İsrail, Gazze açıklarında doğalgaz aramaları için 6 şirkete 12 lisans verdi

Hamas'ın 7 Ekim'de başlattığı saldırılar yatırımcıların kaçmasına neden oldu ve Tel Aviv'in ekonomik alanda ilerleme kaydetme çabalarını sekteye uğrattı

Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
TT

İsrail, Gazze açıklarında doğalgaz aramaları için 6 şirkete 12 lisans verdi

Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)

İsrail uzun zamandır çabalarını Avrupa pazarının güvenini kazanmaya ve özellikle doğalgaz rezervleriyle ilgili büyük, çok uluslu projeler için büyük yatırımcılara güven vermeye adamış durumda. Dünyayı ve özellikle Avrupa'yı gaz ithalatı
kaynaklarını çeşitlendirmeye ve Rus gaz ithalatına olan yoğun bağımlılığı
azaltmaya sevk eden Ukrayna savaşı, İsrail'e ivme kazandırdı. Bölgesel bir ekonomik güç ve her türlü enerjinin üretimi ve ihracatında önemli bir merkez olmaya yönelik çabalarını arttırdı.

Ancak Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırıları tüm bu çabaları ve hırsları yerle bir ederek Tel Aviv'i karmaşık bir ikilemin içine soktu. Gazze'deki savaşın yol açtığı güvenlik eksikliği, bölgedeki jeopolitik risklerin artması, yatırımcıların kaçışı ve İsrail'in ekonomik barış alanında ilerleme sağlamaya yönelik ısrarlı çabalarının engellenmesiyle sınırlı değildi. Aksine, İsrail Enerji Bakanlığı'nı Tamar gaz sahasındaki üretimi geçici olarak durdurmaya ve İsrail'in güneyindeki Aşkelon'dan Mısır'a uzanan deniz altı Doğu Akdeniz Gaz (EMG) boru hattı yoluyla ihracatı askıya almaya sevk etti. İsrail hükümeti, geçen Ekim ayında gerçekleşen güvenlik, askeri ve istihbarat şoku sonrasında ve Doğu Akdeniz'de doğal gaz üreticisi olarak ikinci sıraya düşme korkularıyla, Gazze kıyılarına yaklaşık 36 kilometre uzaklıkta bulunan ve Oslo Anlaşması'na göre Filistin Otoritesi'nin yetki alanında olduğu belirtilen bir bölgeye doğal gaz araştırması yapılması için 12 lisans verdi.

Sınırlı kaynaklar

1990'lı yılların sonunda Filistin karasularında Gazze kıyılarına yakın bir doğal gaz rezervi keşfedildi. Bu izinler, Gazze sahil şeridindeki iki ana alan üzerinde dağıtıldı: Biri Gaza Marine olarak adlandırılan ve diğeri Gazze Şeridi'nin kuzey deniz sınırı alanı (Border Field) olarak adlandırılan iki alan. Bu alanlar, İsrail'e ait dev gaz alanı ‘Leviathan’ ve Mısır'a ait ‘Zohr’ gibi Doğu Akdeniz bölgesinin en önemli enerji alanları arasında yer alır. Leviathan, 1,1 trilyon kübik fit doğal gaz içermektedir. Jeologlar ve doğal kaynak ekonomistleri, Filistin topraklarındaki petrol ve gaz rezervlerinin yaklaşık 1,5 milyar varil ham petrol ve 1,4 trilyon kübik feet mavi yakıt olduğunu tahmin ediyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD), Filistin topraklarının, Batı Şeria'nın C Bölgesi ve Gazze Şeridi açıklarındaki Akdeniz kıyısındaki büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinin üzerinde yer aldığını doğruladı. Filistin Yönetimi, arama yapma hakkını, daha sonra Shell tarafından satın alınan British Gas Şirketi, Filistin Yatırım Fonu ve Consolidated Contractors Company'den oluşan konsorsiyuma 25 yıllık sözleşmeyle maden arama hakkı verdi. Ancak gözlemcilere göre İngiliz şirketi, siyasi farklılıklar ve İsrail'in müdahalesi nedeniyle, özellikle de Tel Aviv'in onu geliştirmeye yönelik her türlü girişimi kasıtlı olarak engellediği için çalışmayı durdurdu. Tahminlere göre, iki sahadaki gazın toplam piyasa değeri 6 ila 8 milyar dolar arasında değişiyor ve bu miktar Filistinlilerin 25 yıl boyunca beklenen elektrik enerjisi ihtiyacını karşılar. Uluslararası hukukta tanınan Lahey Sözleşmeleri'nin 55. maddesi uyarınca, İsrail'in, işgal altındaki topraklardaki sınırlı yenilenemeyen kaynakları ticari kazanç amacıyla ve işgalci devletin yararına, intifa hakkı kurallarına uygun olarak kullanması yasak. Buna göre İsrail'in işgal altındaki topraklarda fiili idari otorite olarak doğal kaynakları tüketmesi yasak.

Deniz hukuku

İnsan hakları aktivistleri ve uzmanlar, İsrail'in Gazze kıyısındaki Filistin bölgelerindeki arama amaçlı sondaj ruhsatlarının ‘yasadışı’ olduğuna ve ‘uluslararası insancıl hukuku ve uluslararası normları ihlal ettiğine’ inanıyor. Arap Azınlığın Haklarını Savunma Hukuk Merkezi, Adalah Merkezi, Mizan İnsan Hakları Merkezi, Al-Haq Örgütü ve Filistin İnsan Hakları Merkezi ‘ihalelerin iptal edilmesi’ çağrısında bulundu. Lisansları kazanan şirketlere, ‘Filistin halkının egemen doğal kaynaklarının yağmalanmasına katılmaktan derhal kaçınmaları’ çağrısında bulundular. Filistin insan hakları örgütleri, altı şirketin doğalgaz araştırması yapacağı alanın yüzde 62'sinin, Gazze sahillerine bitişik deniz alanı olduğunu ve bu alanın 2019'da Filistin Devleti tarafından ilan edilen deniz sınırları içinde yer aldığını belirtti. Bu, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1982'deki hükümlerine göre gerçekleşiyor. İsrail, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmasa da Filistin'in beyanına şu şekilde yanıt verdi: "İsrail, Filistin'i egemen bir devlet olarak tanımadığı için deniz sınırlarını ve sularını ilan etme yetkisine sahip değildir." Gözlemcilere göre, İsrail'in yerel yasalarına göre verilen ihaleler, Filistin tarafından ilan edilen deniz bölgelerini fiili olarak ilhak etme düzeyine ulaşıyor. Bu, bölgedeki insan haklarına ilişkin uluslararası hukuk kurallarının yerine, doğal kaynakların yönetimi ve kullanımı bağlamında İsrail'in yerel yasalarının uygulanmasını hedefleyen bir değişiklik çabasıdır. İsrail Enerji Bakanı ve İsrail Hükümeti Hukuk Danışmanı'na hitaben bir açıklamada, Filistin'in deniz sınırlarındaki gaz kaynaklarının kullanılmasını içeren herhangi bir faaliyetin derhal durdurulmasını talep etti. Bu talepte, İsrail'in Filistin deniz bölgeleri üzerinde herhangi bir egemenlik hakkına sahip olmadığı, özellikle de münhasır ekonomik haklar dahil olmak üzere hiçbir hakka sahip olmadığı vurgulandı. Merkezi, Gazze'deki deniz bölgelerinde gaz arama ve kullanma faaliyetlerinin Filistin halkının kaderini belirleme temel hakkını açıkça ihlal ettiğini belirtti. Bu hak, doğal kaynaklarını yönetme hakkını içeriyor.

Al-Haq, Mizan İnsan Hakları Merkezi ve Filistin İnsan Hakları Merkezi lisans alan şirketlere bir bildiri göndererek, "Filistin Devleti'nin deniz sınırlarında yer alan bölgelerde herhangi bir faaliyette bulunmaktan kaçınmalarını ve bu tür faaliyetlerin uluslararası hukuka açık bir ihlal teşkil edeceğini belirtmelerini" talep ettiler. Bu kuruluşlar, herhangi bir Filistin devleti onayı olmadan Filistin'in talep ettiği doğal kaynakların araştırılması ve kullanılmasına yönelik herhangi bir girişimin uluslararası insan hakları hukukunu, işgal yasalarını da içeren uluslararası hukuku ihlal edeceğini bildirdiler. Raporda, "Yağma gibi savaş suçlarına ortaklık ciddi bir suçtur ve kurumsal aktörleri bireysel cezai sorumluluğa maruz bırakır" ifadelerini kullanarak bir uyarıda bulunuldu. Eğer şirketler uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerde bulunmaktan kaçınmazlarsa, bu insan hakları örgütleri, "tazminat talebiyle dava açma riskine maruz kalmak dahil olmak üzere, mevcut tüm yasal mekanizmaları kullanmaya hazır olduklarını" belirttiler. Özellikle, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yağma suçunu işlediği iddia edilen herhangi bir kişiyi soruşturma ve yargılama yetkisi olduğundan, Gazze ve Batı Şeria da dahil olmak üzere Doğu Kudüs'e kadar uzanan bir açık soruşturmanın hala devam ettiğini belirttiler.

Kaynakların suistimal edilmesi

Filistin hükümeti, İsrail'in Gazze sahillerindeki alanlarda araştırma yapma izni vermesine ilişkin çekincelerini dile getirmekten kaçınırken, uzmanlar, İsrail'in tek taraflı olarak deniz sınırlarını genişletmesinin Filistin deniz bölgelerini ve doğal kaynaklarını içerecek şekilde sınırlarını belirlemesinin, Filistinlilerin doğal kaynaklarını uzun vadeli finansal kazançlar sağlamak amacıyla kullanılmasına yol açabileceği konusunda hemfikir. Şarku’l Avsat’ın Felicity Arbuthnot gazetesinden aktardığı habere göre İsrail büyük bir doğal gaz ve petrol ihracatçısı olmayı hedefliyor. Gazeteye göre, jeolojiye dayalı bir değerlendirme metodolojisi kullanıldığında, bölgedeki ortalama kurtarılabilir petrol 1,7 milyar varil ve ortalama gaz rezervleri 122 trilyon fit küp. Doğu Akdeniz'in yaklaşık 83.000 kilometrekarelik alanını kapsayan Leviathan sahası, Hayfa şehrinin 90 kilometre batısında, 2009 yılında keşfedilen Tamar sahasıyla birlikte, İsrail tarafından şimdiye kadar keşfedilen en belirgin saha. İsrail'in enerji tüketim ihtiyacının yüzde 70'ini karşılıyor ve Lübnan sularından sadece 4,5 kilometre uzaklıktaki Kariş Gaz Sahası’na kadar dünyanın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kaynaklarının yaklaşık yüzde 1,5'ini besliyor. İsrail'in kuzeyinde savaşın devam etmesi ve güvenlik gerilimlerinin artması, Kariş sahasından 6,5 milyar metreküp üretim planlarının ertelenmesine yol açabileceği gibi, Tamar sahasının genişletilmesinin de yüzde 65 oranında engellenmesine yol açabilir. Çatışmanın herhangi bir şekilde tırmanması bölgeyi geniş ölçüde etkileyecek ve İsrail'in gaz üretimini ve ihracatını sekteye uğratacaktır.

2022 yılı Haziran ayında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi, Gazze Marine gaz sahasının geliştirilmesine ilişkin Filistin Yönetimi ile Mısır tarafı arasında müzakerelere onay verdiğini duyurdu. Ancak, "İsrail tarafının güvenlik ve diplomatik ihtiyaçlarının dikkate alınması" şartıyla. Ancak, mevcut savaş, Gazze Marine gaz sahasının geliştirilmesi için nihai anlaşmanın imzalanmasını belirsiz bir tarihe erteledi.

Sürekli ihtiyaç

Tahminlere göre, Gaza Marine ve Gazze Şeridi'nin kuzey deniz sınırı alanı Border Field’den üretime başlanması durumunda, Filistin Yönetimi'nin yılda yaklaşık 200 milyon dolarlık İsrail'den ithal edilen enerji maliyetinden tasarruf etme ve Filistin bölgelerinin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 50'sini karşılayabilme potansiyeli bulunuyor. Filistinlilerin elektrik tüketiminin yıllık 1,8 bin megavatın üzerinde olduğu göz önüne alındığında, 20 yıllık bir dönemde Filistin'in enerji faturasını 560 milyon dolardan fazla azaltabileceği ve 2,5 milyar dolarlık gelir elde edebileceği tahmin ediliyor. Filistin enerji ihtiyacının yüzde 90'ını İsrail'den sağlıyor, geri kalan yüzdeyi ise Ürdün'den sağlıyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın 2019'da yayınlanan bir araştırmasına göre Filistinliler, iki Gazze sahasındaki gaz kaynaklarını kullanmalarının engellenmesi sonucu yaklaşık 2,57 milyar dolar kaybetti. Öte yandan İsrail 2022'de yaklaşık 22 milyar metreküp gaz üretti ve Leviathan ve Tamar sahaları İsrail'in iç tüketiminin üçte ikisini karşılayabilirken, Tel Aviv ise Mısır ve Ürdün'e 9,2 milyar metreküp gaz ihraç etti. İsrail'in geçen yılki gaz gelirleri yaklaşık 456,5 milyon doları buldu; İsrail gaz gelirlerinin çoğu, yaklaşık 265 milyon doları bulan Leviathan sahasından geldi.

İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki barış görüşmelerinin, 2009'dan itibaren Gazze gazının Tel Aviv'den satın alınmasına ilişkin yıllık 4 milyar dolarlık bir anlaşmanın imzalanmasını da içermesi dikkat çekiyor. Ancak Hamas'ın 2007 parlamento seçimlerindeki zaferi anlaşmaları askıya aldı.



Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
TT

Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.

Suriye güvenlik güçleri dün, Suriye kıyısındaki Lazkiye Valiliği'ne bağlı Cebel kırsalında, Beşşar Esed rejiminin kalıntılarından biri olarak kabul edilen "Saraya el-Cevad" milislerinin karargahını hedef alan çifte operasyon düzenledi. Operasyonda milis lideri Beşşar Abdullah Ebu Rukayye ve iki komutanı öldürüldü, 6 milis ise yakalandı.

Operasyonlar, DEAŞ'ın Suriye'nin doğusunda devriyelere, güvenlik güçlerine ve ordu mensuplarına yönelik saldırılarını artırmasıyla eş zamanlı olarak geldi; bu saldırılar arasında dün Deyrizor'da bir Suriye askerinin öldürülmesi de yer alıyordu. Grup, sivilleri askeri ve güvenlik karargahlarından uzak durmaları konusunda uyardı.

Araştırmacı Abbas Şerif, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, rejimin kalıntıları ile DEAŞ arasında ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirmek konusunda karşılıklı bir çıkar olduğunu söyledi. İslamcı gruplar konusunda uzmanlaşmış araştırmacı Urabi Urabi de DEAŞ'ın son aşamalarında olduğu ve defalarca dağıtıldığı için tutarlı bir liderlik yapısını yeniden kuramadığı değerlendirmesinde bulundu.


DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
TT

DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), DEAŞ militanlarının pazartesi günü kuzey Suriye'de hükümet güvenlik güçlerinin dört üyesini öldürdüğünü ve bunun Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana hükümet güçlerine yönelik en ölümcül saldırı olduğunu bildirdi.

Rakka'nın batısındaki bir kontrol noktasına yapılan saldırı, militan grubun Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik saldırılarında bir tırmanışa işaret ediyor. Bu saldırı, grubun hükümete karşı "yeni bir operasyon aşaması" başlattığını duyurmasından iki gün sonra gerçekleşti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre grup dün Rakka'da Suriye hükümet güçlerine mensup çok sayıda askerin öldürüldüğünü ve yaralandığını iddia etti. Cumartesi günü ise Suriye'nin kuzey ve doğusunda ordu personeline yönelik iki saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve bu saldırılarda bir asker ve bir sivil hayatını kaybetmişti.

SANA, güvenlik güçlerinin pazartesi günü bir saldırıyı engellediğini ve militanlardan birini öldürdüğünü bildirdi. Güvenlik kaynaklarına atıfta bulunan ajans, saldırıyı DEAŞ'ın gerçekleştirdiğini belirtti. Grup dün ayrıca, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor vilayetine bağlı Meyadin şehrinde bir ordu karargahına düzenlenen ve bir askerin öldürüldüğü ayrı bir saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

Grup, birkaç gün önce aynı şehirde yine saldırı gerçekleştirmişti.

Suriye hükümeti geçen yıl ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona katıldı. Ocak ayında hükümet güçleri, Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) Rakka'yı ve Suriye'nin kuzey ve doğusundaki çevre bölgelerin büyük bir bölümünü ele geçirdi.

Bu arada, üç Suriyeli askeri ve güvenlik kaynağı, ABD güçlerinin dün ülkenin kuzeydoğusundaki en büyük askeri üssünden çekilmeye başladığını, bunun da on yıl önce DEAŞ ile mücadele etmek için Suriye'ye konuşlandırılan ABD güçlerinin daha geniş geri çekilmesinin bir parçası olduğunu söyledi.


Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.