Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Gözlemciler, Libya dosyasının Kahire ve Ankara yönetimleri arasındaki müzakerelerin ilerlemesinde ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasında önemli bir rol oynayacağı görüşünde.

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
TT

Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki gün önce Kahire'ye yaptığı ziyaretin ardından Mısır-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi, Libyalıların geçen yılın başından bu yana tam bir durgunluk içinde olan ülkelerindeki siyasi duruma ilişkin kaygı ve karamsarlıklarının bir kısmını ortadan kaldırdı. Yapılan değerlendirmeler ülkedeki doğu ve batı kampları arasında yaşanan ve genel seçimlerin düzenlenmesine yönelik tüm planları engelleyen çetrefilli anlaşmazlıklar yüzünden on yıldan uzun bir süredir kaos bataklığına saplanmış vaziyette olan Libya’nın ancak bu tarz gelişmelerle saplandığı bataklıktan kurtulacağı yönünde.

Libya'daki iyimserliğin nedeni Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması. Zira bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi Libya'daki çatışmanın tarafları üzerinde etkili olacak. Geçtiğimiz yıllarda Kahire yönetiminin sözü Doğu'da, Ankara yönetiminin sözü ise Batı'da dinleniyordu. İki tarafın Libya krizine ilişkin pozisyonlarındaki farklılık, krizin çözümüne ve Libya dosyasının siyasi müzakere yoluyla halledilmesine yönelik birçok uluslararası girişimin başarısız olmasında etkili bir rol oynadı.

En önemli dosya

Erdoğan'ın Kahire ziyaretine ilişkin Mısır ve Türkiye’den yapılan açıklamalar, Libya meselesinin iki taraf arasındaki müzakere masasında en önemli dosyalardan biri olduğu yönünde. Bu da taraflar arasında uzlaşıya dayalı bir vizyona ulaşma konusundaki başarı ya da başarısızlığın ilişkilerin eski haline dönmesinde ya da mevcut durumun devam etmesinde önemli bir rol oynayacağını gösterdi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi geçtiğimiz çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında bu noktayı vurgulayarak şunları söyledi:

“Mısır ve Türkiye arasında Libya dosyasına ilişkin istişarenin, başkanlık ve yasama seçimlerinin yapılmasına ve ülkedeki askeri kurumun birleştirilmesine yardımcı olacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Libya'da güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanmasındaki başarımız, bölge ülkeleri Libya'nın karmaşıklığını ve mevcut anlaşmazlıkların çözüm yollarını en iyi anlayabilecek durumda olduğundan, örnek alınması gereken bir model teşkil edecektir.”

Bu durum, Mısır ve Türkiye arasındaki ortak ilişkiler için bir can simidi anlamı taşıyor. Sisi'nin 2013'te göreve gelmesinden bu yana bu mesele diğerlerinden daha fazla rahatsızlık yarattı ve iki ülkeyi 2019-2020 yılları arasında Libya topraklarında doğrudan bir askeri çatışmanın eşiğine getirdi.

Herkesin çıkarına

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı siyasi analist Abdullah el-Kebir konuya ilişkin yaptığı açıklamada ‘Kahire ve Ankara yönetiminin Libya konusundaki anlaşmazlıklarını kendi çıkarları doğrultusunda çözmelerinin Libya, Mısır ve Türkiye'nin çıkarına olduğunu’ vurguladı. El-Kebir şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye'nin geçen yıldan bu yana Mısır ile yakınlaşmasıyla, ülkenin doğusundaki yetkililerle iletişim kurmasına izin verildi. Bu durum Libya dosyasına da yansıdı. Mısır yeşil ışık yakmamış ve yakınlaşmayı kabul etmemiş olsaydı, Türkiye oraya giremez, fuarlar düzenleyemez ve Türk Büyükelçisi Bingazi’yi birçok kez ziyaret edemezdi.”

Kahire ve Ankara yönetimi adına Libya konusunda tatmin edici bir çözüme ulaşmanın kolay olmayacağını düşünen el-Kebir sözlerine şöyle devam etti:

“Libya dosyası, Libya'nın doğusunda ve batısında etkili olan Mısır ve Türkiye'nin en önemli kaygılarından biri. Ancak iki ülke arasındaki çıkarlar birbiriyle çelişiyor. Bu nedenle herhangi bir taraf, diğer taraf için çıkarlarından kolayca vazgeçmeyecektir.”

Libya'nın istikrarına hizmet için

Arap ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı Ahmed el-Anani’ye göre ise Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'nın istikrarına ve birçok iç anlaşmazlığın sona ermesine olanak sağlıyor. Libya dosyası Kahire ile Ankara arasındaki en hassas konulardan biriydi. Bunun sebebi, Libya'daki Türk askeri varlığının, Mısır'ın endişelerini artırmasıydı. Çünkü Libya’nın derin stratejik konumu Mısır’ın ulusal varlığı için çok büyük önem arz ediyor.

El-Anani konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sisi ve Erdoğan tarafından yapılan açıklamalar siyasi yolun destekleneceğini, seçimlerin yapılacağını ve anlaşmazlıkların sona erdirileceğini gösteriyor. Bu durum, iki ülke arasındaki yakınlaşmada önemli bir adım. Çünkü Mısır ve Türkiye bölgede önemli bir ağırlığa sahipler ve başta Libya dosyası olmak üzere pek çok konuda etkili rol oynuyorlar.”

Meyvelerin hızlıca toplanması

Eski cumhurbaşkanı adayı Süleyman el-Beyudi’nin açıklaması da şöyle oldu:

 “Libya önümüzdeki dönemde Mısır-Türkiye zirvesinin meyvelerini toplayacak. Bu gelişmeler, yeni bir birleşik hükümet aracılığıyla iktidarın yeniden yapılandırılmasına yönelik uluslararası yola destek teşkil ediyor. Ayrıca yükselen yerel ivmeyle olumlu bir etkileşim ortaya çıkacak. Bölünmüşlük sona erecek ve Libyalıları seçime götürecek bir hükümet kurma talepleri karşılanacak. Erdoğan'ın Mısır ziyaretinin temsil ettiği bu önemli gelişme Libya'da artan siyasi hareketliliği destekleyecek. Bu önemli gelişmeyle başka olumlu sonuçlara da ulaşılacak. Öyle ki bu durum Misrata'daki ulusal aktörlerin açıklamasına verilen tepkilere de yansıdı. Misrata’daki ulusal aktörler, Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’i çözüm arayışlarını geciktirdiği için kınadı. Ulusal aktörler ayrıca Avrupa Birliği (AB) Büyükelçisi Nicola Orlando’yu da kınadı. Fiili otoriteyi dolaylı olarak destekleyerek AB Komisyonu'nu utanç bir duruma düşüren Orlando, Libya'nın bir tarafını diğerine karşı desteklediği yönündeki bu suçlamalar nedeniyle AB’nin Büyükelçisi’ni geri çağırmasına neden oldu.”

Benzer koşulların baskısı

Diğer yandan Libyalı gazeteci Ömer el-Ceruşi, Mısır ve Türkiye'nin mevcut siyasi ve ekonomik koşulların baskısı altında Libya'daki kronik anlaşmazlıklarını çözmek için bazı tavizler verebileceğini öne sürdüğü değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Mısır ve Türkiye'nin, yerel para birimlerinin her geçen gün değer kaybetmesi ve her iki ülkedeki yüksek enflasyon oranları nedeniyle kendi ülkelerinde giderek daha ciddi hale gelen ekonomik krizler göz önüne alındığında, Libya'da istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için şu an daha büyük bir güdüye sahipler. Burada Mısır'ın pozisyonuyla ilgili olarak ortaya çıkan soru, Kahire yönetiminin Libya'nın doğusundaki mevcut siyasi durumu sürdürmeyi mi yoksa daha önce olduğu gibi Mısırlı işçilere iş imkânı sağlayan istikrarlı bir Libya hükümetinin kurulmasından kaynaklanacak ekonomik faydalardan yararlanmayı mı tercih ettiğidir. Bu durum 2011 devriminden önce de geçerliydi. Bu, Türkiye'nin ülkenin batısındaki müttefiklerine karşı tutumuyla ilgili aynı sorudur. Bu faktörler bir araya gelirse iki ülkenin Libya konusunda yaşadığı stratejik anlaşmazlık meselesinde uzlaşmaya varmalarına katkıda bulunabilir. Bu anlaşmazlık içeren meseleler denizlerde, çeşitli askeri kaygılarda ve ideolojik farklılıklarda kendini gösteriyor. Eğer bunları aşmayı başarırlarsa, Libya'yı ileriye taşıyacak bir anlaşmaya varma şansı artacaktır.”

Ekonomik çıkarların paylaşılması

Mısır ve Türkiye için ekonomik ve yatırım kotaları üzerinde anlaşmanın, Libya ile ilgili müzakerelerin başarı şansını desteklemedeki önemli rolünü vurgulayan Libyalı gazeteci es-Sıddık el-Verfali hem Mısır'ın hem de Türkiye'nin Libya’daki ekonomik çıkarlarıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“İster savaş yıllarında yıkılanların yeniden inşası sürecinde üstlenilecek endüstriyel ve ticari projelerde her birinin kendi payını saklı tutacağı garantisi olmadan bir anlaşma yapılamaz. Bu, iş birliklerinin kapsamının genişletilmesinin önünü açıyor. Ankara'nın Libya topraklarında gelecekteki projelerini hayata geçirmek için Mısırlı işçilerden yardım istemesi mümkün. Çünkü daha ucuza çalışıyor ve dil sayesinde Libyalılarla daha kolay iletişim kurabiliyorlar. Libya'nın ekonomisinde daha fazla varlık gösterme arzusu, vatandaşları arasındaki yüksek işsizlik sorununa çözüm arayışında olan Kahire için önemli. Diğer yandan Libya, zenginliği ve yatırım fırsatlarını temsil ettiğinden kötüleşen Türkiye ekonomisi açısından da önemli.”



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.