İsrail, Tiberya yakınlarına düşen ‘tanımlanamayan’ bir insansız hava aracına yanıt olarak Sayda'nın girişini hedef aldı

Hava saldırıları ilk kez Lübnan sınırına 50 kilometre uzaklıktaki Gaziye kentini hedef aldı.

Lübnan Sivil Savunma Birimi mensupları, İsrail'in Gaziye’ye düzenlediği saldırının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
Lübnan Sivil Savunma Birimi mensupları, İsrail'in Gaziye’ye düzenlediği saldırının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
TT

İsrail, Tiberya yakınlarına düşen ‘tanımlanamayan’ bir insansız hava aracına yanıt olarak Sayda'nın girişini hedef aldı

Lübnan Sivil Savunma Birimi mensupları, İsrail'in Gaziye’ye düzenlediği saldırının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
Lübnan Sivil Savunma Birimi mensupları, İsrail'in Gaziye’ye düzenlediği saldırının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)

Saldırılarının kapsamını Lübnan'ın iç kesimlerine kadar genişleten İsrail, savaşın başlangıcından bu yana ilk kez, Tiberya yakınlarına düşen ‘tanımlanamayan’ bir insansız hava aracına (İHA) yanıt olarak Sayda kentinin bitişiğindeki Gaziye şehrine iki şiddetli baskın düzenlendi. İsrail ordusu, Tiberya bölgesindeki düşüş koşullarını araştırdığını söyledi. Tıpkı geçen hafta Safad'ı vuran füzeler (hiç kimse bu füzelerin fırlatılmasının sorumluluğunu üstlenmedi ve fırlatılma koşulları şu ana kadar bilinmiyor) gibi, Tiberya’ya düşen İHA’nın da kime ait olduğu bilinmiyor.

Sosyal medya kullanıcılarının paylaştığı videolarda, İsrail uçaklarının Sayda'nın güney girişindeki Gaziye Otoyolu yakınlarına hava saldırısı düzenlediği sırada büyük bir patlama meydana geldiği ve alevlerin arttığı görülüyor. Daha önce yaklaşık üç kilometre güneyde başka bir patlama duyuldu. İsrail medyası, İsrail uçaklarının Gaziye'deki Hizbullah altyapısına iki bomba attığını bildirdi.

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdikleri bilgiye göre bölgeye düzenlenen iki saldırıda bir lastik fabrikası, bir yağ fabrikası ve bir beton fabrikası hedef alındı. İlk saldırıda er-Rai Hastanesi'nin arkasındaki sanayi bölgesi hedef alındı. İkinci saldırıda ise otoyolun diğer tarafı vuruldu. Lübnan'ın en büyük sanayi bölgelerinden birini barındırdığı bilinen bu şehirde, sanayi tesisleri, beton fabrikası ve çimento fabrikası bulunuyor. Ayrıca hurda toplamak için hangarlar da var.

Akşam saatlerine kadar insan kayıplarına ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, Lübnan medyası bölgede çalışan Suriyeli işçiler arasında yaralanmalar olduğunu bildirdi.

FOTO: Gaziye sahilini hedef alan hava saldırısının ardından yangın çıktı. (AP)
Gaziye sahilini hedef alan hava saldırısının ardından yangın çıktı. (AP)

Söz konusu saldırı, Güney Otoyolu üzerinde yer alan Sayda ve çevresini hedef alan ilk saldırı olarak gerçekleşti. Ayrıca bu bölgede hedef alınan yerin en yakın sınır noktasından yaklaşık 50 kilometre uzakta olduğu belirtildi. Saldırıların, Sayda’nın kuzeyine ve Beyrut'un güney banliyölerine doğru derinlemesine genişlemesi, İsrail'in Filistinli liderleri takibinin bir parçası olarak kaydedildi.

İsrail Ordu Sözcüsü, akşam saatlerinde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bugün öğleden sonra Tiberya bölgesi yakınlarında bulduğumuz bir düşman İHA’sının enkazının patlamasına karşılık olarak Sayda yakınlarında Hizbullah’a ait silah depolarını hedef aldık. Hizbullah'ın saldırılarına karşı güçlü bir şekilde karşılık vermeye devam edeceğiz.”

Tiberya'da tanımlanamayan İHA

İsrail basınında çıkan haberlere göre Hizbullah pazartesi akşamı itibarıyla İsrail bölgelerine yönelik herhangi bir askeri operasyon gerçekleştirdiğini açıklamazken, pazartesi sabahı Tiberya bölgesinde bir patlama duyuldu ve İHA olduğundan şüphelenilen bir cismin kalıntıları bulundu. İsrail polisi ve ordusu cismin kaynağına ilişkin soruşturma başlatırken, bunun Lübnan'dan sızan bir İHA olup olmadığı net olarak bilinmiyor. Olayın ardından İsrail ordusu, güvenlik durumunu değerlendirerek Yukarı Celile ve Lübnan sınırına komşu bölgelerdeki dört ana yol kavşağının kapatılmasına karar verdi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Pazartesi sabahı Aşağı Celile'nin Erbil bölgesinde açık alanda bir İHA’nın kalıntıları görüldü. Aracın orduya ait olmaması muhtemel. Olayın koşulları araştırılıyor. İsrail ordusu ve polis güçleri olay yerinde.”

İHA olayı karanlıkta kalırken geçen hafta da Safed şehri yakınlarında bir askeri üs füzelerle vurulmuştu. Bu olayda bir kadın asker öldü ve sekiz asker de yaralandı. Ancak Lübnan'daki hiçbir taraf bu operasyonu üstlenmedi. Hedef alınan üssün Lübnan ile en yakın sınır noktasından 15 kilometreden daha uzakta olduğu bilinirken, bugün bu yaşananlara, Lübnan'a en yakın sınır noktasından en az 25 kilometre uzaklıkta bir yere düşen İHA olayı eklendi.

İsrail basınında yer alan haberlere göre Lübnan sınırındaki Zarit'te siren sesleri duyulurken, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki çeşitli bölgelerde Hizbullah hedeflerini vurduğunu açıkladı. Keşif operasyonları sırasında düşman unsurun tespit edildiği bir binanın da hedef alındığını bildiren Adraee, savaş uçaklarıyla güneydeki ez-Zahira köyü civarında Hizbullah altyapısına yönelik operasyon düzenlendiğini ifade etti.

Son yirmi dört saat içinde Hizbullah’ın Aytarun bölgesindeki roketatar platformuna ve Adissa bölgesindeki askeri altyapısına saldırıldığını söyleyen Adraee, Lübnan'ın diğer bölgelerine de topçu ateşi açıldığını dile getirdi.

Ordu, pazar günü bir görsel istihbarat analistinin istihbarat toplama araçlarıyla Ayta eş-Şab bölgesinde Hizbullah’a ait askeri binaya giren bir unsuru izlediğini bildirdi. Yapılan açıklamada “Şahıs tespit edilir edilmez savaş uçakları harekete geçirildi ve kısa süre içinde saldırı düzenlendi” ifadesi yer aldı.

Batı ve orta kesimlerdeki köyler, işaret fişeği bombalarının atıldığı ve İsrail keşif uçaklarının Sur şehrine kadar tüm sınır bölgesi üzerinden uçtuğu temkinli ve gergin bir gece yaşadı.

Bu saldırılar, Lübnan topraklarında en az 11'i sivil olmak üzere 30'dan fazla Lübnanlının öldürülmesiyle sonuçlanan bir haftalık sürecin ardından geldi. Savaşın başladığı 8 Ekim'den bu yana bir haftadaki en yüksek ölü sayısı bu süreçte yaşandı. Yetkililer, İsrail'in üç gün süren gerilimde 55 konutu imha ettiğini söyledi. İsrail ordusunun hayati hedeflere yönelik gerçekleştirdiği saldırıların yanı sıra yolların kapatılması ve on binlerce kişinin faydalandığı sivil tesislerin zarar görmesi de söz konusu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), “Mavi Hat'a komşu sınır köylerinde yaşayanların İsrail ordusunun sivilleri ve altyapıyı kasten hedef alması nedeniyle sıkıntı çektiğini” bildirdi.



Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.


Belirsiz senaryolar: Lübnan'daki yeni savaş nasıl sona erecek?

İsrail'in “El- Karz-ı Hasen” merkezine düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut'un güney banliyösü üzerinde büyük bir siyah duman bulutu yükseliyor, 9 Mart (AFP)
İsrail'in “El- Karz-ı Hasen” merkezine düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut'un güney banliyösü üzerinde büyük bir siyah duman bulutu yükseliyor, 9 Mart (AFP)
TT

Belirsiz senaryolar: Lübnan'daki yeni savaş nasıl sona erecek?

İsrail'in “El- Karz-ı Hasen” merkezine düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut'un güney banliyösü üzerinde büyük bir siyah duman bulutu yükseliyor, 9 Mart (AFP)
İsrail'in “El- Karz-ı Hasen” merkezine düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut'un güney banliyösü üzerinde büyük bir siyah duman bulutu yükseliyor, 9 Mart (AFP)

Denise Rahme Fahri

27 Kasım 2024'ün erken saatlerinden itibaren, ABD-Fransa arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte, Lübnanlılar, 13 aydan fazla süren ve giderek büyüyen bir çatışma ile kaynaklarını tüketen “destek savaşı” sayfasını kapatmayı umarak saniyeleri saymaya başladılar. Ateşkes anlaşması kalıcı bir ateşkes olarak yaşamadı, ancak savaşı sınırlamanın ve yayılmasını önlemenin tek çözümüydü. Bir yanda ABD ile İsrail, diğer yanda İran arasında doğrudan çatışmaların patlak vermesiyle, Hizbullah'ın 2 Mart'ta (bu kez İran'ı desteklemek amacıyla) İsrail'in kuzeyine yönelik roket saldırılarını yeniden başlatmasıyla birlikte, Lübnan'daki durum daha karmaşık ve tehlikeli bir aşamaya girdi. Ateşkes anlaşması artık gerçekten kritik bir dönüm noktasında. Bu durum Lübnan için çok önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu sarmaldan kurtulma senaryoları nelerdir? İki yıl önce imzalanan ateşkes anlaşması, devam eden savaşa bir çözüm olarak hâlâ geçerli mi? Yoksa mevcut koşullar ve gelişmeler, öncekilerden farklı olarak yeni bir anlaşmayı mı gerektiriyor? Birçok kişi, mevcut tırmandırmanın Lübnan'ı zorlu seçimlerle karşı karşıya bıraktığına ve tereddüt veya belirsizliğe yer bırakmadığına inanıyor. Denklem açık; ya silahın devletin elinde toplanmasını sağlayacak, sınırları nihai olarak belirleyecek ve İsrail işgalini sona erdirecek kapsamlı bir çözüm ya da Lübnan’ın, bedelini yalnızca Lübnan vatandaşının ödeyeceği yeni bir savaş döngüsüne girmesi.

Savaşın sonlandırılması için üç senaryo

Siyasi işler uzmanı Dr. Sami Nader, devam eden savaşı sonlandırmak için tehlikeleri ve bölge üzerindeki etkileri bakımından farklılık gösteren üç olası senaryo sunuyor. İlk senaryo, ateşkes anlaşmasına varılmasına dayanıyor. Ancak bu, önceki anlaşmaya dönüş değil, daha ziyade güçlendirilmiş bir ateşkes anlaşması olacaktır. Bu anlaşma, İsrail'in işgal ettiği beş noktada kalması yerine, sınır boyunca güvenli bir bölge oluşturulmasını veya İsrail'in Gazze'de uyguladığı ve Suriye sınırında kurmaya çalıştığına benzer daha geniş bir güvenlik kuşağının kurulmasını içerecektir. Ayrıca, aksi durumda askeri operasyonların yeniden başlatılması cezasıyla birlikte Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını şart koşacaktır.

İkinci senaryo, 1982'yi hatırlatıyor; zira büyük ölçekli bir İsrail kara harekatının ana hatları şekilleniyor gibi görünüyor. Bu senaryo gerçekleşirse, İsrail Hizbullah'ı zorla silahsızlandırma görevini üstlenecek, ardından 17 Mayıs 1983 anlaşmasına benzer, belki de bir barış antlaşması düzeyinde anlaşma imzaladıktan sonra geri çekilecektir. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi, İran ile savaşın sonucuna ve Körfez ülkelerinin bu konudaki tutumuna, özellikle de İran saldırganlığına karşılık olarak son dönemde yaşanan Arap-İsrail yakınlaşmasına bağlı.

Üçüncü senaryo en dramatik ve tehlikeli olanıdır ve İsrail basınında dolaşan, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen sınır sisteminin çöküşünden ve Maşrık’ta (Levant), özellikle de Irak, Suriye ve Lübnan'da ulus-devlet modelinin dağılmasından, etnik ve mezhepsel çizgilere göre yeniden çizilecek federal bir temelde yeni oluşumların kurulmasından bahseden haber ve makalelere dayanıyor. Bu tasavvur, İsrail'in bölgeye ilişkin ilan ettiği vizyonuyla örtüşüyor. Ancak bu senaryo, etkili bölgesel aktörlerin muhalefetiyle karşılaşabilir. İlave olarak, Pandora'nın kutusunu açmayı, kaos yaratabilecek ve daha sonra kontrol edilmesi zorlaşabilecek pervasız bir macera olarak gören Washington’un da bu konuda çekinceleri bulunuyor.

Diğer senaryolar

Öte yandan, diplomatik çevreler mevcut savaşa son verebilecek diğer senaryoları da tartışıyor. İlk senaryo, 1559 ve 1701 sayılı kararların hedeflerini birleştiren yeni bir BM kararının alınmasını sağlayacak, bölgesel ve uluslararası uzlaşmaya dayalı kapsamlı bir diplomatik çözümdür. Bu, İsrail'in tamamen çekilmesini, silahın Lübnan devletinin elinde toplanmasını ve kara sınırlarının belirlenmesini içeriyor. Ancak bu senaryo, en önemlisi Hizbullah'ın silahlarını teslim etmeyi reddetmeye devam etmesi ve kararının büyük ölçüde İran'ın kararına, özellikle de İran ile devam eden çatışmaya bağlı olması nedeniyle, önemli engellerle dolu olmayı sürdürüyor. Buna ek olarak, Amerikan baskısı, yoğunluğuna rağmen, uygulamada etkili bir garantör olmadığı sürece, kapsamlı çözüm için uluslararası desteğe otomatik olarak dönüşmez.

İkinci senaryo askeri çözüme dayanıyor. Mart ayında fiili ateşkesin bozulmasının ve Hizbullah saldırılarının yeniden başlamasının ardından İsrail, Beyrut'un güney banliyösüne ağır hava saldırıları düzenledi ve Güney Lübnan ile Bekaa Vadisi'ndeki 50 köy için tahliye emri verdi. Tam ölçekli bir savaş durumunda, İsrail bu seçeneği yeniden canlandırmaya çalışabilir; bu da füze depolarını yok etmek ve Hizbullah'ın askeri altyapısını ortadan kaldırmak için Litani Nehri ile sınır arasındaki bölgenin işgal edilmesi, hatta işgalin Sayda şehrine ve Evveli Nehri'ne kadar genişlemesi demektir. Bu seçeneğin bedeli yüksektir; daha geniş çaplı bir insani acı, milyonlarca insanı etkileyen yeni bir kitlesel göç ve özellikle İran'ın mevcut durumdaki doğrudan rolü göz önüne alındığında, bölgenin daha derin bir bölgesel çatışmaya sürüklenmesi ihtimali. Analistler, Lübnan'ın bölgesel çatışmanın en zayıf halkası ve  bu nedenle herhangi bir gerilim artışının sonuçlarına karşı en savunmasız ülke olduğunu belirtiyor.

Kapsamlı bir uzlaşı ile açık savaş arasında, bazı müzakerecilerin gerçekleşmesi için çabaladığı bir orta yol seçeneği de mevcut: Güney Lübnan'da Lübnan ordusu ve UNIFIL tarafından ortaklaşa yönetilecek bir tampon bölge oluşturacak şekilde sınır boyunca güvenlik düzenlemeleri konusunda anlaşmaya varılması. Bu, Hizbullah'ın stratejik silahları meselesini hemen çözmek yerine, devam eden müzakerelerin bir parçası olarak bırakıyor. Diplomatik kaynaklara göre, Hizbullah'ın silahı konusunda koşulsuz veya bahanelere kaçmadan ciddi müzakerelere olanak tanıyacak hızlı, bir aylık bir ateşkesi güvence altına almayı amaçlayan yenilenmiş Fransız girişimi de bu bağlamda yer alıyor. Ancak, Hizbullah tarafından reddedilen ve İsrail tarafından dayatılan katı koşullara tabi olan bu süreç, Kasım 2024 anlaşmasını takip eden olayların tekrarını önlemek için sıkı uluslararası garantiler olmadan kırılgan olmayı sürdürüyor.

Bu bağlamda, dördüncü bir senaryo da göz ardı edilemez: İsrail ihlalleri, Hizbullah ile aralıklı çatışmalar ve Lübnan devleti üzerindeki kesin bir sonuca ulaşmadan artan baskının devam etmesiyle, çözüm yerine “kriz yönetimi”nin devam etmesi. Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu senaryo son derece maliyetli, çünkü Lübnan'ı sürekli kan kaybettiği bir durumda tutuyor, yeniden inşayı engelliyor, güney bölgesi sakinlerini yerinden ediyor ve ekonomik toparlanmaya yönelik herhangi bir ciddi süreci engelliyor.

Savaş, hayatta kalma mücadelesidir ve yarım önlemleri kaldıramaz

Diğer tarafta, Hizbullah ile aynı çizgide olan siyasi analist Bilal el-Lakis, “savaşı sona erdirme” kavramının eskisinden daha karmaşık hale geldiğini düşünüyor. Bu çatışmayı “direnişçi toplumlar” için bir “hayatta kalma” mücadelesi ve “İsrail ile tam bir uyum içinde, Amerikan kararıyla önceden hazırlanmış, tüm direnişçi güçleri ortadan kaldırmayı amaçlayan, onlara dayatılan bir savaş” olarak tanımlıyor.

Bu bakış açısına dayanarak, Lakis, “bu savaşın doğasının yarım önlemleri veya kırılgan anlaşmaları kaldıramayacağını” vurguluyor. Kanıt olarak, “Lübnan, halkı ve direniş savaşçıları için adil olmayan” olarak tanımladığı, ayrıca “İsrail ve Trump yönetiminin uygulanmasına uymadığını” söylediği son ateşkes anlaşmasını gösteriyor. Bu deklarasyonun “etkisiz olduğunu ve onu denetleyen tarafların güvenilirliğinin olmadığını” belirtiyor.

Lakis, “Lübnan'ın, etkili caydırıcılığı garanti eden ve düşmanın Lübnan topraklarından çekilmesiyle sonuçlanacak, Amerikan etkisine karşı olan taraflarca sağlanan gerçek garantilerle desteklenen farklı bir vizyona ihtiyacı olduğuna” inanıyor. Ancak, bunun başarılmasının “özellikle Amerika Birleşik Devletleri hedeflerine ulaşamazsa, bölgesel savaşın gidişatına ve sonucuna bağlı olduğu” değerlendirmesinde bulunuyor. Lübnanlı siyasi analist, Lübnan vatandaşlarını “sosyal uyumu, güçlü bir orduyu, egemen karar alma yetkisinin korunmasını birleştiren kapsamlı bir ulusal güvenlik vizyonu oluşturmaya başlamaya ve böylece Lübnan'ı bölgenin hızlı dönüşümleri arasında gelecekteki zorluklarla yüzleşmeye hazırlamaya” çağırıyor.

Buna karşılık, İran destekli Hizbullah’a yakın olan analist, “gerçekten egemen bir devletin yokluğunda ve güvenilir bir alternatif bulunmadan Hizbullah'ı silahsızlandırmaya çalışmanın Lübnan'a daha fazla kriz getireceği” uyarısında bulunuyor. Nevvaf Selam hükümetini açıkça eleştirerek, “bu tür bir süreci denetlemenin, halkın iradesini daha iyi temsil eden ve dış diktelere daha az tabi olan bir hükümet gerektirdiğine” inanıyor.

Lakis sözlerini şöyle tamamlıyor: “Lübnan’ın egemenliğinin geleceği, Amerikan hegemonyasından ve neo-kolonyalizm biçimlerinden uzak, bölge ülkeleri için kapsamlı bir egemen yaklaşım formüle etme gerekliliğinden ayrı değildir.” Ayrıca “Mevcut uluslararası koşullar altında, gerçek bir uluslararası garanti olmadığı veya Lübnan kendi kendine yeter hale gelmediği sürece, gelecekteki hiçbir anlaşmanın başarılı olamayacağı” uyarısında bulunarak, “bu iki koşulun yokluğunun bölgesel savaşı daha tehlikeli ve daha geniş ufuklara doğru iteceğini” vurguluyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Suriye ordusu: Hizbullah, sınıra yakın mevzilerimize top atışları yaptı

Lübnan sınırına yakın Suriyeli askerler (Reuters)
Lübnan sınırına yakın Suriyeli askerler (Reuters)
TT

Suriye ordusu: Hizbullah, sınıra yakın mevzilerimize top atışları yaptı

Lübnan sınırına yakın Suriyeli askerler (Reuters)
Lübnan sınırına yakın Suriyeli askerler (Reuters)

Suriye al-Ihbariye TV kanalına göre Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün, Lübnan Hizbullahı’nın sınır yakınlarındaki Suriye Ordu mevzilerine birkaç top mermisi attığını açıkladı.

Komutanlık, Lübnan topraklarından atılan top mermilerinin Şam'ın batısındaki Sargaya kasabası yakınlarındaki Suriye topraklarına düştüğünü belirtti.

Operasyon Komutanlığı, “Suriye-Lübnan sınırında partinin milislerine takviye kuvvetlerin geldiğini izlediğini” ve “gerekli önlemleri almak için uygun seçenekleri incelemek üzere Lübnan ordusu ile iletişim halinde gözetim ve durum değerlendirmesi yaptığını” ifade etti.

Operasyon Komutanlığı, Suriye ordusunun Suriye topraklarını hedef alan hiçbir saldırıyı tolere etmeyeceğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın al-Ihbariye'den aktardığına göre Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı açıklamasında, 4 Mart'ta Lübnan ve Irak ile olan Suriye sınırları boyunca kuvvetlerini takviye ettiğini duyurdu.

Komutanlık, bu takviyenin bölgedeki savaşın tırmanması nedeniyle sınırları korumak ve kontrol etmek amacıyla yapıldığını belirtti.

Ayrıca, konuşlandırılan birliklerin sınır faaliyetlerini izlemek, kaçakçılıkla mücadele etmek ve sınır bölgelerinde güvenlik ve istikrarı sağlamak için sınır muhafız güçleri ve keşif taburlarını içerdiğini ifade etti.