Suriye’deki İran ajanlarına düzenlenen suikastlar tartışmalar soru işaretlerine yol açtı

Gözlemciler, askeri danışmanlar ve silahlı gruplar da dahil olmak üzere Tahran’la bağlantılı kişiler hakkındaki bilgilerin sızdırılmasının arkasında Şam’daki güvenlik birimlerinin olduğu görüşündeler.

İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
TT

Suriye’deki İran ajanlarına düzenlenen suikastlar tartışmalar soru işaretlerine yol açtı

İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)
İsrail, el-Mazzeh mahallesindeki Devrim Muhafızları’na ait bir binaya saldırı düzenledi. (AFP)

İsrail tarafından Suriye’nin başkenti Şam’da gerçekleştirilen ve İran Devrim Muhafızları’nın ön saflarındaki liderleri ve Hizbullah’a mensup bazı isimleri ‘dakik füzelerle’ hedef alan suikast dalgası soru işaretlerine neden oldu. Hedeflenenlerin yerine dair bilgilerin sızdırılmasına ilişkin spekülasyonlara kapı açtı.

Şam’ın el-Mazzeh mahallesinde geçen ocak ayında gerçekleştirilen hava saldırısında, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü istihbarat komutanı, Hac Sadık ve Omid Zadeh lakaplı Hüccetullah Amedvar ve takma adı Hac Golam olan yardımcısının yanı sıra diğer iki askeri danışman hedef alınmıştı. Reuters’ın haberine göre İran devlet televizyonu, o dönemde yerle bir edilen çok katlı binanın danışmanların ikametgahı olduğunu aktarmıştı.

Söz konusu operasyondan kısa bir süre önce, özellikle 25 Aralık’ta Şam kırsalındaki Seyyide Zeyneb bölgesinde benzer bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda, İran’ın Suriye’deki vekil güçlerini koordine etmekten ve İran silahlarının Suriye üzerinden Lübnan’a nakledilmesinden sorumlu Kudüs Gücü’nün üst düzey askeri danışmanı Razi Musavi’nin ikamet ettiği bina hedef alınmış ve Musavi yaşamını yitirmişti.

El-Mazzeh bölgesi

Şam’ın batısındaki el-Mazzeh bölgesi, önde gelen Filistinli liderlerin karargahları ve konutlarının yanı sıra güvenlik ve askeri karargahlarını içeriyor. AFP’nin haberine göre burada çok sayıda büyükelçilik ve uluslararası kuruluş bir araya toplanmış durumda.

Jusoor Araştırma Merkezi’ndeki Suriyeli araştırmacı Vail Alvan’ın belirttiğine göre Seyyide Zeyneb bölgesi, İran’ın güvenliğinin ve Suriye’deki askeri nüfuzunun başkenti olarak görülüyor ve bu nedenle en önemli kale olarak sayılıyor.

Alvan, kasabadan Şam havaalanına kadar uzanan bölgede, İran’ın geniş ve özel güvenlik meydanları ile komuta ve eğitim kampları kurmayı başardığını belirtirken, İran’ın İsrail’i sık sık suikast operasyonlarıyla suçladığını söyledi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ocak ayında gerçekleştirilen operasyonun ardından İsrail’in Suriye’de Devrim Muhafızları Ordusu’nun beş üyesinin öldürülmesine yol açan saldırısının cevapsız kalmayacağını dile getirdi. Ayrıca “Suriye’deki danışmanlarımızı hedef alan İsrail saldırısı ABD’nin desteğiyle gerçekleştirildi” dedi.

Diğer yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Naser Kenani, “Siyonist oluşum, içine düştüğü bataklıkta ABD’yi bölgedeki direniş taraflarıyla doğrudan savaşa sokmak istiyor” şeklinde konuştu.

Bilgilerin sızdırılması

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye rejiminin güvenliğine bağlı askeri istihbaratın, geçen ocak ayında el-Mazzeh’deki binanın hedef alınmasını takip eden saatlerde, Batı Mazzeh Villaları bölgesinde geniş bir güvenlik kampanyası yürüttüğünü bildirdi.

SOHR Direktörü Rami Abdurrahman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tutuklanan güvenlik görevlilerinin hedef alınan yerin yakınında bulunan bir binbaşı, asistanı, bir astsubay ve bir sivilden oluşan bir güvenlik müfrezesine ait olduğunu söyledi. Ayrıca Şam’ın batısındaki Mazzeh Villaları bölgesinin, askeri personel, politikacılar ve büyükelçilikler de dahil olmak üzere üst düzey isimlerin konutları ve karargahlarının varlığı nedeniyle neredeyse tamamen güvenlik bölgesi olarak değerlendirildiğine dikkat çekti. Mahallede Devrim Muhafızları, İslami Cihad Hareketi ve Hizbullah liderleri de yaşıyor.

Aynı şekilde Reuters’ın üç kaynaktan aktardığına göre Devrim Muhafızları, Suriye rejimine Suriye güvenlik güçleri içinden bilgi sızıntısının son ölümcül saldırılarda rol oynadığı yönündeki endişelerini dile getirdi. Kaynaklar, Devrim Muhafızları’nın bir dizi İsrail saldırısı nedeniyle Suriye’de konuşlu üst düzey subayların sayısını azalttığını belirtirken, “Orada nüfuzunu sürdürmek için Tahran’la müttefik olan Şii gruplara daha fazla güvenecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan İran merkezli ‘Jomhouri-e Eslami’ gazetesi, Rus ve Suriyeli tarafları İranlı yetkilileri hedef almaya yardımcı olacak bilgileri sızdırmakla suçladı. Irak Rawabet Araştırma ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’ne göre İran’daki ılımlı köktendinci harekete bağlı gazete, Suriye’de İranlı liderlere yönelik suikastta Rusya’nın parmağı olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Ayrıca İsrail operasyonlarını ve hava saldırılarını başlatırken S-300 füze sisteminin neden etkisiz kaldığını sorguladı.

Merkeze göre İran’da bir başka görüş de Rusya’nın, Gazze’deki olayların patlak vermesinin ardından bölgedeki bölgesel manzaranın karmaşıklığı nedeniyle Tahran’dan uzak şekilde ‘Suriye arenasında kontrol sahibi olmak, Moskova’nın çıkarlarını gerçekleştirmek, İran’ın hedefleri hakkında doğru bilgiye ulaşmak ve hedeflerin sayısını ve toplanma alanlarını öğrenmek’ amacıyla İran güvenlik teşkilatlarının çalışmalarına sızdığına inanıyor.

Suriye rejimi yanlısı Al-Watan gazetesinin haberine göre İran’ın Şam Büyükelçisi Hüseyin Ekberi, İran Devrimi’nin 45’inci yıl dönümü dolayısıyla Şam’daki İran Büyükelçiliği’nde basın toplantısı düzenledi. Ekberi, yaptığı açıklamada rejimin güvenlik servislerinin istihbarat bilgilerini İsrail’e sızdırması nedeniyle İran’ın üst düzey subaylarını Suriye’den çektiğine dair basında çıkan haberleri yalanladı.

“Çok gelişen bilgi teknolojisine dayalı olarak, bilgiyi almak için insan unsuruna ihtiyaç kalmamıştır” diyen Ekberi, İran’ın Suriye rejim yetkilileri hakkında olumlu görüşe sahip olduğunu ve bu tür konuşmaları doğru olmadığı için tamamen reddettiğini dile getirdi. Hüseyin Ekberi açıklamasında ayrıca, “İran güçleri, yasal ve uluslararası düzenlemelere uygun olarak hükümetle tam koordinasyon halinde Suriye’de bulunuyor” ifadesini kullandı.

Suriye merkezli birkaç muhalif internet sitesinin belirttiğine göre İran büyükelçisi, İran güçlerinin Suriye rejiminin talep ettiği her yerde hazır bulunacağını söylerken, “Suriye’de eşit olarak varız ve asla geri çekilmeyeceğiz” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ise Suriye’de askeri danışmanlarının çalışmalarının devam edeceğini belirtti.

Gerçekleri incelemek

Lübnanlı gazeteci Jean Aziz, geçen cumartesi günü yayınlanan bir makalede diplomatlardan alıntı yaparak şunları söyledi:

“Birçok tehlikeli şey oluyor ve gelişiyor. Diplomatlar burada analize gerek olmadığını teyit etmekte hızlılar. Kaydedilen ve belgelenen gerçekleri incelemek yeterlidir. Suriye rejiminin M.H. isimli İranlı milis liderini ve 56 üyeyi tutuklaması bir sürprizdi.”

“Bu, bir karşılıklı casusluk savaşı mı yoksa sadece karşılıklı suçlamalar mı?” diye soran Lübnanlı gazeteci sözlerine şöyle devam etti:

“Gerçek ne olursa olsun bu haber, iki rejim ve aynı topraklara dayanan ordular arasında yaşanan derin olayların göstergesi olmaya devam ediyor. Bu, ‘İran’ın geri çekildiği alanlara ve Suriye ile Lübnan arasındaki sınır hattının tutulmasının önünü açan noktalara Dördüncü Tümen’den birliklerin konuşlandırılmasının yanı sıra geri çekilen güçlerin yerine Hizbullah unsurlarının getirilmesi’ yönündeki İran önerisinin Suriye tarafından reddedildiğine dair diplomatik bilgiler ışığında, İran’ın Suriye’deki bazı bölgelerden kısmen çekilmesiyle aynı zamana denk geliyor. Tüm bunlar, İran’ın Suriye büyükelçisinin bu sözlerini, bir gerçeğin tepkisi veya yalanlanması, kibir veya inkâr olarak, hatta daha da kötüleşebilecek veya kamuoyuna yansıyacak bir sorunun habercisi olarak açıklamaktadır.

 Aziz ayrıca, ülkesindeki rejimin Suriye’deki varlığıyla ilgili olarak “Burada varlığımız güçlü ve asla geri çekilmeyeceğiz” dedi.

SOHR, 6 Şubat’ta rejime bağlı askeri istihbaratın, İran milislerinden M.H. isimli bir lider ve onun yaklaşık 56 üyesinin yanı sıra İran milislerine bağlı 37 yerel militanın tutukladığını bildirdi.

SOHR kaynaklarına göre ABD’nin Deyrizor ve kırsalındaki İran milis mevzilerini hedef alan hava saldırıları ortasında uluslararası koalisyona bilgi ve koordinat sağlamak suçlamasıyla Deyrizor kentinde M.H’ye ait bir çiftlik ve otomobillerin yanı sıra E.F’ye ait otomobillere de el konuldu. Ancak bu gelişme ilk kez yaşanmadı. Öyle ki medya organlarının SOHR’dan alıntı yaptıkları haberlerine göre Eylül 2022’de de rejim istihbaratı, İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’a bağlı milislerin 34 üyesini, uluslararası koalisyon ve dış taraflarla işbirliği yaptıkları suçlamasıyla Deyrizor’un çeşitli bölgelerinde tutukladı.

Yaklaşık aynı dönemde Hizbullah, kendi saflarında yer alan Suriye uyruklu 17 kişinin uluslararası koalisyon ile iş birliği yapmak suçlamasıyla tutuklanmasıyla sonuçlanan bir kampanya yürütmüştü.

İstihbarat nüfuzu

Diğer yandan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed Abadi, Devrim Muhafızları subaylarının Suriye’den çekilmesinin çeşitli nedenlerden dolayı taktiksel bir adım olduğunu belirtti. Abadi açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bunların başında, İran’ın Musavi ve Omid Zadeh’ye yönelik acı verici saldırının ardından liderlerinin kaybını telafi edemeyecek ve hedef alırsa durumun kötüleşeceği korkusuyla yanıt veremeyecek olması geliyor. İran’ı böyle bir adım atmaya iten sebepler, Suriye, Irak veya İran coğrafyası dışında İran’ın yoğunlaştığı herhangi bir bölgede subaylarının hedef alınması durumunda karşılık veremeyeceğinin farkında olmasıydı. Bu, Ürdün’de üç ABD askerinin öldürülmesine yönelik mevcut tepkinin sınırlarıyla ilgilidir. Dolayısıyla Suriye’de subaylarının ya da komutanlarının öldürülmesi ve yanıt verememesinden dolayı utanç duymamak için onları şimdi geri çekmeyi tercih ediyor.”

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı sözlerine şöyle devam etti:

“Mesele, Kudüs Gücü istihbarat yetkilisi Hac Sadık lakaplı Yusuf Omid Zadeh ve yardımcısının liderliğindeki danışmanlar hücresinin geçen ocak ayında gerçekleşen son saldırıda öldürülmesiyle ilgili. Öyle ki İran medyası, Suriye istihbaratına sızıldığına inanarak, Suriye güvenlik servislerini ve güçlerini, İran güçlerinin Suriye’deki konumlarını, hatta liderlerin ikametgahları veya çalışma alanları olsun, bulundukları yerleri Mossad’a sızdırmakla suçladı. Bu nedenle İran, İranlı askeri danışmanlar hakkındaki bilgilerin sızdırılmasının arkasında istihbarat ve güvenlik servislerinin olduğuna kesinlikle inanıyor. İster ABD’nin askerlerin öldürülmesine tepkisi açısından ister İran ile İsrail arasında yaşanan gri savaş açısından olsun, Suriye’deki varlıklarının büyük bir tehlike oluşturduğunun farkında. Konu taktiksel. Strateji açısından İran, hâlâ Beşşar Esed’e milyarlarca dolar gibi çok yüksek bedeller ödendiğine ve İran askeri varlığını Suriye topraklarında sağlamlaştırmak için yüzlerce asker ve liderin feda edildiğine inanıyor. Dolayısıyla Tahran bunu hiçbir şekilde göz ardı etmeyecektir.”

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olan İranlı güvenlik araştırmacısı Reza Azizi de İran’ın Suriye’ye doğrudan müdahalesinin son yıllarda ‘liderler ve üst düzey yetkililer düzeyinde’ sınırlı olduğuna dikkat çekti. “Güçlerin koordinasyonu sorumluluğunu üstlendiler” dedi. Diğer taraftan nüfuz esas olarak İranlı olmayan vekillere ve onlarla müttefik olan milislere dayanıyordu. Öyle ki 2020’den bu yana Hizbullah’ın rolü önemli ölçüde arttı ve neredeyse Devrim Muhafızları’nın rolüne eşit hale geldi.

Azizi konuya dair şu değerlendirmede bulundu:

“Muhtemelen Tahran, liderlerin nerede olduklarına ilişkin sızıntının kaynağı belirleninceye kadar liderleri İsrail’in ulaşamayacağı bir yerde tutma niyetindedir.”

Al-Mayadeen kanalı da Devrim Muhafızları milislerinin varlığının azaldığı yönündeki haberleri yalanladı. Kanal, güvenilir kaynaklardan alıntı yaptığı haberinde İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki danışmanlarının konuşlandırılmasını azalttığına dair dolaşan söylentilerin doğru olmadığı belirtti. Ayrıca “İranlı danışmanlardan ailelerini yanlarına almadan Suriye’ye gitmeleri istendi” dedi.

Suriye pragmatizmi

Emekli General ve ulusal güvenlik ve savunma uzmanı Yarub Saher, Suriye rejiminin İsrail’e bilgi sızdırdığı iddialarını yalanladığı açıklamasında şu ifadeleri kulandı:

“Suriye varlığının kalıcılığını, istikrarını ve yaşamının devamını sağlamak amacıyla Suriye’de ulusal güvenliğin ve yüksek çıkarların temellerinin, tüm ülke ve çevresindeki bölgeye yönelik ulusal kaygılara ve genel politikalara dayanmadığının, daha ziyade iktidardaki rejimin hayatta kalmasına ve istikrarına hizmet etmeye dayandığının bilincinde olmalıyız. Bu bekaya hizmet edecek her şeye başvuruluyor ve ülkenin tüm ulusal güvenlik hedefleri bir kenara atılıyor. Tek bir hedef var, o da ülke düşse bile rejimin düşmesini engellemektir. Bunun için de rejimin pragmatizmi ve çıkarları en çirkin biçimleriyle takip ediliyor. Suriye’nin pozisyonlarını ve yansımalarını, ittifakların doğasının dışında olduğunu görüyoruz. Mesela rejimin İsrail düşmanlığı göstermesi ve masa altında tüm detaylarıyla anlaşmalar yapması bunun en güzel kanıtıdır. 1974’te savaş sonrasında İsrail- Kissinger- Esed anlaşması yapılmıştır. Bu, Suriye rejiminin korunması şartıyla İsrail ile cephenin 50 yıl sükunetini sağladı. Suriye rejimi, hayatta kalma içgüdüsüyle dikkatini başka yöne çekerek kendisine hizmet edecek olanı örmeye başladı ve pragmatizmini İran’dan masa altında İsrail’e ve ABD’ye çevirdi. İsrail ve ABD’nin İranlı liderleri, danışmanları, subayları, Hizbullahçıları (Hizbullah’ın takipçileri) ve etkili liderlik hedeflerini avlaması, Suriye, İsrail ve ABD uyumunun sadece ikinci dereceden kanıtıdır. Bunların tamamı, bu rejimi mümkün olduğu kadar hayatta tutmak adınadır.”

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
TT

ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)

Suriye kaynakları Şarku’l Avsat'a, ABD arabuluculuğuyla Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde bir esir takası konusunda görüşmelerin devam ettiğini doğruladı.

İl yönetiminin medya ilişkileri direktörü Kuteyba Azzam, Suriye hükümeti ile Şeyh el-Akl ve Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafız Kuvvetleri" arasında, esir takası anlaşmasına varılması amacıyla görüşmelerin yapıldığını belirtti.

Medyada yer alan haberlere göre ABD elçisi Tom Barrack'ın ofisi, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Şam kırsalında gözaltında tutulan Süveyda'dan 61 sivilin serbest bırakılması karşılığında, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarından "Ulusal Muhafızlar" tarafından Süveyda'da tutulan 30 mahkumun teslim edilmesini içeren anlaşmanın sonuçlandırılması için her iki taraftan da onay aldı.

Süveyda Valisi Mustafa Bakur, geçen ay Suriye hükümetinin bu sivilleri aşiret güçlerinden teslim aldığını ve takas ayarlamak üzere gözaltına aldığını duyurdu.

Geçtiğimiz temmuz ayındaki olaylardan dolayı gözaltına alınanların serbest bırakılması, geçen eylül ayında Şam'dan Amerikan ve Ürdün'ün desteğiyle açıklanan "yol haritasının" maddelerinden biridir.


Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.