Şam’ın müstahkem mahallelerindeki DMO sığınakları İsrail için kolay hedef

Suriyeli sivillerin İran’ın varlığından duyduğu memnuniyetsizlik sürekli bir endişe kaynağı haline geldi.

İsrail hava saldırılarının Şam'ın Kafr Sousa mahallesindeki bir apartmanı hedef aldığı bölgedeki molozlar kaldırılıyor. (AFP)
İsrail hava saldırılarının Şam'ın Kafr Sousa mahallesindeki bir apartmanı hedef aldığı bölgedeki molozlar kaldırılıyor. (AFP)
TT

Şam’ın müstahkem mahallelerindeki DMO sığınakları İsrail için kolay hedef

İsrail hava saldırılarının Şam'ın Kafr Sousa mahallesindeki bir apartmanı hedef aldığı bölgedeki molozlar kaldırılıyor. (AFP)
İsrail hava saldırılarının Şam'ın Kafr Sousa mahallesindeki bir apartmanı hedef aldığı bölgedeki molozlar kaldırılıyor. (AFP)

Şam'ın Kefer Susa mahallesindeki İran okulunun arkasında bulunan bir binanın hedef alınmasından neredeyse bir yıl sonra İsrail, 7 Ekim'de Gazze'de savaşın başlamasıyla birlikte İranlı liderlere ve Suriye'deki Hizbullah liderlerine yönelik yeni bir dizi suikast kapsamında aynı yerdeki bir binayı aynı şekilde yeniden hedef aldı.

Suriye 2024 yılının başından bu yana üç İsrail saldırısına tanık oldu. Söz konusu saldırılardan ilki Şam'ın Mezze mahallesinde, ikincisi Şam kırsalındaki ed-Dimas bölgesinde ve üçüncüsüyse Humus şehir merkezindeki lüks bir mahallede gerçekleşti. Yakın güvenlik denetimi altındaki lüks mahalleler ‘İsrail füzeleri için kolay bir hedef’ haline geldi.

(foto altı) Pazartesi günü Şam'daki füze saldırısında hasar alan bir araba. (EPA)
Pazartesi günü Şam'daki füze saldırısında hasar alan bir araba. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı’ndan (SANA) aktardığına göre Suriyeli bir askeri kaynak şu ifadeleri kullandı: “İsrail, işgal altındaki Golan yönünden bir dizi füzeyle Şam'ın Kefer Susa mahallesindeki bir apartmanı hedef alan hava saldırısı düzenledi. Saldırıda iki vatandaş yaşamını yitirirken bir kişi de yaralandı. Vurulan apartmanda ve çevredeki bazı binalarda maddi hasar meydana geldi.”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), dün (Çarşamba) Kefer Susa'yı hedef alan saldırıda üç kişinin öldürüldüğünü bildirdi. Bunlardan ikisi Suriye uyruklu değildi ve muhtemelen İranlıydılar.

SOHR Direktörü Rami Abdurrahman, medyaya yaptığı açıklamada, apartmanın duvar parçalarının başına düşmesi sonucu Suriyeli bir sivilin yaşamını yitirdiğini söyledi. İsrail operasyonunun çok büyük ve tehlikeli olduğunu ifade eden Abdurrahman, dairenin İran tarafından kullanıldığını doğruladı. “Bina sivillerden korkulduğu için değil, İran'a açık bir mesaj vermek için tamamen yıkıldı. Sadece Lübnan'da değil, Suriye'de de özel operasyonlar gerçekleşti” ifadelerini kullanan Abdurrahman, operasyonun, İsrail'in İranlı şahsiyetlere ve vekil güçlerinden önemli kişilere yönelik düzenlediği bir dizi suikastın parçası olduğuna inanıyor.

İranlılar arasında ölen yok

İran merkezli bir internet sitesi, İsrail'in Şam saldırısının herhangi bir İranlının ölümüyle sonuçlandığını yalanladı. Reuters’ın İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'ndan (ISNA) aktardığına göre İsrail'in dün (Çarşamba) Şam'da bir apartmana düzenlediği saldırı, herhangi bir İran vatandaşının veya vekil gücünün öldürülmesiyle sonuçlanmadı.

Vurulan bölge, apartmanları, okulları ve İran kültür merkezlerini içeriyor. Güvenlik güçleri tarafından kullanılan büyük ve sıkı korunan bir kompleksin yakınında bulunuyor. Bölge, Şubat 2023'te İsrail saldırısına maruz kalmış ve saldırıda İranlı askeri uzmanlar ölmüştü.

Savtu’l Asime (Başkentin Sesi) internet sitesinde yer alan kaynaklara göre, “İsrail, Kafr Sousa mahallesindeki üç dairenin bulunduğu iki katı üç hassas füzeyle hedef aldı. Saldırı sonucu üç kişi hayatını kaybetti, sekiz kişi de yaralandı. Binada maddi hasar meydana geldi.”

İnternet sitesinde, vurulan binanın İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderleri tarafından konut olarak kullanıldığı belirtildi. Kaynaklar, saldırı sonucunda herhangi bir DMO komutanının öldürüldüğünü veya yaralandığını yalanlayarak, vurulan dairelerin İranlı liderlerin ailelerine kiralandığını ve 2023 yılı sonundan önce boşaltıldığını kaydetti. Saldırıda iki daire hedef alındı. İlki binanın dördüncü katında ve son iki gün boyunca İranlı bir lider ve arkadaşları tarafından kullanılmıştı. İkinci kattaki ikinci daire ise güvenlik personelinin ve misafirlerin geçici olarak konaklaması için ayrılmıştı.

Şam'daki Suriyeli kaynaklar Şarku'l Avsat'a, Hizbullah'a bağlı İranlı ve Lübnanlı liderlerin, güvenlik kontrolünü kolaylaştırmak için lojistik ve medya çalışma ofislerini Suriye şehirlerindeki modern, lüks yerleşim mahallelerinde seçtiklerini açıkladı. Caddelerin genişliği, yerleşim yoğunluğunun düşük olması, binaların etrafına bariyerler ve kontrol noktaları kurulan güvenlik merkezlerinin, devlet kurumlarının ve diplomatik misyonların bölgedeki mevcudiyeti bu hareketi daha da anlamlı kılıyor.

(foto altı) Geçtiğimiz Temmuz ayında milislerin kaynadığı Şam yakınlarındaki Seyyide Zeyneb'te meydana gelen patlamada bir araba kullanılamaz hale geldi. (Reuters)
Geçtiğimiz Temmuz ayında milislerin kaynadığı Şam yakınlarındaki Seyyide Zeyneb'te meydana gelen patlamada bir araba kullanılamaz hale geldi. (Reuters)

Diğer yandan İranlı milisler, başkentin güneyindeki Seyyide Zeyneb bölgesi, Eski Şam'daki el-Cevra ve el-İmara mahalleleri ile Emevi Camii'ne yakın el-Emin mahallesi gibi Şii çoğunluğun yaşadığı kalabalık mahallelerde ve Kasiyun'un eteklerindeki Zeynelabidin mahallesinde yoğunlaşmış ve aktif durumda.

Kaynaklar, Şii hacıların yoğun olarak ziyaret ettiği mahallelerde, liderler için önemli ofislerin veya karargâhların bulunmadığını da sözlerine ekledi. Liderlerin hareketleri, çoğunlukla İran ve Hizbullah bağlantılı kişilerin sahip olduğu lüks mahallelerdeki apartmanlardaki ofisler arasında takma adlar altında yoğunlaşıyor.

(foto altı) İsrail'in Şam'daki Mezze Villat mahallesine düzenlediği saldırının ardından bölgeye gelen ambulanslar ve itfaiye araçları. (Reuters)
İsrail'in Şam'daki Mezze Villat mahallesine düzenlediği saldırının ardından bölgeye gelen ambulanslar ve itfaiye araçları. (Reuters)

Bilgi sahibi kaynaklar, İsrail'in İranlı liderleri hedef almasının bir güvenlik ihlali ve son derece gizli hareketlerinin izlenmesi yoluyla gerçekleşmiş olması gerektiğine inanıyor. Hizbullah'ın önde gelen liderlerinden İmad Muğniye'nin 2008 yılında Kefer Susa mahallesinde kaldığı bir apartmanın önünde arabasına düzenlenen bombalı saldırıda öldürüldüğü suikastı hatırlatan kaynaklar, İmad Muğniye'yi tanıyanların sayısının çok sınırlı olduğunu ve suikastın, müstahkem güvenli bölge olarak kabul edilen Kefer Susa mahallesinde meydana gelen ‘ciddi bir ihlal’ teşkil ettiğini ifade etti.

1980’li yıllarda kurulan bu mahalle, şehir planlaması açısından Şam'ın en modern mahallelerinden biri olarak kabul ediliyor. Başkent Şam’daki en yüksek fiyatlı gayrimenkullerin bulunduğu mahalle, geniş, sessiz, modern daireler isteyen zenginlerin yanı sıra üst düzey Suriyeli yetkililerin ve İranlı isimlerin de ilgisini çekti. Konutların yanı sıra İstihbarat Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Ofisi, Dışişleri Bakanlığı ve bir dizi İran medya ofisi ve karargâhı da dahil olmak üzere en büyük güvenlik ve hükümet karargâhı bu mahallede bulunuyor.

(foto altı) Suriye'nin başkenti Şam'ın Kefer Susa bölgesinde, İsrail hava saldırısının hedef aldığı binada oluşan hasarı inceleyen insanlar. (AFP)
Suriye'nin başkenti Şam'ın Kefer Susa bölgesinde, İsrail hava saldırısının hedef aldığı binada oluşan hasarı inceleyen insanlar. (AFP)

Dün (Çarşamba) hedef alınan binanın arkasında yer aldığı İran okuluna gelince, burası, tam olarak bir yıl önce, İran ve Hizbullah bağlantılı zengin bir ailenin sahibi olduğu bir binanın zemin katındaki bir apartman dairesinde DMO’dan bir heyetin de yer aldığı benzer bir toplantının hedef alındığı yerle aynı yer. Söz konusu saldırıda aralarında DMO’dan bir yetkilinin de bulunduğu beş kişi öldürüldü.

İranlı liderlerin tercih ettiği bölge

Şam'daki kaynaklara göre Mezze mahallelerinin ve Kafr Sousa’nın yanı sıra Şam'ın batı kırsalındaki es-Sabura ve ed-Dimas bölgeleri, İranlı liderlerin üst düzey Suriyeli yetkililerle toplantılar düzenleyebileceği bir destinasyon oluşturuyor. Zira söz konusu bölgeler geniş, açık alanlara yayılıyor ve başkentin güvenliğinden sorumlu askeri birliklere yakın konumda bulunuyor.

Kaynaklar, İsrail saldırılarının İran'a ‘güvenliğin tehlikeye girdiği’ mesajı verdiğini, liderlerinin Suriye'de hareket ederken ve yer değiştirirken aldıkları tüm sıkı güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığını gösterdiğini bildirdi.

(foto altı) Geçtiğimiz Şubat ayında Şam'ın güneybatısındaki Kafr Sousa mahallesini etkileyen İsrail bombardımanının yol açtığı yıkım. (AFP)
Geçtiğimiz Şubat ayında Şam'ın güneybatısındaki Kafr Sousa mahallesini etkileyen İsrail bombardımanının yol açtığı yıkım. (AFP)

Aktivistler tarafından dün (Çarşamba) sosyal medyada paylaşılan fotoğraf ve videolarda 2024 yılının başından bu yana hedefleme yöntemi ve lokasyonu açısından türünün üçüncüsü sayılan saldırıda, çok katlı bir binanın ortasındaki iki kata yönelik yönlendirilmiş füze saldırısının etkileri görülüyordu. 10 Şubat’ta İsrail'in Şam kırsalındaki ed-Dimas bölgesinde bulunan el-Esed köylerine yakın bir çiftlikte bulunan bir eve düzenlediği saldırıda iki kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Saldırının ayrıntılarıysa açıklanmadı.

Yaklaşık bir ay önce İsrail, DMO liderlerinin Şam’daki Mezze Villat mahallesinde dört katlı bir binada gerçekleştirilen toplantısını da füzelerle hedef almıştı. Saldırıda DMO’nun beş lideri öldürüldü: Huccetullah Umidvar, Ali Ağazade, Hüseyin Muhammedi, Said Kerimi ve Muhammed Emin Samedi.

Mezze Villat mahallesi, Suriyeli ve Suriyeli olmayan güvenlik görevlilerinin yaşadığı modern bir mahalle olması ve ayrıca çok sayıda büyükelçilik ve Birleşmiş Milletler (BM) merkezinin bulunması nedeniyle Şam'daki müstahkem güvenlik mahallelerinden biri olarak kabul ediliyor.

(foto altı) Humus'ta İsrail hava saldırılarında yıkılan bir binanın enkazında toplanan Suriye güvenlik güçleri. (AP)
Humus'ta İsrail hava saldırılarında yıkılan bir binanın enkazında toplanan Suriye güvenlik güçleri. (AP)

İsrail, 6 Şubat’ta Humus'un lüks mahallelerinden biri olarak kabul edilen merkezdeki el-Hamra Caddesi'ndeki bir binayı hedef aldı. Saldırıda Hizbullah’tan üçü lider olmak üzere dokuz kişi öldü ve 13 kişi de yaralandı.

Sivillerin ifadeleri

Bölgedeki yerel kaynaklar, art arda üç patlama sesi duyulduğunu ve patlamanın olduğu yerden duman bulutlarının yükseldiğini söyledi. Kaynaklar ayrıca, başta anaokulları olmak üzere bölgeye yakın okullarda öğrencilerde yaşanan paniğe dikkat çekti. Şam'daki İran varlığının, ‘işgalci’ bir devlet olması nedeniyle Suriyeli siviller için sürekli bir korku ve endişe kaynağı haline geldiğini ifade eden kaynaklar, zaman zaman sızdırılan videolar aracılığıyla Emeviler'den kalma İslam medeniyetinin tarihi sembollere yönelik provokasyon ve hakaretlerin ‘İran'a yönelik nefret duygularını körüklediğine’ dikkat çekti. İsrail'in yerleşim bölgelerindeki İran karargahlarını hedef alması, halkın İran varlığına yönelik düşmanlığını artırdı. Bu durum güvenlik sorununa ve sürekli bir endişe kaynağına dönüştü.

Pek çok Suriyeli, DMO üyelerinin dini provokasyonlarından kaçınmak için Emevi Camii'ni ziyaret etme konusunda isteksiz. Ayrıca İranlı liderlerin sık sık gittiğinden şüphelenilen mahalle sakinlerinin bir kısmı da güvenlik nedeniyle ikamet yerlerini değiştirmeyi düşünüyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.