Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Gözlemciler, Libya dosyasının Kahire ve Ankara yönetimleri arasındaki müzakerelerin ilerlemesinde ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasında önemli bir rol oynayacağı görüşünde.

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
TT

Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki gün önce Kahire'ye yaptığı ziyaretin ardından Mısır-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi, Libyalıların geçen yılın başından bu yana tam bir durgunluk içinde olan ülkelerindeki siyasi duruma ilişkin kaygı ve karamsarlıklarının bir kısmını ortadan kaldırdı. Yapılan değerlendirmeler ülkedeki doğu ve batı kampları arasında yaşanan ve genel seçimlerin düzenlenmesine yönelik tüm planları engelleyen çetrefilli anlaşmazlıklar yüzünden on yıldan uzun bir süredir kaos bataklığına saplanmış vaziyette olan Libya’nın ancak bu tarz gelişmelerle saplandığı bataklıktan kurtulacağı yönünde.

Libya'daki iyimserliğin nedeni Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması. Zira bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi Libya'daki çatışmanın tarafları üzerinde etkili olacak. Geçtiğimiz yıllarda Kahire yönetiminin sözü Doğu'da, Ankara yönetiminin sözü ise Batı'da dinleniyordu. İki tarafın Libya krizine ilişkin pozisyonlarındaki farklılık, krizin çözümüne ve Libya dosyasının siyasi müzakere yoluyla halledilmesine yönelik birçok uluslararası girişimin başarısız olmasında etkili bir rol oynadı.

En önemli dosya

Erdoğan'ın Kahire ziyaretine ilişkin Mısır ve Türkiye’den yapılan açıklamalar, Libya meselesinin iki taraf arasındaki müzakere masasında en önemli dosyalardan biri olduğu yönünde. Bu da taraflar arasında uzlaşıya dayalı bir vizyona ulaşma konusundaki başarı ya da başarısızlığın ilişkilerin eski haline dönmesinde ya da mevcut durumun devam etmesinde önemli bir rol oynayacağını gösterdi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi geçtiğimiz çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında bu noktayı vurgulayarak şunları söyledi:

“Mısır ve Türkiye arasında Libya dosyasına ilişkin istişarenin, başkanlık ve yasama seçimlerinin yapılmasına ve ülkedeki askeri kurumun birleştirilmesine yardımcı olacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Libya'da güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanmasındaki başarımız, bölge ülkeleri Libya'nın karmaşıklığını ve mevcut anlaşmazlıkların çözüm yollarını en iyi anlayabilecek durumda olduğundan, örnek alınması gereken bir model teşkil edecektir.”

Bu durum, Mısır ve Türkiye arasındaki ortak ilişkiler için bir can simidi anlamı taşıyor. Sisi'nin 2013'te göreve gelmesinden bu yana bu mesele diğerlerinden daha fazla rahatsızlık yarattı ve iki ülkeyi 2019-2020 yılları arasında Libya topraklarında doğrudan bir askeri çatışmanın eşiğine getirdi.

Herkesin çıkarına

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı siyasi analist Abdullah el-Kebir konuya ilişkin yaptığı açıklamada ‘Kahire ve Ankara yönetiminin Libya konusundaki anlaşmazlıklarını kendi çıkarları doğrultusunda çözmelerinin Libya, Mısır ve Türkiye'nin çıkarına olduğunu’ vurguladı. El-Kebir şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye'nin geçen yıldan bu yana Mısır ile yakınlaşmasıyla, ülkenin doğusundaki yetkililerle iletişim kurmasına izin verildi. Bu durum Libya dosyasına da yansıdı. Mısır yeşil ışık yakmamış ve yakınlaşmayı kabul etmemiş olsaydı, Türkiye oraya giremez, fuarlar düzenleyemez ve Türk Büyükelçisi Bingazi’yi birçok kez ziyaret edemezdi.”

Kahire ve Ankara yönetimi adına Libya konusunda tatmin edici bir çözüme ulaşmanın kolay olmayacağını düşünen el-Kebir sözlerine şöyle devam etti:

“Libya dosyası, Libya'nın doğusunda ve batısında etkili olan Mısır ve Türkiye'nin en önemli kaygılarından biri. Ancak iki ülke arasındaki çıkarlar birbiriyle çelişiyor. Bu nedenle herhangi bir taraf, diğer taraf için çıkarlarından kolayca vazgeçmeyecektir.”

Libya'nın istikrarına hizmet için

Arap ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı Ahmed el-Anani’ye göre ise Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'nın istikrarına ve birçok iç anlaşmazlığın sona ermesine olanak sağlıyor. Libya dosyası Kahire ile Ankara arasındaki en hassas konulardan biriydi. Bunun sebebi, Libya'daki Türk askeri varlığının, Mısır'ın endişelerini artırmasıydı. Çünkü Libya’nın derin stratejik konumu Mısır’ın ulusal varlığı için çok büyük önem arz ediyor.

El-Anani konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sisi ve Erdoğan tarafından yapılan açıklamalar siyasi yolun destekleneceğini, seçimlerin yapılacağını ve anlaşmazlıkların sona erdirileceğini gösteriyor. Bu durum, iki ülke arasındaki yakınlaşmada önemli bir adım. Çünkü Mısır ve Türkiye bölgede önemli bir ağırlığa sahipler ve başta Libya dosyası olmak üzere pek çok konuda etkili rol oynuyorlar.”

Meyvelerin hızlıca toplanması

Eski cumhurbaşkanı adayı Süleyman el-Beyudi’nin açıklaması da şöyle oldu:

 “Libya önümüzdeki dönemde Mısır-Türkiye zirvesinin meyvelerini toplayacak. Bu gelişmeler, yeni bir birleşik hükümet aracılığıyla iktidarın yeniden yapılandırılmasına yönelik uluslararası yola destek teşkil ediyor. Ayrıca yükselen yerel ivmeyle olumlu bir etkileşim ortaya çıkacak. Bölünmüşlük sona erecek ve Libyalıları seçime götürecek bir hükümet kurma talepleri karşılanacak. Erdoğan'ın Mısır ziyaretinin temsil ettiği bu önemli gelişme Libya'da artan siyasi hareketliliği destekleyecek. Bu önemli gelişmeyle başka olumlu sonuçlara da ulaşılacak. Öyle ki bu durum Misrata'daki ulusal aktörlerin açıklamasına verilen tepkilere de yansıdı. Misrata’daki ulusal aktörler, Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’i çözüm arayışlarını geciktirdiği için kınadı. Ulusal aktörler ayrıca Avrupa Birliği (AB) Büyükelçisi Nicola Orlando’yu da kınadı. Fiili otoriteyi dolaylı olarak destekleyerek AB Komisyonu'nu utanç bir duruma düşüren Orlando, Libya'nın bir tarafını diğerine karşı desteklediği yönündeki bu suçlamalar nedeniyle AB’nin Büyükelçisi’ni geri çağırmasına neden oldu.”

Benzer koşulların baskısı

Diğer yandan Libyalı gazeteci Ömer el-Ceruşi, Mısır ve Türkiye'nin mevcut siyasi ve ekonomik koşulların baskısı altında Libya'daki kronik anlaşmazlıklarını çözmek için bazı tavizler verebileceğini öne sürdüğü değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Mısır ve Türkiye'nin, yerel para birimlerinin her geçen gün değer kaybetmesi ve her iki ülkedeki yüksek enflasyon oranları nedeniyle kendi ülkelerinde giderek daha ciddi hale gelen ekonomik krizler göz önüne alındığında, Libya'da istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için şu an daha büyük bir güdüye sahipler. Burada Mısır'ın pozisyonuyla ilgili olarak ortaya çıkan soru, Kahire yönetiminin Libya'nın doğusundaki mevcut siyasi durumu sürdürmeyi mi yoksa daha önce olduğu gibi Mısırlı işçilere iş imkânı sağlayan istikrarlı bir Libya hükümetinin kurulmasından kaynaklanacak ekonomik faydalardan yararlanmayı mı tercih ettiğidir. Bu durum 2011 devriminden önce de geçerliydi. Bu, Türkiye'nin ülkenin batısındaki müttefiklerine karşı tutumuyla ilgili aynı sorudur. Bu faktörler bir araya gelirse iki ülkenin Libya konusunda yaşadığı stratejik anlaşmazlık meselesinde uzlaşmaya varmalarına katkıda bulunabilir. Bu anlaşmazlık içeren meseleler denizlerde, çeşitli askeri kaygılarda ve ideolojik farklılıklarda kendini gösteriyor. Eğer bunları aşmayı başarırlarsa, Libya'yı ileriye taşıyacak bir anlaşmaya varma şansı artacaktır.”

Ekonomik çıkarların paylaşılması

Mısır ve Türkiye için ekonomik ve yatırım kotaları üzerinde anlaşmanın, Libya ile ilgili müzakerelerin başarı şansını desteklemedeki önemli rolünü vurgulayan Libyalı gazeteci es-Sıddık el-Verfali hem Mısır'ın hem de Türkiye'nin Libya’daki ekonomik çıkarlarıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“İster savaş yıllarında yıkılanların yeniden inşası sürecinde üstlenilecek endüstriyel ve ticari projelerde her birinin kendi payını saklı tutacağı garantisi olmadan bir anlaşma yapılamaz. Bu, iş birliklerinin kapsamının genişletilmesinin önünü açıyor. Ankara'nın Libya topraklarında gelecekteki projelerini hayata geçirmek için Mısırlı işçilerden yardım istemesi mümkün. Çünkü daha ucuza çalışıyor ve dil sayesinde Libyalılarla daha kolay iletişim kurabiliyorlar. Libya'nın ekonomisinde daha fazla varlık gösterme arzusu, vatandaşları arasındaki yüksek işsizlik sorununa çözüm arayışında olan Kahire için önemli. Diğer yandan Libya, zenginliği ve yatırım fırsatlarını temsil ettiğinden kötüleşen Türkiye ekonomisi açısından da önemli.”



Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
TT

Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)

15 Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında bir gecede patlak veren Sudan savaşı, sadece rastgele kurşunlar veya ayrım gözetmeyen bombardımanlardan ibaret değildi; insanların günlük yaşamlarının dokusunu sarsan bir depremdi.

Savaşın dördüncü yıldönümünde Hartum'da Şarku’l Avsat tarafından görüşülen ve yaşamları belgelenen sakinler, acılarının sona ermesi umudunu dile getirdiler.

Kimya mühendisliği okumayı seçen ancak planları askıya alınan Ali el-Taib, ilk birkaç ay boyunca yaşadığı panik dönemini ve ailesiyle birlikte Beyaz Nil Eyaleti'nden Güney Kurdufan Eyaleti'ndeki Talodi şehrine kaçmak zorunda kalışını anlattı. “Çektiğim acı sadece coğrafi yer değiştirmeyle ilgili değildi, aynı zamanda tüm eğitim hayatımın da çökmesiyle ilgiliydi… Şimdi küçük bir dükkânda satış elemanı olarak çalışıyorum. Eğitimim yarıda kaldıktan sonra, bir gün üniversiteye geri dönebileceğim umuduyla günübirlik yaşıyorum” ifadelerini kullandı.

Oğlu kaybolan ve Omdurman'daki evi bombalanan, şimdi sokaklarda çay satan Avatif Abdurrahman ise duygularını şöyle ifade ediyor: "Tek istediğim savaşın bitmesi ve oğlumun sağ salim geri dönmesi."


Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
TT

Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)

Lübnan resmi makamları dün, İsrail ordusunun ülkenin güneyinde sürdürdüğü, evleri ve tesisleri yıkarak pekiştirdiği savaşı ve işgali durduracak başka seçenek kalmaması nedeniyle İsrail ile doğrudan müzakerelere girişti. Lübnan, ABD’nin İsrail üzerinde baskı kurmasını ve böylece güneyde ateşkes sağlanmasını umuyor.

Lübnan ile İsrail arasında 1983 yılından bu yana ilk kez gerçekleşen ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun himayesinde düzenlenen görüşmede, Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad, Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı'nda İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ile bir araya geldi.

Rubio, bunun sadece bir ateşkes sağlamak yerine, bölgede Hizbullah'ın nüfuzuna kesin bir çözüm bulmaya yönelik uzun vadeli bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguladı.

Lübnan'ın talebine yanıt olarak ateşkes ilan etmese de ülkesinin Beyrut ile Tel Aviv arasında sağlam ilişkiler kurmayı hedeflediğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı, “Bazılarınızın ateşkes konusunda endişeleri olduğunu biliyorum, ancak bu mesele, dünyanın bu bölgesinde 20 ya da 30 yıldır süren Hizbullah'ın etkisine nihai bir çözüm bulmakla ilgili” diye ekledi.

Toplantıya katılanlar, Washington’ın iki ülke arasındaki bu adımı takdir ettiğini belirten ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, görüşmelerin devamına ve Lübnan'da yeniden inşa sürecinin önünü açacak daha kapsamlı bir anlaşmaya varılmasına yönelik desteğin vurgulandığı belirtildi.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmanın iki hükümet arasında ve onların himayesinde yapılması gerektiğinin altı çizilen bildiriye göre İsrail, müzakereye hazır olduğunu ve sivil grupların silahsızlandırılmasını kabul ettiğini belirtirken, Lübnan ise düşmanlıkların durdurulmasını, tam egemenliğini ve insani krizin çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Bildiride, daha sonra belirlenecek bir zamanda ve yerde doğrudan müzakerelerin başlatılması konusunda mutabık kalındığı da aktarıldı.


On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
TT

On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)

Kanada, Birleşik Krallık ve İsviçre de dahil olmak üzere on ülke, kötüleşen insani durum ve yerinden edilme kriziyle ilgili derin endişelerini dile getiren ortak bir bildiriyle, "Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi" çağrısında bulundu.

Ülkeler, sivillerin ve sivil altyapının çatışmaların sonuçlarından korunması gerektiğini vurgulayarak, ABD, İsrail ve İran arasında varılan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladılar, ancak "Lübnan'da da silahların susması gerektiğini" vurguladılar.

Bu çağrı, İsrail ve Lübnan temsilcileri arasında Washington'da yapılan ve iki taraf arasında doğrudan müzakerelerin önünü açmayı amaçlayan ilk görüşmenin sonrasında yapıldı.

İsrail ile «Hizbullah» arasındaki çatışma, İran'la süren savaşın arka planında yeniden tırmandı; İsrail, Lübnan hükümetini uzun süredir «devlet içinde devlet» olarak faaliyet gösteren örgütü silahsızlandırmada başarısız olmakla suçluyor.

On ülke ayrıca, insan onurunu korumak, sivillere verilen zararı sınırlamak ve yardımların ulaştırılmasına izin vermek amacıyla uluslararası insani hukuka saygı gösterilmesini talep etti.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: «Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin ölümüne yol açan ve Güney Lübnan’daki insani yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu riskleri önemli ölçüde artıran eylemleri en şiddetli şekilde kınıyoruz.»

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) göre mart ayı sonlarında Güney Lübnan'da meydana gelen olaylarda 3 barış gücü askeri hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ilk bulgular, 29 Mart'taki saldırılardan birinin İsrail tankı tarafından gerçekleştirildiğini, 30 Mart'taki saldırının ise “Hizbullah” tarafından yerleştirilen bir patlayıcıyla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler, 1978 yılından bu yana sınırda barış gücü birlikleri konuşlandırmaktadır ve bu birliklerin mevcut kadrosu yaklaşık 50 ülkeden gelen 7 bin 500 askerden oluşmaktadır.

Bildiri Avustralya, Brezilya, Kanada, Kolombiya, Endonezya, Japonya, Ürdün, Sierra Leone, İsviçre ve Birleşik Krallık tarafından imzalandı.