İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölge

İsrail ile İran, ‘iki devletli çözüme’ itirazda buluşuyor

İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
TT

İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölge

İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)

Elie el-Kusayfi

Son on yılda, özellikle Suriye’de ‘Arap Baharı’ olaylarının patlak vermesiyle birlikte şu kanaat hâkim oldu: Mağrip’te meydana gelen başlıca değişikliklerden biri, bölgenin toplumları arasındaki geniş kesimlerin, siyasi özgürlükleri ve yaşam standartlarının gelişmesi pahasına Arap-İsrail çatışması mantığının esiri olarak kalmak yerine, iç meselelerine yönelmesidir.

Bu noktada birbirine tamamen zıt iki eğilim ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, ‘Direniş Ekseni’nin görüşüydü. Bu görüşe göre olan bitenler, İsrail’e düşman ülkelerde kargaşa çıkarmayı ve bu ülkeleri ‘temel meseleden’ uzaklaştırmayı hedefleyen bir dış yönlendirmeyle gerçekleşiyor. Buna karşılık kadim bir görüş yeniden ön plana çıktı. Bu görüşe göre de ‘çember ülkelerdeki’ siyasi değişim, Filistin meselesini istismar dairesinin dışına çıkarıyor ve böylece Filistinlilerin haklarını destekleyecek ‘dürüst’ ve etkili bir toplumsal ve siyasi dinamik oluşturuyor.

Ancak her iki durumda da Hamas dahil hepsi, iç çatışmalara ve savaşlara girdi. Filistin meselesi, olayların ve dikkatlerin odağı olmaktan uzaklaştı. Gerçi bu çatışmaların ana başlıklarından biri, İsrail’le yüzleşmeye ilişkin ‘resmî’ anlatı ile bu ‘meselenin’ devlet ve Direniş partileri tarafından, kapalı ve katı siyasi ve toplumsal sistemler inşa etmek için istismar edilmesine karşı çıkan anlatı arasındaki zıtlıktı.

Bu durum şimdi değişti ve ‘Arap Baharı’ başarısızlığının ardından Filistin meselesi, 7 Ekim saldırısıyla yeniden ekranlara döndü. Ama Mağrip halklarının başına gelen felaketlere ek olarak Gazze’de yaşanan yeni ve büyük bir felaketle…

Ancak bu dönüş, birikmiş felaket sahneleriyle ve bunun ruhlarda doğurduğu, bölgenin bitimsiz ve nesilden nesle felaketler içinde yaşamaya mahkûm olduğu izlenimiyle sınırlı değil. Gazze Şeridi’ndeki cehennemî savaş ile tüm bölgenin ve Mağrip’in ötesinin geleceği arasındaki bağlantıya bakıldığında bu, aynı zamanda önemli bir siyasi dönüş.

İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüme’ bir giriş olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışıyor, ancak pratikte  ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor

Bununla birlikte bu bağlantı, sorunlu bir bağlantı ve satır aralarında pek çok soru barındırıyor. Bu sorulardan belki de en öne çıkanı şu: İsrail savaş makinesi, 7 Ekim saldırısına tepki olarak Hamas’ı ortadan kaldırma bahanesiyle Filistin’e yönelik saldırısını kontrolsüzce derinleştirirken, Gazze’de yaşanan ve dur durak bilmeyen böyle bir trajediden nasıl istikrar ve barış doğabilir?  İsrail’deki sağcı hükümetin kaç Filistinlinin kanı dökülürse dökülsün, Gazze’deki savaşını sürdürmesi için kendisine sağlanan uluslararası himayeden, özellikle de ABD’nin korumasından son ana kadar yararlanmaya çalışacağı ortada. Açıklanan hedef, Hamas’ı ortadan kaldırmak olsa da esasında bu savaş, İsrail’in Filistinlilerin haklarını baltalamaya ve ‘nihai çözüme’ yönelik her türlü ışığı söndürmeye dönük sağcı politikalarının ileri bir halkasını temsil ediyor.  

dfver
23 Şubat’ta Sana’da düzenlenen ‘Gazze’ye Destek’ yürüyüşü sırasında yapay bir füze taşıyan Yemenli bir çocuk (AFP)

Bir diğer deyişle, İsrail’in sözde Hamas’ı dağıtma çabası, aslında Gazze Şeridi’nde, Batı Şeria’da ve Kudüs’te yeni bir saha ve siyaset gerçekliği oluşturarak Filistinlilerin haklarını ortadan kaldırma çabasıdır. Bu da Filistinlilerin siyasi ve toplumsal varlığını giderek zayıflatıyor, umut edilen devletlerini tamamen yok ediyor ve doğsa bile bu devleti zayıf, parçalanmış ve gerçek bileşenlerden yoksun olarak doğacak hale getiriyor.

Yani İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüm’ arayışını başlatan adım olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışsa da aslında pratikte ve Hamas’ı dağıtma kisvesi altında bu ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor, onu daha da uzaklara savuruyor. Bu yüzden Gazze’deki savaşın bitmesinin bölgeyi hızla bir kıyıdan diğer kıyıya, yani kargaşa, savaş ve felaket kıyısından istikrar, barış ve refah kıyısına taşıyacağı düşüncesine asla bel bağlayamayız. Hele de çatışma için adil ve sürdürülebilir bir çözüm arayışında olan ‘aklı başında’ bir İsrailli alternatif yokken. Halbuki mevcut savaş, bu çatışmanın yansımalarının Filistin topraklarıyla sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi içine alacağını gösterdi.

Bu alternatif, İsrail’de hiçbir zaman köklü bir seçenek olmasa da İsrail’de Binyamin Netanyahu liderliğindeki gibi aşırılık yanlısı gündemlere sahip bir hükümet hiç iktidara gelmemişti. Netanyahu hükümetinin kararları, İsrail siyasi toplumunda giderek genişleyen bir kesim tarafından bile ‘akıl almaz’ olarak nitelendiriliyor. Bununla birlikte bu niteleme, Filistinlilerin hakları için duyulan endişeden değil, İsrail’in Filistinlilere bir hak payı verilmesi gibi stratejik çıkarlarından farklı bir vizyondan kaynaklanıyor.

İran, bölgede nüfuzunu Filistin’i özgürleştirmek için yaydığını söylese de bölge halkları arasındaki geniş kesimler, Tahran’ın Filistin söylemini bölgede yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için benimsediğini düşünüyor

İsrail açısından durum bu. Duruma bir de İran açısından bakalım.

İran Dışişleri Bakanı, İsraillilerle tek ortak paydanın ‘iki devletli çözüme’ itiraz olduğunu söyledi. İran, bu savaş esnasında benzersiz bir ‘akılcılık’ örneği sergiledi. ‘Akılcılık’, bölgenin çıkarı için değil de İran’ın bölgede yayılmaya dayalı çıkarı için benimsendiği sürece bölgedeki krizin diğer yüzüdür. Bu yüzden bölge halklarının geniş kesimleri bu ‘akılcılığı’ salt fırsatçı bir akılcılık olarak görüyor.

Bu savaşta İran’ın ‘akılcılığı’, savaşın yayılmasını istememesinde, yani bölgesel bir çatışmaya dönüştürecek şekilde savaşa doğrudan müdahil olmamasında kendini gösterdi. Ancak Tahran, kendini savaştan uzak tutmakla birlikte, kontrol iplerini elinde tutarak bölgedeki vekillerini bu savaşa sevk etti ve onları kâh saldırıya teşvik etti kâh dizginledi. Bu durum, en açık şekilde Irak’ta görüldü. Burada İran’a bağlı örgütlerin ABD’nin çıkarlarına yönelik saldırıları, İran’ın ‘durum değerlendirmesine’ bağlı olarak artma ve azalma arasında değişiklik gösterdi.

hnyt
25 Ocak’ta Bağdat’taki Amerikan saldırısında öldürülen bir Ketaib Hizbullah savaşçısının cenaze töreninde bulunan Haşd-i Şabi unsurları (AP)

Bu stratejisi sayesinde İran, savaşın doğrudan sonuçlarından korunabildi. Aynı zamanda kendisini Gazze’yi kan denizinde boğan İsrail’in sürüklendiği gayriahlaki konumun aksine ahlaki bir konuma da yerleştirmeye çalıştı. Bir diğer deyişle, İsrail karşıtı söyleminin zaferini ve üstünlüğünü göstermeye ve ülkelerine müdahale ettiği, küçük büyük iç savaşlarına doğrudan ve/veya vekilleri aracılığıyla katıldığı, bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinde başarısızlığın ve çöküşün eşiğine getirdiği bölge haklarının yıllar boyu ona yönelttiği suçlamalardan kendini aklamaya çalıştı.

Her ne kadar İran, bölge genelinde vekillerini konuşlandırıp desteklemek suretiyle bölgedeki nüfuzunu yaymasının Filistin’i kurtarmak için olduğunu söylese de Arap bölgesi halklarının geniş kesimlerindeki hâkim kanaat, Tahran’ın Filistin söylemini aslında bölgede yayılma stratejisini hayata geçirmek için benimsediğidir.

İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme karşı çıkma noktasında buluşuyor

Mevcut savaş bağlamındaki ana noktalardan biri şu: İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme itiraz etme noktasında buluşuyor. Bu, İran ‘akılcılığını’ ortaya koyuyor ve bir kez daha bölgenin, özellikle de Mağrip ülkelerinin geleceğine dair soruları akla getiriyor. Filistinlilere yönelik şiddet dinamiğini Gazze’de, Batı Şeria’da ve (Ramazan ayında Arap Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişiminin kısıtlanmasıyla birlikte) Kudüs’te en uç noktalara taşımaya çalışan İsrail’in akılsızlığı ile yayılmasını bölgenin İsrail’e karşı stratejik çıkarlarının merkezinde yer alacak şekilde yeniden tanımlamak için mevcut savaştan faydalanmaya çalışan İran’ın akılcılığının bu kesişim noktasında bölgenin geleceğinin ne olacağı merak konusu.

frgbrfb
16 Şubat’ta Lübnan’ın güneyinde bir komutanlarının cenaze törenine katılan Hizbullah savaşçıları (AFP)

Bu bölgenin halkları, zorla ve şiddet yoluyla siyasetten alıkonduktan ve son yirmi yıldır İran akılcılığının bedelini ödedikten sonra öylesine tükendi ki, parçalanmış ülkelerinin geleceğinin şekillendirilmesine nispeten de olsa katılmaya artık takatleri yok. Hal böyleyken Suriye’den Lübnan’a, Irak’tan Yemen’e kadarki Arap topraklarında nüfuz mücadelesi devam ediyor ve yeni biçimler alıyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.