Libya’daki düzensiz göçmenler milisler tarafından nasıl sömürülüyor?

Libya’da bir insan hakları örgütü, başsavcıyı mültecilere yardıma çağırdı

Denizden kaçmaları engellenen düzensiz göçmenler (Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanlığı)
Denizden kaçmaları engellenen düzensiz göçmenler (Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanlığı)
TT

Libya’daki düzensiz göçmenler milisler tarafından nasıl sömürülüyor?

Denizden kaçmaları engellenen düzensiz göçmenler (Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanlığı)
Denizden kaçmaları engellenen düzensiz göçmenler (Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanlığı)

Libyalı insan hakları örgütleri, ülkenin batı ve doğusundaki yetkililerin gözünden uzakta, resmi olmayan barınaklarda alıkonulan düzensiz göçmenlere yönelik ‘yaygın sömürü ve ihlalleri’ ortaya çıkardı.

Libya’daki göçle mücadele amaçlı kurumlar, Akdeniz’i geçen göçmenleri geri getirerek onları ‘kötü muamele’ ile karşılaştıkları gözaltı merkezlerine yerleştiriyor.  Uluslararası örgütlere göre, yine de resmi olmayan yerlerde tutulan ve içeride ‘aşağılayıcı ve kötü muamele’ ile karşı karşıya kalan ve özgürlüklerini ancak ailelerinin fidye ödemesiyle elde eden bir başka göçmen grubu bulunmaktadır.

Foto: Ülkelerine gönderilmeden önce düzensiz göçmenler (UBH İçişleri Bakanlığı)
Ülkelerine gönderilmeden önce düzensiz göçmenler (UBH İçişleri Bakanlığı)

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Genel Direktörü Antonio Vitorino geçen yıl Mart ayında, Libya’da resmi gözaltı merkezlerinde tutulan göçmenlerin sayısının 5 bin olduğunu belirtmişti. Ancak bu sayı ülkedeki toplam gözaltındakilerin sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bunların içinde serbest bırakılanlar ya da ülkedeki cezaevlerinde kaybolanlar da var. 

Libya Ulusal İnsan Hakları Kurumu, Salı günü, Başsavcı Müsteşar Sıddık es-Sur’a,
Yasadışı Göçle Mücadele Dairesi'ne bağlı olmayan düzensiz göçmenlere yönelik konaklama merkezlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekliliği üzerine bir şikayette bulundu. Bu tür merkezlerin “göçmenlere karşı hem doğuda hem de batıda yaygın ihlallerin yapıldığı ve kötü bir şekilde sömürüldüğü” bir yer olduğunu belirtti.

Foto: Libya’nın batısında sahil güvenlik, bir grup göçmeni kurtarma operasyonunda (UBH İçişleri Bakanlığı)
Libya’nın batısında sahil güvenlik, bir grup göçmeni kurtarma operasyonunda (UBH İçişleri Bakanlığı)

Bu bağlamda Libyalı insan hakları aktivistleri, “gizli veya resmi olmayan merkezlerde göçmenlere karşı yasa dışı uygulamalar yapıldığına” dikkatleri çekti.

Libya Ulusal İnsan Hakları Kurumu Başkanı Ahmed Abdulhakim Hamza, Şarku'l Avsat'a, “Ulusal Birlik Hükümeti’nin (UBH) İçişleri Bakanlığı'na bağlı Sınır Muhafız Teşkilatı da dahil olmak üzere askeri birlikler ve güvenlik teşkilatları (silahlı oluşumlar), yasadışı göçmenler için el-Assa ve el-Cemil barınma merkezleri gibi birçok barınma merkezi kurduk” dedi. “Bu tedbirin, yasadışı göçle mücadeleye ilişkin 2010 tarihli 19 sayılı Kanun'da öngörülenleri ihlal ettiğini ve yasadışı göçle mücadele için bir daire kurulmasına ilişkin 2014 tarihli (386) sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nda öngörülenlerle çeliştiğini” söyleyrek “Yasanın, göçmenler için barınma merkezlerinin kurulması ve yönetilmesi, düzensiz göçmenlerin kontrol edilmesi ve sınır dışı edilene kadar bu merkezlere kurumun doğrudan denetimi altında yerleştirilmesinde doğal yargı yetkisinin münhasırlığını öngördüğünü” belirtti.

Hamza, başkanlığını yaptığı kurumun “askeri araçları bu silahlı oluşumlardan temizlemek için bu gayri resmi merkezlerde göçmenlerin çalıştırılması ve sömürülmesini” izlediklerine dikkat çekti.
Gözaltına alındıkları karargahın yanı sıra, “tutukluların serbest bırakılmaları ve pasaportlarının verilmesi karşılığında maddi şantaja maruz kaldıklarına” da dikkat çekti.

FOTO: Libya Başsavcısı, Libya Ulusal İnsan Hakları Kurumu Başkanı Ahmed Hamza ile önceki görüşmesinde (Libya Başsavcılığı)
 Libya Başsavcısı, Libya Ulusal İnsan Hakları Kurumu Başkanı Ahmed Hamza ile önceki görüşmesinde (Libya Başsavcılığı)

Hamza, bu istismarın “kanunla cezalandırılabilecek suçlar, ciddi insan hakları ihlalleri, uluslararası hukukta öngörülen insani koruma ilkesini oluşturduğuna ve bu tehlikeli uygulama ve ihlaller sonucunda Libya devletine hukuki sorumluluk yüklediğine" inandığını belirtti.

Vitorino daha önce Uluslararası Göç Örgütü'nün gayri resmi gözaltı merkezlerinin varlığı için “Hiçbir kurumun bundan haberi yok veya bu merkezlere erişimi yok” diye ifade etmişti. Bunu, Ulusal İnsan Hakları Kurumu ve diğer yerel ve uluslararası kuruluşlar da doğruladı.

Uluslararası Göç Örgütü’ne göre, 1 Ocak 2023 ile 25 Kasım 2023 tarihleri arasında Libya’dan deniz yoluyla göç ettikten sonra 947 kişinin cesedi bulundu ve 1256 kişi ise kayboldu.

Örgüt, “Kaçak göçmenlerin yasadışı merkezlerde felaket boyutta insani koşullara maruz kaldığını” belirtirken çoğunun “Tunus sınırlarından, Tunus yetkilileri tarafından Libya topraklarına sınır dışı edildiklerini ve Libya’ya gönderildikten sonra yakalandıklarını” vurguladı.

Örgüt, Savcı'ya "Bu göçmenlere yardım etmek için müdahale etmesi, İçişleri Bakanlığı'na bu merkezleri kapatması yönünde talimat vermesi ve uzun süredir orada bulunan göçmenlerin Yasadışı Göçle Mücadele Dairesi'ne nakledilmesi için çalışma yapması" ve “Batı Dağları ve Tunus tarafıyla olan sınır bölgelerinde göçmenler için barınma merkezlerinin bulunmaması nedeniyle, Sabrata ve Bir el-Ganam şehirlerindeki barınma merkezlerinin yeniden faaliyete geçmesi yönünde müdahale edilmesi” çağrısında bulundu.

Örgüt, Başsavcı'ya, “Göçmenlik dosyası konusunda askeri ve güvenlik kurumlarına, göçmenlere yönelik, göçmen bürosuyla bağlantısı olmayan tüm barınma merkezlerinin kapatılması yönünde talimat vermesi” çağrısında bulundu. Buradaki göçmenler Yasadışı Göçmenlik Bürosu'na bağlı merkezlere nakledildi.

Örgüt, bu hızlı önlemlerin “bu göçmenlerin kötüye kullanılmasını ve herhangi bir şekilde zorunlu çalıştırılmasını, kişisel amaçlarla sömürü, insanların ticareti ya da bu merkezlerde kendilerine karşı işlenecek diğer ihlallere maruz bırakılmalarını önleyebileceği” değerlendirmesi yaptı.

Uluslararası Göç Örgütü ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre, Nisan 2023 itibarıyla 705 bin 746 göçmen, Ekim 2023 itibarıyla ise 50 bin 986 kayıtlı sığınmacı ve mülteci bulunuyordu.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.