Silahsızlandırılmış Filistin devleti önerisinin hayata geçirilme ihtimali ve tavizler

Savaş Kabinesi’ndeki iki bakan, yarım milyondan fazla yerleşimciye yaptırım uygulanmasına karşı çıkmak için resmi bir karar alınması çağrısında bulundu.

Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
TT

Silahsızlandırılmış Filistin devleti önerisinin hayata geçirilme ihtimali ve tavizler

Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Tel Aviv, tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddederken Filistin Yönetimi bu devletin kurulmasının bölgede istikrarın anahtarı olduğunu ileri sürüyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

İsrail ile Filistinliler arasında uzun vadeli barışın sağlanmasına yönelik ayrıntılı ve kapsamlı bir plan hakkında Washington'dan iyimser açıklamalar geliyor. Amerikan gazetesi The Washington Post'ta yer alan habere göre, bu iyimser açıklamalar arasında önümüzdeki haftalarda açıklanabilecek silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik özel bir takvim de yer alıyor. İsrailli yerleşimciler ise yerleşime devam etmeyi ve Amerikan baskısına boyun eğmemeyi talep ediyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki 700 binden fazla Yahudi yerleşimci, uluslararası toplumun Gazze'nin yanında gelecekte bir Filistin devleti kurmak istediği topraklarda yaşıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü ‘İsrail'in Filistinlilerle kalıcı çözüme ilişkin uluslararası dikteleri kategorik olarak reddettiğini’ doğruladı ve ‘Filistin devletinin tek taraflı tanınmasına’ şiddetle karşı çıktı. Yerleşimciler, özellikle ABD'nin kendilerine karşı daha sert tavırlar almasıyla birlikte gelecekteki Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. Diğer yandan son dönemde Batı Şeria'da doğrudan şiddet veya korkutma eylemleri gerçekleştirmekle suçlanan yerleşimcilere benzeri görülmemiş cezalar uygulandı.

(foto altı) Yerleşimciler, uluslararası destekle tartışılan gelecekteki bir Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Yerleşimciler, uluslararası destekle tartışılan gelecekteki bir Filistin devletinin tehlikesini hissediyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. Batı Şeria yüzölçümünün yüzde 42'sini oluşturan yerleşim yerleri, yasadışı olarak kabul ediliyor ve iki devletli çözümün önündeki temel engellerden biri olarak görülüyor.

Askeri kontrol

1993'teki Oslo Anlaşması ve bunu takip eden Gazze-Eriha Anlaşması uyarınca Filistin Yönetimi Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin özerk yönetim işlerini yürütmek üzere geçici bir varlık olarak Filistin topraklarının sadece yüzde 22'si üzerinde kuruldu. Batı Şeria'nın toplam alanı ise yaklaşık 5 bin 760 kilometrekare. Ancak anlaşmaya göre Batı Şeria'nın yüzde 21'ine tekabül eden A Bölgesi'nde, alanı yüzde 18 olarak tahmin edilen B bölgesinde ve Batı Şeria'nın yüzde 61'ine tekabül eden C Bölgesi üzerinde tam İsrail kontrolü ile Filistin yönetiminin yetki alanı sınırlandı. 2000 yılında İkinci İntifada'nın patlak vermesiyle birlikte İsrail Batı Şeria'da tam kontrolü yeniden ele geçirerek, askeri kontrolü de sağladı. İsrail, Batı Şeria'nın doğal kaynaklarının yüzde 87'sini, ormanlarının yüzde 90'ını ve yollarının yüzde 49'unu içeren C Bölgesi'ndeki yerleşim alanını genişletti. Daha sonra 980 kilometre uzunluğunda bypass yol ağları yaparak Filistin bölgelerine nüfuz etti ve kırsal toplulukları parçaladı. Bu sınıflandırmaların dışında bırakılan Kudüs meselesi; mülteciler, sınırlar ve su problemleri gibi nihai çözüm müzakerelerine ertelendi.

(foto altı) Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. / Fotoğraf: Independent Arabia
Bu yılın başında yerleşim yeri sayısı yaklaşık 176 yerleşim birimine ve 186 karakola ulaştı. / Fotoğraf: Independent Arabia

Gözlemciler, İsrail'in 1967'de kontrol ettiği topraklardan çekilmesinin barışın önkoşulu olduğu ilkesine dayanan 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararı uyarınca Filistin devletinin tanınmasının, atılan diğer adımlarla tutarlı olacağına inanıyor. Söz konusu diğer adımlardan en öne çıkanı, Arap Birliği'nin tüm üyeleri tarafından kabul edilen ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) tarafından desteklenen 2002 Arap Barış Girişimi'dir. Ancak yazar Heller'e göre, ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı karardan hiç bahsedilmiyor. İngiliz gazetesi The Guardian'da yayımlanan makalesinde Heller şu ifadeleri kullandı:

“ABD Başkanı’nın teşvik ettiği şey, apartheid sırasında Güney Afrika'daki Bantustanlar’a veya Doğu Ukrayna'daki Rus kukla devletlerine benzer bir devlet gibi görünüyor. Bu da onun gerçek manada bir devlet olmadığı anlamına geliyor. Eğer böyle bir Filistin devleti kurulsaydı, bu, Filistinliler, çevredeki bölge ve hatta uluslararası toplum tarafından İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi veya Filistinlilerin bir devlet kurma yönündeki isteklerinin tanınması olarak görülmeyecek.”

(foto altı) ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararından hiç bahsedilmiyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
ABD Başkanı Joe Biden'ın desteklediği silahsızlandırılmış bir Filistin devletine ilişkin konuşmada 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararından hiç bahsedilmiyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Heller, “Batı'nın, İsrail halkının güvenliğini ve bölgedeki küresel çıkarları baltalamaya çalışan İsrail siyasi güçlerini marjinalleştirmeye ve izole etmeye çalışmasına ek olarak, Filistin Ulusal Konseyi'nin (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün yasama organı) gerçek anlamda reform yapılarak daha sorumlu, daha demokratik ve daha temsili hale getirilmesi” çağrısında bulundu.

Varoluşsal tehdit

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu planı hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz. Bu plan aslında Filistinlilerin bize karşı işledikleri korkunç katliam için bir ödül hak ettiklerini ifade ediyor. Filistin devleti, 7 Ekim'de kanıtlandığı üzere, İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır.” İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de X platformunda, “Bin 400 kişi öldürüldü ve dünya onlara bir devlet vermek istiyor. Bu kesinlikle olmayacak” yazdı. Savaş Kabinesi’ndeki iki bakan, yarım milyondan fazla yerleşimciye yaptırım uygulanmasına karşı çıkmak için resmi bir karar alınması çağrısında bulundu. Bununla beraber Likud Partisi'nden Diaspora ve Eşitlik Bakanı Amichai Chikli Filistin devletini tanıma planını reddetti. Chikli, “İsrail'in Amerikalıları, Filistin Yönetimi ile Oslo Anlaşmaları’nı iptal etmek gibi tek taraflı adımlarla tehdit etmesi gerekiyor” dedi. Tel Aviv'deki Bar-Ilan Üniversitesi'nde Ortadoğu meselelerinde araştırmacı olan Mordechai Kedar ise iki devletli çözümün uygulanabilir olmadığı görüşünü dile getirdi. “İsrail'de çoğunluk bir Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. Çünkü Batı Şeria'da Hamas'a verilen destek büyük ve ezici hale geldi” ifadelerini kullanan Kedar, “Gelecekte bir Filistin devleti kurulursa, Hamas'ın 7 Ekim'de yaptığı gibi bize karşı tekrar böyle bir şeye girişmeyeceğinin garantisi nedir?” diye sordu. İsrailli siyasi analist Ubi Stern ise mevcut İsrail hükümetinin Filistinlileri, Yahudi devletinin yönetimi altında yaşayan ve kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmayan azınlıklardan başka bir şey olarak görmediğini kaydetti.

(foto altı) İsrail'de çoğunluk, Batı Şeria'daki Hamas hareketine verilen desteğin artması nedeniyle Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
İsrail'de çoğunluk, Batı Şeria'daki Hamas hareketine verilen desteğin artması nedeniyle Filistin devletinin kurulmasından korkuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

İsrail'in iki taraf arasında önkoşulsuz doğrudan müzakereler dışında bir Filistin devletinin kurulmasını kategorik olarak reddeden resmi kararına cevaben Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne pazar günü yaptığı açıklamada başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasının ‘çözüm sürecinin, bölgenin geleceğinin ve istikrarının anahtarı’ olduğunu söyledi. Filistin resmi haber ajansı WAFA, Rudeyne’nin şu sözlerini aktardı:

“Filistin Devleti BM'ye tam üye olmadan bölge ateş içinde kalmaya devam edecek. Filistin Devleti, başkenti Doğu Kudüs olmak üzere Filistin toprakları üzerinde bağımsızlığını somutlaştırmadıkça bölgede gerilim sürecek. Filistin Devleti, Filistin-Arap duruşunu arkasına almadıkça, yerinden edilme ve soykırım karşısında birleşmedikçe bölgede tansiyon artmaya devam edecek, bölge sürekli çatışma ve bitmeyen savaşlar içinde kalacak.”

Diğer yandan El Fetih Sözcüsü Hüseyin Hamayel de şu açıklamayı yaptı: “Dünyadaki tüm siyasetçilerin iki devletli çözüm seçeneğini tercih etmesini gerektiren şey uluslararası meşruiyettir. Filistin halkına kendi kaderini tayin etme ve 1967 sınırlarında devletini kurma hakkını vermek uluslararası hukukun üstünlüğüne ve uluslararası meşruiyete hürmeten yapılmalıdır.” Filistin Uluslararası İlişkiler Araştırmaları Derneği (PASSIA) Direktörü Adnan Golani ise Filistin devletinin kurulmasına yönelik mevcut çağrıları küçümsedi ve bunları ‘Gazze Şeridi'nde Filistinlilerin maruz kaldığı soykırımdan dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik ABD girişimleri’ olarak değerlendirdi. Golani, iki intifada arasında Filistin devleti vaatlerini duymaya alışmış olan Filistinlilerin bu adımın ciddiyetine olan güvenlerini kaybettiklerini vurguladı.

Mültecilerin dönüşü

Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında kökleri 70 yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. Ortadoğu'da beklenen savaşın etkisiz hale getirilmesi, İsrail'in güvenliğini garanti edecek şekilde silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulmasından geçiyor. Gözlemciler, İsrail'in çatışmayı sona erdirme konusunda ilerleme sağlayacak bir barış planını kabul etme olasılığının, daha önce olduğu gibi, Filistinlilerin, mültecilerin geri dönüş haklarının iptal edilmesi ve İsrail'in bir Yahudi devleti olarak tanınması gibi konularda büyük tavizler vermesini gerektireceğine inanıyor. ABD, Filistin Yönetimi'nin bu talepleri karşılamasını talep ediyor. Filistinliler ise bunu imkânsız ve arzu edilen barışa ulaşmanın önünde gerçek bir engel olarak görüyor. Mevcut sağcı İsrail hükümetinin benimsediği aşırılık, Filistinlilerle bir çözüme ulaşma niyetinde olmadığını teyit ediyor.

(foto altı) Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia
Pek çok kişi, Filistinliler ile İsrailliler arasında devam eden çatışmanın çözümüne giriş noktası olarak iki devletli çözüme yönelik ABD girişiminin başarısından şüphe duyuyor. / Fotoğraf: Independent Arabia

Her ne kadar Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas daha önce İsrail'in üzerinde anlaşmaya vardığı makul bir sayı dahilinde mültecilerin bir kısmının geri dönmesine dayalı bir pazarlık yapma isteğini dile getirmiş olsa da, Filistin Kurtuluş Örgütü Mülteci İşleri Dairesi ve Batı Şeria'daki halk komiteleri, mültecilerin geri dönüş hakkının devredilemez olduğunu yineledi. Filistinli mültecilerin geri dönüş hakları tanınmazsa, her türlü barış anlaşması halk tarafından reddedilecek. Tüm Filistinli mültecilerin evlerine ve mülklerine dönüş hakkı hayata geçirilmedikçe bölgede güvenlik ve istikrar sağlanamayacak. Filistinli mülteciler meselesi, Filistin halkının adalete ve temel haklarına kavuşması için uluslararası destek ve onay alması gereken siyasi ve insani bir mesele.

Fransız Le Figaro gazetesi yazarı Renaud Girard ‘İsrail'in, aralıklı kaos içinde yaşamaya devam ederken Filistin'in tamamı üzerinde askeri kontrolü sürdürmek ile silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmak ve sınırlarında barışı sağlamak için topraklarının yüzde 22'sinden vazgeçmek arasında bir seçim yapması gerektiğine’ inanıyor. Girard şu ifadeleri kullandı: “Bölgesel güçlerin Filistinlileri, mültecilerin bir Yahudi devleti olarak kalmak isteyen İsrail'e dönmelerinin imkansızlığı konusunda ikna etmesi gerekiyor. ABD bu çözümü siyasi olarak desteklemek için gerekli araçlara sahip. Filistinliler kendilerine uzatılan bu eli ve fırsatı değerlendirip kendi devletlerini kurmazlarsa ve Yahudileri denize atma hayallerine devam ederlerse, başlarına gelen felaketi hak edecekler.” Amerikan dergisi Foreign Policy de ise şu ifadeler yer aldı: “Hamas silahsızlanmayı kabul etmeyecek ve Gazze'deki diğer silahlı gruplar nihai çözüme katılmayabilir. Sadece bu gruplarla İsrail arasında değil, aynı zamanda onlarla gelecekteki Filistin Yönetimi arasında da huzursuzluğun devam edeceğine dair benzer korkular olacak.”

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Siyasi analist İsmet Mansur, İsrail'in Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) bazı çalışanlarını 7 Ekim'deki saldırıya katılmakla ve Hamas'la iş birliği yapmakla suçladığını ifade etti. Bunun sonucunda bazı ülkeler UNRWA'ya sağladıkları fonları dondurdu. İsrail'in bu yöndeki tüm çözümleme çabaları, uluslararası girişimlerin mültecilerin geri dönüş hakkına ilişkin sayfayı çevirmekte başarısız olmasının ardından geldi. Bu konu Filistin, Arap ve İsrail karar alma çevrelerinin gündeminden çıkarılamadı. UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini birkaç gün önce İsrail'i ‘Filistinlilerin bir gün vatanlarına geri dönme hakkına sahip oldukları fikrini yok etmeyi amaçlayan’ koordineli bir kampanya başlatmakla suçladığında bu durum teyit edilmiş oldu. Filistinli analist ve yazar Hani el-Mısri ise şunları söyledi: “Müzakere masasında geri dönüş hakkının bir Filistin devletinin kurulmasıyla değiştirilmesi söz konusu değil. Çünkü bu kabul edilemez ve kendi vatanlarının içinde ve dışında milyonlarca Filistinli mültecinin haklarına gölge düşürüyor. İsrail'in önerdiği şey, sınırlara, Kudüs'e, yerleşim yerlerine, güvenlik ve suya dönüş hakkından her konuda feragat edilmesidir. İsrail, Filistinlilerin başka alternatifleri olduğunu ve işgalle bir arada yaşamaya ve onunla sonsuza kadar müzakere etmeye devam etmek gibi tek bir seçeneğe sahip olmak zorunda olmadıklarını anladığında, Filistin devleti çözümünün kendisi için gelecekte karşılaşabileceklerinden daha iyi olduğunu anlayacaktır.”



Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
TT

Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)

Beyrut’un yoğun nüfuslu Aişe Bekkar mahallesinde çarşamba günü düzenlenen İsrail saldırısının ardından hüzün ile artan öfke iç içe geçmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana birçok Lübnanlı, ülkeyi yeni bir savaşa sürüklediğini düşündükleri Hizbullah’a tepki gösteriyor.

Hedef alınan binaya birkaç metre uzaklıktaki küçük sebze dükkânında AFP’ye konuşan Rande Harb, öfkeyle “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmeli. Silahlar yalnızca meşru güvenlik güçlerinin elinde olmalı. Nokta” dedi.

İsrail’in binadaki bir daireyi hedef alan saldırısı çevredeki binalarda da hasara yol açtı. Sebze dükkânının karşısında bulunan, siyah başörtüsü ve abaya giyen bir kadın ise gözyaşları içinde, “Biz sadece barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik aralıksız saldırılarına bir yıldan fazla süre boyunca karşılık vermemişti. Ancak örgüt, 2 Mart gecesi Tahran’da ABD-İsrail ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e doğru bir dizi füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı.

Art arda yaşanan savaşlar ve süregelen ekonomik kriz nedeniyle yorgun düşen birçok Lübnanlı ise bu savaşın kendilerine ait olmadığını düşünüyor.

Lübnan hükümetinin son verilerine göre İsrail saldırılarında 13 gün içinde 634 kişi hayatını kaybetti, bin 500 kişi yaralandı. Ayrıca 800 binden fazla kişi de yerinden edildi.

Hedef kim?

Yaralıların tahliye edilmesinin hemen ardından, yoğun nüfuslu ve yerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu mahallede hedef alınan dairedeki kişilerin kimliğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Yakındaki bir mağazada çalışan bir kişi hedef alınan kişinin Hizbullah mensubu olduğunu söylerken, elektrik işiyle uğraşan ve bir gıda dükkânı bulunan Muhammed ise “Onun Hamas mensubu olduğunu söylüyorlar” dedi. Muhammed, söz konusu kişinin yaklaşık üç haftadır bu binada yaşadığını belirtti.

efthyj

Muhammed, hedef alınan kişinin kimliğinin önemli olmadığını, asıl sorunun ‘Hizbullah ve Hamas’ın varlığının Lübnanlıları büyük bir tehlikeye sürüklemesi’ olduğunu ifade etti. Muhammed, “Onlar hedef alındıkları için buraya geldiler. Eğer şehit olmak istiyorlarsa kendi yerlerinde kalsınlar. Yalnız başlarına şehit olsunlar” diye konuştu.

Kucağında bir çocuk taşıyan Azize Ahmed ise 2024’teki savaş sırasında evinde sekiz yerinden edilmiş aileyi ağırladığını, ancak bu kez İsrail’in ağır yıkıma yol açan saldırılar düzenlediği Beyrut’un güney banliyölerinden yeni bir göç dalgası yaşanmasından endişe ettiğini söyledi.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu Mar Mikhael bölgesinde ise genellikle restoran ziyaretçileriyle dolu olan sokakta bir bakkal işleten 68 yaşındaki Tony Saab, savaşın ‘hayatımızı ve geleceğimizi etkilediğini’ belirterek durumu eleştirdi. Saab, “Hizbullah ülkesini ya da kendi destekçilerini düşünmeden kararlar alıyor” dedi. Örgütün ‘anlamsız savaşlar yürüttüğünü’ savunan Saab, “Bir roket atarsanız size yüz roketle karşılık verirler... Bu savaş dengeli değil” ifadelerini kullandı.

“Kim intihar etmek ister?”

Uzun yıllar boyunca Hizbullah, İsrail’e karşı mücadele eden silahlı güç olarak hem Lübnan’da hem de Arap dünyasında geniş bir popülariteye sahipti. 2006 yılında 33 gün süren savaş sırasında Lübnanlılar, güneyden gelen yerinden edilmiş kişilere evlerinin kapılarını açmıştı. Ancak örgüt, Suriye’de Beşşar Esed güçlerinin yanında savaşması ve önceki yönetim döneminde Tahran ile Şam’ın desteğiyle Lübnan’daki siyasi hayatın önemli noktalarını kontrol etmesi nedeniyle zamanla popülaritesini kaybetmeye başladı.

Mevcut savaşın başlamasından bu yana dikkat çeken gelişmelerden biri de, üyelerinin büyük bölümü Hizbullah’a bağlılık duyan Şii toplumunun içinden eleştirel seslerin yükselmeye başlaması oldu. Sosyal medya platformlarında da bu kesimden çok sayıda video ve yorum paylaşılırken, savaş ve Hizbullah’ın performansı eleştiriliyor.

55 yaşındaki Sünni Lübnanlı Gade, “Biz hiçbir zaman onlardan ya da Seyyid’den (Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah) nefret etmedik. İsrail’i durduran ve geri püskürten oydu” dedi. Ancak Gade’ye göre ‘artık durum değişti’.

Gade, Hizbullah’ın popülaritesini ‘Şiiler arasında bile’ kaybetmeye başladığını belirterek, “İnsanlar yoruldu” ifadesini kullandı.

Şii bir aileden gelen avukat Lina Hamdan ise “Kimse bu savaşı istemiyor. Kim intihar etmek ister? İlk kurbanlar onlar (Şiiler) olur” diye konuştu.

Hizbullah’a muhalif olan Hamdan, mevcut savaşın örgütün siyasi ve askeri geleceği açısından ‘bir dönüm noktası’ olacağını düşünüyor.

Beyrut’ta yerinden edilmiş kişiler için barınağa dönüştürülen bir okulda yaşayan 53 yaşındaki Hiyam ise “Bu savaşın amacı ne? Hiçbir şey mantıklı görünmüyor” dedi.

Genellikle geniş yardım kuruluşları, hastaneler ve okullardan oluşan bir ağ üzerinden yerinden edilmiş kişilere destek sağlayan Hizbullah’ın bu kez aynı desteği sunmadığını söyleyen Hiyam, “Bu defa kendi başımızın çaresine bakmaya bırakıldık” ifadesini kullandı.


Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
TT

Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan

Irak, batı sınırlarından güneydeki karasularına kadar uzanan çok cepheli, benzeri görülmemiş bir askeri gerilim evresine girdi. Dün ülkenin batısındaki Akaşat bölgesinde ve Bağdat'ın güneyindeki Sakr kampında bulunan Haşdi Şabi Güçleri’nin mevzilerine düzenlenen hava saldırılarında can kayıpları çok sayıda yaralı olduğu belirtildi.

Irak Silahlı Kuvvetleri ve Ortak Operasyonlar Komutanlığı, saldırıları "belirli bir hedef gözetmeyen sistematik bir saldırganlık" olarak nitelendirerek, güvenlik kazanımlarını baltalamayı ve egemenliği ihlal etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sorumlu uçakların belirlenmesi için de alarm durumu ilan edildi.

Daha sonraki bir gelişmede ise patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA), Bağdat'ın kuzeyindeki Mahmur Kampı'nda bulunan Irak Ordusu'nun 14. Tümeni karargahını hedef aldı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Buna paralel olarak, patlayıcı yüklü teknelerin iki yabancı petrol tankerini hedef aldığı bir saldırının ardından çatışma Basra'daki Faw kıyılarına da sıçradı. İran Devrim Muhafızları, tankerlerden birini hedef alma sorumluluğunu üstlendi.

Olay, büyük yangınlara ve Irak limanlarından ham petrol sevkiyatının geçici olarak durmasına neden olarak, ülkenin tam teşekküllü bir bölgesel savaşa sürüklenmesi korkusunu derinleştirdi.


İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye Köprüsü'nü hedef aldığını ve burayı Hizbullah militanları için önemli bir geçiş noktası olarak tanımladığını belirtti.

Ordu, grubun son zamanlarda köprü yakınlarına roketatarlar yerleştirdiğini ve bunlardan İsrail'e roketler fırlattığını ifade etti.

Bu, İsrail ordusunun Hizbullah ile mevcut çatışmalarda Lübnan'daki bir köprüyü hedef aldığı ilk olay.

İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri, Ortadoğu'daki savaş bugün ikinci haftasına girerken, yüzlerce can kaybına, milyonlarca insanın hayatının alt üst olmasına ve finans piyasalarının sarsılmasına yol açan çatışmalara devam edeceklerini açıkladılar.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, dün televizyonda yayınlana ilk açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına dair söz verdi. İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı lider, "Herkese temin ederim ki, şehitlerinizin kanının intikamını almayı unutmayacağız" dedi. Açıklamayı kendisinin yapmamasının nedeni ise belirsizliğini koruyor.