Irak neden devletini inşa edemedi?

Irak’ta yönetenler ile yönetilenler arasında büyük bir uçurum var.

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
TT

Irak neden devletini inşa edemedi?

ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)
ABD saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesinin cenaze töreninden. Bağdat, 26 Aralık 2023. (AP)

İyad el-Anber

Irak'taki siyasi oluşum Mary Shelley'nin ‘Frankenstein’ romanındaki canavarı andırıyor. Irak hiçbir zaman toplumsal bir sözleşmenin ürünü olmadı. Aksine varlığını dayatan bir dış iradenin ürünü olan Irak, halkın tamamının değil, bazı mezhepsel ve etnik unsurların bir araya gelmesinden ibaret kaldı. Bu nedenle bugün Irak devletinin kuruluşu sorununu tartışmak istediğimizde Kral I. Faysal'ın muhtırasına geri dönüyoruz. Bu muhtıra Abdulkerim el-Azri’nin ‘Irak'ta Yönetim Sorunu’ adlı kitabında aktarılıyor. El-Azri kitabında Kral’ın şu ifadelerini okuyucuya aktarıyor: “Benim inancıma göre Irak'ta henüz bir Irak halkı yoktur. Mamafih, herhangi bir ulusal fikirden yoksun, dini gelenekler ve yalanlarla dolmuş, birleştirici bir grubu olmayan, kötülüğe kulak veren, kaosa eğilimli ve her zaman herhangi bir hükümete karşı ayaklanmaya hazır hayali insan blokları var. Böyle bir durumda, bu bloktan eğittiğimiz, çalıştırdığımız ve yetiştirdiğimiz bir halk oluşturduğumuzu görüyoruz. Bu tür koşullarda bir halkı şekillendirmenin ve oluşturmanın zorluğunu bilen herkes, bu oluşumu ve dönüşümü tamamlamak için harcanması gereken büyük çabaları da bilmelidir.”

İşin ironik yanı, Irak'ta siyasi varlığın kurulmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Irak devletinin kuruluş sorunlarının henüz sona ermemiş olmasıdır. Merhum düşünür Falih Abdulcebbar'ın tanımladığı gibi, Irak devleti 1920'lere dayanan taze bir olgudur. Yani sömürge yönetiminin bir ürünüdür. Irak devleti tarihsel derinlikten ve köklü kurumlardan yoksundur. Teritoryal bir devlettir, yani devletin varlığını arayan bir halkı (ulusu) içermeyen coğrafi bir birimdir. Bundan da ziyade ulus varlığı arayan bir devlettir. Abdulcebbar, ‘Devlet Kitabı: Yeni Leviathan’ adlı eserinin girişinde şöyle diyor: “Ulusal kimliği olmayan, kimlikler temelinde parçalanmış bir toplum, devlet üretemez. Kendisiyle savaş halinde olan bir toplumdan devlet çıkmaz. Defalarca söylediğim gibi, Irak'ın önce kendisiyle barışması gerekiyor. Aksi takdirde ülke var olamaz.”

1920'lerde Irak’ta devletin kuruluşundan bu yana ulus fikri, ana sloganları lehine eritmek isteyen ideolojik önermeler karşısında çekingen kaldı. Marksist sloganların yaptığı da buydu. Marksist sloganlar hem enternasyonalizm çağrısında bulunmuş hem de öncelik fikrini vatanlarla sınırlayanlara ihanet etmiştir. Ancak eski Sovyetler Birliği gibi büyük bir ülke öncelik fikrini yönetimdeki partinin ilkeleriyle sınırladığında ona ihanet etmemiştir.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidara gelen siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme projesini üstlenmemeleridir.

İdeolojiler ve vatanseverlik fikri arasındaki kesişme, milliyetçi teori tarafından benimsenen slogan birikimlerinin doğal bir sonucudur. Milliyetçi teori, 1960'lardan bu yana Irak'taki yönetici seçkinler tarafından desteklenmektedir. Bu teorinin ikilemi, Arap ulusunun kültürel bir teorisi olmasında yatmaktadır. Diğer bir deyişle, Muhammed Cemal Barut'un da belirttiği gibi, milliyetçilik fikri bir ulus-devlet teorisi olmaktan çok, ulus ile devleti tamamen birbirinden ayıran bir teoridir.

Bugün bizi yöneten siyasi seçkinler, ideolojileri kimliklerine ve ulusal çıkarlarına önceledikleri için Iraklıların içinde bulunduğu kötü durumun üstesinden gelemediler. Yönetimin ve iktidarın kontrolünü elinde bulunduran İslamcılar bu sıkıntıyı daha da derinleştirdi. İslamcıların projeleri ulusal bir kimlik inşa etmek, savunmak ve pekiştirmek olmalıyken, ilk etaptaki projeleri bu kimliğin tamamen yok edilmesi oldu. Ayrıca İslamcılar, bölge ülkelerinin kaderini sadece savaş ve yoksunluk üreten çatışmalara bağlamak isteyen mezhepçi projeleriyle bölgesel eksenlerin çıkarlarına öncelik verdiler.

Belki de en büyük ikilem, 2003'teki rejim değişikliğinden sonra iktidarı devralan siyasi liderlerin devleti yeniden inşa etme ve toplumla ilişkisini yeniden kurma projesini üstlenmemeleri, hatta bu konu üzerine düşünmemeleridir. Siyasi liderler bunu yapmak yerine, iktidarı ele geçirme ve devlet kurumları ile ekonomisini siyasi liderlere bağlı derebeyliklere dönüştürme fikrini ortaya attılar.

İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)
İnsansız hava aracı saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah mensubunun cenaze töreninden. Bağdat, 21 Kasım 2023. (AFP)

Eski rejim günlerindeki muhalefet kanadının, yani Şii siyasal İslam güçlerinin konuşmaları ve sloganları, devlet konusuna odaklanan Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanmaktan geri kalmıyordu. Bu yüzden, Şii siyasal İslam güçlerinden biri yapacağı konuşmasının açılış duasında Şii rivayetlerindeki dualara başvururdu. Buna binaen şöyle dua ederlerdi: “Allah'ım, senden İslam'ı ve ehlini izzetlendireceğin, nifakı ve ehlini zelil edeceğin, bizi itaatine davet edenlerden kılacağın, yolunda bizi önder yapacağın, dünya ve ahiretin izzetini bize nasip edeceğin cömert bir devlet istiyoruz.” Totaliter diktatör devletlere ve baskıcı rejimlerin politikalarına karşı tarihsel şikayetlerini yineleyen Kürt siyasi liderler her zaman ulusal haklarını garanti altına alan demokratik devlet sloganını yükselttiler. Sünni siyasi güçler ise her zaman devletin varlığı ve yönetimiyle güçlü bir şekilde bağlantılı tarihsel bir mirasa sahip olduklarını öne sürdüler.

Ancak muhalefet günlerindeki bu devlet tahayyülü, iktidar günlerinde sahada gerçekleşmedi. Muhaliflerin düşüncesi, muhalefet zamanlarında hayalini kurdukları devleti inşa etmekten, hukukun üstünlüğü ve kurumlarla ilgili her şeyi yok etmek için çalışmaya dönüştü! Irak'ın kaynakları üzerindeki kontrollerini dayatmak için her gün savaştılar. Devlet tarafından baskı altında tutulma fikrinden vazgeçmek yerine, baskı fikrini bir komplo teorisiyle kapatarak sürdürmeye çalıştılar! Bu nedenle Faslı düşünür Abdullah el-Arvi’nin dediği gibi “Devlet onlardan saklı bir sır olarak kaldı. Devleti görmedikleri ya da ona dokunmadıkları halde onu nasıl anlasınlar, nasıl görsünler?”

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün oligarşinin egemenliği altında da olmayacak.

Egemen sınıf ile devlet arasındaki kriz ilişkisinin bulaşıcılığı toplum ile devlet arasındaki ilişkiye de yayıldı. Bu bulaşıcılık, otoriter ve totaliter siyasi rejimlerle ilişkimizdeki krizin tarihsel bir uzantısı olduğuna göre nasıl bulaşmasın? Otoriter ve totaliter siyasi sistemler devleti, yöneticinin ya da partinin şahsına indirgeyerek tüm kurumlardan ve yasalardan nefret etmemizi ve yabancılaşmamızı sağlıyor. Bunun egemen sınıfa ve onun hegemonyasına hizmet ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden şizofrenik hale geldik. Kamusal alanda rejimin dayattıklarına tabi oluyoruz. Ama gizliden gizliye, devletin çıkardığı emir ve yasaklarla ilgili her şeyi lanetliyoruz. Devletin çıkardığı yasa ve mevzuat paketinin gündelik hayatımızı düzenlemek gibi bir amacı olmadığına inanırdık, halen da inanıyoruz. Çünkü bunlar egemen sınıfın bizi boyunduruk altına almak ve baskı altında tutmak için yaptığı eylemlerdir.

Stres besleyiciler

İktidar güçleri bu krizi aşmak yerine onu pekiştirmeye çalıştılar ve toplumsal çelişkileri aşan devlet anlayışının yerine mezhepler ve milletler diye bir kural getirdiler. ‘Halk’, ‘millet’ ve ‘toplum’ kavramlarını oluşturmak yerine, toplumu mezhepsel ve etnik unsurlara ayıran bir anlayışı benimsediler. Bu nihilist boşlukta yalnızca devletten önce var olanlarla bağlantılar kaldı: kabileler, aileler, mezhepler ve eski etnik kökenler.

Irak'ta devletin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman yurttaş devlet olmadı. Bugün sistemi kontrol eden, devlet kaynakları üzerinde asalak bir şekilde yaşayan oligarkların egemenliği altında da olmayacak. Irak'ı yöneten partilerin ve güçlerin en belirgin hataları, yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurumu genişletmek ve yönetilenlerin, egemen sınıfa karşı nefret ve kızgınlıkları ile devlete karşı isyanları arasında ayrım yapamaz duruma gelmeleriydi ve bu halen de öyledir.

Devleti kurma ya da yeniden inşa etme projesine dair konuşmalarıyla kafamızı çatlattıkları bir dönemde siyasetçiler, devletle ilişkilerdeki gerilimin kaynaklarını naif bir şekilde yeniden üretiyorlar! Ancak konuşmaları sadece seçim günlerinde yapılan konuşmalar ve televizyon röportajlarının ötesine geçiyor ve sonrasında mezhep unsuru konusuna geri dönüyorlar. Bu pozisyon, bu milliyetçi bileşenin hak ettiği bir duruştur ve siyasi geleneğin kutsal olduğu ve geçilemeyecek bir kırmızı çizgi olduğu konuşulmaktadır.

Egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikrine yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir.

Şu ana kadar iktidardaki siyasi sınıf devlet karşıtı düşüncesinden vazgeçmek istemiyor. Sanki devletle arasında eski bir kan davası varmışçasına resmi kalıntılarını yok etmek istiyor! Geriye kalan kurumları onarmaya ve onları devlete yeniden bağlamaya başlamak yerine, iki paralel çizgide çalıştı: Birincisi, devletin prestijini, varlığını ve toplumsal çatışmaların üstünlüğünü ifade eden devlet kurumlarının tüm sembollerinin yapısal olarak yok edilmesidir. Belki de askeri kurum bu kasıtlı sabotaja maruz kalan en önemli kurumlardan biridir. İkincisi ise devlete paralel oluşumların kurulması, anayasa ve kanunlarla yönetilmek yerine siyasi liderlerin mutabakatıyla yönetilmemizdir. Devletin silahları tekeline alması yerine, artık devletin kontrolü dışında silah taşıyan, devletin ve toplumun kendi kontrolsüz silahlarının kontrolüne teslim olmasını isteyen birçok siyasi ve askeri liderimiz var.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 27 Ocak'ta Irak ordusu ve DEAŞ'la mücadeleye yönelik uluslararası koalisyonun liderlerinin katıldığı toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Bu egemen sınıfın hayal gücünde devlet fikri ve anlayışına yer olduğunu düşünmek fazlasıyla romantiktir. Çünkü gücünün ve siyasi nüfuzunun sonunun devletin gücünde olduğuna inanır ve devlet projesine inanmayan kültürel ve toplumsal bir mirasın uzantısıdır. Dolayısıyla Irak'ta siyasi sistemin temel direklerini kuran, anayasayı yazanların olduğunu görmek artık şaşırtıcı değil. Her gün rejime isyan ilan ediyorlar ve artık hüküm sürmeyen, anlaşmazlıklarda siyasi protesto aracı haline gelen anayasaya saygı duymuyorlar.

Irak'ta egemen siyasi sınıf, ulusal ve mezhepsel bağlılığıyla çeliştiği için devlete düşmanlığını sürdürüyor. Kürtler, her ne kadar 2003'ten sonra Irak'ta siyasi sistemin kurulmasında ortak olsalar da Irak haritasında varlıklarını sürdürmelerinin anayurtta gerçek bir ortaklığı amaçlamadığını, kendi çıkarlarını güvence altına almak olduğuna inanıyorlar. En büyük projeleri Irak devletinden ayrı bir ulusal devlettir ve bu, Kürt siyasi düşüncesinin Irak'taki devlete ilişkin krizinin temel dayanağını oluşturmaktadır. Şii siyasal İslam'ın pek çok gücü, mezhepsel bağlılığın Irak devletinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Zira inanç, bu yapay sınırlardan daha büyük ve daha önemli. Bu güçler İran İslam Cumhuriyeti ile özdeşleşmekten çekinmiyor ve müdahalelerini Şii siyasi yönetim deneyiminin destekçisi olarak meşrulaştırıyor! Pek çok Sünni siyasi lider ve güç ise Arap coğrafi bağlılığının bölgesel müdahaleleri kabul etmelerine olanak sağladığına ve aralarındaki siyasi farklılıklar yoğunlaştığında Sünni grupların görüşlerini birbirine yakınlaştırma rollerine izin verdiğine inanıyor.

Bizi yönetenler siyasi davranışlarında devlete karşı nefretlerini dile getirdikleri, çağdaş anlamda devletten farklı bir devlet tefekkür ettikleri ve kendi egemenliklerinin ve nüfuzlarının devam edeceğini zannettikleri sürece, devlet altında yaşama hayalinden uzak kalacağız.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
TT

Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)

Binlerce Iraklı, sıkı güvenlik önlemleri altında, Bağdat’ın yanı sıra ülkenin orta kesimindeki bazı kent ve vilayetlerde Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü andı. Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) güçleri ise yıl dönümüne yönelik eleştirilerde bulunarak bu günü ‘kara gün’ olarak nitelendirdi.

Yüzlerce aktivist, sabahın ilk saatlerinden itibaren Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’na akın etti. Meydan, 2019 protestolarının ana merkezi konumundaydı. Söz konusu gösteriler, eski Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlamıştı. Ancak bu başarı ağır bir bedelle elde edilmiş, protestolar sırasında yaklaşık 600 kişi hayatını kaybetmiş, 20 binden fazla gösterici yaralanmıştı.

Aktivistlerin dile getirdiği temel talep ve slogan, göstericilerin öldürülmesine karışan grupların hesap vermesi olmaya devam ediyor. Suçlamalar hâlâ bazı siyasi isimlere, silahlı gruplara ve Haşdi Şabi bünyesindeki bazı kanatlara yöneltiliyor. Haşdi Şabi’nin yıl dönümünü ‘kara gün’ olarak nitelendiren açıklaması da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Kara gün

Haşdi Şabi dün yayımladığı açıklamada, “Bu kara günde ihanet ve hainlik eli uzanarak Haşdi Şabi komutanı Visam el-Ulyavi ve kardeşini katletti. Bu vahşi suç, tüm insani değerlerden sıyrılmış barbar çetelerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı” ifadelerini kullandı.

Güneydeki Meysan vilayetinin merkezi Amara kentinde Asaib Ehli’l Hak bürosunun sorumlusu olan Ulyavi, öfkeli bir grubun kendisini kuşatmasının ardından öldürüldü. Söz konusu grubun, kentte faaliyet gösteren rakip bir siyasi-dinî gruba mensup olduğu düşünülüyor. Grubun sivil hareket içindeki oluşumlarla ise herhangi bir bağlantısının bulunmadığı belirtiliyor.

Eylül 2022’de yargı, Visam el-Ulyavi ve kardeşini öldürmek suçundan Seccad Esad Ali’yi mahkûm etti. Meysan Ceza Mahkemesi, sanık hakkında idam cezası verdi.

Protestoların üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen aktivistlerle silahlı gruplar ve siyasi partiler arasındaki gerginlik devam ediyor. Tarafların hiçbiri birbirlerine yönelik suçlamalarda bulunmak için fırsat kaçırmıyor. Aktivistler, silahlı grupları ve siyasi partileri yolsuzluk yapmakla ve İran’a bağımlı olmakla suçlarken, söz konusu çevreler de aktivistleri ABD’ye ve onunla bağlantılı güçlere bağlı olmakla itham ediyor.

Barışçıl niteliklerine rağmen dün düzenlenen gösterilerde İran’ı, silahlı grupları ve bunlarla bağlantılı siyasi partileri hedef alan sloganlar da atıldı.

Sıkı güvenlik önlemleri

Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)
Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, başkentteki Tahrir Meydanı’nda düzenlenecek barışçıl gösterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin uygulanmaya başlandığını duyurdu.

Komutanlık, açıklamasında, başkentin merkezindeki Tahrir Meydanı’nda 25 Ekim 2026 Pazar sabahı düzenlenecek barışçıl göstericilerin korunması, güvenliklerinin ve can emniyetlerinin sağlanması amacıyla gerekli güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin alınmaya başlandığını bildirdi.

Açıklamada, Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda kişilerin titizlikle aranmasının da tedbirler arasında yer aldığı belirtildi. Bu uygulamayla göstericiler için en üst düzeyde güvenliğin sağlanmasının, kamu ve özel mülkiyetin korunmasının, insan hakları ilkelerine riayet edilmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Güvenlik güçlerinin meydana çıkan yolları kapatmayacağı vurgulanan açıklamada, zorunlu hallerde yol kapatma kararlarının yalnızca komutanlık merkezinden verilecek emirler doğrultusunda uygulanacağı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, “Cumartesi gününü pazara bağlayan gece saat 00.00’dan itibaren Muhammed el-Kasım Otoyolu, Ordu Kanalı Otoyolu, Selahaddin/Şa’le Otoyolu ve Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda her türlü üç tekerlekli motorlu aracın ve motosikletin geçişi kesinlikle yasaktır” denildi.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, göstericilere güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve kendi güvenlikleri ile can emniyetlerinin korunması amacıyla talimatlara uymaları çağrısında bulundu.

Öte yandan Tahrir Meydanı’na ulaşan aktivistler, güvenlik birimlerinin ‘keyfî ve sert’ olarak nitelendirdikleri uygulamalarda bulunduğunu öne sürdü. Aktivistlerin iddialarına göre güvenlik güçleri, basın mensupları ile televizyon kanallarının gösteriyi takip etmesini engelledi; ayrıca cep telefonlarıyla görüntü alınmasına izin vermedi ve bazı durumlarda kişisel cihazlara el koydu.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, Tahrir Meydanı’na çıkan yolların ve meydan girişlerinin kapatılmayacağını açıklamış olsa da başkentte sabahın ilk saatlerinden itibaren yoğun trafik sıkışıklığı yaşandı. Trafik yoğunluğu günün ilerleyen saatlerinde de devam etti.

Tişrin’in olası geri dönüşü

Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)
Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)

Gösterilerin barışçıl niteliğine rağmen, protestoların sürmesi halinde göstericilerle güvenlik güçleri arasında, geçmişteki gösterilerde yaşananlara benzer şekilde, çatışma çıkabileceğine ilişkin endişeler devam ediyor.

Başbakan Ali ez-Zeydi, gerginliğin tırmanmasını önlemek amacıyla cumartesi günü göstericilere yönelik olumlu bir mesaj yayımlayarak protestolar öncesinde adım attı. Zeydi, “Gösteri yapmak anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış bir haktır. Tüm göstericilerin taleplerini dinleyeceğim ve elimizden gelen her şeyi yapacağız. Görevimiz gösterilere karşı çıkmak değil, halka hizmet etmektir” dedi.

Zeydi hükümeti ayrıca, mali krize rağmen kamu kurumlarıyla sözleşmeli çalışanlara 120 bin kalıcı kadro tahsis etme kararı aldı. Bu adımla, iş imkânlarının yetersizliği nedeniyle halkta oluşan öfkenin yatıştırılması amaçlanıyor.

Gösterilerin 2019’daki gibi devam edip etmeyeceği ya da yalnızca yıl dönümünü anmak amacıyla bir günle sınırlı kalıp kalmayacağı henüz kesinlik kazanmış değil. Ancak bazı kaynaklar, protestoların devam edebileceğini değerlendiriyor. Bu ihtimali güçlendiren etkenler arasında, dinarın dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mal ve gıda fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan halk öfkesi ile hükümetin performansına ve bakanlık kadrolarının bu dönemde genişletilmesine yönelik genel memnuniyetsizlik bulunuyor. Üstelik ülke, ağır bir mali krizle karşı karşıya.

Akademisyen Kazım el-Mikdadi, Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, “Tişrin yeniden güçlü bir şekilde döndü. Fikirlerin ölmeyeceğini ve hiçbir zaman ölmeyeceğini söylemiştik; onlar sürekli yenileniyor” ifadelerini kullandı.

Mikdadi, “Adil Abdulmehdi hükümetini düşüren, Mustafa el-Kazımi’nin önünü açan ve bazı yasaları ve keyfî uygulamaları değiştiren Tişrin ayaklanması, gücünü halktan almayan her hükümeti değiştirebilir” diye ekledi.


Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatması İran’la gerilimi artırıyor

İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
TT

Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatması İran’la gerilimi artırıyor

İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı

Irak hükümetinin İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatma kararı, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında yeni tartışmalara yol açtı. Ülkenin güneyindeki Meysan vilayetinde protestocular sınır kapısının yeniden açılması talebiyle gösteriler düzenlerken, protestoların büyüyebileceği ve petrol şirketlerinin faaliyetlerinin aksayabileceği yönünde uyarılar yapıldı. Bağdat ile Tahran arasında kapatma kararının gerekçelerine ilişkin anlaşmazlık derinleşirken, İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar da sınır kapıları ve havalimanlarına ilişkin hükümet kararlarında ABD’nin etkili olduğunu öne sürdü. Gelişmeler, Irak’ın iç siyasetinde ve bölgesel ilişkilerinde yeni bir gerilim başlığı oluşturdu.

Protestolar ve gerilimi artırma tehditleri

Irak’ın Meysan vilayetinde onlarca kişi, federal hükümetin İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı ikinci bir duyuruya kadar kapatma kararını protesto etmek amacıyla dün petrol şirketlerine giden ana yolu trafiğe kapattı.

Şarku’l Avsat’ın Shafaq News’ten aktardığına göre göstericiler, kritik öneme sahip Bazargan yolunu kapatarak, hükümetten kararını geri almasını isteyen sloganlar attı. Gösteri çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Siyasi gerilimin arttığı süreçte Meysan Vilayet Meclisi Başkanı Mustafa Dair el-Muhammedavi, federal hükümete sınır kapısını yeniden açması için önümüzdeki perşembe gününe kadar süre verdi. Muhammedavi, taleplerin karşılanmaması hâlinde sivil itaatsizlik ve yolların kapatılması dâhil çeşitli adımlar atılabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca kapatmanın sürmesi durumunda Meysan’ın Irak’tan ayrılabileceğini öne sürdü. Bu açıklama, kararın bölgede yarattığı tepkinin boyutunu da ortaya koydu.

Protestoların önemi, Şeyb Sınır Kapısı’nın Irak ile İran arasındaki ticarette oynadığı rolün yanı sıra, ekonomik faaliyetlerinin önemli bir bölümünü ticaret ve petrol sektörlerinden sağlayan Meysan vilayetinin konumundan kaynaklanıyor. Shafaq News’in aktardığına göre kapatma kararının ardından vilayette sebze ve meyve fiyatları keskin biçimde yükseldi. Bunun üzerine vatandaşlar sosyal medya üzerinden ticari geçişlerin yeniden başlatılması çağrısında bulundu.

Bağdat kararı savunuyor, Tahran tepki gösteriyor

Irak hükümeti, 20 Ekim Salı günü Şeyb Sınır Kapısı’nın ikinci bir duyuruya kadar kapatılmasına karar vermişti. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, kararın gerekçesini sınır kapısının işletilmesi için gerekli teknik, teknolojik ve geliştirme çalışmalarının tamamlanmamış olmasıyla açıkladı.

Irak Haber Ajansına konuşan el-Abudi, faaliyetlerin durdurulmasının teknik ve lojistik hazırlık seviyesini yükseltmeyi amaçladığını belirtti. Ayrıca İran ile ticaretin sorunsuz sürdüğü başka sınır kapılarının da bulunduğunu ifade etti.

Ancak karar Tahran’ın tepkisini çekti. İran İçişleri Bakanlığı, Bağdat’tan kapatma öncesinde herhangi bir bildirim almadıklarını belirtti.

İran’ın Bağdat Büyükelçiliği de Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin aşiretler ve bataklık bölgelerinden sorumlu danışmanı Abdülemir Tayban’ın açıklamalarına tepki gösterdi. Tayban, Şeyb ve Şelemçe sınır kapılarının Irak’ın güneyine zarar verdiğini öne sürmüş, bu geçiş noktalarını İran’dan uyuşturucu ve sahte para kaçakçılığıyla ilişkilendirmişti.

Büyükelçilik yayımladığı açıklamada, söz konusu ifadeleri “asılsız iddialar” olarak nitelendirerek Irak’taki ilgili makamlardan iki ülke arasındaki ilişkilere zarar verdiğini savunduğu açıklamalar karşısında tutum almalarını istedi.

Mevcut bilgilere göre Irak hükümeti, büyükelçiliğin açıklamasına henüz yanıt vermedi ve kapatma kararını geri aldığına ilişkin bir duyuru da yapmadı. Bu gelişmeler, bölgesel çatışmanın etkileri ile deniz ulaşımı ve ekonomik ticaretin güvenliğine ilişkin baskıların arttığı bir dönemde, iki ülke arasındaki sınır ve ticaret meselelerinin daha hassas hâle geldiğini gösteriyor.

Silahlı gruplar ABD’yi müdahaleyle suçluyor

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği binası (Irak Haber Ajansı)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği binası (Irak Haber Ajansı)

Meysan’daki protestolarla eş zamanlı olarak İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar da ABD’ye yönelik söylemlerini sertleştirdi. Gruplar, Irak hükümetinin İran’la bağlantılı havalimanları ve sınır kapılarını kapatma kararında Washington’un etkili olduğunu iddia etti.

Silahlı gruplar, 30 Eylül ile 23 Ekim tarihleri arasında ABD’ye ait savaş ve keşif uçaklarının Irak hava sahasında 171 hava sahası ihlali gerçekleştirdiğini belgelediklerini ileri sürdü.

Gruplar, söz konusu uçuşların devam etmesini Irak’ın egemenliğinin ihlali ve Bağdat ile Washington arasında imzalanan anlaşma ve taahhütlerin çiğnenmesi olarak değerlendirdi. Irak hükümetinden hava hareketliliklerine ilişkin tutumunu açıklamasını ve ABD ile yürürlükteki mutabakatların içeriğini kamuoyuyla paylaşmasını istediler.

Silahlı gruplar ayrıca iddia ettikleri hava sahası ihlalleriyle hükümetin sınır kapıları ve havalimanlarına ilişkin kararları arasında bağlantı kurdu. Bu adımların, Irak’ın karar alma bağımsızlığı ve egemenliğini ne ölçüde kullanabildiği konusunda soru işaretleri doğurduğunu savundular.

Açıklamada iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği bölgeler veya uçuşlara katılan uçakların özellikleri hakkında ayrıntı verilmedi. Mevcut bilgilerde, sınır kapısının kapatılması kararında ABD’nin müdahalesi olduğu yönündeki suçlamaları bağımsız biçimde doğrulayan ayrı bir kanıt da yer almadı.

Bu gelişmeler, Irak hükümetini karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Bağdat bir yandan ticaret ve fiyat artışları nedeniyle yerel halkın tepkileriyle uğraşırken, diğer yandan sınır kararlarını ABD ve İran’la ilişkilerine bağlayan silahlı grupların siyasi baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

Silahlı gruplarla ateşkes yeni bir sınavla karşı karşıya

Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde İran sınırında bulunan Şelemçe Sınır Kapısı (AFP)
Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde İran sınırında bulunan Şelemçe Sınır Kapısı (AFP)

Gerilim, bir yandan ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın genişleyebileceğine ilişkin kaygıların arttığı, diğer yandan Irak hükümetinin iç gerilimi kontrol altında tutmaya ve bunun güvenlikle istikrara yansımasını önlemeye çalıştığı bir dönemde artıyor.

Bağdat daha önce, Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi aktörlerin arabuluculuğuyla silahlarını teslim etmeyi reddeden silahlı gruplarla uzlaşmalara varıldığını duyurmuştu.

Aktarılan bilgilere göre bu uzlaşmalar iki aşamalı bir ateşkes düzenlemesini içeriyor. İlk aşamanın bu yılın sonuna kadar sürmesi ve grupların bu süre boyunca Irak’ta veya komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarını hedef almaması öngörülüyor. Haziran 2027’de sona ermesi planlanan ikinci aşama ise silahların teslim edilmesine yönelik düzenlemeler ve siyasi sürece katılımla bağlantılı.

Ancak silahlı grupların son açıklaması ve Nuceba Hareketi’nin silahlarını teslim etme karşılığında siyasi sürece katılmayı kabul etmediğini duyurması, varılan uzlaşmaların sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğurdu. Irak hükümeti bu gelişmeler hakkında henüz resmî bir açıklama yapmadı. Dolayısıyla ateşkesin yürürlükte olup olmadığı veya sürecin tıkanma aşamasına girip girmediği belirsizliğini koruyor.

Bu çerçevede Şeyb Sınır Kapısı üzerindeki anlaşmazlık, hükümetin açıkladığı teknik hazırlık eksiklikleri veya yerel ekonomik sonuçlarla sınırlı değil. Sorun, bölgesel rekabetle ve silahlı grupların hükümetin kararları üzerindeki baskısıyla da iç içe geçmiş durumda.

Meysan halkının sınır kapısının yeniden açılması yönündeki talepleri, Bağdat’ın teknik gerekçelerinde ısrar etmesi, Tahran’ın itirazları ve silahlı grupların Washington’a yönelik suçlamaları arasında Irak hükümeti yeni bir sınavla karşı karşıya. Bağdat’ın önündeki temel mesele, birbirine bağlı dış ilişkileri yönetmek, protestoları kontrol altına almak ve sınır ile ticaret kaynaklı bir anlaşmazlığın daha geniş bir siyasi ve güvenlik krizine dönüşmesini önlemek.


Koalisyondan Husilere yönelik nokta operasyon: Füze tünelleri ve fırlatma rampaları imha edildi

Koalisyondan Husilere yönelik nokta operasyon: Füze tünelleri ve fırlatma rampaları imha edildi
TT

Koalisyondan Husilere yönelik nokta operasyon: Füze tünelleri ve fırlatma rampaları imha edildi

Koalisyondan Husilere yönelik nokta operasyon: Füze tünelleri ve fırlatma rampaları imha edildi

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon güçlerinin, Husilere ait balistik füze depolama tünellerini, füze fırlatma rampalarını ve bir füze deposunu hedef alan operasyon düzenlediği bildirildi.

Koalisyon güçlerinin resmî sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, ortak kuvvetler komutanlığının tehdit kaynaklarını etkisiz hâle getirmek amacıyla Husilere karşı özel bir askerî operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Maliki, operasyonun uluslararası insancıl hukuk ve teamül kurallarıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Maliki’nin açıklamasına göre operasyon kapsamında, Husilerin kontrolündeki bölgelerde meşru askerî hedefler vuruldu. Beş balistik füze depolama tüneli, dört balistik füze fırlatma rampası ve bir füze deposu imha edildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  operasyonda ayrıca Husilerin kontrolünde bulunan bölgeler arasındaki ikmal hatlarının kesilmesine odaklanıldı; Yemen içindeki cephe hatlarında örgüte ait tahkimatlar, unsurların toplanma noktaları ve askerî teçhizat da hedef alındı.

Riyad’a fırlatılan balistik füze engellendi

Koalisyon sözcüsü daha önce yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin bugün sabaha karşı Riyad yönüne fırlatılan bir balistik füzeyi önleyerek imha ettiğini bildirmişti.

Maliki, daha sonra X platformunda yaptığı bir dizi paylaşımda, koalisyon güçlerinin Sana’da iki füze fırlatma rampasını imha ettiğini açıkladı. Bu rampalardan birinin Riyad’a yönelik füze saldırısında kullanıldığını belirten Maliki, Husilere ait balistik füze ağını dağıtma operasyonlarının sürdüğünü ifade etti.