ABD, Suriye ve Irak’ta Kürt gurupları korumaktan vazgeçecek mi?

Erbil’in İran destekli milislerin saldırılarını püskürtmek için ABD silahlarına yönelik talebi, bölgesel hesaplar tarafından sekteye uğratılıyor ve SDG açısından durum daha da zorlaşıyor.

Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş sırasında Suriye ve Irak’taki Kürt güçlerine silah sağladı (Independent Arabia)
Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş sırasında Suriye ve Irak’taki Kürt güçlerine silah sağladı (Independent Arabia)
TT

ABD, Suriye ve Irak’ta Kürt gurupları korumaktan vazgeçecek mi?

Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş sırasında Suriye ve Irak’taki Kürt güçlerine silah sağladı (Independent Arabia)
Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş sırasında Suriye ve Irak’taki Kürt güçlerine silah sağladı (Independent Arabia)

Gazze’de savaşın başlamasıyla birlikte Uluslararası Koalisyon’un askeri üsleri, kendilerini ‘Irak’taki İslami Direniş’ olarak tanımlayan İran’a bağlı milislerin yönlendirdiği roket güdümlü el bombaları ve patlayıcı insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılara karşı savunmasız hale geldi. İlk saldırılar, 17 Ekim 2023’te Irak Kürdistan bölgesinin başkenti Erbil yakınlarında bulunan el-Harir Hava Üssü’ne, bir diğeri ise Irak’ın batısındaki Ayn’ul Esad üssüne gerçekleşti.

İlan edilen bu oluşumun bu saldırıdan önce herhangi bir faaliyeti yoktu. Ancak bu isim, Sünni grupların Irak’ı işgal eden ABD askerlerine ve araçlarına saldırdığı 2003 yılında faaliyete geçen Sünni silahlı grupların adıyla örtüşüyor. Fakat daha sonra İran destekli Şii grupların ülkedeki Arap bölgelerinin çoğunun kontrolünü ele geçirmesiyle bu grubun faaliyetleri azaldı ve ortadan kayboldu.

Aynı şekilde Irak’taki mevcut İslami Direniş, aynı zamanda DEAŞ örgütünün 2014 yılında Irak’ta geniş alanları kontrol etmesi üzerine oluşturulmuş Haşdi Şabi oluşumlarından doğan etkili örgütleri içeriyor. Bu örgütlere, örgüte karşı savaşta Irak askeri ve güvenlik güçlerine destek sağlamak için Irak Şii otoritesi Ali es-Sistani’nin daveti üzerine kurulmasının ardından yasal şeklini alan diğer oluşumlara ek olarak Irak Hizbullah Tugayları, en-Nuceba Hareketi ve Ashab-ul Ehlul Hak gibi örgütler örnek gösterilebilir.

Irak oluşumundaki hizipler, İran’ın hareket ve faaliyetleriyle hiçbir ilgisinin olmadığını, amaçlarının işgalci ABD’yi ülkeden çıkarmak olduğunu belirtmesine rağmen bölgesel konulardaki gözlemciler ve uzmanlar, Irak’taki İslami Direniş’in, İran Devrim Muhafızları bünyesindeki Kudüs Gücü ile bağlantılı olduğuna ve talimatlarını ondan aldığına dikkati çekti. Aynı şekilde İran da Ortadoğu’daki ABD üslerini ve çıkarlarını hedef alan herhangi bir saldırının arkasında olduğunu yalanlarken, Yemen’deki Ensarullah Husi hareketinin ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da aralarında bulunduğu bu hiziplerin, saldırı düzenleme konusunda kendi bağımsız kararları olduğunu savunuyor.

İsminden de anlaşılacağı üzere yeni oluşturulan bu askeri yapı, bölgedeki ABD üslerine 170’e yakın saldırı düzenleyerek, özellikle Ürdün'ün kuzeydoğusundaki Kule-22 mevkiinde 3 ABD askerinin ölümüne ve onlarcasının yaralanmasına neden oldu. Ancak bu saldırılar, aynı zamanda hem Suriye’nin kuzeydoğusunda hem de hedef alınan ABD kuvvetlerinin üs ve noktalarının bulunduğu Irak Kürdistanı bölgesinde Kürt savaşçıların ölümüne ve yaralanmasına da yol açtı.

Bölgedeki baskı

Özellikle 15 Ocak’ta İran Devrim Muhafızları’nın Erbil’deki bir yerleşim bölgesine balistik füzelerle saldırmasıyla Kürdistan bölgesi üzerindeki baskı iki katına çıktı. Devrim Muhafızları, bu alanın İsrail Mossad’ının bölgedeki karargâhı olduğunu iddia ediyor. Ancak saldırı, hedeflenen evde çalışan bir hizmetlinin yanı sıra Kürt bir iş adamı, kızı ve misafir edilen başka bir iş adamının da ölümüyle sonuçlandı. Bu durum, bölge tarafından hem resmi hem de halk düzeyinde kınandı ve İran’ın bölgedeki saldırganlığı olarak değerlendirildi.

Irak Kürdistanı’nın Iraklı milisler aracılığıyla İran- ABD hesaplaşmasının yapıldığı bir arenaya dönüşmesiyle birlikte Peşmerge karargâhları ve merkezleri ile Süleymaniye yakınındaki Kormor gaz sahası gibi hayati tesisler bu milislerin hedefi haline geldi. Bu durum bölgede öfkeli tepkilere yol açtı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur ​​Barzani’ye göre bu tekrarlanan saldırılar, bölgenin bütünlüğünü baltalamayı amaçlayan girişimler olarak nitelendirildi.

Artan destek ve koruma

Barzani, 8 Şubat’ta ABD merkezli NBC kanalına verdiği bir röportajda, ABD’ye daha fazla askeri, ekonomik ve siyasi yardım çağrısında bulundu. Barzani ayrıca, “Çünkü şu anda karşı karşıya olduğumuz zorluklar, birlikte karşılaştığımız DEAŞ tehditlerinden farklı ve ABD’den daha fazla yardım almayı bekliyoruz” açıklamasında bulundu.

Bu açık çağrı, özellikle Peşmerge’nin elindeki silahların niteliğinin bu saldırıları püskürtebilecek veya bölgelerindeki hayati üsleri ve tesisleri koruyabilecek gibi görünmemesi nedeniyle, bölgenin bu saldırılardan hissettiği tehdidin düzeyini ortaya koyuyor. Sayıları yaklaşık 170 bin olan bu savaşçıların, 160 bin çeşitli Kürt polisi ve 5 bin terörle mücadele kuvvetinin yanında, Batılı ve Doğulu olmak üzere iki tür silahı var. Ayrıca bunlar, 1991’den önce dağlarda Saddam Hüseyin rejimine karşı birlikte savaştıkları kişilerdi. Aynı şekilde Irak güçlerinin 2003 yılında Kuzey Irak’taki Kürt bölgelerinin yanı sıra Musul, Kerkük ve Diyala’daki büyük kamplardan çekilmesinin ardından mühimmat ve teçhizat elde ettiler. Bu teçhizatların arasında, bireysel silahlar, bir dizi ağır ve hafif top, T55 ve T62 türü tanklar ve askeri araçlar da vardı.

Batı silahlarına gelince; bunlar, 2014 yılında DEAŞ’a karşı yürütülen savaşta askeri yardım olarak sağlanan Humvee araçları ve tanksavar füzeleriydi. Uçaksavar silahları ise Peşmerge güçlerinin dağlık bölgelerde önceki Irak rejimlerine karşı devrimlerde kullandığı Sovyet döneminden kalma 37 mm otomatik tüfeklerdi. Bölgede gelişmiş bir hava savunma sistemi bulunmuyor. Irak’ın her yerinde olduğu gibi hava sahasını denetleyecek radar sistemlerinin yokluğundan bahsetmeye ise gerek dahi yok. Bölge semaları, savaş uçakları ve insansız hava araçlarına maruz kalıyor. Aynı şekilde Irak Kürdistanı’nın askeri ve güvenlik işleri uzmanı Korgeneral Cabbar Yaver’e göre Irak Kürdistanı’nda Süleymaniye ile Erbil arasında dağıtılmış, terörle mücadele ve trafik polisine bağlı ve yalnızca ulaşım amacıyla kullanılan yaklaşık 20 helikopter bulunuyor.

Peşmerge saha deneyimi

Onlarca yıl boyunca önceki Irak rejimlerine karşı yüzlerce savaşta yer alan bir askeri güç olarak uzun geçmişine rağmen bu, bir gerilla savaşı biçimindeydi. 2014 yılında ön saflarda DEAŞ’a karşı verilen uzun savunma savaşında deneyim kazanırken, İran sınırındaki Hanekin’den Suriye sınırındaki Süheyle ve Sincar’a kadar uzunluğu yaklaşık bin 200 kilometreye ulaştı. Bu bağlamda Korgeneral Yaver, bunun DEAŞ’ın bölgeye girmesini önlemek için uzun bir savunma hattını genişletme konusunda Peşmerge açısından türünün ilk deneyimi olduğuna dikkati çekti. Bu savaş, aynı zamanda ona şehirlerde savaşma, bombalı araçlara ve intihar bombacılarına karşı koyma deneyimini de kazandırdı ve koalisyon güçlerinin eğitmenleri de bu deneyimin kazanılmasına katkıda bulundu. Bu çatışmalarda Peşmerge’den yaklaşık bin 810 kişi ölürken 10 bin 740 savaşçı da yaralandı.

Korunma ihtiyacı

Askeri ve güvenlik uzmanı, bölge başbakanının ABD’den askeri yardım istemesinin nedenlerini, bölgeye yakın alanlarda DEAŞ hücre faaliyetlerinden ve bölge topraklarında PKK’nın eylemlerinden kaynaklanan bir dizi somut askeri ve güvenlik baskısından kaynaklandığını söyledi. Uzman ayrıca, İran’ın da uçak veya füzeleriyle bölgenin çeşitli yerlerini bombaladığını ve son olarak bölgenin, İran’a bağlı milislerin hedef olduğunu dile getirdi.

Bağdat ile Kürtler arasındaki anlaşmazlıklar, özellikle muhaliflerin bu anlaşmazlıklardan yararlanması ve dolayısıyla bölgenin mevcut imajını etkilemesi nedeniyle Irak Kürdistanı üzerindeki bu baskıların güçlenmesinin nedeni gibi görünüyor. Yaver’e göre iki ana Kürt partisinin kendi güçlerine sahip olması ve Peşmerge Bakanlığı’nda birleşmemiş olmaları, 1994- 1998 yıllarında olduğu gibi, aralarında doğrudan çatışma çıkması korkusu nedeniyle halk için sürekli bir endişe kaynağı.

Bağdat’tan Erbil’e engel

Barzani’nin talebi Erbil- Bağdat ilişkilerine dair soru işaretlerine yol açıyor. Merkez ile bölge arasındaki federal ilişkinin biçimini belirleyen anayasanın belirleyici bir faktör olmasına rağmen yaklaşık yirmi yıldır bu ilişkide barış ve istikrar sağlanamadı. Kürt yazar ve siyaset araştırmacısı Keffah Mahmud, 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasası’nda Peşmerge güçlerinin Irak askeri sisteminin önemli bir parçası olarak kabul edildiğine dikkat çektiği açıklamasında şunları söyledi:

“Bu, diktatörlük rejimleriyle mücadelede ulusal ve mesleki geçmişi olan en eski düzenli askeri kurumlardan biridir. O tarihten bu yana federal hükümet bu güçlere silah, teçhizat ve para desteği sağlamadı. Aksine ne yazık ki tam tersi oldu; onları ihmal etti, yabancı güç olarak gördü ve onlarla savaşlarda çatıştı. Silahları Bağdat üzerinden gönderen Uluslararası Koalisyon’un kendisine ulaşmasının engellenmesinden ve oradaki etkili tarafların, özellikle 2014’ten sonra terörle savaşta bu silahların ulaşmasını engellemeye veya milislere vermeye çalıştıklarından bahsetmiyorum bile…”

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre yardımların ulaştırılmasındaki bu engellemeyle ABD ve Uluslararası Koalisyon, Peşmergelerin eğitim ve silahlandırılmasına katkıda bulundu. Bu silahların büyük bir kısmı savunma silahları, zırhlı araçlar ve ulaşım araçlarıdır. Bu güçlerin, İran ve Irak’taki milisleri tarafından haftalık olarak fırlatılan insansız hava araçlarına ve füzelere direnmek için hâlâ gelişmiş ve kaliteli silahlara ihtiyacı var.

Kürt araştırmacı, ülkenin istikrarsızlığını ve bağımsızlığını ‘İran’ın Bağdat hükümeti üzerindeki doğrudan nüfuzuna ve bu durumun sorunların çözümüne engel teşkil etmesine’ bağlarken, “Bu milisler, ülkenin anayasal demokratik federal sistemini hiçe sayarak bölgeyi kuşatmaya, ilerlemesini engellemeye ve hatta ortadan kaldırmaya çalışıyor” dedi.

Kürt partilerinin haritası

Irak Kürt bölgesi, İkinci Körfez Savaşı’nın ardından 1991’den bu yana Irak haritasında gerçek bir rol oynadı. Askeri oluşumlar ve siyasi partiler, iç savaşa yol açan uzun yıllar süren anlaşmazlıklardan geçerek, Saddam Hüseyin rejimi güçlerinin üç ana vilayette (Süleymaniye, Erbil ve Duhok) geri çekildiği alanlar üzerindeki kontrollerini genişletmeyi başardılar. Madeleine Albright liderliğindeki ABD Dışişleri Bakanlığı, 1998 yılında bölgedeki iki ana partinin liderleri Mesut Barzani ile Celal Talabani arasında uzlaşı ve anlaşmaya varmayı başarmıştı. Daha sonra bölgenin iki parti (Kürdistan Demokratik Partisi-KDP ve Kürdistan Yurtseverler Birliği-KYB) tarafından ortaklaşa ve bölgedeki etnik ve dini unsurlar da dahil olmak üzere diğer partilerin katılımıyla bir hükümet ve parlamento aracılığıyla yönetilmesi konusunda mutabakata varıldı. Bölgenin şekli de siyasi organları aracılığıyla gelişti ve 2003 Irak Savaşı’ndan sonra yeni Irak anayasasında onaylandı.

Bölgedeki ana parti olarak kabul edilen KDP, 1946 yılında partinin şu anki lideri Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani önderliğinde kuruldu. Ardından Celal Talabani liderliğinde 1975 yılında kurulan KYB geldi. Keldanileri, Süryanileri, Türkmenleri ve Ermenileri temsil eden diğer milliyetçi partilerin yanı sıra sol ve İslami partiler de mevcut. Aynı şekilde bloklar ve bağımsız isimler arasında dağılmış 111 üyeden oluşan bölgesel parlamento da bu parti oluşumunun imajını yansıtıyor. Aynı şekilde parlamentonun mevcut oturumunun anayasal olarak görev süresinin sonu olduğu kabul ediliyor ve yaklaşan seçimler bekleniyor.

Durum Suriye’de daha zayıf

Suriye’de Kürt siyasi sahnesi Irak Kürdistanı’na göre daha zayıf görünüyor. Uzmanlara göre Kürt milliyetçi siyasi hareketi, nesnel ve öznel nedenlerle Kürtleri ülke anayasasına dahil etmeyi başaramadı. Ayrıca 1957’de ilk Suriye Kürt partisini kurdu. Ancak 2011 yılında ülkede yaşanan krizin ardından Halk Savunma Birlikleri’nin siyasi kanadı olan Demokratik Birlik Partisi (PYD), Kürt siyaset sahnesinde ön plana çıktı. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin siyasi arayüzünü temsil eden Suriye Demokratik Konseyi’nin yanı sıra Özerk Yönetim’in en önemli bileşeni olarak kabul ediliyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği tüm bölgeleri kapsayan bir bölgeye dönüştü. Bu, yasaları onaylayan ve Özerk Yönetim’in çalışmalarını düzenleyen bir parlamento olarak kabul edilen Kuzeydoğu Suriye Bölgesi Demokratik Halk Konseyi’nin geçen aralık ayında yeni toplumsal sözleşmeyi onaylamasının ardından gelişti. Toplumsal sözleşme metnine göre halkların temsilcileri, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler, Çerkezler ve Çeçenler olup kadınların oranı yüzde 50’dir. Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi çatısı altında Müslüman, Hıristiyan, Ezidiler ve diğerleri gibi ideolojik ve kültürel grupları da temsil ediyor.

Kürt siyasi oluşumu olan Kürt Ulusal Konseyi, Özerk Yönetime karşı çıkan bir taraf iken ABD himayesindeki Özerk Yönetim ve SDG lideri ile uzun müzakerelere girdi. Ancak bu müzakereler sonuç vermedi ve 2020 yılı sonunda durduruldu.

Suriye’nin kuzeyi ve doğusu, 13 yıldır karmaşık askeri ve güvenlik sorunları yaşıyor. Bunların başında 2012 sonundan bu yana Suriyeli silahlı gruplarla yaşanan çatışmalar ve ardından SDG’nin DEAŞ’a karşı yürüttüğü ve artık hücreleriyle mücadeleye ve 10 binden fazla DEAŞ savaşçısının bulunduğu hapishanelerin yanı sıra DEAŞ mensuplarının Suriyeli ve yabancı ailelerinin yaşadığı el-Hol ve Roj kamplarını kontrol etmeye dönüşen savaş geliyor. Aynı şekilde Türkiye destekli grupların ön saflarında da neredeyse her gün çatışmalar yaşanıyor. SDG liderliği, askeri merkezler ve hayati tesisleri son dönemde Türk savaş uçakları ve insansız hava araçlarının operasyonlarında hedef haline geliyor.

Geçtiğimiz yaz Deyrizor kırsalında yaşanan olaylar, SDG’nin yürüttüğü çatışmaya yeni bir boyut kazandırdı. SDG tarafından Suriye rejimi ve İranlı milislerle bağlantılı olduğu değerlendirilen aşiret grupları, SDG mevzilerine saldırılar düzenledi. Son olarak bölgedeki ABD üslerine yönelik füze savaşlarının yanı sıra SDG’ye ait bir bölge hedef alındı. Saldırı, SDG’ye mensup altı unsurun ölmesine ve onlarcasının yaralanmasına yol açtı.

SDG savunma desteği istiyor

Son olayın ardından SDG lideri Mazlum Abdi, ABD’ye kamplarını korumak için daha fazla hava savunması konuşlandırması çağrısı yaptı. Abdi, İran milislerinin askeri akademiye saldırısını tehlikeli bir gelişme olarak nitelendirdi.

Bu talepler ve karmaşık askeri ortam hakkında yorum yapan PYD Halkla İlişkiler Bürosu Eş Başkanı Sihanuk Dibo, SDG’nin güç ve birlik halinde hayatta kalmasının, DEAŞ’ın hayatta kalmasını ve zayıflamamasını isteyenler dışında herkesin çıkarına olduğunu savundu. Dibo, SDG güçlerine ileri düzeyde silah sağlanmasının doğru bir stratejik tercih olduğunu vurguladı.

Dibo, DEAŞ’ın tamamen ortadan kaldırılması, üyelerinin yargılanması ve örgüt ailelerinin topluma yeniden kazandırılması için birçok olanağın sağlanmasının önemli bir stratejik gereklilik olduğunu dile getirdi. Aynı zamanda Suriye krizine 2254 sayılı uluslararası karara dayanan siyasi bir sürece göre çözüm bulunmasının acilen gerekli olduğunu vurgulayan Dibo, “Ancak Özerk Yönetim ve SDG’nin Suriye siyasi sürecine ciddi katılımı ve müdahalesi olmadan bu mümkün değil” dedi.

Sihanuk Dibo sözlerini şöyle sürdürdü:

“Terörizme karşı Uluslararası Koalisyon ile SDG arasındaki ortaklığın sadece askeri boyutla sınırlı kalmayıp bunun ötesine geçerek siyasi ve ekonomik boyutunun yanı sıra tekrarlanan teröre tamamen son verilmesini sağlayacak diğer boyutları da kapsayacak şekilde geliştirilmesi önemlidir.”

Washington’ın karmaşık hesaplamaları

Kürtlerin hem Irak Kürdistanı hem de Kuzeydoğu Suriye’deki umutları ve talepleri zor görünüyor. Türkiye ve Irak hükümeti gibi müttefikleriyle ilgili olan koşullar, Kürt güçlerinin doğası ve Washington’un bakış açısından görevleriyle ilgili olan koşullar da dahil olmak üzere karmaşık ABD hesaplamalarına tabi olarak değerlendiriliyor.

Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker, Kürt Çalışmaları Merkezi’nin düzenlediği sempozyumda Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Irak Kürdistan bölgesiyle ilgili bu adımın atılmasının Irak hükümeti aracılığıyla gerçekleşmesi gerektiğini ve bu silahların gönderilmesinin ABD Kongresi’nin onayına tabi olması gerektiğini vurguladı. Schenker sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bildiğimiz gibi Irak hükümeti ile Irak Kürdistanı arasındaki ilişkiler bugün en iyi durumda değil. Eğer hükümet bu silahları ele geçirirse, bunlarla ne yapabileceklerini, nasıl kullanacaklarını bilmiyoruz. Örneğin İran müdahalesine karşı kullanamayabilirler.”

Schenker, SDG ile ilgili olarak da şunları söyledi:

“Washington açısından düzensiz silahlı bir grup olduğu için bu konu, yönetmelik ve kanunlar açısından net değil. Patriot sistemleri pahalı. ABD hükümetinin bu anlaşmayı tamamlayıp tamamlayamayacağı, konunun Ankara’yı kızdırıp kızdırmayacağı, bu tür sistemlerin SDG’ye teslimi ve kullanılması konusunda anlaşmaya varılıp varılmayacağı belli değil.”

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.


Arap Koalisyonu, Şabva ilini korumaya ve istikrarını desteklemeye yönelik taahhüdünü yineledi

Şarku’l Avsat’a konuşan Halifi: Suudi Arabistan çok önemli ve merkezi bir ülke. Aynı zamanda Yemen'e verdiği destek tarihi öneme sahip  Şabva ilinde konuşlu güçler (Yerel yönetim)
Şarku’l Avsat’a konuşan Halifi: Suudi Arabistan çok önemli ve merkezi bir ülke. Aynı zamanda Yemen'e verdiği destek tarihi öneme sahip Şabva ilinde konuşlu güçler (Yerel yönetim)
TT

Arap Koalisyonu, Şabva ilini korumaya ve istikrarını desteklemeye yönelik taahhüdünü yineledi

Şarku’l Avsat’a konuşan Halifi: Suudi Arabistan çok önemli ve merkezi bir ülke. Aynı zamanda Yemen'e verdiği destek tarihi öneme sahip  Şabva ilinde konuşlu güçler (Yerel yönetim)
Şarku’l Avsat’a konuşan Halifi: Suudi Arabistan çok önemli ve merkezi bir ülke. Aynı zamanda Yemen'e verdiği destek tarihi öneme sahip Şabva ilinde konuşlu güçler (Yerel yönetim)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu’na bağlı Ortak Kuvvetler Komutanlığı, Şabva ilini korumaya ve istikrarını desteklemeye yönelik taahhüdünü yineledi.

Komutanlık, Şabva’nın yerel yetkilileri tarafından yapılan ve ilin güvenliğini sağlamak ve gerginliklerden uzak tutmak için koalisyonla koordinasyon ve ortak eylemde bulunulacağını teyit eden açıklamayı memnuniyetle karşıladığını bildirdi.

Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral el-Maliki, koalisyon liderliğinin Şabva Valisi ve Yerel Konsey Başkanı Şeyh Avad ibnu'l Vezir el-Avlaki’nin koalisyonun çabalarını desteklediğini ve ildeki güvenliği ve istikrarı artırmak için koalisyonla iş birliği yapmaya hazır olduğunu vurguladığı açıklamasını memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Arap Koalisyonu’nun Şabva’yı korumaya, istikrarını desteklemeye ve bölgedeki güvenliği sağlamaya yönelik taahhüdünü yineleyen Tüögeneral Maliki, devlet kurumlarına ve yerel otoriteye saygı çerçevesinde, Şabva valisiyle tam koordinasyon sağlanmadıkça hiçbir gücün valiliğe girmeyeceğini vurguladı.

Şabva Vali Yardımcısı Fahd el-Halifi ise Suudi Arabistan’ın Arap dünyası, İslam ülkeleri ve uluslararası karar alma süreçlerinde merkezi ve kilit bir ülke olduğunu belirterek, Yemen'i destekleyen tutumunun insani yardım desteği alanında olduğu kadar, sürdürülebilir projelerin geliştirilmesi ve uygulanması alanlarında da tarihi ve önemli olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Halifi, Suudi Arabistan'ın Yemen ve bölgenin güvenliği ve istikrarına olan sorumluluğu temelinde, İran'ın mezhepçi projesine ve Husilerin darbesine karşı koymak için 'Kararlılık Fırtınası’ operasyonunu başlatarak Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin çağrısına yanıt verdiğini belirtti.

cdfgt
Şabva Vali Yardımcısı Fahd el-Halifi (Şarku’l Avsat)

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın temsil ettiği Suudi Arabistan’ın liderliğine ve herkesi kucaklayabilme yeteneğine olan güvenini dile getiren Halifi, Yemen’in güneyinden güçlerin Riyad’da düzenlenen bir konferansta bir araya gelmelerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Şabva Vali Yardımcısı, bu konferansın sonuçlarının güney halkının beklentilerini karşılayacağını ve güney davasını Yemen'deki barış sürecinin odak noktası haline getireceğini, böylece Husi terörist milislerle mücadele çabalarının birleştirilmesine katkıda bulunacağını vurguladı.

Aynı bağlamda, Şabva’daki şeyhler, ileri gelenler ve toplum önderlerini bir araya getiren danışma toplantısında Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin kararlarına tam destek ve onay çıktığını, meşru hükümetin izlediği yolun desteklendiğini açıklayan Halifi, hükümetin izlediği bu yolun, askeri ve güvenlik kararlarını birleştirmeyi, devlet kurumlarını korumayı ve doğu illerindeki güvenliği ve istikrarı korumayı amaçladığını vurguladı.

Toplantı sonrasında yayınlanan açıklamada, katılımcılar GGK’nın Hadramut ve el-Mehra illerine askeri güç ve teçhizat sevk etmesini kınadılar. Ardından güvenli ve istikrarlı doğu illerinin askerleştirilmesini, siyasi tercihleri zorla dayatma girişimlerini ve halkın iradesini hiçe saymayı kategorik olarak reddettiklerini vurguladılar. Açıklamada, doğu illerinin sakinlerinin ‘kendilerini temsil etmeyen veya isteklerini ifade etmeyen hiçbir projeye ait olmadıkları’ belirtildi.

Ayrıca bu illerin askerleştirilmesinin güvenlik ve istikrarın bozulmasına yol açabileceği ve ulusal çıkarlara hizmet etmeyen çatışmalara sürükleyebileceği uyarısında bulunuldu.

Danışma toplantısının katılımcıları, Yemen'in meşruiyeti ve doğu illeri yanında destekleyici ve kararlı tutumları nedeniyle Suudi Arabistan'daki kardeşlerine teşekkür ve takdirlerini ifade ederken Riyad'ın Yemen ve bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasındaki ve durumun kaos ve çatışmaya sürüklenmesini önleyen rolüne övgüde bulunuldu. Ayrıca, güney bölgelerinin güney davası için adil ve kapsamlı bir vizyon geliştirmek amacıyla bir güney güçleri arasında bir toplantı düzenleme ve ev sahipliği yapma talebine Riyad'ın verdiği yanıtı da takdir edildi.

Toplantıda, GGK liderliğine, birliği korumak ve ulusal çıkarları gözetmek amacıyla, mantıklı davranarak Şabvah, Hadramut ve el-Mehra illerinden güçlerini çekmesi, önceki mevzilerine geri dönmesi ve meşru hükümet ve güney illerinden güçlerle diyalog ve uzlaşma içinde olması çağrısında bulunuldu.

Öte yandan Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed el-Cabir, Suudi Arabistan’ın güney illerinden güçlerin ortak sergilediği olumlu ve sorumlu tutumu memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Cabir, bu tutumun, güney davasının haklılığını korumak ve bunu kapsamlı bir siyasi çerçeve içinde tartışmak için önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Büyükelçi Cabir, sosyal medya platfromu X'teki resmi hesabında yayınladığı bir gönderide Şabva Valisi Avlaki’nin Suudi Arabistan’ın Riyad'da güney meselesi üzerine bir konferans düzenleme davetini memnuniyetle karşılamasının, Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Alimi’nin talebine yanıt niteliğinde olduğunu ve güney illerinden güçlerin liderlerinin siyasi bir çözüme yönelik sorumlu yaklaşımını yansıttığını açıkladı.

Tüm bu tutumların ‘güney bölgesi halkının davalarının haklılığını korumak ve tüm beklentilerini karşılayacak şekilde tartışmaya açmak için doğru yönde ilerlediğini teyit ettiğini’ belirten Büyükelçi Cabir, ülkesinin konferansın başarısına ve Yemen'de siyasi istikrarın teşvik edilmesine katkıda bulunan yapıcı tutumlar sergileyen tüm güneyli liderlerin katılımını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

Şabva Valisi Avlaki ise Suudi Arabistan'ın liderliğine ve Yemen'i desteklemedeki önemli rolüne olan güvenini yineledi.

Avlaki, yerel yönetimin, eyaletteki güvenlik ve istikrarı pekiştirmek için Arap Koalisyonu ile iş birliği yapma taahhüdünün altını bir kez daha çizdi.