İsrail-Hamas-Hizbullah hattında İHA ve sinyal karıştırma savaşı

İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
TT

İsrail-Hamas-Hizbullah hattında İHA ve sinyal karıştırma savaşı

İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)

Hamas’ın İsrail’e saldırısını başlattığı 7 Ekim’de, Ömer Sharar, GPS için parazit önleyici bir teknoloji geliştirmeyi yeni bitirmişti. AFP’nin haberine göre o tarihten bu yana ekibi Gazze’deki İsrail ordusuna ait küçük insansız hava araçlarının (İHA) durdurulmasını önlemek için çalışıyor.

Dünyanın başlıca İHA ihracatçılarından biri olan İsrail, sınırları boyunca yıllardır İHA savaşı yürütüyor ve ona düşmanları gözetleme ve hedef alma imkanı sağlıyor.

İsrail ordusu en son teknolojiye sahipken, 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas Hareketi de son yıllarda patlayıcılarla donatılmış küçük ve düşük maliyetli İHA’lar geliştirdi.

Hamas 7 Ekim’de, bu küçük İHA’ları Gazze Şeridi’ni çevreleyen güçlendirilmiş güvenlik çitleri boyunca uzanan askeri gözlem noktalarına patlayıcılar atmak için kullanmıştı.

İsrail ordusu bu benzeri görülmemiş saldırıya misilleme olarak, Hamas’ı ortadan kaldırma söz vererek Gazze Şeridi’ndeki en şiddetli bombalama silsilesini ve peşinden kara saldırısını başlatmıştı.

Yapay zekayla güçlendirilmiş İsrail İHA’ları, Gazze üzerinde sürekli devriye gezerek askerlerin hedef alabileceği birçok noktayı tespit ediyor.

Sinyal karıştırma

Askerler aynı zamanda Hamas savaşçılarının varlığını kontrol etmek için saldırıya uğrayan kibbutzlara ve daha sonra Gazze’ye binalara ve tünellere girebilen alçaktan uçan küçük İHA’lar yerleştirdi.

GPS sistemleri, uydular aracılığıyla gönderilen sinyaller üzerinden bir yerin konumunun belirlenmesine olanak sağlıyor. Yere yaklaştıkça sinyal zayıflıyor ve bunun etkisiyle sinyal daha kolay karıştırılabiliyor.

Hamas, küçük keşif İHA’larını engellemek için sinyal bozucu cihazlar kullanıyor. Bu durum İsrail ordusunu, kuzey Tel Aviv merkezli InfiniDome adlı yeni girişimin kurucu ortağı Ömer Sharar tarafından geliştirilen teknoloji gibi, GPS sinyallerini parazitlerden koruyacak teknolojileri kullanmaya yöneltiyor.

Ömer konuya dair şu açıklamada bulundu:

“Uzun süredir GPSdome2 teknolojimiz üzerinde çalışıyoruz. İlk partiyi eylül ayında ürettik. Zamanlama açısından mükemmeldi. İHA operatörlerimiz ve personelimiz olduğu için savaşın başında ekibimizin üçte biri yedek asker olarak çağrıldı. 7 Ekim Cumartesi günü askerlerimize sahada yardımcı olmak amacıyla ofise gelerek son testleri yapmaya başladık.”

GPS sinyali kesintileri hakkında veri toplayan özel bir web sitesi olan ‘gpsjam’ sitesi, 7 Ekim’de Gazze çevresinde düşük düzeyde bir parazitlenme bildirdi. Ancak ertesi gün Gazze çevresinde ve İsrail-Lübnan sınırında parazitlenme düzeyi arttı.

Fotoğraf Altı: Lübnan’ın güneyindeki Kafr Rumman beldesinde İsrail’in İHA saldırısında hedef alınan bir bina. (EPA)
Lübnan’ın güneyindeki Kafr Rumman beldesinde İsrail’in İHA saldırısında hedef alınan bir bina. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre sonraki günlerde ordu, İsrail’in GPS sistemini ‘çeşitli operasyonel ihtiyaçlar nedeniyle önlem olarak’ devre dışı bıraktığını açıkladı ve bölge sakinlerine, bu eylemin GPS sistemini kullanan uygulamaları bozabileceği konusunda bilgi verdi.

Örneğin geçtiğimiz haftalarda Kudüs’teki AFP muhabiri Google Haritalar uygulamasına baktığında sanki Mısır’ın Nasr kentindeymiş gibi gözüküyordu. Batı Şeria’nın Cenin kentinde bulunan bir başkası ise Waze uygulamasından baktığında Beyrut Havalimanı’ndaymış gibi görünüyordu.

Hamas’tan Hizbullah’a

Austin’deki Texas Üniversitesi’nden Todd E Humphreys ve ekibi, Orta Doğu’daki GPS sinyallerini takip etti ve 7 Ekim’den sonra tuhaf bir durum fark etti. İsrail’e yaklaşan uçaklar ekranlarında kısa süreliğine kayboluyordu. Buna yanıltıcı bir sinyalin gönderilmesi sebep oluyordu.

Humphreys, AFP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Verilerimiz alçak Dünya yörüngesindeki uydulardan geliyor. İsrail, savunma önlemi olarak GPS yanıltması yapıyor gibi görünüyor. Sahte GPS sinyalleri, İsrail’in kuzeyinde kalan bölgedeki alıcıları, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’nda olduklarına dair yanıltıyor.”

Gazze’deki savaş, kuzey İsrail ile Lübnan arasındaki sınırda gerilimi yeniden alevlendirdi. Sınır İsrail ordusu ile İran destekli Hizbullah arasında her gün çatışmalara sahne oluyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’a göre Hizbullah, İsrail’in güney ucuna ulaşabilen daha gelişmiş İHA’lar ve hassas füzeleri sayesinde Hamas’tan daha üstün askeri yeteneklere sahip.

Tel Aviv banliyösünde Ömer Sharar ve ekibi, Sharar’ın deyimiyle ‘her gün Gazze’deki düşmandan’ bir şey öğreniyor ancak gözleri daha çok, operasyonlar için ‘daha tehlikeli’ bir alan olabilecek Lübnan’a çevrilmiş durumda.



Beşli Komite ya sahneyi başka bir komiteye bırakırsa?

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
TT

Beşli Komite ya sahneyi başka bir komiteye bırakırsa?

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (sağdan üçüncü) Beşli Komite büyükelçileriyle görüştü (Şarkul Avsat)

Emced Faris

Tam anlamıyla hayata geçirilmeyen Taif Anlaşması’nda değişiklik yapılmasının gerekliliği hakkında bu kadar çok konuşulurken, cumhurbaşkanı seçimi için kurulan Beşli Komite, misyonu yine “Lübnan krizine çözüm bulmak” olacak bir “üçlü” ya da “altılı” komiteye mi sahneyi bırakacak?

Lübnan halkının komitelerle ilgili deneyimi pek cesaret verici değil ve ne zaman bir komite kurulduğunu duysa karamsarlaşıyor ve "komiteler projelerin mezarlığıdır" şeklindeki yaygın sözü hatırlıyor. Lübnanlılar, yerel meclis komitelerinin dışında, bugünlerde cumhurbaşkanı seçiminin önündeki engelleri kaldırmaya çalışan “Beşli Komite”nin çalışmaları ile meşguller. ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar büyükelçilerinin yer aldığı Beşli Komite de, üyeleri arasında  anlaşmazlıklar yaşamaktan kurtulamadı. Ancak son zamanlarda görüştüğü birçok tarafa artık "tek yürek" olduğu görüntüsü veriyor. Bugünün Beşli Komitesi’nin aynı amaçla kurulmuş bir selefi var. Ocak 1989'da Arap Birliği, Eylül 1988'de Cumhurbaşkanı Emin Cemayel'in görev süresinin sona ermesi ile cumhurbaşkanlığı makamının boş kalması üzerine altılı bir komite kurmuştu. O günler bugüne ne kadar çok benziyor, tıpkı Hizbullah'ın bugün torunu Süleyman Frenciye’yi tek adayı olarak dayatmaya çalışması gibi, o yılın ağustos ayında da, Suriye rejimi cumhurbaşkanlığı için tek adayını, yani dede Süleyman Frenciye'yi dayatmaya çalışmıştı. O dönemde Frenciye’ye en önde gelen iki Hıristiyan güç olan "Lübnan Kuvvetleri"  ile genelkurmay başkanı Mişel Avn (eski cumhurbaşkanı) "Suriye rejiminin adayı" olduğu için karşı çıkmışlardı. Şii İkilisinin (Hizbullah ve Emel Hareketi) adayı torun Frenciye’ye gelince, bugün ona yapılan itirazlar önemli Hıristiyan güçlerle sınırlı değil, çok sayıda Müslüman milletvekilini de içeriyor.

Bahsi geçen Altılı Komitenin başkanlığını dönemin Kuveyt Dışişleri Bakanı Sabah el-Ahmed üstlenmişti. Aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Cezayir, Tunus ve Sudan dışişleri bakanları da komitede yer alırken, Irak ve Suriye Lübnan ihtilafının tarafları oldukları için komiteye dahil edilmemişlerdi. Bugün Beşli Komite’nin bazı isimleri "tavsiye” ettiği işaretleri vermesi gibi, Mişel Avn da, Şubat 1989'da kendisiyle yapılan toplantının ardından Altılı Komitenin olumlu tavrını, kendisini "geçiş hükümetinin başkanlığından" cumhurbaşkanlığına taşıyacak bir tür destek olarak yorumlamıştı. Avn, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'in gözüne girmek için, Suriye rejiminin baş düşmanı olan Lübnan Kuvvetlerine askeri bir darbe indirmeye çalışmıştı. Ancak Suriyelilerle ilişkileri, aralarındaki birçok arabulucuya rağmen çıkmaza girdikten sonra, hayal kırıklıkları, bu kez onu Suriye ordusuna karşı bir “kurtuluş savaşına”, ardından Lübnan Kuvvetlerine karşı bir “yok etme” savaşına girişmeye sürüklemişti. Her iki savaşı da büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Her askeri kaybın siyasi bir bedeli olduğu için yeni cumhurbaşkanın seçilmesi için çalışan Altılı Komite’nin rolü sona ermiş ve Üçlü Yüksek Komite’nin sırası gelmişti.

Mayıs 1989'da Lübnan'daki kötüleşmeyi durdurmak amacıyla düzenlenen "Olağanüstü Kazablanka Zirvesi" sırasında  Üçlü Yüksek Komite kuruldu. Bu üçlü arasında dönemin Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdulaziz, Fas Kralı İkinci Hasan ve Cezayir Cumhurbaşkanı Şadli Bencedid vardı. Avn'ın başarısız maceraları, dikkatleri cumhurbaşkanı seçiminden "Lübnan Cumhuriyeti’nin temellerini" incelemeye ve 1943'ten bu yana devam eden Lübnan krizine kapsamlı ve radikal bir çözüm bulmaya yöneltmişti. Üçlü Yüksek Komite’nin Taif Anlaşması olarak bilinen Ulusal Mutabakat Belgesi’nin taşlarını döşediği söylenebilir. Lübnanlı milletvekilleri, 23 gün boyunca yapılan 11 toplantı sonrasında 22 Ekim 1989'da Suudi Arabistan’ın Taif şehrinde anlaşmayı oylamışlardı.

Tam anlamıyla hayata geçirilmeyen Taif Anlaşması’nda değişiklik yapılmasının gerekliliği hakkında bu kadar çok konuşulurken, cumhurbaşkanını seçecek Beşli Komite, misyonu yine “Lübnan krizine çözüm bulmak” olacak bir “üçlü” ya da “altılı” komiteye mi sahneyi bırakacak?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Heniyye: Gazze'nin yönetimi Filistinlilerin elinde olmalı

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (DPA)
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (DPA)
TT

Heniyye: Gazze'nin yönetimi Filistinlilerin elinde olmalı

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (DPA)
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (DPA)

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, İsrail ordusunun Refah kentini işgal etmesine karşı uyarıda bulunarak, sahadaki direniş gruplarının hazır olduğunu vurguladı.

Heniyye’nin Anadolu Ajansı'nda (AA) bugün (Pazar) yayınlanan röportajında şu ifadeler yer aldı: “Siyonist düşmanın (İsrail), Gazze'nin her noktasını, her yerini, her kasabasını, her şehrini işgal etme kararı aldığı çok açık, özellikle aylardır Refah konusunda bunu konuşuyorlar.”

Heniyye, Washington'un Refah'ın işgali konusundaki tutumuyla ilgili olarak da “ABD'nin tutumu, sivillerin zarar görmesini istemediğini söylese de aldatıcıdır, bu bir yanıltma operasyonudur” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığına göre Heniyye, “Tüm kardeş ülkelere, Mısır'daki, Türkiye'deki kardeşlerimize, arabulucu olarak Katar'daki kardeşlerimize ve Avrupa ülkelerine, hem (İsrail) saldırganlığı dizginlemek ve Refah'a girilmesine engel olmak için hem de Gazze Şeridi'nden (İsrail ordusunun) tamamen çekilmesi ve Gazze'ye yönelik saldırıların sona ermesi için harekete geçme çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullandı.

İsrail savaşının sona ermesinin ardından Gazze Şeridi'nin yönetimine ne olacağı hakkında konuşan Heniyye, “Ortak Arap gücü gibi bazı ülkelerin adının geçtiği seçenekler ve alternatifler var” dedi.

Heniyye, “Görevi Filistin halkını desteklemek ve (İsrail) işgalinden kurtulmalarına yardımcı olmak olan herhangi bir Arap ya da İslami gücü memnuniyetle karşılarız. Ancak bir Arap ya da uluslararası güç işgale koruma sağlamak için gelirse, bu kesinlikle reddedilir” şeklinde konuştu.

Gazze'nin idaresiyle ilgili bazı alternatifler ortaya atıldığını ancak bunların başarı elde etmesinin mümkün olmadığını söyleyen Heniyye, ‘Gazze Şeridi'nin yönetiminin Filistinlilerin iradesiyle yapılması gerektiğini’ vurguladı.

Heniyye, “Hamas, Gazze'nin idaresinde tek söz sahibi olma konusunda ısrarcı değil ama biz Filistin halkının bir parçasıyız ve ortaklık temelinde ulusal birlik hükümeti kurabilir ve Gazze'nin yönetimi konusunda anlaşabiliriz” dedi.

Heniyye “Bunlar (Gazze'nin yönetimi) ulusal meselelerdir. Gazze'de, Batı Şeria'da veya her ikisinde de Filistin'in durumunu ne işgalcilerin ne de başkasının düzenlemesine izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Heniyye, “İşgal güçleri, evime, evlatlarıma, torunlarıma kadar uzanan böyle bir katliamın, devam eden müzakerelerde taviz vermeleri konusunda hareketin lideri ve yönetimi üzerinde baskı oluşturacağını sanıyorlar” dedi.

Hamas'ın Gazze'de ateşkes ve esir değişimi konusunda İsrail'le yürütülen dolaylı müzakerelerdeki taleplerine ilişkin olarak Heniyye, “İsrail'in şu ana kadar yapılan tüm oturumlara ve arabulucular aracılığıyla sunulan onlarca belgeye rağmen Gazze'de ateşkesi kabul etmediğini, tek istediğinin esirlerini kurtarmak ve ardından Gazze'ye yönelik savaşı yeniden başlatmak olduğunu, bunun da mümkün olmadığını” söyledi.

SD5HB
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi kabul etti. (DPA)

Heniyye sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail, Hamas ve direnişin, sanki Gazze Şeridi'nin ya da Gazze Şeridi'nin bir bölümünün işgalini meşrulaştırıyormuşuz gibi, İsrail ordusunun konuşlandırılması için haritaları kabul etmesini istiyor. Bu mümkün değil. İsrail ordusunun Gazze'den tamamen çekilmesi gerekiyor. İsrail, yerinden edilenlerin Gazze'nin kuzeyine dönmesini de istemiyor. Sınırlı sayıda ve kademeli olarak geri dönüşü kabul ediyor. Bu da yapılamaz. 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria ve Gazze'den 14 bine yakın Filistinliyi tutukladığı bir dönemde, takas konusunda çok basit rakamlar ortaya koyuyor.”

Gazze topraklarındaki direnişin Filistin halkını savunmaya devam edecek konumda olduğunu vurgulayan Heniyye, “Düşman bu silahı, bu bayrağı, bu iradeyi, direnme azmini ve bu kararlılığı kıramayacaktır” ifadesini kullandı.

Halihazırda Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Heniyye, dün (Cumartesi) İstanbul'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelerek ‘İsrail'in başta Gazze olmak üzere Filistin topraklarına yönelik saldırıları’ konusunu görüştü.


Sadr Hareketi siyaset sahnesine geri dönerken Kürtler siyasi denge konusunda iyimser

Sadr Hareketi siyaset sahnesine geri dönerken Kürtler siyasi denge konusunda iyimser
TT

Sadr Hareketi siyaset sahnesine geri dönerken Kürtler siyasi denge konusunda iyimser

Sadr Hareketi siyaset sahnesine geri dönerken Kürtler siyasi denge konusunda iyimser

Dostum Mahmud

Irak’ta Sadr Hareketi, ‘Ulusal Şii Hareketi’ adında yeni bir siyasi oluşumla ülkenin siyaset sahnesine geri döndü. Sadr Hareketi’nin önde gelen isimleri önümüzdeki yılın ortalarında Irak'ta yapılacak milletvekili seçimlerine katılmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Öte yandan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) en büyük partisi ve geleneksel olarak Sadr Hareketine en yakın parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), bu yeni gelişmeyle birlikte IKBY’deki siyasi atmosferden genel olarak memnun. Çünkü Sadr Hareketi’nin Irak’ta siyaset sahnesine geri dönüşü, İran'a yakın İslami Davet Partisi başta olmak üzere Koordinasyon Çerçevesi çatısı altındaki partilerin tekelinde olan Irak siyasi sürecinde kaybolan dengenin yeniden sağlanması anlamına geliyor.

KDP çevrelerine göre Sadr Hareketi’nin geri dönüşü, hareketin iki yıl önce Irak siyaset sahnesinden çekildiğini açıklamasından bu yana merkezi Şii güçlerin uyguladığı siyasi baskıyı da azaltacak.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr'a yakın isimler tarafından yapılan açıklamalara göre Ulusal Şii Hareketi, Sadr Hareketi’nin başta yaklaşan milletvekili seçimleri olmak üzere Irak’taki siyasi sürece yeniden katılması için bir araç olacak. Aynı çevreler, Ulusal Şii Hareketi’nin gerçek anlamda siyasi bir oluşum olacağını, Sadr Hareketi'ne sembolik olarak bağlı olacağını ve Sadr'ın siyasi süreç ve ülkenin geleceğine ilişkin direktiflerine ve vizyonuna göre hareket edeceğini belirttiler. Ayrıca başta Şii akımlar olmak üzere Irak'taki birçok küçük siyasi akımı da bünyesine katmaya ve Sadr Hareketi'nin Irak’ın siyasi denkleminde sahip olduğu geleneksel ittifakları yeniden kurmaya çalışacağını da sözlerine eklediler.

Irak’taki siyaset sahnesindeki gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Sadr Hareketi’nin geri dönüşüyle bugünden itibaren yaklaşan milletvekili seçimlerine kadar Irak siyaset sahnesinde dramatik bir değişim yaşanacak. Yeni oluşumla mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında açık ve beklenen bir yakınlaşma olmasını bekleyen gözlemciler için Sudani'nin Koordinasyon Çerçevesi ile arasındaki anlaşmazlıklar ve görüş ayrılıkları giderek artıyor. Aynı gözlemciler, Irak’ın en büyük siyasi partisi olan ve Koordinasyon Çerçevesi'nin politikalarına en çok karşı çıkan KDP ile yeni oluşum arasında da bir ittifak kurulmasını ve böylece ülkedeki siyasi çekişmenin yeni ittifakla Koordinasyon çerçevesi arasında yaşanmasını bekliyorlar.

Ulusal Şii Hareketi, Sadr Hareketi'ne sembolik olarak bağlı olacak ve Sadr'ın siyasi süreç ve ülkenin geleceğine ilişkin direktiflerine ve vizyonuna göre hareket edecek.

“Siyasi tekelin” sonu

Bir Kürt siyasi kaynak, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Irak’ta siyasi bir gücün kendi iradesini ve gücünü diğer siyasi güçlere empoze edebilmesi, anayasayı ve yönetim sistemini kendi çıkarlarına göre yorumlayabilmesi, ancak eski rejimin sahip olduğu ve kullandığı askeri güce fiilen paralel bir yapı haline gelen Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu oluşturan siyasi güç iktidarı elinde tuttuğu için gerçekleşebildiğinden ve son dönemde bu çoğunluğa sahip güç ‘baskı mekanizmaları’ oluşturulduğundan eski Irak rejimi dönemine benzer bir durumun ortaya çıktığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre kaynak sözlerini şöyle sürdürdü:

Sadr Hareketi'nin milletvekillerinin istifasının ardından aslında 2021 seçimlerini kaybetmiş olan Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi güçler, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirerek Irak'taki siyasi sistemi yeniden şekillendirdiler ya da bir başka deyişle birçok deneme yaptılar. IKBY ise bunun kurbanı oldu, Sünni siyasi güçler de IKBY kadar olmasa da kurban konumundaydı. Irak'taki yeni sistem, her ne kadar demokrasiyi temel dayanak olarak benimsemiş ve eski rejimden farklılaşmış olsa da aynı zamanda bir kurucu/uzlaşmacı siyasi sistem olarak ortaya çıkmıştır.

Aynı kaynak, açıklamasının devamında şunları söyledi:

Tüm detaylarıyla Irak Anayasası’nın yanı sıra tüm dönemler boyunca üç başkanlık (cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı) makamına gelecek isimlerin seçildiği kurucu siyasi ilkeler ve devlet piramidinin tepesindeki egemen makamların dağılımı, kültürel, siyasi ve sembolik haklar, ülkedeki tüm sivil bileşenlerin ve bu bileşenlerin haklarının dikkate alınması ve aralarındaki uzlaşı ilişkisinin zayıflamasına izin vermeme esasına ve gerekliliğine dayanan bu temele dayanıyor. Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr Hareketi’nin siyasi denklemden çıkması nedeniyle bu temeli benimsenmedi. Sadr Hareketi’nin dışarıda kalması, Irak halkının üçte birini herhangi bir siyasi temsilden fiilen mahrum bırakılması ve siyasi alanın siyasi bir azınlığa terk edilmesi anlamına geliyordu. IKBY, her zaman ciddi siyasi krizlere neden olmuş ve bu krizlerden en çok IKBY etkilenmiştir.

Geleneksel sürecin çöküşü

“DEAŞ’a karşı mücadele” 2017 yılı sonlarında tamamlanmış, eski Başbakan Haydar el-İbadi'nin görev süresi 2018 mayısında sona ermişti. Irak'taki iç siyasi denklem, İran yanlısı siyasi güçler ve İran’ın nüfuzundan uzak duran siyasi güçler olmak üzere siyasi bir ikili duruma dayanıyor. Bu güçler Irak’ın farklı hassasiyetlerine, bölgelerine ve sivil gruplarına göre dağılıyor. Kürt siyaset sahnesi ise her zaman İran'a ve İran yanlısı bölgesel akımlara yakın duran Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve karşında yer alan KDP olmak üzere alışılagelmiş bir ikileme dayanıyor. Bu durum, eski rejimin yıkılmasından sonra geçen yirmi yıl boyunca hiç değişmedi.

Irak, o dönemdeki bu siyasi bölünme nedeniyle iktidardaki merkez partilerin, merkezileşmelerine ve siyaset sahnesini tekelleştirmelerine karşı çıkan güçlere karşıt politikalarına dayanan çok çalkantılı bir siyasi dönem yaşadı. Ülke IKBY’de 2017 yılı sonlarında yapılan bağımsızlık referandumu ve Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) çatısı altındaki silahlı grupların Kerkük ilinin kontrolünü zorla ele geçirmeleri, seçilmiş Kürt valinin görevden alınması ve dönemin başbakanını onun yerine yeni bir vali ataması nedeniyle Erbil ile Bağdat arasında akıllardan çıkmayan bir gerilime tanık oldu.

Bu yüzden 2018 mayısında yapılan seçimlerde hiçbir siyasi güç tam bir zafer kazanamadı. Bu da siyasi sahnede istikrarsızlığa yol açan bir siyasi dengesizliğe sebep oldu. Öyle ki dönemin Başbakanı Adil Abdulmehdi, 2019 ekiminde başkent Bağdat'ta ve Irak'ın güney illerinde halk protestolarının patlak verinceye kadar Temsilciler Meclisi’nden güven oyu alamadı. Başkent Bağdat'ta ve Irak'ın güney vilayetlerinde patlak veren halk ayaklanması Başbakan Adil Abdulmehdi’nin görevden alınmasına yolunu açarken yerine 2020 mayısında dönemin istihbarat başkanı Mustafa Kazımi geldi.

Irak'taki iç siyasi denklem, İran yanlısı siyasi güçler ve İran’ın nüfuzundan uzak duran siyasi güçler olmak üzere siyasi bir ikili duruma dayanıyor.

Iraklı siyasi güçler hem kendi aralarında hem de sokağa inen halkla birlikte Kazımi’nin görev süresinin, 2021 ekiminde yapılacak bir sonraki milletvekili seçimlerine kadar olmak üzere geçici olduğunda ve söz konusu seçimlerin sonuçları iktidar ile ayaklanan toplumsal tabanlar arasında bir hakemlik olacak ve kazananların doğrudan yönetmesine izin verilecek şekilde olması gerektiğinde hemfikirdi.

Seçimler İran’a yakın Iraklı siyasi güçler için büyük bir hezimetle sonuçlandı. Sadr Hareketi, Temsilciler Meclisi’ndeki 325 sandalyenin 73'ünü kazanarak birinci parti oldu. Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum (İlerleme) İttifakı 37 sandalye, KDP 31 sandalye ve bağımsızlar yaklaşık 20 sandalye alırken İran'a yakın Iraklı siyasi güçlerse sadece 50 sandalye kazandı.

cdf bgrt
Bağdat'ta Temsilciler Meclisi’ndeki bir oturuma katılan Iraklı milletvekilleri (AP)

Bu sonuçlara göre Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere üç ana sivil bileşenden Temsilciler Meclisi’nden en fazla sandalyeyi alan Sadr Hareketi, Tekaddum İttifakı ve KDP ‘Vatanı Kurtarmak’ adında üçlü bir siyasi ittifak oluşturdu. Böylece bir cumhurbaşkanı seçmeyi ve bir hükümet kurmayı hedefliyorlardı. Ancak İran yanlısı Iraklı siyasi güçler bunu yapmalarını engellerken halkı sokağa dökmekle tehdit edip toplumsal şiddet olayları yaşanabileceğini ima ettiler.

Aylar süren bu siyasi çekişme sonucunda işler sarpa sardı. Federal Yüksek Mahkeme’nin ittifakın adayı Hoşyar Zebari'nin adaylığını engelleyen kararı ve seçim için gerekli yeter sayının sağlanamaması nedeniyle üçlü ittifakın bir cumhurbaşkanı seçmesine izin verilmedi. Sadr Hareketi destekçilerinin haftalarca Temsilciler Meclisi’ni ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı kuşatıp bu binalara saldırmaya çalışmasının ardından 2022'nin ağustos ayı sonlarında silahlı çatışma patlak verdi ve onlarca kişi hayatını kaybetti. Bunun üzerine Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr siyasetten çekildiğini açıklarken destekçilerine oturma eylemini sonlandırmaları ve Sadr Hareketi’nin meclis bloğu Sadr Grubu milletvekillerine de istifa etmeleri çağrısında bulundu.

Ardından muhalif güçler, bir cumhurbaşkanı seçti ve yeni bir hükümet kurdular. Tam iki yıldır siyaset sahnesi, ülkedeki siyasi dengenin iki tarafından birinin tekelinde kaldı. Ancak Sadr Hareketi’nin siyaset sahnesine geri dönmesi nedeniyle bu sürecin sonuna gelindiği de anlaşılıyor.

Kürt dengesinin yeniden kurulması

Araştırmacı Murad Huşuy, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede de söylediği gibi Sadr Hareketi'nin siyasi hayattan çekilmesiyle KYB, Irak siyaset sahnesindeki ağırlığını ve varlığını arttırmayı başardı. Koordinasyon Çerçevesi partileriyle olan güçlü ilişkileri nedeniyle KDP'nin Irak siyaset sahnesindeki payının büyük bir kısmını elinden aldı.

Huşuy, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:

Genel olarak IKBY’deki, özel olarak da bu iki ana parti arasındaki siyasi denge, kısmen Irak’ın makro çerçevesinde sağlanan dengeye dayanıyordu. Aynı şekilde 2005 yılında onları bir araya getiren stratejik anlaşmanın şartları da bu ayrıntıyı temel alıyordu. Ancak İran’a yakın Iraklı siyasi güçler, KDP ile olan geleneksel rekabetleri nedeniyle federal Irak yönetimindeki Kürtlere ayrılan kotalar için genel siyasi temsilinin KDP'ye kıyasla azalmasına ve KDP'nin koltuklarının yaklaşık yarısına sahip olmasına rağmen KYB'yi tercih etmeye başladılar.

Bu durumun IKBY içindeki siyasi sükunet ve denge üzerinde önemli bir etki yaratmadığını belirten Huşuy, “KYB ve KDP arasındaki siyasi hassasiyet 2022 yılından bu yana daha da kızıştı. IKBY’nin iktidar kurumlarının işlerini kolaylaştırmakta zayıfladılar. Öyle ki KYB lideri ve Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani aylardır hükümet toplantılarına katılmazken Federal Yüksek Mahkeme'nin kararı üzerine seçimleri boykot etme kararı alan KDP, merkezi kurumların KYB'yi desteklemek için IKBY içinde bile kendisine uyguladığı baskıyı hissetmeye başladı. Ancak tüm bu dengeler ve denklemler, Sadr Hareketi’nin siyaset sahnesine dönüşüyle yeniden düzenlenecek.


Sudan: BM savaşın ‘efsanevi boyutlara’ ulaşmasından korkuyor

BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, BM Güvenlik Konseyi üyelerine Sudan hakkında verdiği brifing sırasında (BM)
BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, BM Güvenlik Konseyi üyelerine Sudan hakkında verdiği brifing sırasında (BM)
TT

Sudan: BM savaşın ‘efsanevi boyutlara’ ulaşmasından korkuyor

BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, BM Güvenlik Konseyi üyelerine Sudan hakkında verdiği brifing sırasında (BM)
BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, BM Güvenlik Konseyi üyelerine Sudan hakkında verdiği brifing sırasında (BM)

Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri Sudan'da bir yıldır devam eden savaşı yurtdışından gelen silahlarla beslenen ‘efsanevi boyutlarda bir kriz’ olarak tanımladı. Diğer yandan ABD Kongresi'nin iki önemli komitesinin başkanları Başkan Joe Biden'dan Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) ‘ağır insan hakları ihlalleri’ nedeniyle Magnitsky Yasası kapsamında yaptırıma tabi tutulup tutulmayacağını ‘acilen’ değerlendirmesini istedi.

BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, BM Güvenlik Konseyi üyeleriyle yaptığı oturumda, söz konusu Arap-Afrika ülkesinde bir yıldır süren savaşın ardından korkunç bir tablo çizdi. Silah akışının ‘yasadışı ve ahlaka aykırı’ olduğunu ifade eden DiCarlo, ‘derhal durması gerektiğini’ söyledi.

Biden, Hamideti hakkında ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Ben Cardin ve ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Michael McCaul'un yanı sıra kıdemli Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch ve kıdemli Demokrat Temsilci Gregory Meeks'ten bir mektup aldı. Şayet Biden Hamideti hakkında aldığı talebe yanıt verirse, Magnitsky Yasası kapsamında Sudan'da savaşanlara karşı ilk kez yaptırım uygulanmış olacak.


Lübnan-Suriye sınırı ‘çete ve aşiretlerin’ kontrolünde

Lübnan-Suriye sınırındaki bir geçit noktası (el-Merkeziyye)
Lübnan-Suriye sınırındaki bir geçit noktası (el-Merkeziyye)
TT

Lübnan-Suriye sınırı ‘çete ve aşiretlerin’ kontrolünde

Lübnan-Suriye sınırındaki bir geçit noktası (el-Merkeziyye)
Lübnan-Suriye sınırındaki bir geçit noktası (el-Merkeziyye)

Çeteler ve aşiretler, iki devletin kontrolü dışında her türlü kaçakçılığın aktif olduğu Lübnan-Suriye sınırını kontrol ediyor.

Lübnan devleti şu ana kadar Suriye sınırında kontrolü sağlayamadığı için Suriye köyleri uyuşturucu kaçakçılığı, Captagon hapları üretimi, adam kaçırma, hırsızlık ve Suriye'ye araba kaçakçılığı gibi alanlarda uzmanlaşmış çetelere ev sahipliği yapıyor. Son zamanlarda ortaya çıkan organ ticareti, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, tecavüzler ve çoğu bölgedeki aşiretlere mensup ve Lübnan ile yakın bağları olan Lübnanlıların yaşadığı Suriye köylerinde konuşlanmış çeteler tarafından Suriyelilerin ve Lübnanlıların kaçırılmasından bahsetmeye gerek bile yok.

Söz konusu kasabalar ile Suriye ve Lübnan iç kesimleri arasında aşiretler tarafından kontrol edilen 17 yasadışı sınır geçidi bulunuyor. Hatta bu geçitlere aşiretlerin isimleri verilmiş. Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, Suriye'den Lübnan'a ve Lübnan'dan Suriye'ye kaçakçılık yollarının, insan ticaretinin ve çalıntı arabaların bu sınır geçitlerinden geçtiğini söyledi. Kaynak, bölgedeki köylerin içinde silahlarıyla açıkça hareket eden çetelerin olduğunu, bu köylerin içinde ve sınır geçitlerinde özgürlüğün tadını çıkardıklarını, zira onları sorgulayacak kimsenin olmadığını belirtti. Diğer yandan Lübnan topraklarından çalınan onlarca aracın, Lübnan ve Suriye'yi birbirine bağlayan yasadışı geçişlerden her gün Suriye topraklarına geçtiği biliniyor. Zira Lübnan-Suriye sınırındaki güvenlik zafiyeti bu bölgeleri her türlü olasılığa ve yasadışı faaliyete açık hale getiriyor.


İsrail'in Refah operasyonunun yansımalarıyla baş etmede Mısır'ın ‘diplomatik’ alternatifleri

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden kaçan Filistinliler er-Reşid Yolu boyunca yürüyor. (AP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyinden kaçan Filistinliler er-Reşid Yolu boyunca yürüyor. (AP)
TT

İsrail'in Refah operasyonunun yansımalarıyla baş etmede Mısır'ın ‘diplomatik’ alternatifleri

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden kaçan Filistinliler er-Reşid Yolu boyunca yürüyor. (AP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyinden kaçan Filistinliler er-Reşid Yolu boyunca yürüyor. (AP)

İsrail'in, Filistin'in Refah kentine yönelik beklenen askeri operasyonla ilgili tehditlerinin devam ettiği bir dönemde Mısırlı diplomatlar, milletvekilleri ve askeri personel, Refah'a herhangi bir operasyon yapılması halinde Kahire'nin önündeki alternatiflerden söz etti. Mısır'ın ‘Refah'ın işgal edilme tehlikesi’ konusunda uyarıları sürerken, uluslararası korkular ‘daha ​​fazla sivil kaybı’ yaşanması yönünde.

Refah, altı ayı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle Gazze Şeridi'nin diğer bölgelerinden kaçan yaklaşık bir buçuk milyon yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapıyor. İsrail medyasına göre İsrail ordusu, perşembe günü iki taraf arasında yapılan koordinasyon toplantısında ABD ordusuna ‘Refah'ta olası bir kara operasyonuna hazırlık olarak Gazze'de bir insani yardım koridorunu harekete geçirme’ planını sundu. İsrail medyası, Tel Aviv'deki yetkililerin ‘Refah operasyonuna karar verildiğini’ ve Gazze sakinleri için insani yardım koridoru oluşturulacağını teyit ettiklerini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi Başkanı ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi, “İsrail'in Refah'ta askeri operasyon gerçekleştirme konusunda güçlü bir niyeti var” dedi. El-Arabi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu operasyonun ‘tam kapsamlı bir işgal şeklinde değil, seçici operasyonlar şeklinde olabileceğini’ belirtti. El-Arabi ayrıca, ‘ABD de dahil olmak üzere dünyanın tüm ülkelerinden İsrail'e, yeni sivil kayıplardan kaçınmak için yaklaşan Refah operasyonuyla ilgili baskı olduğunu’ belirtti.

Han Yunus'ta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (EPA)

Refah'ın işgal edilmesi halinde Mısır'ın önündeki alternatifler hakkında konuşan el-Arabi, “Mısır'ın seçenekleri, İsrail üzerinde baskı kurmak için diplomatik olacaktır” dedi. El-Arabi, Gazze'deki savaşın başlamasından bu yana Mısır ile İsrail arasında kalıcı temaslar olduğu için ‘ikili düzeyde iletişimle’ başlayan dört eylem düzeyi olduğuna dikkat çekti. İkinci seviye, ‘Mısır'ın bölgesel düzeyde diplomatik seferberlik yoluyla İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmasını’ içeriyor. Üçüncüsü, ‘askeri operasyona karşı uluslararası pozisyonları harekete geçirmek’, dördüncüsü ise ‘sürecin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne taşınması.’ El-Arabi, “Mısır'ın tüm hamlelerinin İsrail'in kaba kuvvetini engellemek için diplomatik olduğunu” ifade etti.

Mısır Temsilciler Meclisi İnsan Hakları Komitesi Başkanı Milletvekili Tarık Rıdvan da el-Arabi'nin söylediklerinin dışına çıkmadı. Rıdvan, “İsrail'in Refah'ta operasyon düzenleyeceğini duyurmasının altında bazı amaçlar var. Bu noktada Mısır'ın atacağı adım bölgesel ve uluslararası düzeyde harekete geçerek İsrail tarafına baskı uygulamak olacaktır. Çünkü bu operasyon bölgedeki durumu daha da alevlendirecek ve gerginliği arttıracaktır” değerlendirmesinde bulundu. Rıdvan Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte “Gazze'deki askeri operasyonların durdurulmasını isteyen BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, İsrail'in Gazze'de sivillere karşı yeni suçlar işleyerek askeri hedeflerinde çok ileri gitmesi halinde uluslararası tepkiler olacaktır” ifadesini kullandı.

İsrail’in Han Yunus'taki askeri operasyonunun ardından yıkılan evlerin enkazı arasından geçen Filistinliler (EPA)

Mısır, Filistinlilerin Gazze içinde ya da dışında her türlü yerinden edilmesini reddediyor. Gazze'ye yönelik savaşın başlangıcından beri Mısır, ‘Filistinlilerin yerlerinden edilmesi planının Filistin davasının tasfiyesine yol açacak bir kırmızı çizgi olduğunu’ ifade etti. Mısır'ın BM Daimî Temsilcisi Usame Abdulhak, BM Güvenlik Konseyi'nde perşembe akşamı yaptığı konuşmada, “Kahire, İsrail'in Filistin'in Refah bölgesine yönelik herhangi bir askeri operasyonunu reddettiğini vurgulamakta ve İsrail'in Ortadoğu'da bölgesel bir tırmanışı ateşleme ve yeni savaş cepheleri açma çabalarını reddetmektedir” dedi.

Bu bağlamda Mısırlı askeri uzman Tümgeneral Muhammed Kaşkuş, ‘Refah'ta askeri operasyon gerçekleştirmenin İsrail tarafı için bir ölüm kalım meselesi olduğunu’ ifade etti. Kaşkuş ayrıca, ‘İsrail'in bu operasyonu gerçekleştirmemesi halinde, savaşta hiçbir şey elde etmemiş gibi olacağını ve Hamas'ı ortadan kaldırmak, esirleri kurtarmak için başından beri belirttiği hedeflerine ulaşamadığından askeri ve siyasi bir yenilgi alacağını’ söyledi.

Kaşkuş, Refah'ın işgali durumunda Mısır'ın alternatifleriyle ilgili olarak Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: “Mısır'ın seçenekleri, İsrail'in kararı üzerinde çok önemli bir ağırlığı ve etkisi olan ABD yönetimi başta olmak üzere, bu operasyona karşı uluslararası seferberliğin diplomatik çerçevesi içinde yer alıyor. Bu nedenle Mısır öncelikle operasyonu engellemeye ve eğer gerçekleşirse, sivilleri korumak için operasyon sırasında kırmızı çizgiler belirlemeye çalışıyor.”

Kaşkuş, Mısır'ın “Gazze'de çatışmaların devam etmesini ve kayıpların sürmesini istemediğini” söyledi. Kaşkuş ayrıca, “Mısır'ın aradığı stratejik diplomatik çözüm, bu noktada savaşı sona erdirmek, İsrailli esirler meselesini çözmek ve iki devletli bir çözüm ilan ederek çatışmaya kapsamlı bir çözüm geliştirmektir” dedi. ‘İsrail tarafı da dahil olmak üzere her iki taraf için de zor olacak Refah operasyonunun uygulanmasına ilişkin birçok korku olduğunu, çünkü operasyonun İsrailli esirlerin öldürülmesine yol açabileceğini’ belirten Kaşkuş, ‘Refah'ta askeri bir operasyon gerçekleştirmek için ABD şartlarından biri olan sivil kayıplardan kaçınmanın büyük zorluk taşıdığını, bu nedenle İsrail'in sivil kayıpları en aza indirmek için cerrahi bir operasyon uygulamak zorunda kalacağını’ ifade etti.