İsrail'in hazırladığı her iki savaşı bitirme planında da Refah’a saldırı var

Netanyahu topyekûn bir zafer isterken Gantz uzun bir ara teklifini destekliyor. Han Yunus'taki çatışmalarsa yoğunlaşıyor.

Dün (salı) Refah'taki gıda yardımı dağıtım merkezinde yemek almak için bekleyen Filistinliler. (Reuters)
Dün (salı) Refah'taki gıda yardımı dağıtım merkezinde yemek almak için bekleyen Filistinliler. (Reuters)
TT

İsrail'in hazırladığı her iki savaşı bitirme planında da Refah’a saldırı var

Dün (salı) Refah'taki gıda yardımı dağıtım merkezinde yemek almak için bekleyen Filistinliler. (Reuters)
Dün (salı) Refah'taki gıda yardımı dağıtım merkezinde yemek almak için bekleyen Filistinliler. (Reuters)

İsrailli yetkililer, Hamas’la esir takası konusunda olası bir anlaşma ihtimali dışında Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek amacıyla hem Tel Aviv hem de Washington için kabul edilebilir bir takvim belirlediler. Yetkililer her halükârda sınır şehri Refah'a saldırıyı da içeren bir planda hemfikir.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Ahronot gazetesinden aktardığına göre İsrail savaş kabinesi savaşı sona erdirmek için stratejik bir plan geliştirmeye çalışıyor. Savaş Kabinesi üyeleri arasında, savaş hedeflerinin tamamına veya mutlak çoğunluğuna ulaşılmasını sağlaması beklenen bu türden en az iki plan hazırlandı Birincisi, Başbakan Binyamin Netanyahu ve ABD'deki elçisi, Stratejik İşler Bakanı ve Savaş Kabinesi üyesi Ron Dermer'in planı.

İkincisi ise Savaş Kabinesi’ndeki iki bakanın, eski genelkurmay başkanları Benny Gantz ve Gadi Eisenkot'un planı.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Ahronot'tan aktardığı habere göre iki plan arasında takvim ve Gantz ile Eisenkot'un prensipte pozisyonlarını açıklamaya ve Bakanlar Kurulu'nda tartışmaya hazır olmaları dışında büyük bir fark yok. Koalisyon ortaklarının tepkisinden çekinen Netanyahu, Savaş Kabinesi’nde bile planını tartışmaya hazır değilken, Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililerle Dermer aracılığıyla bu konuyu gizlice müzakere etmekle yetiniyor.

(foto altı) Gazze Şeridi'ndeki el-Bureyc Kampı’nda Filistinli bir kız ve erkek kardeşi. (EPA)
Gazze Şeridi'ndeki el-Bureyc Kampı’nda Filistinli bir kız ve erkek kardeşi. (EPA)

Gantz ve Eisenkot tarafından önerilen stratejik plan, İsrail'in esir takası anlaşmasıyla savaşa uzun süre ara vermeyi kabul etmesi ve ardından Hamas'ın askeri ve hükümet yeteneklerini ortadan kaldırmaya devam etmek için savaşa yeniden başlamasıyla kademeli olarak ‘zafere’ ulaşmayı amaçlıyor.

Gantz ve Eisenkot anlaşmaya ‘evet’ diyorlar, ancak savaşın kesin olarak sona erdirilmesi talebine karşılar.

Gantz-Eisenkot planı, ABD hükümetinin askeri ve siyasi yardımını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi amaçlıyor. İkili, İsrail'in esir takası anlaşmasının uygulanması amacıyla çatışmalarda uzun süreli ateşkes ilan etmesinin Biden üzerindeki iç ve dış baskıyı önemli ölçüde azaltacağına ve onun büyük ölçüde düşmanlıkları durdurmayı başardığını iddia edebileceğine inanıyor.

(foto altı) Gazze Şeridi'ndeki el-Bureyc Kampı’nda yıkık binalar. (EPA)
Gazze Şeridi'ndeki el-Bureyc Kampı’nda yıkık binalar. (EPA)

Gantz ve Eisenkot'un planına göre, Gazze'de uzun bir duraklama sırasında ordu, savaşın yeniden başlaması için yoğun bir şekilde hazırlanacak. Kuvvetlerini eğitecek, silah stoklarını yenileyecek ve savaş yöntem ve planlarını modernize edecek. Plana göre savaş, Kasım ayındaki ABD başkanlık seçimlerinden yaklaşık beş ay önce, Haziran ayında sona erecek.

Eski genelkurmay başkanlarının planı Gazze'de sivil yönetimin kurulmasını, güvenlik kontrolünün sürdürülmesini ve hem Gazze ve Batı Şeria’da hem de İsrail içerisindeki Arap nüfusun normalleşmesini teşvik etmeyi içeriyor. Onlara göre 7 Ekim dehşetinden sonra ‘zafere’ ulaşılabilecek en yakın yol bu. Netanyahu ise kısa sürede ‘topyekûn zafer’ istiyor.

(foto altı) İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Deyr el-Balah'a yönelik saldırıları sonucu hayatını kaybeden iki kişinin cenazesine katılan Filistinliler. (AP)
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Deyr el-Balah'a yönelik saldırıları sonucu hayatını kaybeden iki kişinin cenazesine katılan Filistinliler. (AP)

Yediot Ahronot, Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın Ramazan ayı öncesinde veya sırasında Refah'ı ele geçirerek Hamas'ı tam bir askeri yenilgiye uğratmayı ve hareketin lideri Yahya es-Sinvar'ı ve örgütün Gazze'deki liderliğini ortadan kaldırmayı umduklarını bildirdi.

Netanyahu ve Gallant, Refah'a girmenin, Sinvar'ın hemen tasfiyesine yol açmasa bile, Hamas liderliğinin tutumunu yumuşatacağına ve esirlerin serbest bırakılması için ‘makul’ bir anlaşmaya olanak sağlayacağına inanıyor. Bu aynı zamanda İsrail'in Mısır'la Philadelphia Koridoru ve kuzeyde Lübnan cephesi de dahil olmak üzere ertesi güne ilişkin güçlü bir konumdan kararlar almasına olanak tanıyacak.

(foto altı) El-Bureyc Kampı’ndaki yıkımdan. (EPA)
El-Bureyc Kampı’ndaki yıkımdan. (EPA)

Netanyahu, Han Yunus'ta Hamas'ın tasfiyesinin tamamlanması ve Refah'ın ele geçirilmesine başlanması için Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'ye baskı yapıyor. Ancak Netanyahu’nun sorunu, Halevi'nin Han Yunus'taki işini bitirmek için hâlâ zamana ve saldırıdan önce Refah tahliye planını uygulamak için birkaç haftaya daha ihtiyacı olması.

Netanyahu'nun planına göre çatışmalar, Ramazan ayının ardından Nisan ayı civarında sona erecek ve ardından dördüncü aşama olan Gazze Şeridi'nin güvenlik kontrolüne geçecek.

İsrail'in savaşı sona erdirme planlarının açığa çıkması, İsrail'in 70 günden fazla süredir şiddetli çatışmalara sahne olan Han Yunus'a (Gazze Şeridi'nin güneyi) saldırısını daha da derinleştirdiği bir dönemde gerçekleşti.

(foto altı) Refah'ta yerinden edilmiş Filistinliler. (AFP)
Refah'ta yerinden edilmiş Filistinliler. (AFP)

İsrail, Han Yunus'ta geniş alanları bombaladı ve şehrin merkezindeki yerleşim alanını yerle bir etti. Dün (salı) de Nasır Hastanesi'ni kuşatarak hastanenin boşaltılmasını talep etti.

İsrail Ordu Sözcüsü, 98. Tümen güçlerinin Han Yunus'un batısında operasyonel kontrollerini sağlamlaştırdığını, Hamas savaşçılarını öldürdüğünü, keskin nişancı pusuları kurduğunu, devriye gezdiğini ve silah depolarını yok ettiğini söyledi. 646. Tugay savaşçıları (yedek paraşütçüler) ise Han Yunus'un Abasan bölgesinde şiddetli çatışmalara girip Hamas unsurlarını öldürdü, altyapıya zarar verdi ve bir tünel keşfetti. Ayrıca silahlara, cep telefonlarına, el bombalarına, şarjörlere ve askeri kıyafetlere de el konuldu.

Buna karşılık, Hamas Hareketi’nin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, savaşçılarının “Han Yunus şehrinin doğusundaki Abasan el-Kebira bölgesinde sıfır mesafeden yedi askerden oluşan Siyonist piyade gücüyle çatıştığını, askerlerin aralarında ölü ve yaralılar olduğunu” açıkladı. Ayrıca Abasan el-Kebira bölgesinde bir evin avlusunda konuşlanan beş askerden oluşan Siyonist güce karşı anti-personel cihazı patlatmayı da başardılar. İsrail ordusu, üç kişinin öldüğünü açıkladı.

(foto altı) Refah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için çadır ve barınaklar kuruldu. (Reuters)
Refah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için çadır ve barınaklar kuruldu. (Reuters)

Askeri sözcü, savaşçıların faaliyeti sırasında bir binada patlayıcının patladığını söyledi. Patlama sonucu, 630. Tabur Komutanı Yarbay (yedek) Netanel Alkobi, 630. Tabur bölüklerinden birinin komutan vekili Binbaşı (yedek) Yair Cohen ve bir yedek savaşçı da hayatını kaybetti. Diğer savaşçılar ise yaralandı.

Geçtiğimiz Aralık ayının başından bu yana İsrail, 7 Ekim saldırısının liderlerine, Gazze'deki Hamas lideri Yahya Sinvar’a, Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed Sinvar’a, İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf’a ve yardımcısı Mervan İsa’ya ulaşmayı umarak Han Yunus'taki çatışmalara odaklanıyor.

İsrail'in Hamas'ın son kalesi olan sınır şehri Refah'a saldırmadan önce Han Yunus savaşını bitirmesi gerekiyor.

İsrailli liderler, çoğunluğu yerinden edilmiş 1,5 milyon Filistinlinin yaşadığı yoğun nüfuslu Refah'a, tüm uluslararası uyarılara ve saldırıdan kaçınılması yönündeki taleplere rağmen saldırmaya devam ettiklerini doğruladı.

Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki yaptığı açıklamada, İsrail'in Refah'a saldırma kararlılığıyla ilgili şunları söyledi: “Hepimiz için gerekli olan, sivilleri nasıl koruyacağımız, onların savaş alanlarından çıkışları için güvenli geçişleri nasıl sağlayacağımız ve bu geçişlerin güvenli olacağını ve saldırıya uğramayacağını garanti altına almaktır.”



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.