Uluslararası baskılar, İsrail’in Refah’a saldırma konusundaki ısrarını bastırdı mı?

Tel Aviv büyük bir öfkeyle, Washington da suç ortaklığı suçlamalarıyla karşılaşırken, gözlemciler bu felaketi yalnızca Amerika’nın önleyebileceğini söylüyor

Netanyahu’nun sivillerin Refah’tan tahliye edilmesi yönündeki çağrısıyla alay eden Josep Borrell, İsrail’i sert bir şekilde eleştirdi (AFP)
Netanyahu’nun sivillerin Refah’tan tahliye edilmesi yönündeki çağrısıyla alay eden Josep Borrell, İsrail’i sert bir şekilde eleştirdi (AFP)
TT

Uluslararası baskılar, İsrail’in Refah’a saldırma konusundaki ısrarını bastırdı mı?

Netanyahu’nun sivillerin Refah’tan tahliye edilmesi yönündeki çağrısıyla alay eden Josep Borrell, İsrail’i sert bir şekilde eleştirdi (AFP)
Netanyahu’nun sivillerin Refah’tan tahliye edilmesi yönündeki çağrısıyla alay eden Josep Borrell, İsrail’i sert bir şekilde eleştirdi (AFP)

Gazze’de ateşkes sağlanması ve İsrail’in Refah şehrine saldırmaktan caydırılması yönündeki uluslararası baskılar artıyor. Bu arada Refah şehri, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana aralıksız devam eden askerî operasyonlarının şiddeti altında Gazze Şeridi’nin dört bir yanından göç eden yaklaşık bir buçuk milyon insanı barındırıyor.

Bu haftanın başından bu yana önde gelen bir grup uluslararası insan hakları örgütü ile insani yardım kuruluşu, İsrail’in bu planlı hamlesini kınayan açıklamalar yayınladı. Refah’a saldırı hamlesinden derhal vazgeçilmesi çağrısının yapıldığı bu açıklamalarda, böyle bir hamlenin doğuracağı feci sonuçlar konusunda da uyarıda bulunuldu.

İsraillilerin iddiasına göre İsrail, ‘Hamas savaşçılarını ortadan kaldırmak ve Mısır’dan silah kaçakçılığı operasyonlarını sona erdirmek’ amacıyla vilayeti işgal etme planı kapsamında Gazze Şeridi’nin en güneyinde yer alan Refah şehrini boşaltmayı hedefliyor. Birleşmiş Milletler (BM) ise Refah’taki Filistinlilerin zorla tahliye edilmesine katılmayı reddediyor.

Oxfam, Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Kalkınma Ajansları Birliği, Danimarka Mülteci Konseyi ve diğer Avrupalı kuruluşların yaptığı ortak açıklamada İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ndeki eylemleri ‘sivillerin toplu olarak cezalandırılması’ şeklinde tanımlandı. Açıklamada yer alan ifadeye göre, “Uygun barınaktan, gıdadan, temiz sudan ve hayatta kalmak için gerekli diğer ihtiyaçlardan mahrum bırakmak ve açlığı azaltmaya yönelik insani yardım sevkiyatını engellemek suretiyle sivillerin toplu olarak cezalandırılması, işgalci gücün uluslararası insani hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin ciddi şekilde ihlali anlamına gelebilir ve savaş suçu teşkil edebilir.”

İsrail’e bu saldırıyı derhal durdurma çağrısı yapan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, dünya çapında pek çok hükümete de tam ve sürdürülebilir bir ateşkes sağlamak için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Müttefiklerin baskısı

BM’nin de dahil olduğu uluslararası kuruluşlardan gelen eleştiriler ve uyarılar, Arapların baskıları, özellikle Mısır’ın rahatsızlığı ve doğrudan Tel Aviv’e defalarca yapılan uyarılar kulak ardı edilmedi. Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarından bu yana İsrail’e desteğini defalarca duyuran müttefik Batılı hükümetlerin tutumlarında bir değişiklik olduğu görülüyor. Nitekim pek çok Batılı yetkili, Refah’a yönelik saldırıyı kesin bir şekilde reddettiğini dile getirdi.

Hafta başında Avrupa Birliği’nin (AB) baş diplomatı Josep Borrell, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Refah’taki Filistinli sivillerin tahliye edilmesi yönündeki çağrısını alaya alarak, İsrail’e sert bir eleştiride bulundu. Borrell, bu planın nasıl hayata geçirileceğini şu sözlerle sorguladı:

“Tahliye mi edecekler? Nereye? Ay’a mı? Bu insanlar nereye tahliye edilecek?”

Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Refah’ta bir İsrail saldırısıyla tahrip edilen bir arabanın etrafındaki kalabalık (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Refah’ta bir İsrail saldırısıyla tahrip edilen bir arabanın etrafındaki kalabalık (AFP)

Borrell, ABD’ye, İsrail’e silah gönderme işini yeniden düşünmesi çağrısı yaptı. Brüksel’deki AB Kalkınma Yardımı Bakanları toplantısının ardından gazetecilere açıklama yapan Borrell, şu ifadeleri dile getirdi:

“Peki, çok sayıda insanın öldürüldüğünü düşünüyorsanız, belki de bu kadar çok insanın öldürülmesinin önüne geçmek için silah tedarikini azaltmanız gerekiyordur. Uluslararası toplum bunun bir kıyım olduğunu ve çok sayıda insanın öldüğünü düşünüyorsa, o zaman belki de silah tedariki meselesini yeniden düşünmemiz gerekiyordur.”

Pazartesi günü Borrell, AB’ye üye 27 ülkeden 26’sının Gazze’de ‘sürdürülebilir bir ateşkesin’ yolunu açan ‘acil bir insani ateşkes’ çağrısında bulunduğunu duyurdu. Borrell’e göre bu ülkeler, ‘sürdürülebilir bir ateşkesin, rehinelerin koşulsuz olarak serbest bırakılmasının ve insani yardım sunulmasının önünü açacak acil bir insani ateşkes talep etme’ konusunda görüş birliğine vardı.

Borrell, onay vermeyen AB üyesi ülkenin hangisi olduğunu belirtmedi. Ancak diplomatlar, Macaristan’ın birkaç gün önce benzer bir açıklamanın yapılmasını engellediğini söylüyor.

İsrail Başbakanı’yla yaptığı bir telefon görüşmesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail’in ‘yeni bir insani felaket’ riski aldığını söyledi. Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada ise ‘Refah’taki askerî operasyonun bir felaket olacağı’ belirtildi ve İsrail’e ‘dostlarına kulak verme’ çağrısı yapıldı. İspanya ve İrlanda başbakanları da Brüksel’deki yetkililere yazarak, İsrail’in AB’yle ortaklık anlaşmasını ihlal ediyor olabileceğine dikkat çekip ‘acil bir inceleme’ talep ettiler.

Amerika’nın kararsızlığı

Bu baskılar, İsrail’i şehre saldırma konusundaki tehditlerinden caydırmasa da Washington’da yankı bulmuş gibi görünüyor. Nitekim Cezayir’in ‘acil’ bir ateşkes çağrısında bulunan karar taslağına karşı ‘veto’ hakkını kullanacağını taahhüt eden ABD yönetimi daha sonra kendi adına, ‘pratikte olabildiğince çabuk’ ibaresini ekleyerek de olsa geçici bir ateşkes çağrısında bulunan bir taslak önerdi.

ABD’nin karar taslağı, İsrail’in Refah’a yönelik kara saldırısı konusunda uyarıda bulunuyor. Bu da İsrail’in, BM’de kendisine karşı herhangi bir müdahale söz konusu olduğunda ABD’den himaye görmeye alışmış olan Tel Aviv üzerindeki bir baskının ifadesidir.

Washington, 7 Ekim’de bu yana Güvenlik Konseyi kararlarına karşı veto hakkını iki kez kullandı. Konsey’in, Gazze’ye insani yardımları artırmayı ve acil ve genişletilmiş bir insani ateşkes çağrısında bulunmayı hedefleyen kararlar almasını sağlamak üzere yapılan oylamadan da iki kez kaçındı.

Uluslararası kuruluşların eleştirileri, Tel Aviv’i destekleyen ülkeleri, Gazze halkının yaşadığı insani felakette ‘suç ortaklığı’ yapma suçlamasına kadar vardı. Kuruluşlar, yaptıkları ortak açıklamada, “Güçlü ülkelerin sessizliği ve bazen de İsrail ordusuna maddi desteği, büyüyen Gazze krizinde üzücü bir suç ortaklığına işarettir. İster silah sevkiyatı yapılması isterse kararların diplomatik olarak engellenmesi yoluyla olsun, bu tür uygulamalar İsrail’e fiilen bir dokunulmazlık kazandırdı” ifadesine yer verdi.

Açıklamaya göre Gazze’deki korkunç durum, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin bu kıyımlarda kullanılan silahların ve mühimmatın tedarikini acilen durdurmaları gerektiğini de gösteriyor.

Ramazan ayına kadar süre

Bu ayın başında ABD Senatosu, İsrail’e daha fazla güvenlik yardımı içeren 95 milyar dolarlık bir dış yardım paketini onaylarken, Demokrat milletvekilleri de ABD yönetiminin, İsrail’e silah satışını onaylarken Kongre’yi atlatmasını önlemek için baskı yapıyor.

Bazı Avrupa ülkeleri, İsrail’in Gazze’deki savaşı yürütme biçimine ilişkin artan endişeden dolayı İsrail’e silah ihracatını durdurduklarını söylüyor. Geçtiğimiz hafta Hollanda’daki bir mahkeme İsrail filosunun Gazze Şeridi’nde uluslararası hukuka ciddi ihlaller teşkil edecek şekilde kullanılması yönünde ‘açık bir tehlike’ bulunduğuna işaret ederek Hollanda hükümetine, İsrail’e F-35 savaş uçağı parçalarının ihracatını durdurmasını emretti. Hükümet ise karara itiraz edeceğini söyledi. Bu karardan önce İtalya ve İspanya dışişleri bakanları yakın zamanda, ülkelerinin dört aydan uzun bir süre önce başlayan Gazze savaşından bu yana İsrail’e tüm silah satışlarını durdurduklarını belirtti.

FOTO: Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinde bir mezarlığa bakıyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinde bir mezarlığa bakıyor (AFP)

ABD, İsrail’e destek verse de ABD merkezli CNN kanalına göre perde arkasında Netanyahu konusunda giderek artan bir hayal kırıklığı yaşayan Başkan Joe Biden, geçen hafta İsrail’in Gazze’deki operasyonunun ‘sınırları aştığı’ yönündeki kanaatini dile getirdi.

İsrail’in son açıklamaları, bu artan uluslararası baskılara karşı gizli bir yanıt içeriyor olabilir. Şöyle ki İsrail son birkaç gündür Refah’a saldırmanın eşiğinde gibi görünürken İsrail Savaş Bakanı Beni Gantz, müzakereler için ramazan ayının başına kadar süre tanındığını açıkladı.

Geçen pazar günü Kudüs’te yaptığı bir konuşmada Gantz, Hamas alıkoyduğu tüm rehineleri ramazan ayına kadar serbest bırakmazsa İsrail ordusunun Refah’a bir kara saldırısı başlatacağını söyledi.

İsrailli bakanın açıklamaları, topu Hamas’ın sahasına atma çabasını yansıttığı gibi, uluslararası baskılar ve Gazze’de devam eden vahşete ilişkin büyük suçlamalar karşısında müzakereler için bir zaman tayin etme girişimini de yansıtıyor. Tel Aviv, Hamas’ın işini bitirmeyi ve 7 Ekim’den bu yana alıkonan tüm rehineleri kurtarmayı hedefliyor.

İsrail, Refah’a saldırmaya kararlı mı yoksa sadece Hamas’ı taviz vermeye mecbur bırakmak mı istiyor, belli değil. Ancak Tel Aviv’e göre ateşkes müzakeresi için gösterilen çabalar başarısız olursa kara saldırısı kaçınılmaz.

Yalnızca Washington felaketi önleyebilir

Gözlemciler, İsrail’in Refah şehrine saldırısını yalnızca ABD’nin durdurabileceğini vurguluyor. Bu yüzden de Biden’ın Tel Aviv üzerindeki baskısı, sert sözlerin ve sızdırılmış öfkeli görüşmelerin ötesine geçmeli.

Uluslararası Kriz Grubu ABD Programı Direktörü Michael Wahid Hanna, İsrail’in Refah’a doğru ilerleme tehdidine işaret ederek, Gazze’deki savaşın Ekim saldırılarından bu yana en önemli dönüm noktasına vardığını, zira en kötü senaryolardan birinin gerçekçi bir ihtimale dönüştüğünü söylüyor. Ayrıca ABD’nin de şu ana kadar uygulamakta isteksiz olduğu bir düzeyde baskı uygulaması gerektiğine işaret ediyor.

Hanna’ya göre Washington, Gazze’nin yıkımına ortak oldu, bu yüzden de daha fazla felaketten kaçınmak için tercih yapmalı. İsrail’in Refah’a doğru ilerlemesi, Biden yönetiminin güvenilirliğini zedeleyecektir. Mevcut müzakere turu nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, biz savaşın muhtemel sonucunu biliyoruz: Hamas zayıflayacak ve nihayetinde alternatif bir yönetim ortaya çıkacak. Sonrasında bizzat Gazze’nin, halkının, fiziki altyapısının, kültürel mirasının, sosyal dokusunun ve ekonomisinin uğradığı tahribatın boyutunu ve esir halde ölecek veya öldürülecek İsrailli rehinelerin sayısını göreceğiz. Son olarak İsrail’in savaşın başında kararlaştırdığı gibi Hamas’ın kökü de kurumayacak. Hatta ABD istihbarat değerlendirmelerine göre Hamas’ın askerî yeteneğini bitirmek gibi daha mütevazı bir hedef bile uzak görünüyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından  Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.