Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)
TT

Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)

Mısır'ın 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı yürüttüğü Yom Kippur Savaşı'yla ilgili yayımladığı belgeler, İsrail ordusunun sivillere yönelik suçlar işlediğini ortaya koyuyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, 17 Şubat’ta yayımladığı belgelerle Mısır ve Suriye'nin 50 yıl önce İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'na dair gizli askeri bilgler üzerindeki perdeyi araladı.

Söz konusu gizli belgelerin, Mısır'ın 1973 yılında işgalden kurtardığı Sina Yarımadası konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında son haftalarda yaşanan gerilimden sonra yayımlanması dikkati çekti.

İsrail'in 2006 yılından beri abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten beri devam eden saldırıları ve bölge halkını Mısır sınırına doğru göçe zorlaması, Kahire ve Tel Aviv arasındaki Sina Yarımadası gerilimini tırmandırdı.

Mısır’ın yayınladığı belgelerin içerisinde İsrail'in sivillere yönelik işlediği suçları belgeleyen 200’den fazla askeri yetkililerin el yazısı anılar, raporlar, haritalar ve "güvenlik planı" başlıklı bir stratejik aldatma bulunuyor.

- Belgeler, 1973 savaşında yaşananları zihinlerde canlandırıyor

AA muhabiri, bahsi geçen 50 yıllık askeri belgelerdeki gizliliğinin kaldırılmasında etkili olan olayları derledi.

Mısır Savunma Bakanlığı, söz konusu belgeleri 17 Şubat’ta "Ekim 1973 Savaşının Belgeleri, Savaşın Sırları" başlığıyla internet sitesinde ilk defa yayımladı.

Ekim 2023’te Yom Kippur Savaşı'nın 50. yıldönümünü kutlayan Kahire yönetimi, belgeleri yayımlama sebebine ilişkin açıklama yapmadı.

Nasır Yüksek Askeri Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır'ın El-Yevm Es-Sabi isimli yerel gazetesine yaptığı açıklamada belgelerin bölgenin çok değişken olan bir dönemde yayımlanmasının önemine işaret etti.

Yayımlanan belgelerin 1973'teki savaşta yaşananları zihinlerde yeniden canlandırdığına dikkati çeken Umde, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu belgeler, yaşananları hem bizim hem de başkalarının zihinlerinde yeniden canlandırmış oluyor. Bizler de dünyaya, o günlerdeki zor şartlara rağmen istediğimiz başarıyı elde ettiğimizi ve bugünlerde sahip olduğumuz imkanlarla istediğimizi elde edebileceğimizi hatırlatmış oluyoruz."

- İsrail'in Refah'a saldırı planı Mısır'ı endişelendiriyor

ABD medyasının birkaç gün önce Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberlerde, Kahire yönetiminin 1979 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasını askıya alma ihtimalinin bulunduğuna işaret edilmişti.

Haberlerde, İsrail'in ordusunun 7 Ekim'de Gazze Şeridi’ne başlattığı ve bugüne kadar yaklaşık 30 bin sivilin öldürüldüğü saldırıların ardından Mısır sınırında yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine karadan işgal için saldırıya geçmesi halinde Kahire'nin barış anlaşmasını yeniden gözden geçirebileceği belirtildi.

Nitekim İsrail ordusunun Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde yüz binlerce Filistinlinin Mısır'ın Sina Yarımadası'na zorla göç etmesi kaçınılmaz olacak. Mısır ise bunu, milli güvenlik tehdidi ve Filistin davasını tümüyle tasfiye etme adımı olarak görüyor.

Yayımlanan belgeler, Mısır'ın Sina Yarımadası'nı İsrail'den geri almasıyla sonuçlanan savaşa ilişkin harita, raporlar ve askeri yazışmalardaki bazı detayları ilk kez gün yüzüne çıkardı.

Mısır Savunma Bakanlığı, belgeleri "Haziran 1967 Savaşı", "Askeri Stratejik Planlama", "Operasyon İdaresi/Savaşın Ateşkes Sürecine Kadar Olan Aşamaları", "Boşluğu Doldurma Planlaması", "Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme", "1973 Savaşındaki Askeri Enformasyon", "Bölgesel ve Uluslararası Heyetler-Örgütler" ve "Savaşla İlgili Komutanların Anıları" şeklinde 8 farklı madde halinde yayımladı.

- İsrail, saldırılarıyla BMGK'nin ateşkes kararını ihlal etti

"Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme" başlığı altındaki maddede, 1973'teki Yom Kippur Savaşı'nın 16. gününde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 338 sayılı kararı çıkardığı aktarıldı.

Tüm askeri faaliyetlerin 22 Ekim 1973 tarihi itibariyle durmasını gerektiren BMGK'nin söz konusu kararı, Mısır tarafından kabul gördü ancak her zaman olduğu gibi İsrail tarafından ihlal edilmişti.

İsrail'in ihlalleri, BMGK'nin 28 Ekim'den itibaren İsrail'in de bağlı kalacağı yeni bir kararı 24 Ekim'de çıkarmasına sebep oldu.

Mısır belgeleri, İsrail'in BMGK'den çıkan ikinci karardan sonra ateşkese bağlı kalmak zorunda kaldığını ve daha sonra uluslararası güçlerin gözlemci olarak görevlendirilmesiyle esir takasının başladığını içeriyor.

Aynı maddede, "Önemli Raporlar" başlığı altında, İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin bir rapora atıfta bulunan 1 Aralık 1973 tarih ve 538/20051 sayılı belge yer alıyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, "Gizli" başlığı altında 13 belge yayımladı; bunlardan biri "İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik uluslararası anlaşma hükümlerinin ihlali niteliğindeki saldırılarına ilişkin açıklama" başlığını taşıyor.

Belgede, 6 Ekim-6 Kasım 1973 tarihleri ​​arasında "düşmanın" Mısır'ın aralarında, Buheyra, Kefr eş-Şeyh, Dimyat ve Kalyubiyya (kuzey), İsmailiyye, Süveyş ve Port Said'in yer aldığı çeşitli kentlerine yönelik gerçekleştirdiği ihlaller bulunuyor.

Belgelere göre bu ihlaller çok sayıda vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, onlarca evin yıkılmasına, kamu yollarının hasar görmesine, iletişim ağının zarar görmesine ve yangınların çıkmasına neden oldu.

Belgelerde ayrıca "düşman" hareketlerine ilişkin düzinelerce harita ve askeri rapor, "Bar Lev Hattı" (1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail tarafından Süveyş Kanalı'nın doğusunda inşa edilen savunma hattı) olarak bilinen ünlü toprak setin geçilmesi ve yok edilmesine ilişkin telsiz telefon iletişimleri ve liderler arasındaki konuşmalar da yer alıyor.

- Mısırlı askeri yetkilinin raporu

Eski Mısır Savaş Bakanı ve Devlet Başkanı Askeri Danışmanı Mareşal Muhammed Abdulgani El Cemsi'nin gizli bir oturumda Mısır Milli Güvenlik Komitesi'ne verdiği brifingi özetleyen rapor da yayımlanan belgeler arasında yer alıyor.

Cemsi, 24 sayfadan oluşan raporda, Mısır'ın aslında 28 Eylül 1968'te İsrail'e karşı yıpratma savaşı başlattığını ve bunun 7 Ağustos 1970'te sona erdiğini belirterek, düşman saflarına en büyük zayiat vermekle paralel olarak savaş hazırlığının yapıldığını dikkati çekiyor.

Savaşta en belirgin faktörün Mısır askerleri ve onların sahip olduğu manevi güç olduğuna işaret eden Cemsi, "Bu savaşta en büyük sürpriz ise Mısırlı askerlerin yeterliliği ve fedakarlığa olan hazırlığıydı." ifadelerini kullanıyor.

-Yom Kippur Savaşı

Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı, İsrail ile Arap ülkelerinin bugüne kadar karşı karşıya geldiği son muharebe olmuştu.

Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da (Kefaret günü) başlaması sebebiyle savaşa bu isim verilmişti.

Savaşın amacı İsrail'den 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı geri almaktı. Ancak İsrail'in Suriye'ye oranla daha gelişmiş tanklara sahip olması ve Mısır'ın savaşın ikinci haftasındaki yanlış hamleleri sebebiyle Kahire ile Şam amaçladıkları sonuçlara büyük ölçüde ulaşamamıştı.

ABD'nin ara buluculuğunda Mısır ile İsrail arasında 18 Ocak 1974'te İsrail askerlerinin Süveyş Kanalı'nın batısı ve Sina’dan da belli bir ölçüde geri çekilmesini sağlayan bir anlaşma imzalanmıştı.

Tel Aviv ile Şam arasında da 5 Haziran 1974'te Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması imzalandı. İsrail bu anlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi kabul ederken, 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nde kalmaya devam etmişti.



İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.