Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hizbullah, 1701’in uygulanmasına yönelik ‘tam anlaşmaya’ itiraz etmedi’

Lübnan Dışişleri Bakanı, Lübnan’ın Hizbullah’ı ‘bir iç savaşı önlemek için’ savaşçılarını geri çekmeye zorlamayı reddettiğini vurguladı.

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hizbullah, 1701’in uygulanmasına yönelik ‘tam anlaşmaya’ itiraz etmedi’

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, işgal edilen tüm Lübnan topraklarından çekilme konusunda İsrail ile tam bir anlaşmaya varılması halinde Lübnan’ın 1701 sayılı kararı uygulamak istediğini açıkladı. Bu, Hizbullah da dahil Lübnan’da kimsenin itiraz etmediği bir karar. Buhabib, Lübnan’ın askerlerin orduya alınması için uluslararası yardım sağlanması halinde yedi bin ek ordu askerini konuşlandırmaya hazır olduğunu vurgularken, “Lübnan, başkanın yokluğunda gerçekleştirilemeyecek olan, kara sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelere zemin hazırlıyor” dedi.

Buhabib, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, güneydeki savaş krizini çözmeye yönelik dış önerilerin çoğunun, ‘İsrailliler kuzeydeki köylerine dönünceye kadar Hizbullah militanlarının 10 kilometrelik bir mesafe boyunca kuzeye doğru çekilmesi şeklinde özetlendiğini’ söyledi. Bakan ayrıca, Lübnan’ın tutumunun ise ‘işgal altındaki toprakların tamamının geri alınması, İsrail ile Lübnan arasındaki sınırların 1949 Ateşkes Anlaşması’nda belirlenen sınırlara göre belirlenmesi, Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’nin geri alınması ve kara, deniz ve hava ihlallerinin durdurulması’ şeklinde olduğunu dile getirdi. İki taraf arasındaki sınır anlaşmazlığının, 1967’de İsrail tarafından işgal edilen Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’ne ek olarak B1 noktası ve Gacar kasabasının kuzeyinde İsrail tarafından işgal edilen topraklar dahil olmak üzere 13 sınır noktasıyla temsil edildiği biliniyor. Bu bağlamda Buhabib, “Bu konuyu sonlandırdığımızda sabit sınırlarımız olacak” dedi.

Fotoğraf Altı: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
 Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Lübnan’a gelen uluslararası heyetler, Hizbullah savaşçılarının 10 kilometre geri çekilmemesi halinde İsrail’in Lübnan’a saldıracağı yönündeki görüşlerini aktardı. İsrail’in bu tepkisine yanıt olarak ise Buhabib, “Lübnan’ın cevabı açıktı: Biz savaş istemiyoruz, istikrar ve sükûnet arıyoruz. Dolayısıyla sınır anlaşmasını sağlamlaştırmak istiyoruz” dedi. Uluslararası tepkiler ise “Bu konuları daha sonra hayata geçireceğiz” şeklinde oldu. Ancak Lübnan’ın tutumu, Lübnanlıların taleplerinin şimdi uygulanması ve bunların belirli bir zamanda gerçekleşmesini sağlayacak bir tür zaman çizelgesinin olması konusunda ısrar ediyor.

Uluslararası öneriler

Buhabib, çözüm vizyonuna ilişkin ABD önerilerinin Beyrut’a ulaştığını yalanladığı açıklamasında “Halen üzerinde çalıştıkları için Amerikalıların henüz sunabileceği hiçbir şey yok” dedi. İngilizlerin, kameralar takılı gözetleme kuleleri yükseltme önerisiyle ilgili olarak ise “Bu öneri, kameraların hangi yöne, güneye, kuzeye veya başka bir yöne yönlendirileceğini açıklığa kavuşturmuyor” ifadelerini kullandı. Buhabib ayrıca, “Lübnan topraklarına yönlendirilen kameralar konusunun henüz gündeme gelmediğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Fransa’nın ordunun Litani’nin güneyinde konuşlandırılmasını güçlendirme önerisi hakkında ise Buhabib, “1701 sayılı karar, Lübnan’ın sınıra Lübnan ordusundan 15 bin askeri konuşlandırması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Ancak orduya verilen muazzam iç görevler nedeniyle bu sayıyı yakalayamıyoruz. Mevcut durumda, halihazırda sınır bölgesinde konuşlanmış olan 4 binden fazla askeri bugün konuşlandıramıyoruz. Ama aynı zamanda yardım olursa 7-8 bin yeni askeri de orduya katmaya da hazırız. Çünkü bu yardım olmadan Lübnan onlara boyun eğdirecek yeterli parayı sağlayamaz.”

Bakan, henüz müzakere aşamasına geçilmediğini söylerken, kendisinin, Başbakan Necib Mikati’nin ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin Hizbullah ile resmi olarak temas halinde olduklarını da inkâr etmedi. Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib şu değerlendirmede bulundu:

“Biz, yani şu anda dış dünyayla iletişim kurmakla ilgilenen üç taraf da kendi konumumuz üzerinde hemfikiriz. Lübnan’daki çeşitli aktif siyasi güçlere danışıyorum. Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri de dahil olmak üzere 1701 sayılı kararın bütünüyle uygulanması konusunda tam bir anlaşma var.”

Fotoğraf Altı: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Hizbullah’ın tam anlaşmaya uygun olarak geri çekilmesi

Buhabib, İsrail’in Hizbullah savaşçılarının geri çekilmesi yönündeki talebini ilk kez ekim ayı sonlarında Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’den dinledi. Ayrıca bunu Mikati’ye iletirken, Mikati ise ‘taleplerinin, 1701 sayılı kararın tam olarak uygulanması’ yönünde olduğunu vurguladı.

Tel Aviv’in Hizbullah savaşçılarının geri çekilmesi konusundaki ısrarı ve İsrail’in Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’nden çekilmeyi reddetmesi gölgesinde Buhabib şunları söyledi:

“Hizbullah’ın askeri varlığının gerekçesi, İsrail’in Şeba Çiftlikleri ve Kfar Şuba Tepeleri’ni 2000 yılından bu yana devam eden işgalidir. Mantık, eğer uluslararası toplum Hizbullah’ın sınır bölgesinden çekilmesini istiyorsa, İsrail’in işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi gerektiğini söylüyor. Bu yüzden tam bir anlaşma istiyoruz.”

Lübnan Dışişleri Bakanı, Hizbullah’ın daha sonra sınırlardan çekilmeyi öngören ‘tam bir anlaşmayı’ kabul edip etmediğine ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Tahminimce tam bir anlaşma olursa Hizbullah geri çekilecektir. Çünkü sınır bölgesinde yayılmasının gerekçeleri ortadan kalkacaktır. Benim izlenimim onun razı olacağı yönünde. Bu, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın ‘savaşın artık işgal altındaki Lübnan topraklarının tamamen kurtarılması için bir fırsat olduğunu’ belirttiği konuşmasında kanıtlanmıştır. Bir Lübnan devleti olarak kamuoyundaki konumumuz, 1701 sayılı kararı tam olarak uygulamak istediğimizdir. Bu, işgal edilmiş Lübnan topraklarının olmadığı ve 1701 sayılı kararda belirtildiği üzere güneyde partinin veya diğerlerinin askeri varlığının bulunmadığı anlamına geliyor. Bu, Hizbullah’ın görüşüdür, benim değil. Ancak ülke olarak bu talebi dile getirdiğimizi ve herhangi bir partiden bu talebe yönelik bir iç muhalefetin olmadığını doğrulayabilirim.”

Cumhurbaşkanının yokluğunda müzakereler

Abdullah Buhabib, Hizbullah’ın müzakerelerden bahsetmediğini, çünkü bunun devletin yetkisi dahilinde olduğunu bildiğini söyledi. Ancak Lübnan devletinin yürütmesi gereken müzakerelerin cumhurbaşkanı seçimleriyle bağlantılı olduğunu ifade eden Buhabib sözlerine şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı dışında kimse imzalayamaz. Dolayısıyla cumhurbaşkanının seçildiği gün gerçekleşecek görüşmeler ve imzalar için zemin hazırlanıyor. Cumhurbaşkanın yokluğunda nihai bir anlaşmaya varılamaz. Bugün Beyrut, Nebatiye ve İklim el-Harrub’daki saldırıların coğrafi kapsamını genişleten taraf İsrail olurken, Hizbullah Gazze’deki esir takası gününde ateşkese sadık kaldı. Gazze’deki saldırılar durursa bu, Lübnan’ı da kapsayacak. Yemen’e, Irak’a ve Suriye’ye de yayılacağına inanıyorum.”

İsrail’in Lübnan’a geniş çaplı saldırı başlatması halinde savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korktuğunu ifade eden Buhabib, “Büyük bir savaşı önlemek için sınırları istikrara kavuşturarak güvenlik sükuneti ve istikrar arıyoruz” dedi.

İç çatışma

Hizbullah’ın sınırlardan çekilmesi konusunda hükümetin karşılaştığı dış baskılara ilişkin olarak Buhabib, “Hizbullah’ın anlaşma olmadan sınırları boşaltmaya zorlanması durumunda iç savaşa yol açacak bir iç adım atmayacağız” dedi. Lübnan Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti:

“Bin kere bölgesel savaş, asla iç savaş etmez. İkinci olarak, bugün bizi eleştirenlerin çoğu, ‘Halk direniş ordusu’ sloganını yükselten hükümetlerde yer almış, bir kısmı da bu sloganla ilgili çekincelerine rağmen hükümette temsil edilmeye devam etmiştir. Biz ise bu sloganı yükseltmedik. Hristiyan olsun olmasın tüm Lübnan güçleri, Hizbullah’ın güneydeki askeri varlığını oldu bitti olarak kabul etti. Ancak bazıları kabul etti ve diğerleri açıkça onay vermedi.”

Bu nedenle hükümete yönelik eleştirileri ‘iç siyasi tartışmalar’ bağlamına oturtan Buhabib, hükümetin Hizbullah ile uluslararası toplum arasında arabuluculuk yaptığı yönündeki iç suçlamalarını ise yalanladı. Abdullah Buhabib, “Arabuluculuk yok, çünkü görüşmeler Hizbullah tarafından değil Lübnan devleti tarafından yürütülüyor” dedi.

Suriyeli mülteciler meselesi

Savaş meselesi, Suriyeli mülteciler meselesine baskın gelirken Buhabib konuya dair şunları söyledi:

“Şu an Batı ülkeleri Lübnan’daki Suriyeli varlığının Lübnanlı varlığına yönelik bir tehdit oluşturduğuna ikna etmek arasında sıkışıp kalmış durumdayım. Lübnan topraklarında yaşayan dört milyon Lübnanlı, iki milyon Suriyeliyle kıyaslanamaz. Lübnan bunlara dayanamaz.”

Lübnan Dışişleri Bakanı ayrıca, uluslararası toplumun konuyu ele alırken Gazze’de yaşananlara bakmadan biraz konuştuğuna dikkat çekti. BAyrıca, “Genellikle uluslararası toplumun öncelikleri vardır” dedi.

Abdullah Buhabib, aralık ayı ortasında Lübnan’ın, geri dönüş planının beş veya 10 köyde uygulanmasını, Suriyelilerin Lübnan ve Ürdün’den bu köylere geri gönderilmesini ve burada ödenen tutarın Suriye’de kendilerine verilmesini esas alan bir model geri dönüş programı önerdiğini söyledi. “Dolayısıyla teklif başarılı olursa genişletilebilir. Henüz buna yanıt gelmedi” şeklinde konuştu.

Batı ülkelerinin erken toparlanma planını uygulamaya başlama konusundaki isteksizliği ve Ukrayna dosyası ve Gazze savaşıyla ilgili mali meselelerin sürdüğü bir dönemde Buhabib şu açıklamada bulundu:

“Lübnan’da Arap Komitesi’nin yeniden canlandırılmasını önerdik. Çünkü erken toparlanmanın ağırlığının, Araplar olması tercih edilir. Suudi Arabistan Krallığının birincil rol oynayabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle özellikle Krallık ile Suriye arasında karşılıklı diplomatik temsil sağlandıktan sonra, Krallığın komiteye başkanlık etmesini ve inisiyatif almasını önerdik.”

Lübnan Dışişleri Bakanı ayrıca Şam’ın mültecilerin dönüşünden memnuniyet duyduğunu ve bunun için kolaylıklar sağladığını da dile getirdi.



İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği iki hava saldırısında 5 kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zoter köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zoter köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği iki hava saldırısında 5 kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zoter köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zoter köyünü hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan’ın güneyinde İsrail hava saldırıları bugün de devam etti. Şafak vakti düzenlenen saldırılarda en az 5 kişi hayatını kaybederken, birçok yerleşim yeri ağır hasar aldı.

Lübnan resmi ajansı NNA'nın haberine göre, İsrail ordusunun düzenlediği saldırılarda can kayıpları artıyor. Bugün yaşanan gelişmeler şu şekilde kaydedildi:

İklim el-Tuffah Bölgesi: Şafak vakti Luveyze kasabasında bir evin hedef alınması sonucu 3 kişi hayatını kaybetti.

Kefr Deccal - Nebatiye Yolu: İsrail'e ait bir insansız hava aracının (İHA) seyir halindeki bir aracı vurması neticesinde 2 kişi yaşamını yitirdi.

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre perşembe gününü cuma’ya bağlayan gece yarısı Şukin kasabasına düzenlenen hava saldırısında 2 vatandaş hayatını kaybetti, aralarında Şukin Belediye Başkanı Hüseyin Ali Ahmed'in de bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı. Saldırı sonucu çok sayıda konut yıkılırken, mahallede "devasa" çapta hasar meydana geldi.

İsrail savaş uçaklarının gece saatlerinde Doğu ve Batı Zevter beldeleri ile Zevter-Deyr Siryan arasındaki nehir yatağına şiddetli hava saldırıları düzenledi. Ayrıca sabaha karşı Haruf kasabasındaki el-Kala mahallesinin de hedef alındığı bildirildi.

Trump’ın Ateşkesine Rağmen Tansiyon Düşmüyor

Bölgedeki bu karşılıklı saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yaptığı görüşmelerin ardından nisan ortasında ilan edilen ve 23 Nisan'da uzatılan ateşkese rağmen durdurulamıyor. Ateşkes kararına rağmen İsrail ordusu ve Hizbullah arasındaki çatışmalar sahada etkisini hala sürdürüyor.


Batı Şeria’daki İsrail ordu komutanından Filistin ayaklanması konusunda uyarı

Batı Şeria’daki yerleşimciler tarafından asılan pankartta “Filistin’de gelecek yok” yazıyor. (Facebook)
Batı Şeria’daki yerleşimciler tarafından asılan pankartta “Filistin’de gelecek yok” yazıyor. (Facebook)
TT

Batı Şeria’daki İsrail ordu komutanından Filistin ayaklanması konusunda uyarı

Batı Şeria’daki yerleşimciler tarafından asılan pankartta “Filistin’de gelecek yok” yazıyor. (Facebook)
Batı Şeria’daki yerleşimciler tarafından asılan pankartta “Filistin’de gelecek yok” yazıyor. (Facebook)

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın eski Direktörü Tamir Pardo’nun, Batı Şeria’daki Yahudi terörü faaliyetlerinin kendisini Yahudi kimliğinden utandırdığını söylemesinden bir hafta sonra, bölgedeki işgal güçlerinden sorumlu askeri komutan Tümgeneral Avi Bluth benzer açıklamalarda bulundu. Bluth, Filistinlilerin şimdiye kadar neden ayaklanarak yeni bir intifada başlatmadığına şaşırdığını ifade etti. Durumu Başbakan Binyamin Netanyahu’ya ilettiğini belirten Bluth, mevcut politikaların sürdürülmesi halinde bunun kaçınılmaz olarak bir intifadayla sonuçlanacağı uyarısında bulundu.

Görsel kaldırıldı.Nablus yakınlarındaki Havara köyünde yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayan bölgeyi inceleyen İsrail askerleri (Arşiv – EPA)

Bluth’un söz konusu açıklamaları, kapalı bir askeri liderlik forumunda yapıldı. Açıklamalar, Haaretz muhabirleri Yehoshua Breiner ve Yaniv Kubovich tarafından yayımlandı. Bluth, Batı Şeria’da son dönemde artan yerleşimci şiddetini sert şekilde kınayarak bunu ‘Yahudi terörü’ olarak nitelendirdi ve “Filistinlilerin hâlâ kayıtsız kalması neredeyse mucize. Ancak bu durum sonsuza kadar sürmeyecek” dedi.

Bluth, komuta ettiği birliklerin rolünü ve yerleşimcilerden daha sert olan uygulamalarını göz ardı ederken, yerleşimciler arasında ayrım yapmaya çalıştı. ‘Yasal’ yerleşimlerde yaşayanlar ile orduyla koordinasyon içinde kurulan ‘meşru’ çiftlik yerleşimlerini övdü. Buna karşın, yüzlerce sorun çıkaran yerleşimcinin bölgede gerilimi artırdığını kabul etti. Bu grupların, İran’la yaşanan savaş ortamını şiddeti artırmak için fırsat olarak gördüğünü belirten Bluth, “Bazıları bunun Ye’cuc ve Me’cuc savaşı için doğru zaman olduğunu ve Batı Şeria’daki A bölgelerini işgal etme vaktinin geldiğini düşündü” ifadesini kullandı. Bu kişilerle görüştüğünü ancak ‘nazik bir grup olmadıklarını’ söyleyen Bluth, onların kendisine “Biz Davud’un kahramanlarıyız, caydırıcılık tamamen bize ait” dediklerini aktardı ve bunun bir yanılsama olduğunu vurguladı. “Bu insanlarla tanışmanız gerekir; üst düzey kişiler değiller ve İsrail devleti ile Siyonist projeye büyük zarar veriyorlar” diyen Bluth, Batı Şeria’daki bazı yerleşimlerde ise “Şiddete karşıyız ama artık caydırıcılık zamanı geldi; ancak bunun devleti hangi tehlikeli yola sürükleyeceğini görmüyoruz” şeklinde görüşler dile getirildiğini aktardı.

Bluth, kısa süre önce Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümeti, yerleşimci saldırıları ve hükümet politikalarına karşılık olarak Batı Şeria’da Filistinliler tarafından şiddet olaylarının patlak verebileceği konusunda uyardığını söyledi. Buna, İsrail’in Filistin Yönetimi adına topladığı vergi gelirlerini aktarmamasının da dahil olduğunu belirten Bluth, “Başbakana, mevcut durumun genel olarak iyi olduğunu ve terörün düşük seviyede bulunduğunu, ancak karşılıklı bir gerilim olduğunu ve bunun nereye evrileceğinin bilinmediğini söyledim. Ancak işler kötüleştiğinde, bu çok hızlı olur” ifadelerini kullandı.

Görsel kaldırıldı.Nablus yakınlarındaki Havara köyünde yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayan bölgeyi inceleyen İsrail askerleri (Arşiv – EPA)

Kabineye Filistinlilere yönelik bazı yardım adımlarının atılmasını önerdiğini belirten Bluth sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaman zaman durumu sakinleştirecek ve gerilimi azaltacak araçlara sahip olmamız gerektiğini söyledim. Sadece caydırıcılık değil, hem teşvik hem de caydırıcılığı birlikte kullanarak tansiyonu düşürecek yöntemlere de ihtiyaç var. Yani sadece ‘sopa’ değil, ‘havuç ve sopa’ yaklaşımı benimsenmeli. Gerilimi artırabilecek unsurlar da var; örneğin Filistinlilere yaklaşık bir yıldır aktarılmayan mali kaynaklar ve Filistin güvenlik güçlerinin neredeyse bir yıldır maaşlarının yalnızca yüzde 40’ını alabilmesi.”

Bluth, ordunun ‘milliyetçi suçları’ mümkün olduğunca sınırlamak için çaba gösterdiğini savunurken, İsrail ordusunun İsrailliler hakkında değil yalnızca Filistinliler hakkında istihbarat topladığını dile getirdi. Mevcut durumun belirli bir aşamada daha da kötüleşebileceği uyarısında bulunan Bluth, “Bir noktada bu tablo ağırlaşabilir ve o zaman büyük bir olaya dönüşür. Herkes, 2,5 milyon Filistinlinin 5 numaralı otoyola sadece bir metre mesafede bulunmasının ne kadar kritik bir durum olduğunu biliyor” dedi. İsrail ordusunun, olası bir intifada durumunda tekil bir saldırı yerine bir dizi eylemle karşı karşıya kalınacağını öngördüğünü belirten Bluth, yerleşimlerin bu senaryoya göre güçlendirildiğini ifade etti. Bluth, bu kapsamda 7 Ekim saldırıları benzeri bir sızma olayından ziyade zincirleme operasyonlara hazırlık yapıldığını kaydetti.

Görsel kaldırıldı.Batı Şeria’nın Cit kasabasında yerleşimciler tarafından öldürülen bir gencin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Arşiv – Reuters)

Bluth, yerleşimcilerin Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği ‘intikam eylemleri’ ile Filistinliler tarafından gerçekleştirilen saldırıların artışı arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu söyledi. “Bugün ‘bedel ödetme’ saldırılarından zarar gören ve hemen ardından eylem gerçekleştirmeye giden Filistinlileri biliyoruz” diyen Bluth, “Bu kişiler Arapları insan olarak görmüyor ve insanların yakılabileceğine, evlerin içindekilerle birlikte ateşe verilebileceğine inanıyorlar. Ne yazık ki bunu gece gündüz yapıyorlar. ‘Oslo’nun utancını silme’ kararı aldılar. Bu, Yahudi halkı için bir utançtır ve ben bundan büyük bir utanç duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Bluth, bazı yerleşimcilerin Batı Şeria’daki Bat Ayin yerleşiminde askeri gözetleme ekipmanlarını ateşe verdiğini, bunun amacının ise yakınlardaki Surif köyünde Filistinlilere ait evleri yakmaya giderken tespit edilmemek olduğunu söyledi. “Güvenlik araçlarını, kendilerini engellememesi için yaktılar. Peki, kimden intikam aldılar?” diye soran Bluth, yaşananlara tepki gösterdi.

İsrail’de yargı ve polisin yerleşimci şiddeti karşısındaki yetersizliğini de eleştiren Bluth, Yehuda Sherman’ın öldürülmesinin ardından üç gece üst üste üç köyün ateşe verildiğini belirtti. Bluth sözlerine şöyle devam etti: “Evleri ve araçları yakan yaklaşık 100 kişiden yalnızca beş maskeli kişiyi tutuklayıp yargıya sevk ettik. Aldıkları ceza neydi? Üç gün ev hapsi. Bu inanılır gibi değil. 72 saat sonra serbest kaldılar ve sınır polisi askerlerine saldırdılar. Bunun üzerine bir hâkim, onları bir ay süreyle köyden uzaklaştırma cezası verdi. Bu caydırıcı mı? Bu komik. Çünkü gidip başka bir köye yöneldiler.”

(foto altı) Batı Şeria’daki Cit kasabasında yerleşimciler tarafından ateşe verilen arabalar (Arşiv – Reuters)

Bluth, Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Batı Şeria’da Yahudilere karşı idari tutuklama emirlerinin kullanılmasını durdurma kararını da eleştirdi. Bluth, “Bunlar vahşi kişiler; yerleri hapishane. Kimseyi suçlamıyorum, ancak bir şeyi adıyla anmak gerekir; insanlar evleriyle birlikte yakıldığında buna örgütlü bir yapı olmasa bile İsrail terörü denir” ifadelerini kullandı.

Bluth, Batı Şeria’daki şiddet olaylarında meydan gelen artışın yalnızca bu bölgeyle sınırlı olmadığını, Gazze savaşının ardından İsrail toplumunun genelinde şiddetin arttığını savundu. Bluth, “İsrail kamu hayatında sertleşen söylemleri görüyoruz. Bunu söylemek üzücü, ancak İsrail de değişti ve bana göre toplum daha şiddet eğilimli hale geldi” dedi.

Öte yandan, İsrail’deki barış hareketlerinin bir hafta önce bir grup eski üst düzey asker ve yetkiliyi Batı Şeria’ya götürerek yerleşimcilerin uygulamalarını yerinde gösterdiği, bu ziyaretin ardından katılımcıların olumsuz izlenimlerle döndüğü belirtildi. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Tamir Pardo, grup adına yaptığı açıklamada, bazı Yahudi yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırıların geçmişte Avrupa’da Yahudilere yönelik saldırıları hatırlattığını belirterek, bu durumdan utanç duyduklarını ifade etti.


ABD, Netanyahu ile görüşmesi için Avn'a yaptığı baskıyı artırıyor

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de İsrail saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazı arasında ceset arama çalışmalarını dün sandalyesinde izleyen bir adam (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de İsrail saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazı arasında ceset arama çalışmalarını dün sandalyesinde izleyen bir adam (AFP)
TT

ABD, Netanyahu ile görüşmesi için Avn'a yaptığı baskıyı artırıyor

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de İsrail saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazı arasında ceset arama çalışmalarını dün sandalyesinde izleyen bir adam (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de İsrail saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazı arasında ceset arama çalışmalarını dün sandalyesinde izleyen bir adam (AFP)

ABD, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn üzerindeki baskısını artırarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmesini istiyor. Lübnan kanadı ise "ateş altında müzakereyi" reddediyor.

Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği tarafından yayımlanan bildiride, iki liderin Başkan Donald Trump himayesinde doğrudan bir görüşme gerçekleştirmesinin "Lübnan için bir fırsat olabileceği" ifade edildi. Ancak Cumhurbaşkanı Avn, Netanyahu ile görüşme talebine şu an için olumsuz yanıt veriyor.

Cumhurbaşkanı Avn, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michael Issa ile yaptığı görüşmede, Washington'un bu talebini ele aldı. Avn, Lübnan ve İsrail temsilcilerinin Washington’daki görüşmelere devam edebilmesi için öncelikle, “ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail’in sivillere yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini” belirtti.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, "ateş altında müzakere etmenin hiçbir faydası olmadığını" belirtti. Berri, Washington’u İsrail’i durdurmamakla suçlayarak, "Sözde ateşkes, İsrail’in saldırganlığını artırmasına ve Washington’un düşmanlıkları durdurma konusunda hiçbir zorlayıcı müdahalede bulunmaması nedeniyle eşi benzeri görülmemiş katliamlar yapmasına zemin hazırladı" ifadelerini kullandı.

Beyrut’taki bilgilere dayanan kaynaklar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin "Şii İttifakı"na (Emel ve Hizbullah) ABD ile yürütülen müzakerelerin ilerlediğini ve birkaç gün içinde bir ilerleme beklediğini ilettiğini bildirdi.

Arakçi ayrıca, İran’ın Lübnan dosyasını, doğrudan kendisini ilgilendiren stratejik meselelerle aynı ciddiyet ve hassasiyetle ele aldığını vurguladı.