Mısır'ın UAD’daki bildirisinin İsrail ile ilişkilere etkisi

Kahire yönetimi, Filistinliler için tazminat istedi ve yerleşimlerin suç sayılmasını talep etti

İsrail'in Refah’a düzenlediği saldırı yıkıma neden oldu. (AP)
İsrail'in Refah’a düzenlediği saldırı yıkıma neden oldu. (AP)
TT

Mısır'ın UAD’daki bildirisinin İsrail ile ilişkilere etkisi

İsrail'in Refah’a düzenlediği saldırı yıkıma neden oldu. (AP)
İsrail'in Refah’a düzenlediği saldırı yıkıma neden oldu. (AP)

İsrail'i Gazze Şeridi'nde 29 binden fazla kişinin ölümüne ve 1,3 milyondan fazlasının da yerinden edilmesine yol açan bir katliam ve kıyım yapmakla suçlayan Mısır, yaşananları uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak değerlendirdi. Mısır dün Uluslararası Adalet Divanı (UAD) önünde yaptığı bildiride kıtlık ve kuşatma uygulayarak ve yardımların ulaşmasını sürekli engelleyerek, yaşamı kasten imkânsız hale getiren İsrail politikalarına tepki gösterdi. Mısır Dışişleri Bakanı'nın ofisinde hukuk danışmanı olarak görev yapan Yasemin Musa tarafından sunulan savunma metninde şu ifadeler yer aldı:

“Bir milyondan fazla insanın sığındığı Refah'a yapılan bu saldırıyla birlikte engeller daha da arttı. İsrail, ihlallerine devam ediyor ve Filistin halkını topraklarından sürmeye çalışıyor.”

Bu çıkışın, İsrail ile ilişkiler üzerindeki etkisine dair gündeme geldi. Uzmanlar, Mısır-İsrail ilişkilerinin bugün bir dönüm noktasında olduğunu kaydetti.

Mısır'ın bu adımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararına ilişkin olarak UAD tarafından düzenlenen oturumlar çerçevesinde atıldı. Bu karar, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin olarak mahkemeye bir danışma görüşü verilmesi talebiyle UAD’a sunuldu. İsrail, bu oturumları boykot ederken toplantıya 52 ülke katıldı.

Fotoğraf Altı: Gazze'nin kuzeyindeki İsrail bayrağı. (AFP)
Gazze'nin kuzeyindeki İsrail bayrağı. (AFP)

İsrail'in 1967'den bu yana Filistin topraklarında sürdürdüğü uzun süreli işgal kapsamındaki hukuk ihlalleri, Mısır bildirisinde gözden geçirildi. BMGK’nın ‘Filistinlilerin yaşamlarını korumak için bir ateşkes ilan etme konusunda birden fazla kez başarısız olduğuna’ dikkat çekildi. Bildiride İsrail'in Batı Şeria'daki yasa dışı uygulamalarını, Filistinlilere ait evlerin istilası, yıkılması, yerleşimcilerin şiddete destek vermesi ve artan yerleşim alanı inşaatları yoluyla sürdürdüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre UAD’a çıkan Mısır temsilcisi, Filistinlileri topraklarından, özellikle de Kudüs'ten zorla tahliye etmeyi ve bir oldubitti dayatarak bu topraklardaki Yahudi varlığını güçlendirmek için işgal yasalarına dayanan genişletilmiş İsrail işgalini ve yerleşim politikasını kınadı. Mısırlı temsilci, Filistin halkının işgal edilmiş toprakları üzerindeki haklarını kullanmaktan mahrum bırakılmasının ve bu toprakların İsrail'e ilhak edilmesi için çalışılmasının bir savaş suçu olarak kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd ise UAD önündeki sözlü açıklamasında, mahkemenin bu davada tavsiye niteliğinde görüş verme yetkisini teyit eden savunmaları ve hukuki destekleri içerdiğini belirtti. Ebu Zeyd tarafsız bir bakış açısıyla, Filistin halkının meşru ve devredilemez haklarına karşı sistematik işgal uygulamalarının yasadışılığının vurgulandığını vurguladı. Ebu Zeyd yaptığı açıklamada, Mısır’ın UAD’daki bildirisinde, UAD’ın işgal altındaki Filistin topraklarının durumuna ilişkin tavsiye niteliğinde bir görüş vermesinden kaynaklanacak yasal boyutların son derece önemli olduğunun söyledi. Tavsiye niteliğindeki görüş talebinin hassas bir durum çerçevesinde ve İsrail'in Filistinlileri topraklarından sürmeyi amaçlayan yaklaşık 75 yıllık uygulamalarının arka planında geldiğini kaydetti.

Fotoğraf Altı: Gazze Şeridi'nde Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'na (UNRWA) ait bir yerleşkedeki İsrail askerleri. (AFP)
 Gazze Şeridi'nde Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'na (UNRWA) ait bir yerleşkedeki İsrail askerleri. (AFP)

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Haridi de Mısır'ın UAD nezdinde sunduğu bildirinin uluslararası hukuk ilkeleri ve BM anlaşması ile uyumlu olduğunu ifade etti. Haridi, bildirinin hukuki derinlik ile karakterize edildiğini ve İsrail'in işgali meşrulaştırmaya yönelik bahanelerinin hukuki olarak çürütülmesini içerdiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Mısır'ın savunmasında yer alan hususların daha önce Mısır tarafından birçok kez beyan edilen pozisyonlarla tutarlı olduğunu da sözlerine ekleyen Haridi, en büyük uluslararası yargı platformunda yapılan savunmanın ‘Mısır'ın Filistinlilerin haklarına verdiği desteğe daha güçlü bir boyut kattığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Haridi, Mısır'ın savunma sırasında İsrail'e yönelik sert eleştirilerinin Kahire ve Tel Aviv yönetimleri arasındaki ilişkileri etkileme ihtimaline ilişkin olarak, Mısır'ın tutumunun ‘İsrail ve İsrail dışındaki taraflarca bilindiğine ve açık olduğuna’ dikkat çekti. “Eğer Tel Aviv, savunmada yer alan eleştiriler karşısında bir pozisyon almak istiyorsa, bu sadece kendisini ilgilendiren bir meseledir” diyen Haridi, ‘Mısır-İsrail ilişkilerinin bugün aslında bir yol ayrımında olduğunu’ da sözlerine ekledi. Haridi, en önemli noktanın, Filistinlilerin haklarını destekleyen Mısır bildirisinin ve diğer ülkelerin açıklamalarının UAD’ın vereceği tavsiye niteliğindeki görüş kararı üzerindeki etkisi olduğunu vurguladı. Haridi ayrıca, işgalin hukuka aykırı olduğu yönünde bir karar çıkması halinde, bu kararın işgalin sona erdirilmesi için ciddi ve gerçek bir baskı oluşturmak üzere etkili bir şekilde kullanılabileceğine işaret etti.

Kudüs Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Cihad el-Harazin de Mısır'ın UAD’aki bildirisini ‘Mısır'ın Filistin halkına verdiği desteğin bir devamı’ olarak değerlendirdi. Bildiride işgal suçlarının dikkatli bir şekilde incelendiğini ve karşıt iddiaların yasal olarak çürütüldüğünü kaydeden Harazin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İsrail'in, Mısır'ın Filistin halkını her şekilde desteklemekten çekinmeyeceğinin açıkça farkına vardığını belirtti. Mısır'ın bildirisinin Mısır'ın hukuki, tarihi ve siyasi vizyonunu somutlaştırdığına işaret eden Harazin sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır-İsrail ilişkilerini gerçekten tehlikeye maruz bırakan şey, Mısır'ın Filistinlileri destekleyen hukuki, siyasi ve insani tutumu değildir. Aksine, İsrail'in Mısır'ın ulusal güvenliğini baltalamaya çalışan ve bölgede istikrarsızlığa yol açan karar ve eylemleridir.”



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.