Suriye Milli Ordusu, Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde yeniden yapılandırılıyor

Kaynaklar askeri poliste reform yapılması, geçişlerin kontrol edilmesi ve Savunma Bakanlığı’nın yetkilendirilmesinden bahsetti

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
TT

Suriye Milli Ordusu, Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde yeniden yapılandırılıyor

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanı Hasan el-Hammadi (sağdan sekizinci), Milli Ordu gruplarının liderleriyle birlikte (Suriye Geçici Hükümet hesabı)

Suriye muhalefetindeki kaynaklar, Türkiye’nin desteklediği ‘Suriye Milli Ordusu’nun yeniden yapılandırılmasına yönelik ‘bazı oluşumların birleştirilmesi ve unsur sayısının azaltılmasını’ içeren bir planı ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, söz konusu plan, Suriye’nin kuzeyinde güvenliği kontrol etmenin yanı sıra sürekli eleştiri ve yetersizlik suçlamalarına maruz kalan Suriye Geçici Hükümeti’nin Savunma Bakanlığı’nı güçlendirme amacı taşıyor.

Yeniden yapılandırma, Danışma Konseyi’nin feshedilmesi ve yerine üst düzey subayların yer aldığı bir Yüksek Askeri Konsey’in getirilmesini, Milli Ordu kadrolarına takviye olarak subay ve astsubay yetiştirmek üzere yakın zamanda kurulan Harp Okulu’na güvenilmesini öngörüyor.

Aynı zamanda plan, Milli Ordu saflarındaki grup sayısının azaltılması ve Suriye’nin kuzeyinde son iki yılda ortaya çıkan ‘Ortak Güç’, ‘Birleşik Güç’ gibi oluşumların feshedilmesini de içeriyor.

FOTO: Heyetu Tahriru’ş Şam üyeleri 14 Haziran'da İdlib kırsalında (AFP)
 Heyetu Tahriru’ş Şam üyeleri 14 Haziran'da İdlib kırsalında (AFP)

Aynı kaynaklara göre, söz konusu plan, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ), Milli Ordu kontrolündeki bölgelerde nüfuzunun artmasının ve buralara yönelik defalarca gerçekleştirdiği saldırıların ardından, geçtiğimiz yılın sonunda onaylandı.

Bu saldırılardan en sonuncusu, HTŞ’ye bağlı Genel Güvenlik Servisi’nden bir gücün, muhalif lider Cihad İsa eş-Şeyh’i (Ebu Ahmed Zakur) tutuklamak amacıyla, aralık ortasında Halep’in kuzeyindeki Azez şehrine yönelik saldırısıydı.

Suriye Geçici Hükümeti’ni kuran Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ndan (SMDK) bir yetkili, planın geçen yılın başlarına dayandığını, ancak Türkiye’nin seçimlerle meşgul olması ve Suriye konusunda bazı Türk yetkilileri etkileyen değişiklikler olması nedeniyle uygulanmasının ertelendiğini bildirdi.

Planın içeriği

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, plan, Milli Ordu’yu oluşturan kuvvetlerin yeniden yapılandırılmasını, askeri poliste reformlar yapılmasını, iç geçişlerin kontrol edilmesini ve ayrıca Savunma Bakanlığı’nın ‘yetkilerini yerine getirmesine’ olanak sağlanmasını öngörüyor.

Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı’ndaki yetkililere plana ilişkin uygulama, bu yılın başında (2024) Milli Ordu’dan ayrılarak Şehba Grubu’nu kuran yerel oluşumları, HTŞ ile ittifaklarına son vermeye zorlayarak saflarına geri dönmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Kaynaklara göre, HTŞ kontrolündeki bölgeler ile Milli Ordu kontrolündeki bölgeler arasında gayri resmi olarak çalışan geçişlerin kapatılarak tek bir resmi geçişin hayata geçirilmesi planlanıyor. Buradaki amaç, güvenliği kontrol etmek ve HTŞ’nin herhangi bir müdahalesini önlemek.

İdeolojik etiketlere son verme

Yeniden yapılanmayla ilgili olarak, bazı silah türleri ve teknik uzmanlıklar bazında birleştirildikten sonra, Milli Ordu saflarındaki grup sayısının 27’den 18’e düşürülmesi planlanıyor.

Tümen ve tugayların mevcut atamalarının iptal edilmesi ve bunların yerine ‘şu anda dayandıkları bölgesel veya ideolojik temellerden kurtulmak amacıyla’ kod numaralarının getirilmesine de karar verildi.

Plan aynı zamanda, aylarca süren birkaç aşamada asker sayısının yarıya indirilmesi, bu unsurların çoğunun askeri polise devredilmesi, askeri polisin reforma tabi tutulması ve kendisine verilen yetkilerin artırılmasını da içeriyor.

FOTO: Milli Ordu mensupları Suriye’nin kuzeyindeki noktalarından birinde (Suriye Geçici Hükümeti’nin Facebook hesabı)
Milli Ordu mensupları Suriye’nin kuzeyindeki noktalarından birinde (Suriye Geçici Hükümeti’nin Facebook hesabı)

Suriye Geçici Hükümeti’nin tüm bakanlıkları gibi Savunma Bakanlığı da kuruluşundan bu yana zayıflık içerisinde.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre söz konusu plan, bakanlık ve Milli Ordu liderliğinin öngörülen yetkileri kullanabilmesini sağlamayı amaçlıyor.

Bu bağlamda Albay Heysem Afisi, genelkurmay başkanlığı için en öne çıkan aday olarak kabul ediliyor.

İhtiyatlı iyimserlik

Geçmişte başarılı olamayan planların uygulamaya konması nedeniyle, Savunma Bakanlığı’nı güçlendirecek bir reform planından bahsetmek, pek çok kişi için cesaret verici görünmüyor.

Suriye Milli Ordusu liderlerinden Hişam Askif de bunu kabul ediyor, ancak bu sefer durumun farklı olduğunu vurguluyor.

Şarku’l Avsat’a özel açıklama yapan Askif, “Bugün bu planın ciddiyetini teyit eden konu, gerek Türkiye gerekse Milli Ordu’yu oluşturan grupların liderlerinin çoğundan alınan mutlak desteğin yanı sıra planın uygulamaya girmiş ve bazı aşamalarını tamamlamış olmasıdır” dedi.

Askif, bu türden herhangi bir reform planı karşısında engeller ve zorlukların olduğuna şüphe olmadığını, bunların en önemlisinin ‘mevcut kaos gerçekliğinden faydalananların direnişi’ olduğunu vurguladı.

Askif, “Ancak çeşitli etkili tarafların bu dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik ortak arzusu, dönüşümün başarısını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Görünüşe göre planda ilerleme olasılığı hakkındaki şüpheler, plandan sorumlu olanların gözlerden uzakta ilk adımları atmasına neden oldu.

Gözlemciler, onaylanmasından yaklaşık üç ay sonra, planın başarı şansının eskiye oranla daha yüksek olduğuna inanıyor.

Uygun zamanlama

Suriyeli muhalif gruplar konusunda uzman bir araştırmacı olan Abdulvahab El-Asi, söz konusu planın ‘uygun bir zamanda geldiğine’ inanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Asi, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin desteğiyle göreve başladı. Bakanlığın Milli Ordu’ya bağlı grupların işleri üzerindeki kontrolünü artırmayı ve grupların bileşenleri arasında sürekli olarak meydana gelen iç çatışmaların devam etmesini önleme amacı taşıyan bir dizi adımı atmasıyla, Milli Ordu reform planı 2023 yılı sonundan bu yana hayata geçiriliyor.”

Asi, iç çatışmaların önlenmesinin, oluşumların kendi aralarında iç ittifaklar kurmasını engelleyerek HTŞ’nin önünü tıkadığına ve örgütün bu sorunlara yatırım yapmasını engellediğine de dikkat çekti.

FOTO: Suriye’nin kuzeybatısında, Ankara’ya yakın Suriye Milli Ordusu’na ait bir nokta (AFP)
Suriye’nin kuzeybatısında, Ankara’ya yakın Suriye Milli Ordusu’na ait bir nokta (AFP)

Jusoor Araştırma Merkezi’nden araştırmacı olan Asi, değerlendirmesine şu ifadelerle devam etti:

“Yeniden yapılandırma için koşulların her zamankinden daha uygun olduğuna inanıyorum. Türkiye, daha önce Suriye’nin kuzeyinde istikrarın korunması ve terörle mücadele gibi daha önemli öncelikleri nedeniyle böyle bir planı desteklemeye tüm ağırlığını koymamıştı. Ancak şu anda, HTŞ’nin kendisi de dahil olmak üzere muhalif gruplar arasındaki iç anlaşmazlıklar ve bölünmeler nedeniyle bölgedeki istikrar tehdit altında.”

Olaylara yakın bazı kişiler, bu planın arkasında Türkiye ile Rusya arasında Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi saikler ve anlayışlar yattığına inanıyor.

Bir diğer kesim ise Milli Ordu’nun reform edilmesindeki gecikmenin ana sebebinin, Suriye konusunda sorumlu Türk ekibinde, ülkelerinin bu konudaki öncelikleri ve Suriye’nin kuzeyinde HTŞ ve ona bağlı oluşumlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda hakim olan bölünme olduğunu iddia ediyor.

Ancak ekip içinde son zamanlarda meydana gelen değişikliklerle birlikte, Milli Ordu’nun yeniden yapılandırılması ve HTŞ’nin etkisinin sınırlandırılması konusunda istekli olanlar baskın çıktı.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.