Filistin Devlet Başkanlığı: ABD’nin BMGK’daki vetosu onu soykırımın suç ortağı haline getirdi

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in sunduğu karar tasarısının oylandığı BMGK oturumunda (AFP)
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in sunduğu karar tasarısının oylandığı BMGK oturumunda (AFP)
TT

Filistin Devlet Başkanlığı: ABD’nin BMGK’daki vetosu onu soykırımın suç ortağı haline getirdi

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in sunduğu karar tasarısının oylandığı BMGK oturumunda (AFP)
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in sunduğu karar tasarısının oylandığı BMGK oturumunda (AFP)

Filistin Devlet Başkanlığı, ABD’nin, İsrail’e Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını durdurma çağrısında bulunan karar tasarısını engellemek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) veto yetkisini bir kez daha kullanmasını kınadı.

Devlet Başkanlığı tarafından bugün yapılan açıklamada, ABD’nin bu adımla, Filistinlilere karşı işlenen ‘soykırım ve etnik temizliğin suç ortağı’ haline geldiği belirtildi.

Açıklamada, ABD’nin ‘İsrail’in Filistin halkına karşı yürüttüğü imha savaşını’ durdurmayı reddetmesi karşısında duyulan şaşkınlık ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Filistin haber ajansı WAFA’dan aktardığına göre, söz konusu açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Uluslararası toplumun iradesine meydan okuyan ABD vetosu, işgalci İsrail devletine, Gazze Şeridi’nde halkımıza yönelik saldırganlığını sürdürmesi ve Refah’a yönelik kanlı saldırısını gerçekleştirmesi için ek bir yeşil ışık yakacaktır.”

Filistin Devlet Başkanlığı, ABD yönetiminin attığı adımların, işgal otoritelerini desteklediğini ve onlara koruma sağladığını vurguladı.

Ayrıca ABD’nin BMGK’ya sunduğu alternatif karar tasarısının, Cezayir’in Arap ülkelerinin oluşturduğu Arap Grubu’nun desteğiyle hazırladığı karar taslağına yönelik vetosunu meşrulaştırma amacı taşıdığı da öne sürüldü.

Açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistinli çocuklara, kadınlara ve yaşlılara yönelik devam eden saldırılarından ABD sorumlu tutuldu.

İşgalciye destek politikasının, ABD’yi, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi ve Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistinlilere karşı işlediği soykırım, etnik temizlik ve savaş suçlarına ortak kıldığı ifade edildi.

Ayrıca bu politikanın, dünya için bir tehlike, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit haline geldiği konusunda uyarıda bulunuldu.



Irak Arap ülkeleriyle yeniden yakınlaşmaya başlarken ekonomi alanında mesafeler kısalıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Irak Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim’i kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Irak Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim’i kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Irak Arap ülkeleriyle yeniden yakınlaşmaya başlarken ekonomi alanında mesafeler kısalıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Irak Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim’i kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Irak Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim’i kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Müeyyid et-Turfi

Analistler, Irak’taki siyasi iktidarın Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesinin güvenlik ve ekonomi alanlarının gelişimi için önemli olduğunu anladığını düşünüyorlar. Peki Bağdat Arap ülkeleriyle komşuluk ilişkilerini yeniden tesis etmeye mi çalışıyor?

Iraklı siyasetçiler Arap ülkelerinden komşularının önemini ve özellikle de nüfusun yüzde 80'inin Arap olması nedeniyle ülkelerinin bu çevrenin bir parçası olması gerektiğini anlamış gibi görünüyorlar. Irak ile Arap ülkeleri arasında onlarca yıl süren uzaklaşmanın ardından Iraklı siyasetçiler özellikle nüfuz sahibi Şii liderler, artık gerek siyasi açıklamalarla gerekse ziyaretlerle Arap ülkeleriyle yakınlaşmaya çalışıyorlar.

Bazı Iraklı siyasetçilere yöneltilen ‘İran'la yakınlaşıp Arap dünyasından uzaklaştıkları’ suçlaması, Irak’ın güvenliğinin ve ekonomik durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunan Arap ülkeleriyle iyi ilişkilerin önemini fark etmelerini sağladı.

Iraklı siyasetçilerden bazılarının bu yılın başlarında Irak’ın güvenliğinin ve ekonomisinin iyileşmesinde etkili olan Arap ülkelerine gerçekleştirdikleri ziyaretlerin yanı sıra pan-Arabizmden ve Arap saflarını birleştirmenin öneminden bahseden diğer ülkelerle yakınlaştıkları görüldü. Siyaset uzmanlarının İran ekseninden uzaklaşıp Arap eksenine doğru bir kayma olarak nitelendirdikleri bu durum, halk arasında ve ekonomi çevrelerinde memnuniyetle karşılandı.

Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, geçtiğimiz şubat ayının sonlarında Mısır'ı ziyaret etti. Hekim burada Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Mısır’ın kültür çevrelerinden bazı aydınlarla görüştü.

Şii çevrelerdeki ılımlı akımı temsil eden Hekim, 1970'li yıllarda Şiiliğin en yüksek dini otoritesi olan Muhsin Tabatabai el-Hekim'in torunudur.

Iraklı Şii din adamı Muhammed Muhammed Sadık es-Sadr'ın oğlu Mukteda es-Sadr da bazı Arap ülkelerinin yöneticileriyle sıcak ilişkiler kurmasını sağlayacak hamlelerde bulundu. Sadr, X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, Ürdün Kralı 2. Abdullah ile akraba olduğunu, çünkü ikisinin de soylarının Hz. Muhammed’e dayandığını hatırlattı. Sadr, geçtiğimiz hafta ise Suudi Arabistan'a, On iki İmamcı Şii Müslümanlar tarafından saygı duyulan Bakî İmamlarının mezarlarını inşa etme çağrısında bulundu.

Ekonomi alanında ise Körfez Arap ülkeleri, Irak'ta daha fazla yatırım yapmaya başladılar. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Irak pazarlarını mallarıyla işgal eden İran'ın ekonomik etkisini azaltmak için büyük ekonomik yatırımlarla Irak'a sağlam bir giriş yaptılar.

Irak Planlama Bakanlığı, bu ayın başlarında Suudi Arabistan ile nitelikli yatırım projeleri için 12 ayrı mutabakat zaptı imzalandığını duyurdu. Bu açıklama, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkelerinin Irak’a yaptıkları yatırımların boyutunu ortaya koyuyor.

Öte yandan İran yanlısı Iraklı taraflar, Arap ülkeleriyle olan bu yakınlaşmayı etkileyemediler.

Ekonomi alanındaki ilişkiler

Irak el-Mustansiriye Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan İsam el-Feyli, Irak halkının tüm bileşenleriyle ülkelerinin dünya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirilmesini istediğini söyledi. Feyli, Arap ülkelerinin Irak'a stratejik projelerle giriş yaptıklarına işaret etti.

Irak'ın Arap ülkesi olduğunu ve öyle kalacağını, zira Iraklıların yüzde 80'ini Arapların oluşturduğunu ve Irak ile Arap ülkeleri arasında ortak bağlar bulunduğunu belirten Feyli, “Arap ülkeleri demografik, coğrafi ve ekonomik ağırlığa sahipler. Çünkü dünyaya dağıtılan petrolün büyük bir kısmı Körfez ülkelerinden geliyor. Arap ülkeleri Bab’ul-Mendeb ve Hürmüz Boğazı olmak üzere iki önemli boğazı kontrol ediyorlar. Bu yüzden Arap ülkeleri Irak’ın kendi ekonomik kapasitelerinin aktif bir parçası olmasını istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Arap ülkeleri ile Irak arasında sağlam bağlar olduğunun altını çizen Feyli, Irak’ın Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde Suudi Arabistan ile İran, BAE ve Türkiye arasında, her birini diğerinin tamamlayıcısı olarak gördüğü bir uzlaşı biçimi yaratmayı başardığını belirtti.

Irak halkının Kürt taraflar da dahil olmak üzere tüm bileşenleriyle Arap ülkelerinde temsilcilikler açarak Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek istediğini vurgulayan Feyli, bir ülkeyle ilişki kurmanın başka bir ülkeyi hedef almak anlamına gelmediğini, özellikle Irak'ın herkesle stratejik ilişkiler kurması gerektiği için açık bir ülke olmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Feyli, Arap ülkelerinin, Irak'ta bir İran varlığından ziyade Irak'ın Arap ülkeleri düzeyinde daha aktif olmasını istediklerini de belirtti.

Büyük Faw Limanı’nı yönetmesi beklenen Dubai Ports Company örneğinde olduğu gibi Irak'ta büyük şirketleri ve dünyanın birçok ülkesinde benzer yatırım girişimleri olan Körfez ülkeleri başta olmak üzere, Arap ülkelerinin Irak'ta yatırımlar yapmaya başladıklarını söyleyen Feyli’ye göre bu, söz konusu şirketlerin deneyimlerinin yanı sıra Suudi Arabistan'ın Badiye es-Semave yaptığı yatırım örneğinde olduğu gibi tarım alanında Latin Amerika ve Afrika'daki başarılı deneyimlerinin Irak'a aktarılması anlamına geliyor.

Güvenlik ve ekonomi

Gazeteci yazar Bassem eş-Şara, Irak’taki siyasi iktidarın ülkenin Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesinin güvenlik ve ekonomi alanlarında iyileşme için önemli olduğunun farkına vardığı değerlendirmesinde bulundu.

Iraklı siyasi liderlerin, ülkeyi yıllar süren izolasyonun ardından 2003 öncesinde olduğu gibi bölgedeki Arap ve Müslüman komşu ülkelerle ilişkilerini yeniden tesis etmeyi istediklerini söyleyen Şara, Irak'ın bölgede önemli bir merkez olarak siyasi ve ekonomik rolünü yeniden üstlenmesi gerektiğinin de altını çizdi.

Irak'ın Arap ülkeleriyle komşuluk ilişkilerini yeniden tesis etmeden var olamayacağını, çünkü Irak'ın bir Arap ülkesi ve Arap ülkeleri arasındaki önemli komşuluk ilişkilerinin parçası olduğunu belirten Şara, bu görüşün yıllarca süren terör eylemlerinden ve bombardımanlardan sonra daha da güçlendiğini vurguladı.

Bunun sonucunda şiddeti durdurmak ve Arap ülkeleriyle iletişim kurmak için izolasyonun değil, Arap ülkeleriyle iş birliğine ihtiyaç olduğuna dair bir inanç doğduğunu ifade eden Şara, “Iraklı siyasetçiler, özellikle Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve diğer Arap ülkeleriyle koordinasyonun ve iyi ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin Irak'ın istikrarı için bir ihtiyaç olduğuna inanıyorlar. Önde gelen Şii liderler de aynı inanca sahipler. Zira Sadr Hareketi ve Ulusal Hikmet Hareketi liderleri gibi üst düzey Şii siyasetçilerde de bu değişimi gördük. İran'ın bazı müttefiklerinin itirazlarına rağmen bu durum açıkça ortada” yorumunda bulundu.


Batı Şeria'da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu 3 Filistinli hayatını kaybetti

Ramallah'ta bir İsrail ordusu devriyesi (AFP)
Ramallah'ta bir İsrail ordusu devriyesi (AFP)
TT

Batı Şeria'da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu 3 Filistinli hayatını kaybetti

Ramallah'ta bir İsrail ordusu devriyesi (AFP)
Ramallah'ta bir İsrail ordusu devriyesi (AFP)

Filistin Sağlık Bakanlığı, Batı Şeria'da dün (Pazar) meydana gelen iki ayrı olayda üç Filistinlinin İsrail güçleri tarafından vurularak öldürüldüğünü duyururken, İsrail ordusu da üç Filistinlinin iki askere ayrı ayrı saldırdığını doğruladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “El Halil'in kuzeyinde 19 yaşındaki Muhammed Macid Musa Cebarin ve 18 yaşındaki Musa Mahmud Musa Cebarin İsrail askerleri tarafından şehit edildi” denildi.

Öğleden sonra ikinci bir açıklama yapan bakanlık, ‘Ürdün Vadisi'nin kuzeyindeki el-Hamra askeri kontrol noktasında İsrail işgal güçlerinin kurşunlarıyla yaralanan 43 yaşındaki Lebibe Fazi Sıdgi Gannam'ın şehit olduğunu’ duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Filistin resmi haber ajansı WAFA’dan aktardığı habere göre, İsrail güçleri 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'nın güneyindeki Beyt Anun kavşağında iki gence ‘gerçek mermilerle’ ateş açtı.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Beyt Anun yakınlarında iki kişinin ‘etkisiz hale getirildiğini’ doğrulayarak, bu kişilerin askerleri bıçaklamaya ve üzerlerine ateş açmaya çalıştıklarını ve askerlerin de ‘gerçek mermiyle karşılık verdiklerini’ belirtti.

İsrail ordusu daha sonra yaptığı bir diğer açıklamada, el-Hamra'dan birkaç kilometre uzaklıktaki İsrail yerleşimi Beka’ot'a giden bir kontrol noktasında ‘askerleri bıçaklamaya çalışan bir teröristin etkisiz hale getirildiğini’ duyurdu.

Batı Şeria, 7 Ekim'de İsrail ile Hamas arasında savaşın patlak vermesinden bu yana şiddet olaylarında bir artışa tanık oldu.

Ramallah'taki Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail güçleri ve yerleşimciler Batı Şeria'da 483 Filistinliyi öldürdü.

İsrail tarafında ise İç Güvenlik Servisi'ne göre aynı dönemde Filistinlilerin saldırılarında en az 19 İsrailli öldürüldü.

İsrail güçleri, Filistinlilerle şiddetli çatışmalar da dahil olmak üzere düzenli olarak baskınlar ve askeri operasyonlar gerçekleştiriyor.


Ramallah'ta yerleşimcilerin saldırısında altı Filistinli kurşunla yaralandı

Batı Şeria'nın el-Mugır köyünde yerleşimciler tarafından yakılan evinin önünde oturan Filistinli bir kız (Reuters)
Batı Şeria'nın el-Mugır köyünde yerleşimciler tarafından yakılan evinin önünde oturan Filistinli bir kız (Reuters)
TT

Ramallah'ta yerleşimcilerin saldırısında altı Filistinli kurşunla yaralandı

Batı Şeria'nın el-Mugır köyünde yerleşimciler tarafından yakılan evinin önünde oturan Filistinli bir kız (Reuters)
Batı Şeria'nın el-Mugır köyünde yerleşimciler tarafından yakılan evinin önünde oturan Filistinli bir kız (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, Batı Şeria’nın Ramallah kentine bağlı Burka kasabasına yasadışı Yahudi yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırıda altı kişinin gerçek mermilerle yaralandığını açıkladı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA, dün (Pazar) geç saatlerde Burka Kasabası Konsey Başkanı Sayil Kenan'ın yerleşimcilerin kasabaya kuzey ve batı taraflarından saldırdığını, bir vatandaşın koyun ağılını yaktığını ve evini ateşe vermeye çalıştığını söylediğini aktardı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığı habere göre yerleşimciler ayrıca, köyün kuzey tarafındaki bir eve ve batı tarafındaki diğer evlere baskın düzenlemeye çalıştı ve vatandaşlara gerçek mermilerle ateş açtı.

Huvvara beldesindeki İsrailli yerleşimciler, 26 Şubat 2023 (DPA)

Şarku’l Avsat’a konuşan görgü tanıklarına göre İsrail güçleri, yerleşimcilere koruma sağlamak için köye baskın düzenledi ve köy sakinlerine gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz sıktı. İsrail güçleri ayrıca, sivil savunma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını ve yangını söndürmelerini engelledi.

Bu arada WAFA, İsrail ordusunun Batı Şeria'nın güneyindeki El Halil kentini işgal ettikten sonra çok sayıda vatandaşı gözaltına aldığını duyurdu.

Ajans ayrıca, büyük bir gücün Nablus'un doğusundaki Balata Mülteci Kampı’na ağır silah sesleri ve patlamalar eşliğinde baskın düzenlediğini bildirdi.

Öte yandan ajans, Kudüs'ün kuzeydoğusundaki Şuafat Mülteci Kampı’nda çıkan çatışmaların ardından İsrail'in açtığı ateş sonucu bir gencin yaralandığını bildirdi.


Gazze'de ‘toplu mezar’ suçları ortaya çıkıyor

Filistin Sivil Savunma Kurumu çalışanları, İsrail saldırısı sırasında Nasır Tıp Kompleksi'ndeki bir toplu mezarda bulunan cesetleri Han Yunus'taki bir mezarlığa nakletmek üzere hazırladı. (Reuters)
Filistin Sivil Savunma Kurumu çalışanları, İsrail saldırısı sırasında Nasır Tıp Kompleksi'ndeki bir toplu mezarda bulunan cesetleri Han Yunus'taki bir mezarlığa nakletmek üzere hazırladı. (Reuters)
TT

Gazze'de ‘toplu mezar’ suçları ortaya çıkıyor

Filistin Sivil Savunma Kurumu çalışanları, İsrail saldırısı sırasında Nasır Tıp Kompleksi'ndeki bir toplu mezarda bulunan cesetleri Han Yunus'taki bir mezarlığa nakletmek üzere hazırladı. (Reuters)
Filistin Sivil Savunma Kurumu çalışanları, İsrail saldırısı sırasında Nasır Tıp Kompleksi'ndeki bir toplu mezarda bulunan cesetleri Han Yunus'taki bir mezarlığa nakletmek üzere hazırladı. (Reuters)

Filistin Sivil Savunma Kurumu çalışanları dün akşam (pazar) itibariyle Han Yunus'taki Nasır Tıp Kompleksi çevresinde gömülü 190 Filistinli cesedi bulduklarını ve diğer cesetlerin art arda bulunabileceğini bildirdi.

Gazze'deki Sivil Savunma çalışanları cesetlerin ‘ileri derecede çürüme ve ayrışma aşamasında’ olduğunu ve ‘işkence ve kötü muameleye maruz kaldıktan sonra gömüldüklerine’ dair işaretler gözlemlediklerini doğruladı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA dün akşam itibariyle, ‘190 şehidin cesedinin işgalcilerin Han Yunus'tan çekilmesinin ardından Nasır Tıp Kompleksi'ndeki bir toplu mezardan çıkarıldığını’ bildirdi. Filistin Sivil Savunma Kurumu'na göre cesetler tıp kompleksinin avlusunda ‘çıplak’ ve ‘çürümüş’ halde bulundu.

WAFA’ya konuşan kaynaklar, “Han Yunus katliamında yaklaşık 500 kişinin kayıp olduğunu ve işgal güçlerinin Gazze Şeridi'ndeki çeşitli bölgelerden çekilmesinin ardından yaklaşık iki bin vatandaşın kaybolduğunu” söyledi.

İsrail ordusu, başta Refah ve Han Yunus olmak üzere Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerine yönelik hava saldırılarını ve topçu bombardımanını yoğunlaştırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, herhangi bir İsrail askeri birliğine uygulanacak yaptırımlara karşı çıkacağını söylerken, medya organları Washington'un insan hakları ihlalleri nedeniyle Netzah Yehuda birliğine karşı böyle bir karar almayı planladığını bildirdi.

İsrail gazetesi Haaretz de Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz'ın ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'i İsrail askeri birliğine ABD yaptırımları uygulanmaması konusunda uyardığını bildirdi.


El-Kassam Tugayları İsrail'i Güney Lübnan'dan bombalamaya devam ediyor

Mecdel Zevn kasabasında İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir ev (sosyal medya)
Mecdel Zevn kasabasında İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir ev (sosyal medya)
TT

El-Kassam Tugayları İsrail'i Güney Lübnan'dan bombalamaya devam ediyor

Mecdel Zevn kasabasında İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir ev (sosyal medya)
Mecdel Zevn kasabasında İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir ev (sosyal medya)

Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, haftalar süren bir aradan sonra Güney Lübnan'dan roket saldırılarına yeniden başladı. Bu arada İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant dün (Pazar) yaptığı açıklamada ordunun, Hizbullah'la karşılıklı bombardımanın sürdüğü bir ortamda, nüfusu kuzeye geri döndürmeye kararlı olduğunu ve bu görevi yerine getirmek için askeri ve güvenlik açısından hazırlık yaptığını doğruladı.

El-Kassam Tugayları dün öğleden sonra ‘Güney Lübnan'dan ateşlenen 20 Grad füzesinin Yukarı Celile'nin batı kesimindeki Şomera kışlasına isabet ettiğini’ duyurdu ve bombardımanın ‘Siyonist düşmanın Gazze ve Batı Şeria'daki katliamlarına yanıt olarak’ yapıldığını belirtti. El-Kassam Tugayları, Şubat ayı sonunda Lübnan'dan roket attığını duyurmuş ve ‘İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki katliamlarına ve güney banliyölerindeki liderlere yönelik suikastlara yanıt olarak’ 769'uncu Doğu Tugayı karargahını, Gibor Kampı'nı ve Beyt Hillel'deki havaalanı kışlasını hedef aldıklarını bildirmişti.

Gallant, İsrail güçlerinin ‘İran'ın bölgede süregelen konumlanmasını engellemek üzere saldırı görevlerine’ hazırlıklarını artırdığını vurguladı. Gallant dün X platformu aracılığıyla yaptığı açıklamada, ‘Hizbullah ve İran'a karşı saldırı operasyonları konusunda Suriye sınırındaki durumu değerlendirmek ve sınırın diğer tarafındaki düşmanı incelemek’ için Golan'ı ziyaret ettiğini belirterek, ‘güvenlik durumu değiştikten sonra kuzey sakinlerinin evlerine dönmesine yol açacak olası bir askeri operasyon için İsrail ordusu güçlerinin artan hazırlığını’ denetlediğini kaydetti.


Ketaib Hizbullah, ABD güçlerine yönelik operasyonların yeniden başladığını duyurdu

Irak'ın Hilla kentinde ABD hava saldırısının gerçekleştiği bir yerde duran Ketaib Hizbullah milisleri (Reuters)
Irak'ın Hilla kentinde ABD hava saldırısının gerçekleştiği bir yerde duran Ketaib Hizbullah milisleri (Reuters)
TT

Ketaib Hizbullah, ABD güçlerine yönelik operasyonların yeniden başladığını duyurdu

Irak'ın Hilla kentinde ABD hava saldırısının gerçekleştiği bir yerde duran Ketaib Hizbullah milisleri (Reuters)
Irak'ın Hilla kentinde ABD hava saldırısının gerçekleştiği bir yerde duran Ketaib Hizbullah milisleri (Reuters)

Irak'taki Ketaib Hizbullah bugün (Pazartesi) ülkedeki ABD güçlerine yönelik operasyonların yeniden başladığını duyurdu.

Telegram üzerinden yapılan açıklamada, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'ye ABD güçlerinin ülkeyi terk etmeleri için bir takvim belirlemek üzere müzakerelerde bulunması için üç ay süre verildiği ve ‘Sudani'nin Washington ziyaretinden sonra, eğer bu güçlerin ülkeyi terk etmeleri için ciddi bir sonuç alınamazsa’ ABD güçlerine karşı operasyonların yeniden başlatılacağı belirtildi.

Açıklamanın devamında, ziyaretin sona ermesi ve ‘yabancıların Irak'ı terk etme niyeti olmadığının anlaşılması üzerine, İslami Direniş'in askeri eylemlere geri dönme kararı aldığı ve kısa bir süre önce yaşananların artarak devam etmesi gereken bir başlangıç olduğu’ ifade edildi.

Irak Güvenlik Medya Hücresi dün akşam (Pazar), Suriye'nin derinliklerindeki bir uluslararası koalisyon üssünü füzelerle hedef alan unsurlar için geniş çaplı arama operasyonu başlattığını duyurdu.

Hücrenin X hesabından yapılan açıklamada, Suriye sınırı yakınlarındaki Ninova vilayetinin batısındaki güçlerin ‘füzelerin fırlatıldığı aracı bulup yaktıkları ve failleri yakalamak için arama operasyonunu sürdürdükleri’ belirtildi. Açıklamada hangi üssün hedef alındığı ise belirtilmedi.

İran destekli silahlı gruplar son aylarda Suriye ve Irak'ta birçok ABD hedefini bombaladı. ABD ise buna Irak ve Suriye'de İran'la bağlantılı olarak tanımladığı yerleri bombalayarak karşılık verdi.


UNRWA Komiseri Batı Şeria'daki koşulların kötüleştiği konusunda uyardı

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini (AP)
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini (AP)
TT

UNRWA Komiseri Batı Şeria'daki koşulların kötüleştiği konusunda uyardı

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini (AP)
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini (AP)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini dün (Pazar) mülteci kampları da dahil olmak üzere Batı Şeria'daki koşulların kötüleştiği konusunda uyardı.

Lazzarini “X” platformunda yaptığı açıklamada, Nur eş-Şems kampında İsrail güçleri tarafından yürütülen son operasyonun “yaşam kaybına, evlerde ve kamu hizmetlerinde ciddi hasara neden olduğunu” belirtti ve 7 Ekim'de Gazze'de savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria'da en az 112 Filistinli çocuk da dahil olmak üzere yüzlerce kişinin öldürüldüğüne dikkat çekti.

Lazzarini, hareket kısıtlamalarının ve İsrailli yerleşimcilerin uyguladığı şiddetin Batı Şeria halkını iş bulmaktan alıkoyduğunu, geçimlerini sağlamaktan mahrum bıraktığını ve "kalıcı bir korku durumu yarattığını" belirtti.

Philippe Lazzarini, "İşgali sona erdirmenin ve uzun süredir çözülmemiş çatışmayı siyasi araçlarla ve barışa gerçek bir bağlılıkla çözmenin zamanı geldi" ifadelerini kullandı.


Suriye Devlet Başkanı: Amerika ile zaman zaman görüşüyoruz ama sonuç alamıyoruz

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad (DPA)
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad (DPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı: Amerika ile zaman zaman görüşüyoruz ama sonuç alamıyoruz

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad (DPA)
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad (DPA)

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad dün (Pazar) yaptığı açıklamada, ülkesi ile ABD arasında zaman zaman toplantılar yapıldığını ancak hiçbir sonuç alınamadığını söyledi.

Suriye Haber Ajansı, Esad'ın "Abhazya Dışişleri Bakanı İnal Ardzınba ile siyasi-entelektüel diyalog" olarak tanımladığı görüşme sırasında şunları söylediğini aktardı: "Siyaset mümkün olanın sanatı olduğundan sonuç olmayacağını bildiğimiz halde çabalamalıyız. Amerika şu anda topraklarımızın bir kısmını işgal ediyor ama biz zaman zaman onlarla görüşüyoruz, ancak bu toplantılar bizi bir yere götürmüyor."

Esad, uzun vadeli de olsa Batı'yla diyaloğu yeniden başlatma şansının olup olmadığı yönündeki bir soruyu; "Sonuç olmayacağını bilsek bile her zaman umut vardır, denemeliyiz. Onlarla ilgili görüşümüz ne olursa olsun birlikte çalışmalı, haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi, sadece eşitlik temelinde iş birliği yapacağımızı onlara anlatmalıyız. Amerika şu anda hukuksuz bir şekilde topraklarımızın bir kısmını işgal ediyor, terörü finanse ediyor, topraklarımızı işgal eden İsrail'e destek veriyor ama zaman zaman kendileriyle görüşüyoruz, her ne kadar bu toplantılar bizi bir sonuca ulaştırmasa da her şey değişecek” şeklinde cevapladı.


Mısır, 9 Müslüman Kardeşler üyesini ‘terör’ suçlamasıyla idam etmeye hazırlanıyor

Mısır'da ‘terör’ suçundan yargılanan Müslüman Kardeşler üyelerinin daha önceki bir duruşması (AFP)
Mısır'da ‘terör’ suçundan yargılanan Müslüman Kardeşler üyelerinin daha önceki bir duruşması (AFP)
TT

Mısır, 9 Müslüman Kardeşler üyesini ‘terör’ suçlamasıyla idam etmeye hazırlanıyor

Mısır'da ‘terör’ suçundan yargılanan Müslüman Kardeşler üyelerinin daha önceki bir duruşması (AFP)
Mısır'da ‘terör’ suçundan yargılanan Müslüman Kardeşler üyelerinin daha önceki bir duruşması (AFP)

Mısır'da bir mahkeme dün (Pazar) Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyesi dokuz kişinin dosyasını, idam cezasına çarptırılıp çarptırılmamaları konusunda görüşünü almak üzere Mısır Başmüftülüğü’ne gönderme kararı aldı. Mahkeme, davayla ilgili kararın 6 Temmuz'da verilmesini kararlaştırdı.

Mısır hükümeti Aralık 2013'te Müslüman Kardeşler'i yasakladı ve aralarında Müslüman Kardeşler lideri Muhammed Bedi'nin de bulunduğu yüzlerce lider ve destekçisi, çoğu ‘şiddete teşvik’ suçlamasıyla açılan davalarda yargılandı. Bunlardan bazıları idam ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırıldı.

Mısır Yüksek Devlet Güvenlik Savcılığı, aralarında tutuklu dokuz sanığın da bulunduğu 43 sanığı, ‘amacı anayasa ve kanun hükümlerinin askıya alınması çağrısında bulunmak, devlet kurumlarının ve kamu otoritelerinin çalışmalarını engellemek, vatandaşların kişisel özgürlüklerini ve haklarını ihlal etmek, ulusal birliğe ve sosyal barışa zarar vermek olan ve terörizmin grubun amaçlarına ulaşmak için kullandığı araçlardan biri olduğu’ suçlamalarını yönelttikten sonra ceza yargılamasına sevk etti.

Mısır makamlarının soruşturmalarına göre, davanın olayları 2015 yılından 2022 yılının başına kadar sürmüş. Sanıklardan ikisi el-Minufiye vilayetinde Müslüman Kardeşler örgütünün idari ofisinin sorumluluğunu üstlenmiş ve diğer sanıklarla birlikte Müslüman Kardeşler'e bağlı ‘Devrim Muhafızları’ adı altında bir terör hücresi oluşturmuş. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, diğer sanıklar da Mısır devletine, tesislerine ve polis memurlarına karşı düşmanca operasyonlar gerçekleştirmek amacıyla bu hücreye katılmış.

Dava kapsamında yürütülen soruşturmalarda ‘sanıkların düşmanca operasyonlarını yürütmek üzere ateşli silahlar ve patlayıcılar satın almak için gerekli finansmanı sağladıkları, örgüt merkezi olarak bir konut kiraladıkları, toplantılarını düzenledikleri ve terör operasyonlarını yürütmek üzere hazırlık yaptıkları, güvenlik takibinden kaçınmak için şifreli iletişim programları kullandıkları ve gerilla savaşı konusunda eğitim aldıkları’ belirtildi.

Soruşturmalar ayrıca ‘bazı sanıkların komşu bir ülkeye yasadışı yollardan sızdıklarını ve terör eylemlerinde kullanmak amacıyla örgüt üyelerine fon, karargâh ve araç sağlayarak terörizmi finanse etme suçunu işlediklerini, ayrıca terör suçları işlemek için patlayıcı cihazların üretimi ve ateşli silahların kullanımı konusunda Müslüman Kardeşler unsurlarını ve küme hücrelerini eğittiklerini’ ortaya koydu. Soruşturmalar neticesinde, sanıkların resmi evrak ve belgelerde sahtecilik yaptıkları da ortaya çıktı.


Beşli Komite ya sahneyi başka bir komiteye bırakırsa?

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
TT

Beşli Komite ya sahneyi başka bir komiteye bırakırsa?

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)

Emced Faris

Tam anlamıyla hayata geçirilmeyen Taif Anlaşması’nda değişiklik yapılmasının gerekliliği hakkında bu kadar çok konuşulurken, cumhurbaşkanı seçimi için kurulan Beşli Komite, misyonu yine “Lübnan krizine çözüm bulmak” olacak bir “üçlü” ya da “altılı” komiteye mi sahneyi bırakacak?

Lübnan halkının komitelerle ilgili deneyimi pek cesaret verici değil ve ne zaman bir komite kurulduğunu duysa karamsarlaşıyor ve "komiteler projelerin mezarlığıdır" şeklindeki yaygın sözü hatırlıyor. Lübnanlılar, yerel meclis komitelerinin dışında, bugünlerde cumhurbaşkanı seçiminin önündeki engelleri kaldırmaya çalışan “Beşli Komite”nin çalışmaları ile meşguller. ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar büyükelçilerinin yer aldığı Beşli Komite de, üyeleri arasında  anlaşmazlıklar yaşamaktan kurtulamadı. Ancak son zamanlarda görüştüğü birçok tarafa artık "tek yürek" olduğu görüntüsü veriyor. Bugünün Beşli Komitesi’nin aynı amaçla kurulmuş bir selefi var. Ocak 1989'da Arap Birliği, Eylül 1988'de Cumhurbaşkanı Emin Cemayel'in görev süresinin sona ermesi ile cumhurbaşkanlığı makamının boş kalması üzerine altılı bir komite kurmuştu. O günler bugüne ne kadar çok benziyor, tıpkı Hizbullah'ın bugün torunu Süleyman Frenciye’yi tek adayı olarak dayatmaya çalışması gibi, o yılın ağustos ayında da, Suriye rejimi cumhurbaşkanlığı için tek adayını, yani dede Süleyman Frenciye'yi dayatmaya çalışmıştı. O dönemde Frenciye’ye en önde gelen iki Hıristiyan güç olan "Lübnan Kuvvetleri"  ile genelkurmay başkanı Mişel Avn (eski cumhurbaşkanı) "Suriye rejiminin adayı" olduğu için karşı çıkmışlardı. Şii İkilisinin (Hizbullah ve Emel Hareketi) adayı torun Frenciye’ye gelince, bugün ona yapılan itirazlar önemli Hıristiyan güçlerle sınırlı değil, çok sayıda Müslüman milletvekilini de içeriyor.

Bahsi geçen Altılı Komitenin başkanlığını dönemin Kuveyt Dışişleri Bakanı Sabah el-Ahmed üstlenmişti. Aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Cezayir, Tunus ve Sudan dışişleri bakanları da komitede yer alırken, Irak ve Suriye Lübnan ihtilafının tarafları oldukları için komiteye dahil edilmemişlerdi. Bugün Beşli Komite’nin bazı isimleri "tavsiye” ettiği işaretleri vermesi gibi, Mişel Avn da, Şubat 1989'da kendisiyle yapılan toplantının ardından Altılı Komitenin olumlu tavrını, kendisini "geçiş hükümetinin başkanlığından" cumhurbaşkanlığına taşıyacak bir tür destek olarak yorumlamıştı. Avn, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'in gözüne girmek için, Suriye rejiminin baş düşmanı olan Lübnan Kuvvetlerine askeri bir darbe indirmeye çalışmıştı. Ancak Suriyelilerle ilişkileri, aralarındaki birçok arabulucuya rağmen çıkmaza girdikten sonra, hayal kırıklıkları, bu kez onu Suriye ordusuna karşı bir “kurtuluş savaşına”, ardından Lübnan Kuvvetlerine karşı bir “yok etme” savaşına girişmeye sürüklemişti. Her iki savaşı da büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Her askeri kaybın siyasi bir bedeli olduğu için yeni cumhurbaşkanın seçilmesi için çalışan Altılı Komite’nin rolü sona ermiş ve Üçlü Yüksek Komite’nin sırası gelmişti.

Mayıs 1989'da Lübnan'daki kötüleşmeyi durdurmak amacıyla düzenlenen "Olağanüstü Kazablanka Zirvesi" sırasında  Üçlü Yüksek Komite kuruldu. Bu üçlü arasında dönemin Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdulaziz, Fas Kralı İkinci Hasan ve Cezayir Cumhurbaşkanı Şadli Bencedid vardı. Avn'ın başarısız maceraları, dikkatleri cumhurbaşkanı seçiminden "Lübnan Cumhuriyeti’nin temellerini" incelemeye ve 1943'ten bu yana devam eden Lübnan krizine kapsamlı ve radikal bir çözüm bulmaya yöneltmişti. Üçlü Yüksek Komite’nin Taif Anlaşması olarak bilinen Ulusal Mutabakat Belgesi’nin taşlarını döşediği söylenebilir. Lübnanlı milletvekilleri, 23 gün boyunca yapılan 11 toplantı sonrasında 22 Ekim 1989'da Suudi Arabistan’ın Taif şehrinde anlaşmayı oylamışlardı.

Tam anlamıyla hayata geçirilmeyen Taif Anlaşması’nda değişiklik yapılmasının gerekliliği hakkında bu kadar çok konuşulurken, cumhurbaşkanını seçecek Beşli Komite, misyonu yine “Lübnan krizine çözüm bulmak” olacak bir “üçlü” ya da “altılı” komiteye mi sahneyi bırakacak?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.