Türkiye-Mısır yakınlaşması Müslüman Kardeşler'i nasıl etkileyecek?

Genel Mürşid Vekili’nin Türk vatandaşlığından çıkarıldığı haberi hızla yayıldı.

Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihadiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda…(AFP)
Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihadiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda…(AFP)
TT

Türkiye-Mısır yakınlaşması Müslüman Kardeşler'i nasıl etkileyecek?

Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihadiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda…(AFP)
Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanları ve eşleri Kahire'deki İttihadiye Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda…(AFP)

Mısır'da resmen yasaklanmış olan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) örgütünün önde gelen liderlerinden ve örgütün Genel Mürşid Vekiliği görevini yürüten Mahmud Hüseyin'in Türk vatandaşlığının iptal edildiğine dair haberler, örgüt üyelerinin Türkiye'deki geleceği hakkında soruları gündeme getirdi. Türkiye ile Kahire arasındaki hızlı yakınlaşma, geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından büyük ivme kazandı.

Türk yetkililerinden resmi bir doğrulama gelmemiş olsa da İhvan örgütüne liderlik eden ve Türkiye topraklarını merkez olarak kullanan örgütün kollarından Londra Cephesi’nin liderliğini yürüten Salah Abdulhak'ın önderliğindeki diğer kanatlarla mücadele ettiği İhvan liderinin vatandaşlığının iptal edildiğine dair haberler söz konusu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu, Ankara ile Kahire arasındaki ilişkilerin düzelmesinin bir yansıması olarak yorumlanıyor.

İngiltere'de ikamet eden ve Müslüman Kardeşler örgütüne yakın isimlerden ‘Amr Abd el Hady’ adında bir hesap, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda Türk hükümetinin Mahmud Hüseyin’i Türk vatandaşlığından çıkardığını ifade etti. Kararın ‘son derece adaletsiz’ olduğunu öne sürdü. Ayrıca Türk vatandaşlığını geri alma yönteminin ‘Hüseyin’in yaşına ve statüsüne uygun olmadığını, en azından vatandaşlıktan çıkarılmadan önce Türkiye'den ayrılmasının sağlanması gerektiğini’ savundu.

Abd el Hady, vatandaşlığın geri alındığı haberinin yayılmasından saatler sonra yeniden bir paylaşımda bulunarak, Mahmud Hüseyin'in Türk vatandaşlığının geri alındığı haberinin ‘Erdoğan'ın Mısır'a gitmesinden önce’ geldiğini belirterek ‘herhangi bir muhalifin iade edilmesini’ beklemediğini söyledi.

Diğer yandan konuya ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, Şarku'l Avsat’a şu açıklamada bulundu:

“Kahire, on yıl boyunca karışan ilişkilerin bir günde düzelmesini beklemiyor ancak Mısır-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi ile Türkiye'nin Müslüman Kardeşler'e verdiği destek konusunda yeni bir sayfa açılması arasında doğrudan bir ilişki olduğuna inanıyor.”

İç bölünmeler

İstanbul Cephesi'nin lideri Mahmud Hüseyin, İbrahim Munir'in ölümünden önce, Londra Cephesi liderliğiyle olan anlaşmazlıklar sonucunda Müslüman Kardeşler örgütünün Genel Mürşid Vekiliği görevine getirildi. Hüseyin, 2010 yılında liderlik üyesi Mahmud İzzet'in yerine geçerek, İhvan'ın genel sekreterliğini üstlendi.

Müslüman Kardeşler keskin iç bölünmelerle karşı karşıya. Bu durum, Haziran 2013'teki kitlesel halk gösterilerinin ardından grubun yönetiminin devrilmesinin ardından Türkiye toprakları örgüt liderleri ve üyeleri için güvenli bir sığınak haline geldikten sonra örgütün temsil ve liderliğinin meşruluğu konusunda birden fazla cephenin çatışmasına yol açtı. Bunlardan en öne çıkanı Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi idi.

Türk topraklarından, Mısır'daki yeni rejime karşı olan birçok televizyon kanalı başlatıldı, ancak Türk yetkililerin diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme çabaları kapsamında bu kanalların kapatılması ve kısıtlanması gibi önlemler alındı.

Kahire merkezli Nil Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin başkanı ve İslami politik gruplar konusunda uzmanlaşmış bir yazar ve araştırmacı Ahmed Ban, Mahmud Hüseyin'in vatandaşlığının iptal edilmesine dair haberlerin doğruluğundan şüphe ediyor. Ban, Şarku'l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:

“Bu konu eski. Geçtiğimiz yılın ağustos ayına kadar uzanıyor. Bu, Türkiye İçişleri Bakanının, Türkiye'deki mülteci ve yabancı sakinlerin dosyasını düzenleme kararlarının bir parçasıydı. Mahmud Hüseyin'in vatandaşlığının iptaline dair adımlar atıldı ancak kendisi bu karara itiraz etti ve yasal yolları izledi. Şimdiye kadar vatandaşlığın iptal edilmesine veya Türkiye'den sınır dışı edilmesine dair bir karar alınmadı. Ancak bu, Türk hükümetinin Müslüman Kardeşler ile olan ilişkilerini güçlü bir şekilde koruyacağı anlamına gelmez."

Ban açıklamasının devamında ‘Erdoğan'ın aklının devletin çıkarlarında, kalbinin ise Müslüman Kardeşler’de’ olduğunu öne sürdü. Bu konuda alınan herhangi bir önlemin Mısır devletini memnun etmek için bir tür hoşnut etme çabası olarak görülebileceğini belirtti.

Türk yetkilileri ülkede bulunan Müslüman Kardeşler üyelerine yönelik geniş kapsamlı baskınlar düzenledi. Kimlik, oturum izni veya vatandaşlık belgesi olmayanları gözaltına aldılar ve bazı İhvan üyelerine ülkeden ayrılmaları için çağrıda bulundular. Ayrıca, yaklaşık 12 diğer İhvan üyesine Türk vatandaşlığı verilmesi taleplerini reddettiler. Bu adımlar, Türkiye'deki birçok Arap ülkesinden gelen mülteciler ve siyasi muhaliflerin bulunduğu topraklarda yapılan yoğun denetimlerin bir parçasıydı.

Mısır-Türkiye yakınlaşması

Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Türkiye İlişkileri Araştırmacısı Kerem Said, Mahmud Hüseyin'in vatandaşlıktan çıkarılması kararının resmi olarak onaylanması halinde Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkiler dosyasındaki ve Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerin durumuna bağladı.

Said, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Türk yetkililerin Mısır'la ilişkilerin gelişmesiyle birlikte kendi topraklarındaki Müslüman Kardeşler dosyasına ilişkin kademeli önlemler aldığını söyledi. İlişkiler olumlu yönde geliştikçe Ankara'nın Müslüman Kardeşler örgütüne ait unsurların kendi topraklarındaki varlığını ve faaliyetlerini kısıtlayıcı tedbirler aldığına dikkat çektiği değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ni destekleyen halk tabanının muhafazakarlıkla karakterize edilmesi ve Müslüman Kardeşler'e sempati duyması nedeniyle örgütün Türkiye topraklarındaki varlığını sona erdirmeye yönelik kararlar almak zordu.”

Resmi Mısır-Türkiye yakınlaşması adımlarına, Türk yetkililerin Türkiye topraklarında faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler medya platformlarına karşı aldığı önlemler eşlik etti. Ayrıca geçen yılın şubat ayında gazeteci Hossam Al-Ghamri'nin (Husam el-Gamri) sınır dışı edilmesi ve daha sonra Mısır'a dönmesi de dahil olmak üzere, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı medya profesyonellerine karşı da önlemler aldı. Daha sonra Müslüman Kardeşler liderlerine ve onların örgüt gençliğini terk etmelerine saldırdığı bir grup video yayınlamaya başladı ve bazı liderleri Batılı istihbarat servisleriyle iş birliği yapmakla suçladı.

Türk yetkililer, Suriyeli kökenli Mısırlı aktivist Ghada Nagib'i, Mısır'daki liderliği ve güvenlik güçlerini sosyal medya platformlarında hedef alma talimatlarını ihlal ettiği gerekçesiyle gözaltına aldı. Nagib'in eşi ve Müslüman Kardeşler destekçisi Hişam Abdullah, Mısır'dan 2013'te kaçarak Türkiye'ye sığınmıştı.

Hişam Abdullah, resmi Facebook hesabından yaptığı bir paylaşımda eşi Ghada Nagib'in, Türk istihbaratı tarafından ‘siyasi nedenlerle’ evlerinden alındığını duyurdu.

2021 yılında, Türk yetkililer Müslüman Kardeşler’e bağlı kanallardan, Mısır'a karşı kışkırtıcı programların durdurulmasını ve Türkiye topraklarından yayın yapmayı tamamen durdurulmasını talep etti. Bu talep, Türkiye'de uygulanan medya etik kurallarına uyulmaması durumunda gerçekleştirildi. ‘Mekameleen’ televizyon kanalı, İstanbul'dan yayın yapan Müslüman Kardeşler bağlı üç kanaldan biri olarak, Türkiye'den yayın yapmayı tamamen durdurduğunu duyurdu. Başka kanallar da daha sonra faaliyetlerini İngiltere'nin başkenti Londra'ya taşıdılar.

Yeni bir sayfa

Mısır ve Türkiye, geçen temmuz ayında diplomatik ilişkilerini büyükelçi seviyesine yükseltme kararı aldılar. Geçen ağustos ayında, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Erdoğan ile Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen G20 zirvesine katılımları sırasında ikinci kez bir araya geldi. Her iki tarafın bakanları da iki ülke arasındaki ortak iş birliğinin geliştirilmesini görüşmek üzere birkaç kez görüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta, 12 yılın ardından Mısır'ı ziyaret etti. Bu, Türk liderin ilişkilerin bozulmasının ardından Mısır'a ilk ziyaretiydi. Mısırlı ve Türk liderler, ortak bir basın toplantısında ‘yeni bir sayfa açmak’ ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlatmak için anlaştılar. Ayrıca iki lider, ülkeler arasındaki stratejik ilişkiler konseyini kurmak için bir anlaşma imzaladılar. Mısır Cumhurbaşkanı'nın, nisan ayında Ankara'yı ziyaret ederek bu konseyi resmen başlatması planlanıyor.

Karem Said, Müslüman Kardeşler’in artık Kahire üzerinde ‘baskı oluşturmadığını’ ve Ankara üzerinde ‘etkili olmadığını’ belirtti. Ancak Türkiye ile İhvan arasındaki ilişkiyi sonlandırma adımlarının, Mısır ile yakınlaşma çabalarını desteklemek için dışsal hesaplamaları da içerdiğine dikkat çekti. Ayrıca Türkiye'deki muhalefet partilerinin iktidardaki partinin, özellikle Arap mülteci ve muhaliflerin büyük bir nüfusunu barındırma politikaları konusundaki keskin eleştirilerinden kaçınmak için içsel hesaplamaların da rol oynadığını kaydetti. Bu eleştirilerin, Türkiye'deki yerel seçimlere yaklaşırken arttığına dikkat çekti.



Ez-Zubeydi'nin Yemen Liderlik Konseyi üyeliği “vatana ihanet” suçu nedeniyle iptal edildi

Aydarus ez-Zubeydi (AP)
Aydarus ez-Zubeydi (AP)
TT

Ez-Zubeydi'nin Yemen Liderlik Konseyi üyeliği “vatana ihanet” suçu nedeniyle iptal edildi

Aydarus ez-Zubeydi (AP)
Aydarus ez-Zubeydi (AP)

Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Dr. Reşad Muhammad el-Alimi, Başkanlık Liderlik Konseyi'nden Tümgeneral Aydarus bin Kassem el-Zubeydi'nin üyeliğini iptal eden ve onu “vatana ihanet” olarak sınıflandırılan suçları işlediği, devletin güvenliğini ve birliğini tehlikeye attığı gerekçesiyle Başsavcıya sevk eden bir başkanlık kararnamesi yayınladı.

Bugün yayınlanan karar, başta Yemen Cumhuriyeti Anayasası, Körfez Girişimi ve Uygulama Mekanizması, 2022 yılında yayınlanan iktidarın devri ve Başkanlık Liderlik Konseyi'nin kurulmasına ilişkin karar olmak üzere, bir dizi anayasal ve yasal referansa dayanmaktadır. Ayrıca, suçlar, cezalar ve üst düzey devlet görevlilerinin yargılanmasına ilişkin yasalar da bu kararın dayandığı referanslar arasındadır.

Kararda, bu kararın “tüm vatandaşların güvenliği ve Cumhuriyet'in egemenliğine olan bağlılığı yeniden teyit etmek amacıyla” alındığı vurgulanarak, “Ez-Zubeydi'nin adil güney davasını suistimal etmesi ve güney vilayetlerinde sivillere karşı ağır ihlallerde bulunmak için bunu kullanması”na işaret edildi. Ayrıca “Cumhuriyetin siyasi ve ekonomik merkezine zarar vermek, anayasaya ve anayasal otoritelere saldırmak ve devletin darbe ve isyanla mücadele çabalarını engellemek” de belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre kararın ilk maddesi, ez-Zubeydi'nin bir dizi suçlamaya dayalı olarak Başsavcıya sevk edilmesini ve görevinden uzaklaştırılmasını öngörmektedir. Bunların başında, cumhuriyetin bağımsızlığını zayıflatmak, askeri, siyasi ve ekonomik konumuna zarar vermek, silahlı çete kurmak ve silahlı kuvvetlerin subay ve askerlerine karşı cinayet suçları işlemek gibi vatana ihanet suçları ile anayasayı ihlal etmek ve yürürlükteki yasaları çiğnemek de yer almaktadır.

Kararın 2. maddesi, ez-Zubeydi'nin Başkanlık Liderlik Konseyi üyeliğinin iptal edilmesine karar verirken, 3. Madde, Başsavcıya yürürlükteki yasalara uygun olarak gerekli yasal tedbirleri almasını ve kendisine yöneltilen suçlamaları soruşturması talimatını vermektedir.

Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu bugün yaptığı açıklamada, ez-Zubeydi'nin önümüzdeki saatlerde şehirde kargaşa çıkarmak amacıyla Mumin es-Sakkaf ve Muhtar en-Nubi liderliğindeki Aden'de bulunan onlarca kişiye silah ve mühimmat dağıttıktan sonra bilinmeyen bir yere kaçtığını bildirdi.

Bu durum, Yemen Ulusal Muhafız güçleri ve koalisyon güçlerinin, Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdul Rahman el-Mahremi'den güvenliği sağlamasını, Aden'de herhangi bir çatışmanın yaşanmasını önlemesini, halkı herhangi bir kargaşadan korumayı, can ve mal kaybını önlemeyi ve Ulusal Muhafız güçleriyle iş birliği yapmasını talep etmesine neden oldu.


Suriye medyası: SDG'nin bombardımanı durdurmasının ardından Halep'te temkinli bir sakinlik hakim

Halep'te bir güvenlik operasyonu sırasında bir Suriye polis memuru (Arşiv- Suriye İçişleri Bakanlığı)
Halep'te bir güvenlik operasyonu sırasında bir Suriye polis memuru (Arşiv- Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye medyası: SDG'nin bombardımanı durdurmasının ardından Halep'te temkinli bir sakinlik hakim

Halep'te bir güvenlik operasyonu sırasında bir Suriye polis memuru (Arşiv- Suriye İçişleri Bakanlığı)
Halep'te bir güvenlik operasyonu sırasında bir Suriye polis memuru (Arşiv- Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye haber kanalı el-Ihbariye, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) bombardımanı durdurmasının ardından herhangi bir ihlale karşı yoğun güvenlik önlemleri alınırken, Halep şehrinde temkinli bir sükunetin hakim olduğunu bildirdi.

Resmi televizyon kanalı daha önce SDG'nin şehirdeki birkaç mahalleyi hedef aldığını ve ordu güçlerinin ateşin kaynağına karşılık verdiğini bildirmişti.

El-İhbariye, Halep Sağlık Müdürlüğü'ne dayandırdığı haberinde, SDG'nin yerleşim bölgelerini hedef alması sonucu 4 sivilin öldüğünü, 10 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ancak SDG bunu yalanlayarak, Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Halep'teki mahalleleri “ağır silahlarla” hedef aldığını ve 3 kişinin öldüğünü, 26 kişinin yaralandığını belirtti.


Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?