Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hizbullah, 1701’in uygulanmasına yönelik ‘tam anlaşmaya’ itiraz etmedi’

Lübnan Dışişleri Bakanı, Lübnan’ın Hizbullah’ı ‘bir iç savaşı önlemek için’ savaşçılarını geri çekmeye zorlamayı reddettiğini vurguladı.

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hizbullah, 1701’in uygulanmasına yönelik ‘tam anlaşmaya’ itiraz etmedi’

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, işgal edilen tüm Lübnan topraklarından çekilme konusunda İsrail ile tam bir anlaşmaya varılması halinde Lübnan’ın 1701 sayılı kararı uygulamak istediğini açıkladı. Bu, Hizbullah da dahil Lübnan’da kimsenin itiraz etmediği bir karar. Buhabib, Lübnan’ın askerlerin orduya alınması için uluslararası yardım sağlanması halinde yedi bin ek ordu askerini konuşlandırmaya hazır olduğunu vurgularken, “Lübnan, başkanın yokluğunda gerçekleştirilemeyecek olan, kara sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelere zemin hazırlıyor” dedi.

Buhabib, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, güneydeki savaş krizini çözmeye yönelik dış önerilerin çoğunun, ‘İsrailliler kuzeydeki köylerine dönünceye kadar Hizbullah militanlarının 10 kilometrelik bir mesafe boyunca kuzeye doğru çekilmesi şeklinde özetlendiğini’ söyledi. Bakan ayrıca, Lübnan’ın tutumunun ise ‘işgal altındaki toprakların tamamının geri alınması, İsrail ile Lübnan arasındaki sınırların 1949 Ateşkes Anlaşması’nda belirlenen sınırlara göre belirlenmesi, Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’nin geri alınması ve kara, deniz ve hava ihlallerinin durdurulması’ şeklinde olduğunu dile getirdi. İki taraf arasındaki sınır anlaşmazlığının, 1967’de İsrail tarafından işgal edilen Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’ne ek olarak B1 noktası ve Gacar kasabasının kuzeyinde İsrail tarafından işgal edilen topraklar dahil olmak üzere 13 sınır noktasıyla temsil edildiği biliniyor. Bu bağlamda Buhabib, “Bu konuyu sonlandırdığımızda sabit sınırlarımız olacak” dedi.

Fotoğraf Altı: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
 Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Lübnan’a gelen uluslararası heyetler, Hizbullah savaşçılarının 10 kilometre geri çekilmemesi halinde İsrail’in Lübnan’a saldıracağı yönündeki görüşlerini aktardı. İsrail’in bu tepkisine yanıt olarak ise Buhabib, “Lübnan’ın cevabı açıktı: Biz savaş istemiyoruz, istikrar ve sükûnet arıyoruz. Dolayısıyla sınır anlaşmasını sağlamlaştırmak istiyoruz” dedi. Uluslararası tepkiler ise “Bu konuları daha sonra hayata geçireceğiz” şeklinde oldu. Ancak Lübnan’ın tutumu, Lübnanlıların taleplerinin şimdi uygulanması ve bunların belirli bir zamanda gerçekleşmesini sağlayacak bir tür zaman çizelgesinin olması konusunda ısrar ediyor.

Uluslararası öneriler

Buhabib, çözüm vizyonuna ilişkin ABD önerilerinin Beyrut’a ulaştığını yalanladığı açıklamasında “Halen üzerinde çalıştıkları için Amerikalıların henüz sunabileceği hiçbir şey yok” dedi. İngilizlerin, kameralar takılı gözetleme kuleleri yükseltme önerisiyle ilgili olarak ise “Bu öneri, kameraların hangi yöne, güneye, kuzeye veya başka bir yöne yönlendirileceğini açıklığa kavuşturmuyor” ifadelerini kullandı. Buhabib ayrıca, “Lübnan topraklarına yönlendirilen kameralar konusunun henüz gündeme gelmediğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Fransa’nın ordunun Litani’nin güneyinde konuşlandırılmasını güçlendirme önerisi hakkında ise Buhabib, “1701 sayılı karar, Lübnan’ın sınıra Lübnan ordusundan 15 bin askeri konuşlandırması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Ancak orduya verilen muazzam iç görevler nedeniyle bu sayıyı yakalayamıyoruz. Mevcut durumda, halihazırda sınır bölgesinde konuşlanmış olan 4 binden fazla askeri bugün konuşlandıramıyoruz. Ama aynı zamanda yardım olursa 7-8 bin yeni askeri de orduya katmaya da hazırız. Çünkü bu yardım olmadan Lübnan onlara boyun eğdirecek yeterli parayı sağlayamaz.”

Bakan, henüz müzakere aşamasına geçilmediğini söylerken, kendisinin, Başbakan Necib Mikati’nin ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin Hizbullah ile resmi olarak temas halinde olduklarını da inkâr etmedi. Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib şu değerlendirmede bulundu:

“Biz, yani şu anda dış dünyayla iletişim kurmakla ilgilenen üç taraf da kendi konumumuz üzerinde hemfikiriz. Lübnan’daki çeşitli aktif siyasi güçlere danışıyorum. Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri de dahil olmak üzere 1701 sayılı kararın bütünüyle uygulanması konusunda tam bir anlaşma var.”

Fotoğraf Altı: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib. (Şarku’l Avsat)

Hizbullah’ın tam anlaşmaya uygun olarak geri çekilmesi

Buhabib, İsrail’in Hizbullah savaşçılarının geri çekilmesi yönündeki talebini ilk kez ekim ayı sonlarında Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’den dinledi. Ayrıca bunu Mikati’ye iletirken, Mikati ise ‘taleplerinin, 1701 sayılı kararın tam olarak uygulanması’ yönünde olduğunu vurguladı.

Tel Aviv’in Hizbullah savaşçılarının geri çekilmesi konusundaki ısrarı ve İsrail’in Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’nden çekilmeyi reddetmesi gölgesinde Buhabib şunları söyledi:

“Hizbullah’ın askeri varlığının gerekçesi, İsrail’in Şeba Çiftlikleri ve Kfar Şuba Tepeleri’ni 2000 yılından bu yana devam eden işgalidir. Mantık, eğer uluslararası toplum Hizbullah’ın sınır bölgesinden çekilmesini istiyorsa, İsrail’in işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi gerektiğini söylüyor. Bu yüzden tam bir anlaşma istiyoruz.”

Lübnan Dışişleri Bakanı, Hizbullah’ın daha sonra sınırlardan çekilmeyi öngören ‘tam bir anlaşmayı’ kabul edip etmediğine ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Tahminimce tam bir anlaşma olursa Hizbullah geri çekilecektir. Çünkü sınır bölgesinde yayılmasının gerekçeleri ortadan kalkacaktır. Benim izlenimim onun razı olacağı yönünde. Bu, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın ‘savaşın artık işgal altındaki Lübnan topraklarının tamamen kurtarılması için bir fırsat olduğunu’ belirttiği konuşmasında kanıtlanmıştır. Bir Lübnan devleti olarak kamuoyundaki konumumuz, 1701 sayılı kararı tam olarak uygulamak istediğimizdir. Bu, işgal edilmiş Lübnan topraklarının olmadığı ve 1701 sayılı kararda belirtildiği üzere güneyde partinin veya diğerlerinin askeri varlığının bulunmadığı anlamına geliyor. Bu, Hizbullah’ın görüşüdür, benim değil. Ancak ülke olarak bu talebi dile getirdiğimizi ve herhangi bir partiden bu talebe yönelik bir iç muhalefetin olmadığını doğrulayabilirim.”

Cumhurbaşkanının yokluğunda müzakereler

Abdullah Buhabib, Hizbullah’ın müzakerelerden bahsetmediğini, çünkü bunun devletin yetkisi dahilinde olduğunu bildiğini söyledi. Ancak Lübnan devletinin yürütmesi gereken müzakerelerin cumhurbaşkanı seçimleriyle bağlantılı olduğunu ifade eden Buhabib sözlerine şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı dışında kimse imzalayamaz. Dolayısıyla cumhurbaşkanının seçildiği gün gerçekleşecek görüşmeler ve imzalar için zemin hazırlanıyor. Cumhurbaşkanın yokluğunda nihai bir anlaşmaya varılamaz. Bugün Beyrut, Nebatiye ve İklim el-Harrub’daki saldırıların coğrafi kapsamını genişleten taraf İsrail olurken, Hizbullah Gazze’deki esir takası gününde ateşkese sadık kaldı. Gazze’deki saldırılar durursa bu, Lübnan’ı da kapsayacak. Yemen’e, Irak’a ve Suriye’ye de yayılacağına inanıyorum.”

İsrail’in Lübnan’a geniş çaplı saldırı başlatması halinde savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korktuğunu ifade eden Buhabib, “Büyük bir savaşı önlemek için sınırları istikrara kavuşturarak güvenlik sükuneti ve istikrar arıyoruz” dedi.

İç çatışma

Hizbullah’ın sınırlardan çekilmesi konusunda hükümetin karşılaştığı dış baskılara ilişkin olarak Buhabib, “Hizbullah’ın anlaşma olmadan sınırları boşaltmaya zorlanması durumunda iç savaşa yol açacak bir iç adım atmayacağız” dedi. Lübnan Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti:

“Bin kere bölgesel savaş, asla iç savaş etmez. İkinci olarak, bugün bizi eleştirenlerin çoğu, ‘Halk direniş ordusu’ sloganını yükselten hükümetlerde yer almış, bir kısmı da bu sloganla ilgili çekincelerine rağmen hükümette temsil edilmeye devam etmiştir. Biz ise bu sloganı yükseltmedik. Hristiyan olsun olmasın tüm Lübnan güçleri, Hizbullah’ın güneydeki askeri varlığını oldu bitti olarak kabul etti. Ancak bazıları kabul etti ve diğerleri açıkça onay vermedi.”

Bu nedenle hükümete yönelik eleştirileri ‘iç siyasi tartışmalar’ bağlamına oturtan Buhabib, hükümetin Hizbullah ile uluslararası toplum arasında arabuluculuk yaptığı yönündeki iç suçlamalarını ise yalanladı. Abdullah Buhabib, “Arabuluculuk yok, çünkü görüşmeler Hizbullah tarafından değil Lübnan devleti tarafından yürütülüyor” dedi.

Suriyeli mülteciler meselesi

Savaş meselesi, Suriyeli mülteciler meselesine baskın gelirken Buhabib konuya dair şunları söyledi:

“Şu an Batı ülkeleri Lübnan’daki Suriyeli varlığının Lübnanlı varlığına yönelik bir tehdit oluşturduğuna ikna etmek arasında sıkışıp kalmış durumdayım. Lübnan topraklarında yaşayan dört milyon Lübnanlı, iki milyon Suriyeliyle kıyaslanamaz. Lübnan bunlara dayanamaz.”

Lübnan Dışişleri Bakanı ayrıca, uluslararası toplumun konuyu ele alırken Gazze’de yaşananlara bakmadan biraz konuştuğuna dikkat çekti. BAyrıca, “Genellikle uluslararası toplumun öncelikleri vardır” dedi.

Abdullah Buhabib, aralık ayı ortasında Lübnan’ın, geri dönüş planının beş veya 10 köyde uygulanmasını, Suriyelilerin Lübnan ve Ürdün’den bu köylere geri gönderilmesini ve burada ödenen tutarın Suriye’de kendilerine verilmesini esas alan bir model geri dönüş programı önerdiğini söyledi. “Dolayısıyla teklif başarılı olursa genişletilebilir. Henüz buna yanıt gelmedi” şeklinde konuştu.

Batı ülkelerinin erken toparlanma planını uygulamaya başlama konusundaki isteksizliği ve Ukrayna dosyası ve Gazze savaşıyla ilgili mali meselelerin sürdüğü bir dönemde Buhabib şu açıklamada bulundu:

“Lübnan’da Arap Komitesi’nin yeniden canlandırılmasını önerdik. Çünkü erken toparlanmanın ağırlığının, Araplar olması tercih edilir. Suudi Arabistan Krallığının birincil rol oynayabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle özellikle Krallık ile Suriye arasında karşılıklı diplomatik temsil sağlandıktan sonra, Krallığın komiteye başkanlık etmesini ve inisiyatif almasını önerdik.”

Lübnan Dışişleri Bakanı ayrıca Şam’ın mültecilerin dönüşünden memnuniyet duyduğunu ve bunun için kolaylıklar sağladığını da dile getirdi.



Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?


Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) bugün, SDG'nin Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzilerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alması sonucu Halep'te bir Suriye askerinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ajans daha sonra, SDG'nin Halep'in el-Meydan mahallesindeki konut binalarını bombalaması sonucu 3 sivilin öldüğünü ve birçok kişinin yaralandığını bildirdi.

SDG ise Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Şeyh Maksud mahallesini keşif uçağıyla hedef aldığını ve mahalle sakinlerinden birinin öldüğünü açıkladı.

cdfvgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 10 Mart'ta Şam'da SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın SDG Lideri Mazlum Abdi ile imzalanması sırasında (EPA)

Geçen ay Halep'te SDG ile Suriye hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Suriye hükümeti, SDG'yi Halep'te hükümetin iç güvenlik güçlerine saldırmakla suçlarken, SDG ise Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını iddia etti.

10 Mart'ta SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma uyarınca, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar Suriye devletine entegre etmeyi kabul etti.

SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki son çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin Şam'da bir araya gelerek aralarındaki askeri entegrasyonu görüşmelerinden iki gün sonra meydana geldi.


Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
TT

Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)

Suudi Arabistan, Güney Yemen’deki son gelişmelere karşı yüksek düzeyde bir ihtiyat ve sakin bir yaklaşım sergiledi. Analistler, bu yaklaşımın, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü ele geçirmesine rağmen, Yemen hükümeti veya Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile herhangi bir koordinasyon sağlanmaması sonrası gösterildiğini belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Riyad’da Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarından isimleri kabul etmesini (Bunlar arasında Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ve Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura da yer aldı), Suudi Arabistan’ın Yemen’deki karmaşık durumu yönetirken izlediği akıllı ve temkinli politikanın somut bir örneği olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Yemen’deki son gelişmelere karşı izlediği ihtiyatlı ve kapsayıcı politikasını sürdürdü. Bin Sakr, “Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Merhum Kral Abdulaziz döneminden itibaren ihtiyat ve bilgelik temelinde bir dış politika izliyor. Bu anlayış, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarıyla yaptığı görüşmede de ortaya çıktı” dedi.

Bin Sakr, Suudi yaklaşımını şöyle açıkladı: “Taraflar doğru yola döndüklerinde ve Suudi çağrılarına yanıt verdiklerinde, Prens Halid ve Suudi yönetimi onları kucaklayarak ihtiyat ve kapsayıcılık ilkelerini uyguladı. Bu yaklaşım, Suudi yönetiminin temel değerlerini ve etik anlayışını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’e sadece komşu olduğu için değil, iki halk arasındaki ortak gelenekler ve sosyal bağlar nedeniyle de özel önem veriyor.”

Gelişmeler çerçevesinde, 3 Aralık’ta GGK, doğu eyaletlerine askeri konvoylar göndererek Seyun’daki Birinci Askerî Bölge Karargâhı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil olmak üzere bazı kilit kurumları kontrol altına aldı. GGK güçleri ayrıca Mukalla ve el-Mehra’da da konuşlandı; ancak buralarda çatışma yaşanmadı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak amacıyla Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet, GGK güçlerinin Aden ve doğudaki ilgili vilayetlere geri çekilmesini ve Vatan Kalkanı Güçleri’nin söz konusu bölgelere yerleşmesini talep etti.

vfgbhyj
Durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak için Hadramut'u ziyaret eden Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani (X)

27 Aralık’ta Halid bin Selman, ‘Yemen’deki Halkımıza’ başlıklı bir mesaj yayımladı. Mesajında güneyin davasının adaletini anlattı, güvenli güney vilayetlerinin boşuna çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı ve Yemen’in karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında olunmasını istedi. Ayrıca fırsat kollayan güçlerin Yemen ve bölgedeki hedeflerine ulaşmalarına izin verilmemesi çağrısında bulundu.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki siyasi yapıda düşmanı olmadığını ve tüm tarafların tutumlarını anladığını belirterek, bunun Riyad’ı Yemen’deki çatışmaların çözümünde hem kapsayıcı hem de arabulucu bir rol üstlenmeye uygun kıldığını söyledi.

Bin Sakr, “Yemen’deki durumun iki ana boyutu var: Birincisi Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin korunması, ikincisi ise Yemen’in istikrarının ve refahının sağlanması” dedi.

frgt
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura ile yaptığı görüşmede (Ebu Zura'nın X hesabı)

Son günlerde meşru hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun hava desteğiyle birlikte Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü yeniden sağladı. GGK’ye bağlı güçler ise sınırlı çatışmaların ardından kendi bölgelerine çekildi.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyine yönelik yapıcı tutumunu ve tarafların görüşlerine açık yaklaşımını, ‘Yemen’de uzun vadeli istikrarın sağlanması sürecinin bir parçası’ olarak nitelendirdi.

Bin Sakr, “Yemen birliğinin mevcut entegrasyon yapısında bazı sorunların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu nedenle güneyin taleplerini makul çözümlerle karşılamak, Suudi stratejisinin bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Yemen’deki istikrarı tehdit eden dış müdahalelerin önünü kesmeyi ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik çıkarlarını korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik tutumunun net olduğunu, amacın ülkenin tüm bileşenleriyle birlikte Yemen’in güvenliğini ve istikrarını sağlamak olduğunu belirtti. El-Habbas, Riyad’ın Yemen’in güneyindeki gelişmelerle ilgili yaklaşımını değerlendirirken, “Yemen, Suudi Arabistan için stratejik bir alan. Burada yaşananlar, doğrudan Suudi ulusal güvenliğini etkiliyor” dedi.

xscdfvgbhyju
Mukalla şehrine konuşlandırılan Vatan Kalkanı Güçleri (Reuters)

El-Habbas, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliği ve istikrarını desteklemeye kararlı olduğunu ve tüm ulusal bileşenler arasında eşit mesafede durduğunu vurguladı.

El-Habbas’a göre, Riyad’ın yakın bir tarihte düzenleyeceği Güney Diyalog Konferansı’na, tüm ilgili güney güçlerinin, hatta GGK’nin de katılacak olması, Suudi Arabistan’ın sorumlu ve kapsayıcı yaklaşımının açık bir göstergesi. Bu yaklaşım, güney meselesinin kaderinin zorla dayatma veya askeri darbe yoluyla değil; diyalog ve diplomatik süreç yoluyla belirlenmesini sağlıyor.