Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Bekri: Her türlü tehdide karşı koymaya hazırız

Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Albay Ömer Bekri, Bab’ul Mendeb’deki gemileri kurtardıklarını vurguladı.

Cibuti Sahil Güvenlik devriyesi ve Kızıldeniz'deki gerilim nedeniyle ülke karasularındaki tankerlere yönelik kontrollerini sürdürüyor.
Cibuti Sahil Güvenlik devriyesi ve Kızıldeniz'deki gerilim nedeniyle ülke karasularındaki tankerlere yönelik kontrollerini sürdürüyor.
TT

Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Bekri: Her türlü tehdide karşı koymaya hazırız

Cibuti Sahil Güvenlik devriyesi ve Kızıldeniz'deki gerilim nedeniyle ülke karasularındaki tankerlere yönelik kontrollerini sürdürüyor.
Cibuti Sahil Güvenlik devriyesi ve Kızıldeniz'deki gerilim nedeniyle ülke karasularındaki tankerlere yönelik kontrollerini sürdürüyor.

Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Albay Ömer Bekri, uluslararası arenanın adeta ticaret ve enerji arteri konumunda olan Bab’ul Mendeb, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki devriye sayısını normal zamanlara göre üç katına çıkardığını bildirdi. Mevcut gerilimin Cibuti'nin deniz güvenliği üzerindeki etkisinin sınırlı olacağına inandıklarını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bekri, Cibuti Sahil Güvenliği’nin Bab’ul Mendeb, Aden Körfezi ve batı Hint Okyanusu'ndan geçen gemileri ve küresel ticareti güvence altına almak adına Cibuti Donanması ve Cibuti karasularının ötesinde yoğunlaşan diğer deniz kuvvetleriyle yüksek koordinasyona sahip olduğunu bildirdi.

Cibuti Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhından konuşan Bekri, son birkaç hafta içinde güçlerinin yardım ve güvenlik hizmetleri sağladığını ve Kızıldeniz'de artan gerilimden etkilenen birçok gemiyi kurtardığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Güvenlik nedeniyle bekleyen gemiler de var, hasar görüp bakıma gelip burada bakımı yapılan ve daha sonra yollarına devam eden gemiler de. Blgemiz güvenli olduğu için halen orada olan gemiler bulunuyor.”

Fotoğraf Altı: Ömer Bekri, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Türki el Akili)
Ömer Bekri, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Türki el Akili)

Suudi Arabistan ile koordinasyon

Cübeyl’deki Kral Fahd Deniz Koleji’nden mezun olan Bekri, dünyanın bu hayati bölgesinde deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik koordinasyon, ilgi ve büyük çabalarından dolayı Cibuti ve Suudi Arabistan hükümetlerine teşekkür etti.

Albay Bekri, Şarku’l Avsat’a, Cibuti Sahil Güvenlik'in çalışmalarını yerinde gösterdi. Cibuti karasularına demirlemiş onlarca geminin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde olayların kızışması nedeniyle beklemeyi ve belki de yollarını değiştirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Şimdi ve gelecekte her türlü zorlukla yüzleşmeye hazır plan ve stratejilerinin olduğunu belirten Bekri, Cibuti Sahil Güvenlik misyonunun deniz sigortası olan bir kurum olduğunu, özellikle Cibuti karasuları ve komşu uluslararası sularda denizdeki görevlerini en iyi şekilde yerine getirmek için çok çalışarak elinden geleni yaptığını vurguladı.

Bekri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Deniz güvenliğini sağlamak, hayat kurtarmak, ulusal ve uluslararası deniz hukukunu uygulamak için muazzam çaba harcıyoruz. Özellikle de arzu edilen hedefe, yani paranın, gemilerin ve insanların güvenliğinin sağlanmasına yönelik çabalarımızı iki katına çıkardığımız bu kritik zamanlarda...”

Fotoğraf Altı: Cibuti sularına demirleyen Singapur bandıralı bir ticaret gemisi. (Fotoğraf: Türki el Akili)
 Cibuti sularına demirleyen Singapur bandıralı bir ticaret gemisi. (Fotoğraf: Türki el Akili)

Çift deniz devriyeleri

Cibutili yetkili, korsanlıkla ilgili olarak başta Kızıldeniz, Bab’ul Mendeb, Aden Körfezi ve Batı Hint Okyanusu'nda yaşananlar olmak üzere, şu sıralar bölgede gerilimin arttığını doğrulayarak, Cibuti Sahil Güvenliği’nin karasularında ve komşu sularda deniz güvenliğini korumaya yönelik çabalarını iki katına çıkarmaya teşvik edildiğini aktardı.

Bekri açıklamasına şöyle devam etti:

“Diğer yandan Cibuti deniz kuvvetleri ve Cibuti karasularının ötesinde yoğunlaşan diğer deniz kuvvetleri başta olmak üzere bölgede mevcut güçlerle katılım sağlıyor, koordine ediyor, iş birliği yapıyor ve deneyim alışverişinde bulunuyoruz. İstenilen hedef, deniz güvenliğinin nasıl sağlanacağı, Bab’ul Mendeb, Aden Körfezi ve Batı Hint Okyanusu'ndan geçen gemilerin ve küresel ticaretin bu bölgede güvende olmasının nasıl sağlanacağıdır.”

Bekri ayrıca, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde yaşanan güncel olayların Cibuti'ye etkisinin sınırlı olduğunu ve gelecekte de böyle kalacağını vurguladığı açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Gördüğünüz gibi sorun başladı ve Cibuti'nin deniz güvenliği ile Cibuti kıyıları üzerindeki etkisi sınırlı ve gelecekte de bunun böyle kalmasını bekliyoruz. Ancak bölge hayati önem taşıdığı için ekonomik olarak bu sorunlardan mutlaka etkileneceğiz. Güvenlik açısından biz varız ve çok fazla etkilenmeyeceğiz, ekonomik açıdan ise yüzde 80 oranında deniz ticaretine bağlıyız ve eğer bazı gemiler ya da şirketler yön değiştirirse bu şüphesiz ekonomimizi etkileyecek.”

Fotoğraf Altı: Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Albay Bekri. (Fotoğraf: Türki el Akili)
Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı Albay Bekri. (Fotoğraf: Türki el Akili)

Tehditlerle yüzleşmeye hazırız

Sahil Güvenlik Komutanı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Elbette komşunuz ateşle yanıyorsa, değişen derecelerde tehlikelerle size ulaşacaktır. Ancak Allah'a ve Cibuti Cumhuriyeti'nin deniz ve kara sınırlarını güvence altına almak için gösterdiği muazzam çabaya şükürler olsun. Bunun karşılığını aldık ve Cibuti'nin güvenliği ve ekonomisi bölgede yaşananlardan etkilenmedi, bunun devam edeceğini ve bu ülkenin refah ve güvene kavuşacağını umuyoruz. Mahallemizdeki kardeşlerimizin de aynı güven ve istikrarı yaşamasını diliyoruz.”

Bekri, Cibuti karasularına demirlemiş bazı ticari gemilerini incelerken, ülkesinin ‘bu bölgede meydana gelen her türlü zorlukla yüzleşmeye hazır planları ve stratejisi’ olduğunu vurguladı.

Albay dev bir Singapur tankerinin yanından geçtiği esnada şunları söyledi:

“Genel olarak hükümet, özellikle Sahil Güvenlik ve Donanma, ortaya çıkan her türlü zorlukla yüzleşmeye tamamen hazır. Denizde 24 saat güvenlikten sorumlu görevliler var ce bir tehdit olmasa bile her an hazırlar. Zorluklar ortaya çıktığında güç üç yönlü olarak hazırlanır ve biz şimdi ve gelecekte mevcut zorluklara karşı hazırız.”

Fotoğraf Altı: Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı ve devriyeye katılan subaylar. (Fotoğraf: Türki el Akili)
Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı ve devriyeye katılan subaylar. (Fotoğraf: Türki el Akili)

Denizdeki gemilere yardım

Bekri açıklamasının devamında sağladıkları güvenlik hizmetine dikkat çekti:

“Sahil Güvenlik, Cibuti karasularının içinde ve dışında, yaşanan olaylar sırasında Kızıldeniz, Bab’ul Mendeb ve Aden Körfezi'nden geçen çok sayıda ticari gemiye yardım ve güvenlik hizmetleri sağladı. Çok sayıda gemiye yardım sağladık, hatta bölge dışındaki gemilere de kolaylık sağladık. Karasuları Cibuti sahilinden birkaç deniz mili uzakta olmasına rağmen gemilere güvenlik hizmeti verdik ve bir kısmını Bab’ul Mendeb'de korsan saldırısından kurtardık. Geçtiğimiz haftalarda üç gemi ve üç operasyon hatırlıyorum. Mevcut olaylarda gemilerin emniyete alınmasına ve bölgeden güvenli geçişlerine yardımcı oluyoruz. Güvenlik nedeniyle bekleyen gemiler olduğu gibi, hasar görüp bakıma gelip burada bakım yaptırıp daha sonra yollarına devam eden gemiler de var. Bölgemiz güvenli olduğu için bazı gemiler halen orada. Bekleyen veya deniz kuvvetleri veya başka bir refakatçiye ihtiyaç duyan herhangi bir gemi, burada dinlenebilir, lojistikle ilgilenebilir ve bir sonraki yolculuğa huzur ve rahatlık içinde hazırlanabilirsiniz.”

Askeri üsler

Bekri, İran destekli Husilerle Kızıldeniz'de yaşanan gerilim nedeniyle Cibuti'deki yabancı askeri üslerin hedef alınmasından korkulup uyulmadığı yönündeki soruya şu yanıtı verdi:

“Çoğunlukta değiller, daha ziyade denizde var olan bizleriz. Onlar sadece karada var olan ve denizde olup bitenlerle hiçbir ilgisi olmayan küçük gruplardır. Onlar bizim güvenli misafirlerimiz gibi ve Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb’de olup bitenlerden kuralların etkileneceğini düşünmüyorum.”

Fotoğraf Altı: Cibuti, Kızıldeniz'deki stratejik Bab’ul Mendeb Boğazı'na bakmakta ve uluslararası ticaretin korunmasında çok önemli bir rol oynuyor. (Fotoğraf: Türki el Akili)
Cibuti, Kızıldeniz'deki stratejik Bab’ul Mendeb Boğazı'na bakmakta ve uluslararası ticaretin korunmasında çok önemli bir rol oynuyor. (Fotoğraf: Türki el Akili)

Cibuti Sahil Güvenlik Komutanı, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın (Ebu Mazen) Albay Bekri eşliğinde deniz turu yaparken çekilmiş iki fotoğrafa ilişin de şunları söyledi:

“Yaklaşık altı yıl önce Başkan Ebu Mazen, Filistin Büyükelçiliği’nin açılışını yapmak için Cibuti'yi ziyaret etti. Ardından denize gitmek istedi. Ben de ofisimde asılı resimlerde de görebileceğiniz gibi onu bu tura çıkardım.”



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”