açarken yakıt istasyonları ile depolar da zarar gördü.

Yerel kaynaklar, üç yılı aşkın süredir orduyla savaşan ve ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol altında tutan Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen İHA’ların bu saldırılarda kullanıldığını öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan üç tanık, son yoğun saldırıların el-Ubeyd şehri içindeki tesisleri ve şehre ulaşan tek yolu hedef aldığını bildirdi. Bir TIR sürücüsü üç yakıt deposunun hedef alındığını ve uzak mesafelerden görülebilen büyük yangınların çıktığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan başka bir tanık ise Kuzey Kordofan'daki Rahd şehrinin de İHA’larla bombalandığını ve bir ailenin evine isabet eden bir merminin maddi hasara yol açarak halk arasında paniğe neden olduğunu söyledi.