Libya’da 17 Şubat Devrimi: Halk ayaklanması mı komplo mu?

Kaddafi’nin devrilmesinden 13 yıl sonra 17 Şubat Devrimi, hâlâ Libyalıları bölüyor

Devrik lider Muammer Kaddafi (Şarku’l Avsat)
Devrik lider Muammer Kaddafi (Şarku’l Avsat)
TT

Libya’da 17 Şubat Devrimi: Halk ayaklanması mı komplo mu?

Devrik lider Muammer Kaddafi (Şarku’l Avsat)
Devrik lider Muammer Kaddafi (Şarku’l Avsat)

Libya’daki geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), devrik Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi rejiminin sonunu getiren 17 Şubat devriminin 13. yıldönümü kutlamaları için hazırlıklarını sürdürürken, ülke halen devrimi bir halk hareketi olarak görenler ile hareketi komplo olarak görenler arasında bölünmüş durumda.

Ayrıca bu devrimin hedeflerinin gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin sürekli tekrarlanan sorular var; Gerçekten ülkeyi eskisinden daha iyi bir gerçekliğe taşıdı mı?

Bu soru, Libya’daki Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün üst düzey araştırmacılarından Hafız el-Gavil tarafından Facebook üzerinden yapılan bir paylaşımda ortaya koyuldu. Gavil, yaptığı açıklamada, “Tüm Libyalılar için en önemli soru şu; Bugün, 17 Şubat’tan 13 yıl sonra eskisinden daha iyi durumda mısınız?” ifadelerine yer verdi.

17 Şubat devriminin 13. yıldönümü kutlama hazırlıklarından bir fotoğraf (Şarku’l Avsat)
17 Şubat devriminin 13. yıldönümü kutlama hazırlıklarından bir fotoğraf (Şarku’l Avsat)

Devrimi ‘diktatörlük rejimini ortadan kaldıran bir halk ayaklanması’ olarak görenler ile ‘ülkeyi güvenlik kaosuna, siyasi ve silahlı çatışmalara ve ekonomik kayıpların sonuçlarına doğru sürükleyen bir komplo’ olarak görenler arasında devrimin şu ana kadarki tanımına ilişkin bir tutarsızlık mevcut. Ulusal Güçler Koalisyonu lideri Tevfik eş-Şehidi, “Yarattığı yeni gerçeklik nedeniyle ülke, milis örgütler olarak bilinen olguya da giderek bağımlı hale geldi. Ayrıca Libyalıların hayatlarında önemli bir iyileşmeye dair umutları da arttı ve gerçeklik değişti” dedi.

Şehidi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Bazıları, devrimin başlamasıyla birlikte Libya vatandaşlarına, eğer başarılı olursa ekonomik durumunun büyük ölçüde iyileşeceğinin sözünü verdi ve elbette bu sözler ve bireysel beklentiler yerine getirilmedi” dedi. Tevfik eş-Şehidi, “Eğitim ve sağlıkta reform yapılması, yeniden imarın başlatılması gibi üzerinde durulması gereken önemli sosyal ihtiyaçlar da yerine getirilmedi” ifadelerini kullandı. Ulusal Güçler Koalisyonu lideri, “Kaddafi’nin tugaylarına karşı savaşmak için oluşturulan bazı silahlı grupların sapkın davranışları sonucunda kaosun yayılmasıyla birlikte sokağın umutsuzluğu daha da arttı. Durum, Kaddafi’nin ölümünden ve Ekim 2011’de rejimin devrilmesinden sonra bile devam etti” şeklinde konuştu.

Libyalıların geçen yıl 17 Şubat devriminin yıldönümünde Trablus’un merkezindeki kutlamalarından bir fotoğraf (Şarku’l Avsat)
Libyalıların geçen yıl 17 Şubat devriminin yıldönümünde Trablus’un merkezindeki kutlamalarından bir fotoğraf (Şarku’l Avsat)

Libya Siyasi Diyalog Forumu üyesi Ahmed eş-Şarkasi ise “Devrim konusunda devam eden anlaşmazlık, Libyalıların çoğunluğunun, devrimin ilk yıllarından itibaren, ister silahlı oluşumların üyeleri ve liderleri, isterse yaşam koşullarındaki iyileşme eksikliği karşılığında o dönemdeki siyasi ve güvenlik kaosundan ve zayıf gözetimden yararlanan iş insanları olsun, bir sınıf oportünistin bundan çıkar sağladığını gözlemlemesinden kaynaklanmaktadır” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şarkasi, “Bazılarının bu sapması, özellikle o dönemde ülkeyi yöneten ardışık hükümetler ülkenin zenginliğini israf etmeye devam ederken, birçok kişinin devrim hakkındaki görüşlerini değiştirmesine yol açtı. Devrim dönemleri arasındaki karşılaştırmalar otomatik olarak arttı. Bazılarına göre Kaddafi döneminde sahip oldukları göreceli istikrar, özgürlüklerden yoksun olsa bile en iyisiydi” ifadelerini kullandı.

Şubat Devrimi, Kaddafi’nin devrilmesinin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen Libyalıları bölmeye devam ediyor (Şarku’l Avsat)
Şubat Devrimi, Kaddafi’nin devrilmesinin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen Libyalıları bölmeye devam ediyor (Şarku’l Avsat)

Onların görüşlerine göre Kaddafi’nin destekçileri devrimden sonra yavaş yavaş Libya sahnesine dönmeyi başardı. Kaddafi’nin 42 yıllık hükümdarlığı sırasında Libyalıları ona karşı isyana sevk eden dezavantajlara ve ihlallere yapılan atıfları göz ardı ederek, meydana gelen tüm ihlallere ışık tutmaya başladılar.

Libyalı analist ve yazar Abdullah el-Kebir, dış müdahalenin ve siyasi güçlerin iktidar mücadelesinin ‘devrimin hedeflerine ulaşılmasını engellemedeki’ rolüne dikkati çekti. Kebir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kaddafi’nin isyancı halkla yüzleşmesini ve onları bastırmaya çalışmasını unutmamalıyız. Bu, devrimin militarizasyonuna ve aynı zamanda dış askeri müdahalenin kullanılmasına yol açtı. Bu durum ise devrimin başarısında önemli bir rol oynadı. Aynı zamanda meyvelerini toplamada da önemli bir ortak haline geldi ve giderek ülke işlerine yabancı müdahalenin yoğunluğu arttı” ifadelerini kullandı.

Abdullah el-Kebir, “Geçiş Konseyi’nin Ulusal Konferans oluşturmak için seçim yapma acelesinin yanı sıra devrimle bağlantılı isimler tarafından Kaddafi destekçilerine yönelik önemsiz ihlaller meydana geldi ve sivil siyasi güçler ile siyasal İslam hareketine bağlı güçler arasında fikir birliği eksikliği yaşandı” dedi.

Ulusal Geçiş Konseyi, Libya’da 17 Şubat 2011’de devrimin patlak vermesinden sonra Kaddafi rejimine karşı çıkan bir grup isim tarafından ülke işlerini yönetmek amacıyla kurulan ilk organdır.

Kaddafi rejiminin devrilmesiyle ilgili en büyük kutlamalara sahne olan Trablus’taki Şehitler Meydanı (Trablus Emniyet Müdürlüğü)
Kaddafi rejiminin devrilmesiyle ilgili en büyük kutlamalara sahne olan Trablus’taki Şehitler Meydanı (Trablus Emniyet Müdürlüğü)

Kebir, “Halife Hafter’in Nisan 2019’da başkenti kontrol etmek için askeri olarak ilerleme girişiminin ve 2020’nin sonu ve 2021’in başında Cenevre Siyasi Diyalog Forumu’nun düzenlenmesinin yanı sıra radikal örgütler, 2015 ortalarında Sirte gibi bazı şehirler üzerinde kontrollerini dayatmak üzere güç mücadelesi ortamından yararlandı” dedi.

General Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Ordu, Trablus’u silahlı gruplardan ve terör örgütlerinden kurtarmayı amaçladığını söylediği bir savaş başlattı, ancak bu savaş Haziran 2020’nin başlarında geri çekilmesiyle sona erdi.

Abdullah el-Kebir, bu siyasi ve silahlı çatışmalar sırasında ‘herkesin devrimi, hedeflerini ve Libyalıların daha iyi bir gerçeklik hayalini unuttuğunu’ dile getirdi.



Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek

Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
TT

Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek

Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü (ISF), Gazze'ye öngörülenden çok daha az asker konuşlandıracak.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, 20 bin askerden oluşması planlanan ISF'nin ilk etapta Gazze'ye sadece 10 ila 20 asker gönderebileceğini söylüyor.

Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas'ın ISF'ye resmi katılım taahhüdü vermeye hazırlandığı belirtiliyor.

Askerler, ilk aşamada İsrail'in Gazze'deki Kerem Şalom sınır kapısı yakınlarında kurulacak ISF lojistik merkezine gönderilecek. Doğrudan Gazze'ye giremeyecek birlik burada eğitim alacak. ISF'nin Gazze içindeki ana görev merkezinin inşasının ise henüz başlamadığı ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve ISF'nin görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.

Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.

Çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.

Barack Obama döneminde İsrail Büyükelçisi olarak görev yapan Daniel Shapiro, İran savaşının hem ABD'nin Gazze'yle ilgili projelerini geciktirdiğini hem de bölgedeki ülkelerin ISF'ye katılımını daha da belirsiz hale getirdiğini söylüyor.

ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025'te sağlanan ateşkes kapsamında Hamas'ın silah bırakması, İsrail ordusunun bölgeden tamamen çekilmesi ve yeni bir geçiş yönetimi altında Gazze'nin tekrar inşa edilmesi planlanıyor.

Hamas, ateşkes kapsamında hükümeti feshedip yönetimi Filistinli teknokratlardan oluşan geçiş kuruluna teslim edeceğini hafta başında duyurdu. Ancak Gazze'yi 2007'den beri yöneten örgüt, silah bırakacağına dair herhangi bir güvence sunmadı.  

Uzmanlara göre, ateşkese rağmen Gazze'yi bombalamaya devam eden İsrail'le Hamas arasındaki sürecin tıkanması da Trump'ın Barış Kurulu'nun faaliyetlerini zora sokuyor.

Ayrıca ABD Başkanı, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. WSJ, Gazze'nin Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri'nin 100 milyon dolar fon sağladığını aktarıyor. Ancak İsrail-Hamas müzakerelerinde yol kat edilememesi nedeniyle altyapı ve inşaat projelerinin de başlayamadığı belirtiliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian


Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
TT

Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)

Güney Lübnan’da, özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresinde ABD ile İran arasında artan askeri gerilimin etkisiyle yeni bir çatışma ihtimaline yönelik endişeler sürerken, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkesini sarsan felaketten çıkış umudunu korumaya çalışıyor. ‘Felaket’ ifadesi abartı olarak görülmüyor. Zira İsrail’in Güney Lübnan’daki işgali ve buna eşlik eden yıkım genişlerken, yerinden edilenlerin yaşadığı sıkıntılar derinleşti, savaşın sorumluluğu ve bundan çıkış yollarına ilişkin iç siyasi ayrışma da belirgin şekilde arttı.

İsrail ordusunun Güney Lübnan’ın bazı bölgelerindeki varlığını sürdürdüğü mevcut tabloda, Lübnan yönetimi çözüm için büyük ölçüde ABD’nin desteğine bel bağlıyor. Beyrut, bu desteğin, 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile Avn arasında yapılması planlanan görüşmenin ardından daha somut bir çerçeveye kavuşmasını umut ediyor.

Avn’ın Trump ile görüşmesindeki öncelikleri

Baabda Sarayı’nda konuşan Avn, Şarku’l Avsat’ın, Beyaz Saray’da yapılacak görüşmeden beklentilerine ilişkin sorusunu yanıtlarken, “Öncelikle Lübnan dosyasının ABD’nin gündeminde kalmasını istiyoruz. ABD ile iyi ilişkilere sahip olmanın önemini hatırlatmaya gerek yok. Başkan Donald Trump’ın ülkemize yardım etme isteğini dile getirmesinden faydalanmak istiyoruz. Onun rolü hayati önem taşıyor ve buna güveniyoruz. Son derece zor ve karmaşık bir süreçten geçiyoruz. ABD’nin, İsrail hükümeti üzerinde baskı kurarak Beyrut’un güney banliyösünü, altyapıyı hedef almasını ya da Güney Lübnan’daki işgal alanlarını genişletmesini engelleyebilecek tek taraf olduğunun farkındayız. Bu rolü üstlenebilecek başka bir aktör bulunmuyor” dedi.

Avn, “ABD yönetiminin, topraklarımızın tamamını geri almamıza yardımcı olmasını istiyoruz. Toprağımızdan bir karıştan, vatandaşlarımızdan ise tek bir kişiden dahi vazgeçmeyeceğiz. Egemenlik konusu bizim için taviz verilebilecek ya da farklı yorumlara açık bir mesele değildir. Bu, bağlı kaldığımız temel ulusal ilkelerin başında geliyor. Topraklarımızın geri verilmesini ve yalnızca Lübnan ordusunun, yani meşru Lübnan devlet kurumlarının denetiminde olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Lübnan’ın bu çerçevede talebinin, meşru devlet kurumlarının otoritesini ülke topraklarının tamamında tesis etme yönündeki doğal hakkı olduğunu vurgulayan Avn, “Güney Lübnan’ı bölgedeki gelişmelerin insafına bırakamayız. Bölge halkı, farklı dönemlerde canları ve mallarıyla çok ağır bedeller ödedi. Ayrıca Lübnan’ın kaderi, güvenlik, ekonomi ve istikrar açısından güneyinin kaderinden ayrı düşünülemez” diye konuştu.

csvf
Güney Lübnan’daki bir kasabada savaşın bıraktığı enkaz (AP)

Avn, “Başkan Trump’tan, topraklarımızın tamamının geri alınmasına yönelik haklı taleplerimize destek vermesini istiyoruz. Kendisinin, İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye ikna edebileceğini düşündüğünü görüyoruz. Güney Lübnan’daki durumu ve mevcut tablonun sürmesi ya da yeniden tırmanacak bir çatışmanın doğuracağı riskleri kendisine aktarmak istiyorum. Ayrıca, üstlendiği görev son derece zorlu olan ve desteğe ihtiyaç duyan Lübnan ordusuna ABD’nin destek vermesini umut ediyoruz. Savaşın yol açtığı yıkımın yeniden inşası ve ağır kayıplar yaşayan Lübnan ekonomisinin yeniden canlandırılması için de ABD’den destek ve yardım bekliyoruz” dedi.

İsrail ile doğrudan müzakere hesapları

Avn, İsrail ile doğrudan müzakere yöntemine ilişkin ülkede yaşanan görüş ayrılıklarına değinirken, “İdeal seçeneklere sahip olduğumuz bir durumda değildik. Savaşın daha da genişlemesi ve buna bağlı olarak işgal altındaki bölgelerin artması tehlikesi vardı. Yerinden edilenlerin dramı ve yıkım manzaraları son derece ağırdı. Beyrut’un ve ülkenin altyapısının geniş çaplı bir yıkıma uğraması riskiyle karşı karşıyaydık. Güç dengesindeki büyük eşitsizlik nedeniyle fiilen tek seçeneğimiz vardı. ABD’den yardım istemekten başka çaremiz yoktu. Doğrudan müzakereler, topraklarımızdaki işgal süresini kısaltmak, yerinden edilenlerin acılarını hafifletmek, köylerine dönüşlerinin önünü açmak ve savaşın yıktığı bölgelerin yeniden inşasını başlatmak için elimizdeki tek ciddi seçenekti” dedi.

dcfgthyju
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington’a gitmeden önce Lübnan müzakere heyetiyle bir araya geldi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Devletin ülkenin her karış toprağından ve her vatandaşından sorumlu olduğunu vurgulayan Avn, “Zor kararları ulusal sorumluluğumuz gereği aldık. Başka herhangi bir taraf adına bedel ödemeyi sürdürmemiz mümkün değil. Lübnan’ın kararları, meşru devlet kurumlarında alınmalıdır. Ülke kendi çıkarlarını, egemenliğini ve istikrarını savunmalıdır. Bu nedenle hiç kimsenin bizim adımıza ya da bizim yerimize müzakere etmesini ve Lübnan’ın başkalarının hesaplarında bir pazarlık unsuruna dönüşmesini kabul etmeyeceğimizi söyledik” ifadelerini kullandı.

Trump’ın Beyaz Saray’da kendisiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu bir araya getirme önerisinin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili de konuşan Avn, “Böyle bir görüşme fikri zaten gerçekçi değil. Ancak zaman zaman sosyal medya ve bazı çevreler, gerçeğe dayanmayan senaryolar üretebiliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümeti devirme girişimleri

Hükümete karşı çıkan çevrelerin çerçeve anlaşmasını gerekçe göstererek kabineyi düşürme ihtimaline ilişkin değerlendirmede bulunan Avn, “Hükümet değişikliğinin anayasal çerçevede işleyen bir süreci vardır. Hükümeti sokak hareketleriyle düşürmeye çalışmak kabul edilemez. Devlet kurumları da imkânları ölçüsünde görevlerini yerine getiriyor. Hükümetin performansı son derece iyi, bakanlar verimli şekilde çalışıyor” dedi.

cdvfghyj
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Hizbullah ile mevcut kopukluğa ilişkin ise Avn, “Biz kimseyle ilişkileri kesmeyi tercih etmedik. Kapımız da ofislerimiz de istisnasız herkese açık. Devletin, işgal süresini ve halkın yaşadığı sıkıntıları kısaltmak amacıyla benimsediği seçeneğe itiraz ediliyor. Bu hedefe ulaşmak için daha iyi bir önerisi olan varsa getirsin, birlikte değerlendirelim. Savaşın sürmesi bir seçenek değildir. Kapımız da gönlümüz de açıktır” ifadelerini kullandı.

ABD-İran mutabakatında Lübnan’daki ateşkese ilk maddede yer verilmesinin, Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı çerçeve anlaşmasına etkisine ilişkin soruya ise Avn, “Lübnan’ın çıkarlarıyla örtüşen her türlü desteği memnuniyetle karşılarız. ABD, İsrail üzerinde baskı kurabilecek ya da onu ikna edebilecek tek ülkedir. İran ise Hizbullah ve kararları üzerinde etkide bulunabilecek tek aktördür. Ancak Lübnan’ı ilgilendiren her konuda müzakereyi yürütecek tarafın Lübnan’ın kendisi olduğu da açıktır” yanıtını verdi.

Meclis Başkanı Nebih Berri’nin İsrail ile yapılan çerçeve anlaşmasına yönelik muhalefeti hakkında da konuşan Avn, “Sayın Berri bir devlet adamıdır. İç barışın korunması, ordunun itibarı ve rolüne zarar verilmemesi ile sorunların sokakta çözülmesine karşı çıkılması gibi kırmızı çizgiler konusunda aynı görüşü paylaşıyoruz” dedi. Avn ayrıca, Başbakan Nevvaf Selam ile ilişkilerinin de son derece iyi olduğunu belirtti.

Avn ile Ordu Komutanı arasındaki ilişki

Avn, ülkedeki mevcut koşullar altında ordunun birlik ve bütünlüğünü koruyup koruyamadığı ve Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel ile arasında sorun yaşandığı yönündeki iddialara ilişkin soruya, “Ordu birlik ve bütünlüğünü koruyor, görevini de aksatmadan yerine getiriyor. Zaten hükümetin aldığı kararları, elindeki imkânlar çerçevesinde uyguluyor. Ordu ve tüm güvenlik kurumları ellerinden geleni yapıyor. Orgeneral Heykel ile ilişkimiz günlük temas düzeyinde ve son derece iyi. Bazı basın organlarında yer alan iddialar gerçeği yansıtmıyor” yanıtını verdi.

fdbfb
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Ordu Komutanı General Rudolf Heykel ile görüştü. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Arap ülkelerinin Lübnan’a verdiği destekten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Avn, “Suudi Arabistan, her zaman olduğu gibi, haklarımızı ve egemenliğimizi yeniden tesis etmeye yönelik çabalarımıza destek amacıyla talep ettiğimiz hiçbir yardımı esirgemedi. Bu vesileyle Suudi yönetimine, özellikle de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, Lübnan ürünlerinin yeniden ithal edilmesine izin verilmesi yönündeki kararı dolayısıyla teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Katar hükümetine Lübnan’a sağladığı destekten, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) de vatandaşlarının yeniden Lübnan’ı ziyaret etmesine izin vermesinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

Kendi güvenliğine ilişkin endişe duyup duymadığı yönündeki soruya ise Avn, gülümseyerek, “Bizi koruyan Allah’tır. Hiç kimse vakti gelmeden ölmez” cevabını verdi.


Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedi

Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
TT

Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedi

Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)

Sudan ordusu, üç yıldır devam eden iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD destekli barış teklifini kabul etmek için paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altındaki bütün şehirlerden tamamen çekilmesini şart koştu.

Reuters haber ajansının ulaştığı ve üst düzey yetkililer tarafından içeriği doğrulanan belgelere göre, geçtiğimiz ay sunulan ABD teklifi, her iki tarafın da 90 günlük insani bir ateşkese derhal uymasını öngörüyor. Söz konusu teklif; kalıcı bir ateşkesin müzakere edilmesi ve seçime giden süreçte siviller liderliğindeki barışçıl bir geçişin önünün açılmasını hedefliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre belgelerde yer alan bilgilerde, Sudan hükümeti (ordu yönetimi), teklifin maddelerinin büyük bir kısmını kabul etti. Ancak "sınırlı geri çekilme" maddesine itiraz eden ordu yönetimi, barış planının; HDK’nin  11 Mayıs 2023 tarihinden bu yana ele geçirdiği bütün şehirlerden tamamen çekilmesini kapsaması gerektiğini vurguladı.