Suriye Milli Ordusu, Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde yeniden yapılandırılıyor

Kaynaklar askeri poliste reform yapılması, geçişlerin kontrol edilmesi ve Savunma Bakanlığı’nın yetkilendirilmesinden bahsetti

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
TT

Suriye Milli Ordusu, Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde yeniden yapılandırılıyor

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)

Suriye muhalefetindeki kaynaklar, Türkiye’nin desteklediği ‘Suriye Milli Ordusu’nun yeniden yapılandırılmasına yönelik ‘bazı oluşumların birleştirilmesi ve unsur sayısının azaltılmasını’ içeren bir planı ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, söz konusu plan, Suriye’nin kuzeyinde güvenliği kontrol etmenin yanı sıra sürekli eleştiri ve yetersizlik suçlamalarına maruz kalan Suriye Geçici Hükümeti’nin Savunma Bakanlığı’nı güçlendirme amacı taşıyor.

Yeniden yapılandırma, Danışma Konseyi’nin feshedilmesi ve yerine üst düzey subayların yer aldığı bir Yüksek Askeri Konsey’in getirilmesini, Milli Ordu kadrolarına takviye olarak subay ve astsubay yetiştirmek üzere yakın zamanda kurulan Harp Okulu’na güvenilmesini öngörüyor.

Aynı zamanda plan, Milli Ordu saflarındaki grup sayısının azaltılması ve Suriye’nin kuzeyinde son iki yılda ortaya çıkan ‘Ortak Güç’, ‘Birleşik Güç’ gibi oluşumların feshedilmesini de içeriyor.

FOTO: Heyetu Tahriru’ş Şam üyeleri 14 Haziran'da İdlib kırsalında (AFP)
 Heyetu Tahriru’ş Şam üyeleri 14 Haziran'da İdlib kırsalında (AFP)

Aynı kaynaklara göre, söz konusu plan, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ), Milli Ordu kontrolündeki bölgelerde nüfuzunun artmasının ve buralara yönelik defalarca gerçekleştirdiği saldırıların ardından, geçtiğimiz yılın sonunda onaylandı.

Bu saldırılardan en sonuncusu, HTŞ’ye bağlı Genel Güvenlik Servisi’nden bir gücün, muhalif lider Cihad İsa eş-Şeyh’i (Ebu Ahmed Zakur) tutuklamak amacıyla, aralık ortasında Halep’in kuzeyindeki Azez şehrine yönelik saldırısıydı.

Suriye Geçici Hükümeti’ni kuran Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ndan (SMDK) bir yetkili, planın geçen yılın başlarına dayandığını, ancak Türkiye’nin seçimlerle meşgul olması ve Suriye konusunda bazı Türk yetkilileri etkileyen değişiklikler olması nedeniyle uygulanmasının ertelendiğini bildirdi.

Planın içeriği

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, plan, Milli Ordu’yu oluşturan kuvvetlerin yeniden yapılandırılmasını, askeri poliste reformlar yapılmasını, iç geçişlerin kontrol edilmesini ve ayrıca Savunma Bakanlığı’nın ‘yetkilerini yerine getirmesine’ olanak sağlanmasını öngörüyor.

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı’ndaki yetkililere plana ilişkin uygulama, bu yılın başında (2024) Milli Ordu’dan ayrılarak Şehba Grubu’nu kuran yerel oluşumları, HTŞ ile ittifaklarına son vermeye zorlayarak saflarına geri dönmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Kaynaklara göre, HTŞ kontrolündeki bölgeler ile Milli Ordu kontrolündeki bölgeler arasında gayri resmi olarak çalışan geçişlerin kapatılarak tek bir resmi geçişin hayata geçirilmesi planlanıyor. Buradaki amaç, güvenliği kontrol etmek ve HTŞ’nin herhangi bir müdahalesini önlemek.

İdeolojik etiketlere son verme

Yeniden yapılanmayla ilgili olarak, bazı silah türleri ve teknik uzmanlıklar bazında birleştirildikten sonra, Milli Ordu saflarındaki grup sayısının 27’den 18’e düşürülmesi planlanıyor.

Tümen ve tugayların mevcut atamalarının iptal edilmesi ve bunların yerine ‘şu anda dayandıkları bölgesel veya ideolojik temellerden kurtulmak amacıyla’ kod numaralarının getirilmesine de karar verildi.

Plan aynı zamanda, aylarca süren birkaç aşamada asker sayısının yarıya indirilmesi, bu unsurların çoğunun askeri polise devredilmesi, askeri polisin reforma tabi tutulması ve kendisine verilen yetkilerin artırılmasını da içeriyor.

FOTO: Milli Ordu mensupları Suriye’nin kuzeyindeki noktalarından birinde (Suriye Geçici Hükümeti’nin Facebook hesabı)
Milli Ordu mensupları Suriye’nin kuzeyindeki noktalarından birinde (Suriye Geçici Hükümeti’nin Facebook hesabı)

Suriye Geçici Hükümeti’nin tüm bakanlıkları gibi Savunma Bakanlığı da kuruluşundan bu yana zayıflık içerisinde.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre söz konusu plan, bakanlık ve Milli Ordu liderliğinin öngörülen yetkileri kullanabilmesini sağlamayı amaçlıyor.

Bu bağlamda Albay Heysem Afisi, genelkurmay başkanlığı için en öne çıkan aday olarak kabul ediliyor.

İhtiyatlı iyimserlik

Geçmişte başarılı olamayan planların uygulamaya konması nedeniyle, Savunma Bakanlığı’nı güçlendirecek bir reform planından bahsetmek, pek çok kişi için cesaret verici görünmüyor.

Suriye Milli Ordusu liderlerinden Hişam Askif de bunu kabul ediyor, ancak bu sefer durumun farklı olduğunu vurguluyor.

Şarku’l Avsat’a özel açıklama yapan Askif, “Bugün bu planın ciddiyetini teyit eden konu, gerek Türkiye gerekse Milli Ordu’yu oluşturan grupların liderlerinin çoğundan alınan mutlak desteğin yanı sıra planın uygulamaya girmiş ve bazı aşamalarını tamamlamış olmasıdır” dedi.

Askif, bu türden herhangi bir reform planı karşısında engeller ve zorlukların olduğuna şüphe olmadığını, bunların en önemlisinin ‘mevcut kaos gerçekliğinden faydalananların direnişi’ olduğunu vurguladı.

Askif, “Ancak çeşitli etkili tarafların bu dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik ortak arzusu, dönüşümün başarısını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Görünüşe göre planda ilerleme olasılığı hakkındaki şüpheler, plandan sorumlu olanların gözlerden uzakta ilk adımları atmasına neden oldu.

Gözlemciler, onaylanmasından yaklaşık üç ay sonra, planın başarı şansının eskiye oranla daha yüksek olduğuna inanıyor.

Uygun zamanlama

Suriyeli muhalif gruplar konusunda uzman bir araştırmacı olan Abdulvahab El-Asi, söz konusu planın ‘uygun bir zamanda geldiğine’ inanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Asi, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin desteğiyle göreve başladı. Bakanlığın Milli Ordu’ya bağlı grupların işleri üzerindeki kontrolünü artırmayı ve grupların bileşenleri arasında sürekli olarak meydana gelen iç çatışmaların devam etmesini önleme amacı taşıyan bir dizi adımı atmasıyla, Milli Ordu reform planı 2023 yılı sonundan bu yana hayata geçiriliyor.”

Asi, iç çatışmaların önlenmesinin, oluşumların kendi aralarında iç ittifaklar kurmasını engelleyerek HTŞ’nin önünü tıkadığına ve örgütün bu sorunlara yatırım yapmasını engellediğine de dikkat çekti.

FOTO: Suriye’nin kuzeybatısında, Ankara’ya yakın Suriye Milli Ordusu’na ait bir nokta (AFP)
Suriye’nin kuzeybatısında, Ankara’ya yakın Suriye Milli Ordusu’na ait bir nokta (AFP)

Jusoor Araştırma Merkezi’nden araştırmacı olan Asi, değerlendirmesine şu ifadelerle devam etti:

“Yeniden yapılandırma için koşulların her zamankinden daha uygun olduğuna inanıyorum. Türkiye, daha önce Suriye’nin kuzeyinde istikrarın korunması ve terörle mücadele gibi daha önemli öncelikleri nedeniyle böyle bir planı desteklemeye tüm ağırlığını koymamıştı. Ancak şu anda, HTŞ’nin kendisi de dahil olmak üzere muhalif gruplar arasındaki iç anlaşmazlıklar ve bölünmeler nedeniyle bölgedeki istikrar tehdit altında.”

Olaylara yakın bazı kişiler, bu planın arkasında Türkiye ile Rusya arasında Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi saikler ve anlayışlar yattığına inanıyor.

Bir diğer kesim ise Milli Ordu’nun reform edilmesindeki gecikmenin ana sebebinin, Suriye konusunda sorumlu Türk ekibinde, ülkelerinin bu konudaki öncelikleri ve Suriye’nin kuzeyinde HTŞ ve ona bağlı oluşumlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda hakim olan bölünme olduğunu iddia ediyor.

Ancak ekip içinde son zamanlarda meydana gelen değişikliklerle birlikte, Milli Ordu’nun yeniden yapılandırılması ve HTŞ’nin etkisinin sınırlandırılması konusunda istekli olanlar baskın çıktı.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.