Sudan’da 11 ay süren savaşın kanlı bilançosu

Raporlara göre 3 bin 250’si askeri çatışmada olmak üzere 12 binden fazla kişi öldü. Yaklaşık 8,6 milyon kişi ülke içinde ve dışında yerinden edildi.

Hartum'daki Büyük Nil Petrol Petrol Şirketi'nin kulesinde yangın çıktı (AFP)
Hartum'daki Büyük Nil Petrol Petrol Şirketi'nin kulesinde yangın çıktı (AFP)
TT

Sudan’da 11 ay süren savaşın kanlı bilançosu

Hartum'daki Büyük Nil Petrol Petrol Şirketi'nin kulesinde yangın çıktı (AFP)
Hartum'daki Büyük Nil Petrol Petrol Şirketi'nin kulesinde yangın çıktı (AFP)

Sudan İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre Silahlı Çatışma Yerleri ve Olayları Veri Projesi, Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geçtiğimiz nisan ortasında savaşın başlamasından bu yana Sudan'da çoğu sivil olmak üzere 3 bin 250'den fazla askeri çatışma ve 12 bin 190'dan fazla ölüm kaydetti. Bu, her iki tarafın da yaptığı her savaşta çoğu sivil olmak üzere ortalama dört ölüm anlamına geliyor.

Ölüm ve yerinden edilme

Uluslararası ve yerel raporlara göre, çatışmalarda yaşamınıı yitrenlerin bilançosunu tutan Armed Conflict Location and Event Data Project (ACLED) örgütünün araştırmalarına göre, Sudan savaşı geçen aralık ayının başına kadar 12 binden fazla ölüme neden oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stephane Dujarric'e göre, bu durum ülke içinde 7,1 milyon kişinin yerinden edilmesine yol açarken, 1,5 milyondan fazla kişinin de komşu ülkelere sığınmasıyla dünyadaki en büyük yerinden edilme krizi yaşandı.

En son ABD yardım raporu, toplam ölüm sayısının yaklaşık 13.752 kişi, ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin yaklaşık 6,1 milyon ve yardıma ihtiyacı olanların ise 24,8 milyon kişi olduğunu tahmin ediyor.

Sudan'ın başlıca şehirlerindeki kanlı çatışmalar, BM’nin tahminlerine göre 13 binden fazla insanın ölmesine neden oldu. Aynı zamanda, ülke içinde ve dışında 7,4 milyondan fazla insanın açlık çekmesine ve yerinden edilmesine yol açtı. Bu sayının içinde, en az 1,4 milyon kişi ülke dışına kaçtı. Bu durum Sudan'ı, içeride en fazla yerinden edilen insanın bulunduğu ülke haline getirdi. Şimdiye kadar savaş ve çatışmaların etkisi ve kurbanlar, hangi şehirleri nasıl etkiledi?

Başkentin acısı

Başkent Hartum ve yanındaki iki şehir, Umdurman ve Hartum Bahri'de, Beyaz Nil ve Mavi Nil'in birleştiği bölgede (el-Makran) bulunan ve güney sınırını Cezire Eyaleti ve kuzey sınırını Nil Nehri Eyaleti ile paylaşan başkent üçgeni olarak bilinen bölgede, 10 aydan fazla bir süredir ordu ile HDK arasındaki savaş durulmadı. Bu şehirlerin nüfusu son zamanlarda büyük ölçüde arttı ve yaklaşık 11 milyon kişiyi aştı.

Sudan İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre Sudan başkentindeki ölü sayısının en az dört bin olduğu tahmin ediliyor ve savaşın başlamasından bu yana on binlerce kişi yaralandı, gerçek sayının çok daha yüksek olması bekleniyor.

Gözlemevi’nin raporunda ayrıca, Birleşmiş Milletler Misyonu’nun, 7 Mayıs'tan 13 Eylül'e kadar başkentin üç şehrinde düzenlenen hava saldırıları sonucunda en az 467 sivilin öldürüldüğünü ve yaklaşık 294 kişinin de yaralandığını belgelediğini ortaya koydu. Sudan Savunucuları Adli Yardım Merkezi ayrıca Hartum Eyaleti'nin çeşitli bölgelerinde 533'ten fazla kişinin ölümüne yol açan 118 bombalama olayını da belgeledi.

Cuneyna Faciası

Batı Darfur Eyaleti'nin başkenti el-Cuneyna şehri, Batı Sudan'da savaş alevlerinin vurduğu ilk şehirlerden biri oldu; zira HDK, Hartum'da savaşın başlamasından iki haftadan kısa bir süre sonra buraya girdi.

Yaklaşık bir milyon kişinin yaşadığı şehirde kanlı şiddet olayları 24 Nisan'dan 12 Haziran'a kadar devam etti. Bu süre zarfında HDK, şehir içindeki 15. Tümen'in karargahını ele geçirdi. Sonrasında saldırılar üçüncü kez yenilendi ve bu, 12 Kasım'da meşhur Ardamata Katliamı'na yol açtı.

Fotoğraf Altı: Savaş, Sudanlıları oldukça zor durumda bıraktı. (AFP)
Savaş, Sudanlıları oldukça zor durumda bıraktı. (AFP)

Dar Masalit Sultanlığı'nın raporuna göre Cuneyna şehrinde geçtiğimiz yıl 24 Nisan ile 12 Haziran tarihleri arasında yaşanan katliamlarda beş binden fazla kişi öldü ve en az sekiz bin kişi yaralandı. Yüz binlerce sivil Çad sınırına kaçtı ve Dar Masalit Sultanlığı'nın saray dahil olmak üzere 19 konut bölgesi ile 86 yerinden edilmişler için barınma merkezi ve Abu Zar, El Hacaj, Kalani ve Kirendang gibi yerlerin tamamı tahrip edildi ve yakıldı.

Bağımsız Birleşmiş Milletler Yaptırım Gözlemcileri raporuna göre Cuneyna şehrindeki ölü sayısı, HDK ve onlarla müttefik olan Arap milislerinin uyguladığı ırkçı şiddet eylemleri sonucunda 10 ila 15 bin arasında tahmin ediliyor. Bu veri, Birleşmiş Milletler'in tahminlerine göre, Sudan genelinde savaşın başlamasından bu yana öldürülen 12 binden fazla kişi sayısıyla karşılaştırıldığında oldukça yüksek.

Vad Medeni'nin şoku

Sudanlıları derinden şaşırtan ve ani bir şekilde, HDK, geçtiğimiz 18 Aralık’ta Cezire Eyaleti'nin başkenti olan Vad Medeni şehrini ele geçirdi. Bu şehir, savaşın başlangıç haftalarında Hartum Eyaleti'ndeki çatışmalardan kaçan on binlerce insan için bir sığınak haline gelmişti ve ülkenin başlıca sağlık ve ilaç merkezi haline gelmişti.

Yerel ve uluslararası raporlara göre, şehre yapılan saldırı sonucunda 300 ila 500 bin kişi yerlerinden edildi. Bu saldırılar sırasında birçok ihlal yaşandı. Bunlar arasında cinayetler, yağma, tehditler ve tecavüzler de yer alıyordu. Ayrıca pazarlar, depolar, ekonomik ve sağlık tesisleri yağmalandı. Ülke, BM Dünya Gıda Programı'nın depoları da dahil olmak üzere tüm ilaç stoklarını kaybetti.

Sudan Doktorlar Sendikası'nın ön komitesine göre şehirdeki ölü sayısı, düzinelerce kayıp kişinin yanı sıra üç doktor da dahil olmak üzere yaklaşık 300’e ulaştı.

Nyala şehri

Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala kentindeki ve 16. Tugay'ın uzun süre kuşatması sona erdiğinde, 26 Ekim'de HDK şehri ele geçirdi. Şehir, yaklaşık 3,4 milyon kişinin yaşadığı ve çeşitli toplumsal yapıların bir arada bulunduğu bir sembol haline gelmişti. Bu da toplumsal uzlaşma ve barış için bir simge oldu.

Sudan İnsan Hakları Gözlemevi ve insan hakları örgütleriyle konuşan görgü tanıkları ve insan hakları örgütlerine göre Darfur Barosu, Güney Darfur'un Nyala şehrindeki mevcut savaşta yüzlerce sivil yaşamını yitirdi. Patlayıcı varillerle gerçekleştirilen hava saldırıları, en az 118 sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden oldu.

Dain’den çekilme

Geçtiğimiz 21 Kasım'da, HDK, Doğu Darfur eyaletinin başkenti el-Dain'in düştüğünü ilan etti ve Sudan ordusunun 20. Tümen karargahına girdi. Şehir birkaç gün boyunca kuşatıldı. Bu adım, askeri birliklerin şehirden çekilmesi ve yerel yönetimlerin çağrıları üzerine, kan dökülmesini önlemek ve şehrin tahrip edilmesini engellemek amacıyla atıldı.

Yerel kaynaklara göre sivil idarenin kent içinde çatışmaları önleme çabalarının başarısına rağmen kentte ölen sivil sayısının 22 olduğu tahmin ediliyor.

Babanusa’da tıkanıklık

Batı Kurdufan eyaletindeki Babanusa şehrinde, şehirdeki 22. Tugay ile HDK arasındaki çatışmalar sonucunda 32 kişi öldü ve 40'tan fazla kişi yaralandı. Şehir acil durum odasına göre iletişim ağının kesintiye uğramasının yanı sıra mağdur sayısında da bir artışa işaret ediliyor.

El-Ubeyd çatışmaları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre ülkenin batısındaki Kuzey Kurdufan Eyaleti'nin başkenti el-Ubeyd şehri, HDK’nın şehrin iç kesimlerine, özellikle de batı mahallelerine sızmaya yönelik tekrarlanan girişimleri sonucunda aralıklarla şiddetli çatışmalar yaşadı.

Şehir halen ordunun kontrolünde olmasına rağmen, çatışmaların ilk günlerinden itibaren HDK’nın uyguladığı kuşatma, insani ve ekonomik durumu zorlaştırdı.  Pazarlarda mal fiyatları hızla yükseldi.

Fotoğraf Altı: Milyonlarca Sudanlı savaş nedeniyle yerinden edildi. (AFP)​​​​​
Milyonlarca Sudanlı savaş nedeniyle yerinden edildi. (AFP)​​​​​

HDK, Darfur ve Kurdufan bölgelerini birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle kent içinde ve çevresinde ordunun 5'inci Piyade Tümeni'ne (Hicana) karşı aylardır şiddetli çatışmalar yürütüyor ve çok sayıda sivilin ölümüne neden oluyor.

Şehir hastanesinin Acil Durum ve Kaza Dairesi'ne göre, iki taraf arasındaki karşılıklı bombardıman sonucu en az 36 kişi öldü ve çok sayıda yaralandı.

El-Faşir Çatışmaları

Kuzey Darfur eyaletinin ve bölgenin başkenti el-Faşir şehri ise sivil ve toplumsal yönetimlerin Faşir şehrini savaş ve yıkımdan kurtarmak için yaptığı girişimlere rağmen halen iki taraf arasında sık sık gerilim ve çatışmalara sahne oluyor.

Faşirr Şehri Direniş Komiteleri’ne göre şehir, üçüncü bir taraf ve silahlı hareketlerin ortak güçlerine ek olarak kuzey mahallelerde ordu ve HDK mevzileri arasında çatışmalara tanık oluyor. Çatışmalar, HDK’nın attığı top mermileri kuzeydoğudan güneydeki mahallelere büyük bir göçe neden oldu.

Yerel kaynaklar, tekrarlanan çatışmalarda sivil mağdurların toplam sayısının 40'ı aştığını belirterek, bu sayının askeri ölümlerin sayısından daha fazla olduğunu bildirdi.

Zalingei şehri

HDK ekim ayının sonunda, Nyala şehrinin düşmesinden bir haftadan kısa bir süre sonra, 21. Ordu Tümeni'nin şehirden çekilmesiyle Orta Darfur Eyaleti'nin başkenti Zalingei şehrinin ele geçirildiğini duyurdu.

Düşüşünden bir gün önce şehir, yerleşim bölgelerinde ordu ile HDK arasında şiddetli çatışmalara tanık oldu.

50 bini aşkın nüfusuyla Zalingei, batıda Çad eyaletine, güneyde ise Orta Afrika'ya komşu olması nedeniyle ekonomik ve askeri açıdan Nyala'dan sonra ikinci önemli şehir olarak kabul ediliyor. Bu, onu insani yardımın ulaştırılması için önemli bir bağlantı ve savaştan kaçan insanların bir araya geldiği en büyük merkezlerden biri haline getiriyor.

Sivil kaynaklar, HDK’nın şehrin merkezine topçu ateşiyle düzenlediği saldırılarda en az 54 kişinin öldüğünü bildirdi. Yaşamını yitirenelr arasında, yerinden edilenlerin sığındığı en büyük kamp olan el-Hassasiya’da yer alanlar da bulunuyor.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.