İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölgehttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4876111-i%CC%87srail%E2%80%99-ak%C4%B1ls%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ile-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-%E2%80%98ak%C4%B1lc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%E2%80%99-aras%C4%B1nda-kalan-b%C3%B6lge
İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölge
İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
Elie el-Kusayfi
Son on yılda, özellikle Suriye’de ‘Arap Baharı’ olaylarının patlak vermesiyle birlikte şu kanaat hâkim oldu: Mağrip’te meydana gelen başlıca değişikliklerden biri, bölgenin toplumları arasındaki geniş kesimlerin, siyasi özgürlükleri ve yaşam standartlarının gelişmesi pahasına Arap-İsrail çatışması mantığının esiri olarak kalmak yerine, iç meselelerine yönelmesidir.
Bu noktada birbirine tamamen zıt iki eğilim ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, ‘Direniş Ekseni’nin görüşüydü. Bu görüşe göre olan bitenler, İsrail’e düşman ülkelerde kargaşa çıkarmayı ve bu ülkeleri ‘temel meseleden’ uzaklaştırmayı hedefleyen bir dış yönlendirmeyle gerçekleşiyor. Buna karşılık kadim bir görüş yeniden ön plana çıktı. Bu görüşe göre de ‘çember ülkelerdeki’ siyasi değişim, Filistin meselesini istismar dairesinin dışına çıkarıyor ve böylece Filistinlilerin haklarını destekleyecek ‘dürüst’ ve etkili bir toplumsal ve siyasi dinamik oluşturuyor.
Ancak her iki durumda da Hamas dahil hepsi, iç çatışmalara ve savaşlara girdi. Filistin meselesi, olayların ve dikkatlerin odağı olmaktan uzaklaştı. Gerçi bu çatışmaların ana başlıklarından biri, İsrail’le yüzleşmeye ilişkin ‘resmî’ anlatı ile bu ‘meselenin’ devlet ve Direniş partileri tarafından, kapalı ve katı siyasi ve toplumsal sistemler inşa etmek için istismar edilmesine karşı çıkan anlatı arasındaki zıtlıktı.
Bu durum şimdi değişti ve ‘Arap Baharı’ başarısızlığının ardından Filistin meselesi, 7 Ekim saldırısıyla yeniden ekranlara döndü. Ama Mağrip halklarının başına gelen felaketlere ek olarak Gazze’de yaşanan yeni ve büyük bir felaketle…
Ancak bu dönüş, birikmiş felaket sahneleriyle ve bunun ruhlarda doğurduğu, bölgenin bitimsiz ve nesilden nesle felaketler içinde yaşamaya mahkûm olduğu izlenimiyle sınırlı değil. Gazze Şeridi’ndeki cehennemî savaş ile tüm bölgenin ve Mağrip’in ötesinin geleceği arasındaki bağlantıya bakıldığında bu, aynı zamanda önemli bir siyasi dönüş.
İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüme’ bir giriş olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışıyor, ancak pratikte ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor
Bununla birlikte bu bağlantı, sorunlu bir bağlantı ve satır aralarında pek çok soru barındırıyor. Bu sorulardan belki de en öne çıkanı şu: İsrail savaş makinesi, 7 Ekim saldırısına tepki olarak Hamas’ı ortadan kaldırma bahanesiyle Filistin’e yönelik saldırısını kontrolsüzce derinleştirirken, Gazze’de yaşanan ve dur durak bilmeyen böyle bir trajediden nasıl istikrar ve barış doğabilir? İsrail’deki sağcı hükümetin kaç Filistinlinin kanı dökülürse dökülsün, Gazze’deki savaşını sürdürmesi için kendisine sağlanan uluslararası himayeden, özellikle de ABD’nin korumasından son ana kadar yararlanmaya çalışacağı ortada. Açıklanan hedef, Hamas’ı ortadan kaldırmak olsa da esasında bu savaş, İsrail’in Filistinlilerin haklarını baltalamaya ve ‘nihai çözüme’ yönelik her türlü ışığı söndürmeye dönük sağcı politikalarının ileri bir halkasını temsil ediyor.
23 Şubat’ta Sana’da düzenlenen ‘Gazze’ye Destek’ yürüyüşü sırasında yapay bir füze taşıyan Yemenli bir çocuk (AFP)
Bir diğer deyişle, İsrail’in sözde Hamas’ı dağıtma çabası, aslında Gazze Şeridi’nde, Batı Şeria’da ve Kudüs’te yeni bir saha ve siyaset gerçekliği oluşturarak Filistinlilerin haklarını ortadan kaldırma çabasıdır. Bu da Filistinlilerin siyasi ve toplumsal varlığını giderek zayıflatıyor, umut edilen devletlerini tamamen yok ediyor ve doğsa bile bu devleti zayıf, parçalanmış ve gerçek bileşenlerden yoksun olarak doğacak hale getiriyor.
Yani İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüm’ arayışını başlatan adım olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışsa da aslında pratikte ve Hamas’ı dağıtma kisvesi altında bu ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor, onu daha da uzaklara savuruyor. Bu yüzden Gazze’deki savaşın bitmesinin bölgeyi hızla bir kıyıdan diğer kıyıya, yani kargaşa, savaş ve felaket kıyısından istikrar, barış ve refah kıyısına taşıyacağı düşüncesine asla bel bağlayamayız. Hele de çatışma için adil ve sürdürülebilir bir çözüm arayışında olan ‘aklı başında’ bir İsrailli alternatif yokken. Halbuki mevcut savaş, bu çatışmanın yansımalarının Filistin topraklarıyla sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi içine alacağını gösterdi.
Bu alternatif, İsrail’de hiçbir zaman köklü bir seçenek olmasa da İsrail’de Binyamin Netanyahu liderliğindeki gibi aşırılık yanlısı gündemlere sahip bir hükümet hiç iktidara gelmemişti. Netanyahu hükümetinin kararları, İsrail siyasi toplumunda giderek genişleyen bir kesim tarafından bile ‘akıl almaz’ olarak nitelendiriliyor. Bununla birlikte bu niteleme, Filistinlilerin hakları için duyulan endişeden değil, İsrail’in Filistinlilere bir hak payı verilmesi gibi stratejik çıkarlarından farklı bir vizyondan kaynaklanıyor.
İran, bölgede nüfuzunu Filistin’i özgürleştirmek için yaydığını söylese de bölge halkları arasındaki geniş kesimler, Tahran’ın Filistin söylemini bölgede yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için benimsediğini düşünüyor
İsrail açısından durum bu. Duruma bir de İran açısından bakalım.
İran Dışişleri Bakanı, İsraillilerle tek ortak paydanın ‘iki devletli çözüme’ itiraz olduğunu söyledi. İran, bu savaş esnasında benzersiz bir ‘akılcılık’ örneği sergiledi. ‘Akılcılık’, bölgenin çıkarı için değil de İran’ın bölgede yayılmaya dayalı çıkarı için benimsendiği sürece bölgedeki krizin diğer yüzüdür. Bu yüzden bölge halklarının geniş kesimleri bu ‘akılcılığı’ salt fırsatçı bir akılcılık olarak görüyor.
Bu savaşta İran’ın ‘akılcılığı’, savaşın yayılmasını istememesinde, yani bölgesel bir çatışmaya dönüştürecek şekilde savaşa doğrudan müdahil olmamasında kendini gösterdi. Ancak Tahran, kendini savaştan uzak tutmakla birlikte, kontrol iplerini elinde tutarak bölgedeki vekillerini bu savaşa sevk etti ve onları kâh saldırıya teşvik etti kâh dizginledi. Bu durum, en açık şekilde Irak’ta görüldü. Burada İran’a bağlı örgütlerin ABD’nin çıkarlarına yönelik saldırıları, İran’ın ‘durum değerlendirmesine’ bağlı olarak artma ve azalma arasında değişiklik gösterdi.
25 Ocak’ta Bağdat’taki Amerikan saldırısında öldürülen bir Ketaib Hizbullah savaşçısının cenaze töreninde bulunan Haşd-i Şabi unsurları (AP)
Bu stratejisi sayesinde İran, savaşın doğrudan sonuçlarından korunabildi. Aynı zamanda kendisini Gazze’yi kan denizinde boğan İsrail’in sürüklendiği gayriahlaki konumun aksine ahlaki bir konuma da yerleştirmeye çalıştı. Bir diğer deyişle, İsrail karşıtı söyleminin zaferini ve üstünlüğünü göstermeye ve ülkelerine müdahale ettiği, küçük büyük iç savaşlarına doğrudan ve/veya vekilleri aracılığıyla katıldığı, bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinde başarısızlığın ve çöküşün eşiğine getirdiği bölge haklarının yıllar boyu ona yönelttiği suçlamalardan kendini aklamaya çalıştı.
Her ne kadar İran, bölge genelinde vekillerini konuşlandırıp desteklemek suretiyle bölgedeki nüfuzunu yaymasının Filistin’i kurtarmak için olduğunu söylese de Arap bölgesi halklarının geniş kesimlerindeki hâkim kanaat, Tahran’ın Filistin söylemini aslında bölgede yayılma stratejisini hayata geçirmek için benimsediğidir.
İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme karşı çıkma noktasında buluşuyor
Mevcut savaş bağlamındaki ana noktalardan biri şu: İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme itiraz etme noktasında buluşuyor. Bu, İran ‘akılcılığını’ ortaya koyuyor ve bir kez daha bölgenin, özellikle de Mağrip ülkelerinin geleceğine dair soruları akla getiriyor. Filistinlilere yönelik şiddet dinamiğini Gazze’de, Batı Şeria’da ve (Ramazan ayında Arap Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişiminin kısıtlanmasıyla birlikte) Kudüs’te en uç noktalara taşımaya çalışan İsrail’in akılsızlığı ile yayılmasını bölgenin İsrail’e karşı stratejik çıkarlarının merkezinde yer alacak şekilde yeniden tanımlamak için mevcut savaştan faydalanmaya çalışan İran’ın akılcılığının bu kesişim noktasında bölgenin geleceğinin ne olacağı merak konusu.
16 Şubat’ta Lübnan’ın güneyinde bir komutanlarının cenaze törenine katılan Hizbullah savaşçıları (AFP)
Bu bölgenin halkları, zorla ve şiddet yoluyla siyasetten alıkonduktan ve son yirmi yıldır İran akılcılığının bedelini ödedikten sonra öylesine tükendi ki, parçalanmış ülkelerinin geleceğinin şekillendirilmesine nispeten de olsa katılmaya artık takatleri yok. Hal böyleyken Suriye’den Lübnan’a, Irak’tan Yemen’e kadarki Arap topraklarında nüfuz mücadelesi devam ediyor ve yeni biçimler alıyor.
Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
SDG ve başlangıcından belirleyici bir aşamaya geçişhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5230988-sdg-ve-ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1ndan-belirleyici-bir-a%C5%9Famaya-ge%C3%A7i%C5%9F
SDG ve başlangıcından belirleyici bir aşamaya geçiş
Kamışlı'da Abdullah Öcalan'ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)
Subhi Franjieh
Halep'in doğu kırsalındaki Tel Hafir ve Meskene bölgelerindeki gelişmeler ve ondan önce, bu yılın başlarında Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallelerinde Suriye hükümeti güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan çatışmalar, , Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi'nin geçtiğimiz yıl 10 Mart'ta imzaladıkları anlaşma ile başlayan ve iki tarafın uygulamada herhangi bir gerçek ilerleme kaydedemediği müzakere sürecinin akıbeti hakkında endişelere ve soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Suriye hükümeti, askeri bir çözüme hazır olduğunu defalarca açıklamasına rağmen, aynı zamanda siyasi müzakere seçeneğinin Suriye'nin toparlanmasını hızlandıracağı ve Suriyelilerin kanının dökülmesini önleyeceği için tercih ettiği yol olduğunu vurguladı.
Suriye hükümetinin müzakerelere destek veren tutumu, SDG'nin kurulmasında payı olan ve onu son on yılı aşkın bir süredir silah, eğitim ve para ile destekleyen ABD dahil olmak üzere uluslararası kamuoyunun görüşüyle de uyumlu. SDG, Washington’ın desteğiyle kurulduğundan bu yana DAEŞ'la mücadelede Uluslararası Koalisyonun ortağı ve Washington’ın örgüte karşı mücadelede güvendiği ve dayandığı yerel güç oldu.
ABD, örgüte karşı mücadelede SDG'ye güveniyor. Ancak SDG, Trump'ın Orta Doğu'da barış ve istikrar sağlama vizyonunu gerçekleştirmek isteyen ABD için bir engel haline gelmiş görünüyor.
SDG’nin kökeni ve oluşumu
Mazlum Abdi liderliğindeki SDG, 2014 yılının eylül ayında DAEŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) kurulduğunun duyurulmasından bir yılı aşkın bir süre sonra, 10 Ekim 2015'te ilan edildi.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Washington, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile yapılan müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından SDG'nin oluşumu ve isminin belirlenmesinde önemli bir rol oynadı. Müzakereleri yakından takip eden eski bir ABD’li yetkiliye göre Washington başından beri Suriye'nin doğusunda bir Kürt milis gücünün kurulmasını desteklemeye meyilliydi. Bunun en önemli nedeni, ÖSO’nun sağlanan silahları kullanarak ve eğitimden yararlanarak güç dengesini değiştirebilmesi ve rejimle çatışmaya girebilmesiydi. Diğer bir neden ise Washington'daki etkili bir grubun, Türkiye'ye karşı bir koz olarak kullanmak amacıyla, Ankara ile iyi ilişkiler içinde olmayan bir gücün kurulmasını desteklemek istemesiydi.
Suriye ordusunun bölgenin kontrolünü ele geçirmesi ve SDG'nin çekilmesinin ardından kutlama yapan Deyr Hafirli siviller, 17 Ocak 2026 (Reuters)
SDG ilk kurulduğunda, esasen Burkan el-Fırat Operasyon Odası çatısı altındaki güçlerden oluşuyordu. Bu odanın 2014 eylülünde kurulmasından bu yana hedefi DAEŞ ile mücadele etmekti. Bu güçlerin karar alıcıları Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) idi.
Buna Süryani Askeri Meclisi (MFS) gibi Arap ve Süryani gruplar da eklendi. Daha sonra, Şammar aşiretinden silahlı unsurları içeren SDG’ye bağlı Sanadid Güçleri, aşiretin şeyhi Mana Hamidi Daham el-Cerba'nın himayesi altında katıldı. Sanadid Güçleri, Rakka Devrimciler Tugayı ile birlikte SDG’deki en önde gelen Arap gücü oluşturdu. ABD tahminlerine göre, SDG savaşçılarının toplam sayısı yaklaşık 45 bine ulaştı.
Suriye hükümetinin müzakerelere destek veren tutumu, SDG'nin kurulmasında payı olan ve onu son on yılı aşkın bir süredir silah, eğitim ve para ile destekleyen ABD dahil olmak üzere uluslararası kamuoyunun görüşüyle de uyumlu.
Sonraki yıllarda SDG, unsurları arasında yer alan Arap unsurları ortadan kaldırmaya çalışarak Deyr ez-Zor, Rakka, Menbiç gibi çeşitli askeri konseyler kurdu ve Tabka gibi birkaç askeri konsey kurarak Arap güçlerini bu konseyler arasında dağıttı. Ayrıca 2018 yılında Rakka Devrimcileri Tugayı’nı dağıttı ve o yılın haziran ayında komutanı Ebu İsa ve diğerlerini tutukladı.
SDG'nin Sanadid güçlerini zayıflatma girişimlerine rağmen, bu girişimler kelimenin tam anlamıyla başarılı olamadı, çünkü SDG liderliği, bu güçlerle doğrudan düşmanlık yaratmanın SDG'nin bölgedeki en önde gelen aşiretleri kazanma yeteneğini kaybetmesine neden olacağını biliyordu. Bunun yanında ABD tarafı da Fırat'ın doğusundaki güç dengesinin çökmesini önlemek için iki taraf arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için birden fazla kez müdahale etti.
Bu gerilimler ile paralel olarak, Rusya bu anlaşmazlıktan yararlanarak aşiret büyükleriyle ilişkilerini yeniden kurmak için devreye girdi.
SDG, kendi saflarında Arapların nüfuzunu zayıflatmakla kalmamış, son birkaç yıldır Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) gibi kendisine karşı çıkan Kürt oluşumları da zayıflatmaya çalıştı.
SDG lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Şara, 10 Mart'ta Şam'da uzlaşılan anlaşmayı imzalarken (SANA/AFP)
SDG, askeri güçlerinin yanı sıra bir siyasi yapı oluşturmayı hedefledi ve 10 Aralık 2015 tarihinde Haseke’nin el-Malikiye kentinde Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) kurulduğunu duyurdu.
SDK, kuruluşundan bu yana Suriye'de idari ademi merkeziyetçilik ilkesini bir çözüm olarak savundu. İlkeleri arasında Suriye'nin birliği ve Suriye ordusunun ‘silah taşıma hakkına sahip tek ulusal kurum olması ve siyasete karışmaması’ gibi maddeler bulunuyor.
SDK, siyasi açıdan SDG'nin dış ilişkiler ofisi olarak görev yaptı. Başkanlık organı, eş başkanlık ve ortak başkanlık tarafından ‘gerekli ve ihtiyaç duyulduğunda’ seçilen başkan yardımcılarından oluşuyordu.
Ancak, Demokratik Birlik Partisi (PYD) bu rolü tekelinde tuttuğu ve 2018'de ilan edilen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni (KDSÖY) fiilen yöneten siyasi organ olduğu için, SDK'nın SDG adına konuşacak siyasi nüfuzu bulunmuyor.
SDG, coğrafi olarak Suriye, Irak ve Türkiye arasındaki sınır üçgeninden başlayarak Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin çoğunu ve Haseke ilinin büyük bölümünü (2019 yılında Türkiye'nin desteğiyle Suriye Milli Ordusu/SMO karşısında kaybettiği bölgeleri hariç) kontrol ediyor.
SDG ayrıca Fırat Nehri'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor bölgelerini ve Rakka ilinin çoğunu kontrol altında tutuyor. SDG’nin, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 25'ini kontrol ettiği tahmin ediliyor.
SDG, Suriye'nin tarımsal tahıl ambarı olarak kabul edilen bölgelerin yanı sıra hayati hizmet tesislerini (Tiişrin Barajı ve Tabka Barajı) ve petrol sahalarını (Fırat Nehri'nin doğusundaki tüm petrol sahaları) kontrol ediyor.
Resmi olmayan istatistiklere göre SDG'nin kontrolündeki bölgelerde yaklaşık 26 hapishane bulunuyor ve bu hapishanelerde 12.000 mahkum bulunuyor. Bu mahkumların binlercesi DAEŞ'e karşı yapılan operasyonlar sırasında tutuklanan Suriye, Arap ve yabancı uyruklu kişiler. Bunun yanında DEA’lıların aileleri ve SDG'nin DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyonla birlikte yürüttüğü operasyonlar nedeniyle yerinden edilmiş kişilerin barındığı el-Hol ve Roj mülteci kampları da bulunuyor.
Sonraki yıllarda SDG, unsurları arasında yer alan Arap unsurları ortadan kaldırmaya çalışarak Deyr ez-Zor, Rakka, Menbiç gibi çeşitli askeri konseyler kurdu ve Tabka gibi birkaç askeri konsey kurarak Arap güçlerini bu konseyler arasında dağıttı.
SDG, DMUK ve DEAŞ'in nüfuzunun sona erdirilmesi
SDG, ABD'nin desteğiyle kurulduğundan beri, DMUK’u yöneten Washington, SDG'yi DEAŞ'i yenilgiye uğratmada kilit bir ortak olarak görerek, DMUK ile SDG arasındaki iş birliğini ve ilişkileri sınırlandırdı. Ancak SDG, özellikle nüfuz alanlarında, meşruiyetini DMUK ve ABD'nin varlığından aldığından, bu ilişkiyi çok önemli görüyor. Bu ilişkide herhangi bir değişiklik olması, doğal olarak SDG'nin Fırat'ın doğusunda varlığını ve hayatta kalmasını sağlayan ‘uluslararası’ desteğin kaybı anlamına gelecektir.
DMUK’un hava desteğiyle DEAŞ’e karşı kara operasyonları başlatan SDG, 2017 yılının ekim ayında DEAŞ'in Suriye'deki en önemli kalesi olan Rakka’nın dışına çıkarıldığını resmen duyurdu. Sonraki iki yıl boyunca, Fırat'ın doğusundaki bölgelerde DEAŞ'e karşı operasyonlar genel olarak devam etti, ta ki ABD Başkanı Donald Trump, 22 Mart 2019'da, örgütün Deyrizor kırsalındaki Bağuz bölgesinde bulunan son kalesindeki varlığını sona erdirdikten sonra DAEŞ'in yüzde 100 yenilgiye uğradığını ilan edene kadar.
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir araya geldiler, 29 Mayıs 2025 (AFP)
SDG, kurulduğu günden bu yana ABD ve DMUK’tan çok yönlü destek gördü. Bu destek, SDG üyeleri ve daha sonra iş güvenlikten sorumlu Asayiş birimlerinin üyelerine maaş şeklinde sağlanan mali destekten, savaş personeli eğitimi ve lojistik ve askeri destek programlarında uzmanlık sağlanmasına kadar çeşitlilik gösteriyor. Hatta polis ve cezaevi personeli için eğitim programları ve DEAŞ’in petrol kuyularına erişimini engellemek için kuyuların korunmasını sağlayan güçler de bu desteğe tabi. ABD'nin SDG'ye sağladığı finansman 2018 yılında yaklaşık yarım milyar dolar ile zirveye ulaştı, ancak ABD Baikanı Trump’ın 2019 yılında DEAŞ'in tamamen yenilgiye uğratıldığını ilan etmesinden sonra SDG'ye sağlanan yıllık finansman azalmaya başladı. ABD’nin 2023 yılında, Suriye ve Irak'ta DEAŞ ile savaşan ortak güçlerin eğitim ve teçhizat programı için ayırdığı bütçe toplam 542 milyon dolardı. Bu da önceki yıllara göre önemli bir düşüş anlamına geliyordu. SDG ve ÖSO (Devrim Komandoları) için ayrılan miktar 2026 yılında 130 milyon dolara ulaştı ve bunun yaklaşık yarısı maaşlara tahsis edildi.
SDG’nin finansman kaynaklarından biri de petroldü. Petrol üretiyor ve satıyordu. Resmi olmayan rakamlara göre SDG'nin petrol üretiminin yaklaşık yüzde 30'u eski Suriye rejimine gidiyordu.
ABD, 2019 yılından sonra DAEŞ hücrelerinin peşine düşmek ve yeniden güç ve nüfuz kazanmasını önlemek için başlıca silah görevi görecek güçlerin eğitimine odaklandı. Bu yüzden verilen destek, SDG içindeki iki ana güç olan Terörle Mücadele Birimleri (YAT) ve Özel Kuvvetler’e (HAT) yönlendirilmeye başlandı. ABD, DEAŞ'in yenilgiye uğratıldığı ve sadece hücrelerin kaldığı, odak noktasının ise ağır silahlar gerektirmeyen hapishaneleri korumak, güvenliği sağlamak ve hücreleri takip etmek olduğu gerekçesiyle SDG'ye sağlanan silah miktarını azaltmaya başladı. Washington ile SDF arasındaki ilişkiler, muhalif SMO grupları ve Türkiye'nin SDG’ye karşı yürüttüğü (2018'de Zeytin Dalı ve 2019'da Barış Pınarı) askeri operasyonlarla da gerginlik dönemleri yaşadı. SDG, Washington'ın Halep kırsalındaki Afrin, Haseke ve Rakka'daki Rasulayn ve Tel Abyad'dan kovulmasına yol açan bu operasyonlardan memnun olduğu düşüncesine kapıldı. Bu da Washington’a karşı büyük bir öfke duymasına yol açtı. Washington'a yönelik bu öfke, Rusya'nın, Washington'ın Suriye'den çekilmeye karar vermesi durumunda SDG lehine ikinci bir yol olarak SDG ile eski Suriye rejimi arasında arabuluculuk yapması yoluyla SDG ile ilişkilerini daha da güçlendirmesinin önünü açtı. SDG ile Rusya arasındaki ilişkiler, Rusya'nın askeri ve lojistik varlığıyla kontrol ettiği Kamışlı Havaalanı'nda iki taraf arasında yapılan toplantılarla devam ediyor.
SDG’nin finansman kaynaklarından biri de petroldü. Petrol üretiyor ve satıyordu. Resmi olmayan rakamlara göre SDG'nin petrol üretiminin yaklaşık yüzde 30'u eski Suriye rejimine gidiyordu. Bu petrol, Katırcı milisleri tarafından SDG bölgelerinden rejim bölgelerine taşınıyordu. SDG, kendi kendini buğday ve diğer tarım ürünlerinin satışından da finanse ediyor. Bu da SDG'nin çalışanlarının ve işçilerinin maaşlarını ödemeye devam etmesine yardımcı olurken, uluslararası koalisyondan yıkılan bölgeleri yeniden inşa etmek ve hizmetler sunmak için fon almayı da sağlıyor.
Rejimin düşüşü ve müzakere süreçleri
2024 yılının kasım ayı sonlarında, Halep'in kontrolünü ele geçirmek amacıyla İdlib'den Suriye rejim güçlerine karşı ‘Saldırganlığı Caydırma’ isimli bir askeri operasyon başlatıldı. Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ), Suriye rejimi güçlerinin çöküşü ve rejimin müttefiklerinin Suriye dışındaki savaşlarla meşgul olmasından dolayı SMO grupları ve Suriye'nin güneyindeki muhalif gruplarla koordineli bir halde Suriye topraklarında ilerleme kaydetti. Bunun sonucunda Suriye rejimi düştü ve Beşşar Esed, 8 Aralık 2024 tarihinde Rusya'ya kaçtı. SDG, Esed rejimine karşı yapılan savaşlara katılmadı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya göre SDG Halep'te Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin ilerlemesini engellemeye çalıştı. SDG, rejimin düşüşüyle birlikte bağımsız olarak Deyr Hafir ve Halep kırsalındaki bölgelere ilerledi ve rejimin düşüşünden önce bölgelerini tahliye eden İranlı milislerin kontrolü altındaki Deyrizor ilindeki başlıca bölgelere girdi.
Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri birkaç gün sonra SDG'yi geleneksel bölgelerine geri püskürtmeyi başardı, ancak SDG Deyr Hafir bölgesi, Meskene ve diğer çevre köylerde kaldı. SDG'nin kontrolündeki coğrafyanın niteliği, kuvvetlerinin sayısı, DEAŞ’li esirlerin ve bölgedeki ABD askerlerinin varlığı gibi faktörler, Suriye rejimi sonrası dönemde en etkili çözümlerden biri olarak Suriye hükümeti ile SDG arasında müzakereye dayalı bir siyasi çözüm bulunmasının önemini daha da artırdı. İki taraf arasındaki ilişkiler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025'te imzalanan anlaşmaya kadar sonuçsuz müzakere girişimleriyle gölgelenmeye devam etti. İki taraf arasındaki anlaşma sekiz maddeden oluşuyordu. Bu maddeler arasında; tüm Suriyelilerin, dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın, yetkinliklerine dayalı olarak siyasi süreçte ve tüm devlet kurumlarında temsil ve katılım haklarının garantilenmesi, Kürtlerin Suriye devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunun kabul edilmesi, Suriye devletinin Kürtlerin vatandaşlık hakkını ve tüm anayasal haklarını garanti etmesi, tüm Suriye topraklarında ateşkes ilan edilmesi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki tüm sivil ve askeri kurumların, sınır geçişleri, havaalanları, petrol ve gaz sahaları dahil olmak üzere Suriye devlet idaresine entegre edilmesi, tüm yerinden edilmiş Suriyelilerin köy ve kasabalarına geri dönmelerinin garanti edilmesi ve Suriye devleti tarafından korunmalarının sağlanması, Suriye devletinin Beşşar Esed rejimi kalıntılarının ve güvenliğine ve birliğine yönelik diğer tüm tehditlerle mücadelesinde desteklenmesi, bölünme çağrılarının ve nefret söylemlerinin yanı sıra Suriye toplumunun tüm kesimleri arasında ayrılık tohumları ekme girişimlerinin reddedilmesi ve yürütme komitelerinin, yıl sonuna kadar anlaşmayı uygulamak için çalışıp çaba göstermesi maddeleri yer aldı.
SDG, rejimin düşüşüyle birlikte bağımsız olarak Deyr Hafir ve Halep kırsalındaki bölgelere ilerledi ve rejimin düşüşünden önce bölgelerini tahliye eden İranlı milislerin kontrolü altındaki Deyrizor ilindeki başlıca bölgelere girdi.
Geçtiğimiz yılın mart ayından bu yılın başlarına kadar, iki taraf anlaşmanın uygulanmasına yol açacak herhangi bir gerçek ilerleme kaydedemedi. Altı turdan fazla müzakere masasına oturulmasına rağmen, anlaşmanın uygulanmasında hiçbir ilerleme kaydedilmedi. SDG, Suriye ordusu güçlerinin varlığı olmadan, Fırat’ın doğusunda tek bir blok veya birden fazla blok halinde güçlerinin varlığını ve ademi merkeziyetçiliği ısrarla talep etmeye devam ediyor. Ayrıca, iki taraf arasındaki anlaşma SDG’nin eski rejimin kalıntılarıyla mücadele etmek için Şam'ın çabalarını desteklemesini gerektirmesine rağmen, eski rejimin saflarında yer alan ve 2025 yılında SDG’ye kabul edilen 3 binden fazla unsur da dahil olmak üzere, üyelerinin Suriye ordusuna dahil edilmesinde ısrar ediyor.
Gelen haberlere göre SDG, Şam ile varılması gereken anlaşmaların niteliği ve yeni Suriye'de SDG'nin geleceği konusunda iç bölünmeler yaşıyor. SDG, Suriye'nin DMUK’a resmi olarak girmesiyle, gelecekte desteğin kendisine yönlendirilmeyeceğinden ve meşruiyetinin ana kaynağının geçersiz hale geleceğinden giderek daha fazla endişe duymaya başladı. Bu arada Suriye hükümeti, iki taraf arasında askeri ve siyasi düzeyde yoğun görüşmeler yoluyla Moskova ile mutabakatında ilerleme kaydetti. Şam'ın düşüncesine göre bu durum, SDG'nin başlıca askeri ve siyasi müttefiki olan ABD'yi kaybettiğini görmesi halinde, Fırat'ın doğusunda ikinci seçenek olarak Ruslara güvenme olasılığını azaltıyor.
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene’den çekildikten sonra SDG mevzilerini ele geçiren Suriye askerleri bir tankın üzerinde giderken, 17 Ocak 2026 (AFP)
İki taraf arasındaki gerginlikler henüz sona ermezken Halep, Tişrin Barajı, Deyrizor ve Rakka kırsalındaki bölgelerde birkaç askeri çatışma yaşandı. Gerginlikler, Suriye hükümetinin, SDG'nin provokasyonlarının Suriye'nin ekonomik başkenti olarak kabul edilen Halep’te istikrar sürecini etkilemesi üzerine, bu ayın ilk haftasında Halep'teki Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahallelerini kontrol altına almaya karar vermesiyle zirveye ulaştı. Suriye hükümeti, yeni bir askeri ve güvenlik yaklaşımı sergilediği çatışmaların ardından iki mahalleyi kontrol altına almayı başardı. Fırat'ın batısındaki Deyr Hafir bölgesi ve Meskene’ye doğru ilerlemeye başladı. Al Majalla, çeşitli kaynaklardan Şam'ın Washington'a, yakın gelecekte müzakerelerde ilerleme sağlanmazsa, Fırat'ın doğusunda askeri müdahale de dahil olmak üzere tüm senaryoların masada olduğunu bildirdiğini öğrendi. Fırat'ın doğusuna askeri müdahale de dahil olmak üzere tüm senaryolar masada. Elde edilen bilgilere göre Suriye hükümeti Washington'a, bu konudaki kamuoyu baskısının önemli hale geldiğini ve Fırat'ın doğusundaki çatışmanın sona erdirilmesinin bölgedeki istikrarın temel taşlarından biri olduğunu ve İran ve DAEŞ gibi güçlerin istikrarsızlığı bölgedeki güvenliği zayıflatmak için kullanmasını önlemede kilit bir faktör olduğunu bildirdi. SDG'nin kontrolündeki bölgeler Suriye'nin tarım sepeti olup petrol kuyuları da bulunuyor. Suriye bugün, Suriye ekonomisini yeniden inşa etme bağlamında bu bölgeleri rehabilite etmek zorunda.
Suriye hükümeti, SDG'yi engellemek ve Halep'te meydana gelen çatışmaların ve Suriye'nin diğer bölgelerinde ve bileşenleri arasında meydana gelmesi beklenen çatışmaların etkilerini kontrol altına almak için Suriye'deki Kürtlerin haklarını garanti altına alan önlemlere yönelik adımlarını hızlandırdı. Yeni anayasadan sorumlu olacak Halk Meclisi'nin (parlamento) bulunmaması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Şara, 16 Ocak Cuma günü, Suriye'deki Kürtlerin haklarını ülkenin önemli bir bileşeni olarak garanti altına alan çeşitli hükümler içeren 13 numaralı başkanlık kararnamesini imzaladı. Yeni anayasanın bir parçası olması beklenen bu adım, SDG'nin Kürtlerin haklarını savunma söylemini tekelinde tutmasını önlemek amacıyla atıldı. Kürtlerin haklarının gelecekteki Suriye'de korunacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Şara’nın önümüzdeki günlerde SDG'ye baskı yapmak ve Suriye'nin doğusundaki bileşenlerin resmi temsilcisi olduğu yönündeki söylemini ve propagandasını zayıflatmak için yeni bir adım olarak Suriyeli aşiretlerin temsilcileri ve doğu bölgesinden ileri gelenlerle bir toplantı yapması bekleniyor.
Tom Barrack'ın ekibi, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmak ve müzakere sürecinde ilerleme sağlamak için SDG'ye daha fazla baskı uygulamak için çalışıyor. Ekip ayrıca, durumun askeri çatışmaya dönüşmesi halinde ortaya çıkabilecek potansiyel riskleri de değerlendiriyor.
Öte yandan edinilen bilgilere göre ABD ‘nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın ekibi, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmak ve müzakere sürecinde ilerleme sağlamak için SDG'ye daha fazla baskı uygulamaya çalışıyor. Ekip ayrıca, durumun askeri çatışmaya dönüşmesi halinde olası riskleri değerlendirmek için de çaba gösteriyor. ABD yönetimi, iki tarafın ateş açmadan bir anlaşmaya varmasını istiyor, çünkü ateş açılması DEAŞ’in bölgeye geri dönme olasılığını artıracak, özellikle de örgütün, Suriye, diğer Arap ülkeleri ve yurtdışından binlerce eski savaşçıyı barındıran SDG kontrolündeki bölgelerdeki hapishanelere saldırmayı planladığı ve çatışmaların yol açtığı kaosu, saflarını yeniden düzenlemek için kullanmak istiyor. Washington'ın çabaları, 16 Ocak Cuma akşamı Tel Hafir bölgesinde DMUK ve SDG temsilcileri arasında yapılan toplantıda, SDG’ye Fırat'ın batısındaki bölgelerden çekilmesinin yanı sıra durumun yatıştırılması ve Şam ile siyasi müzakerelere dönme çabalarını tehdit edecek şekilde Şam yönetimiyle çatışmaya girmemesi çağrısı yapıldı. Önümüzdeki dönem, seçimler ve senaryolarla dolu. Washington, SDG ile müzakereler başarısız olursa Suriye hükümetinin Fırat'ın doğusunda askeri olarak harekete geçmesi durumunda özellikle de iki taraf arasındaki bir çatışmanın yansımaları Suriye topraklarıyla sınırlı kalmayacağı için ortaya çıkabilecek riskleri azaltmaya ve zararı sınırlamaya çalışıyor. Zira böyle bir çatışma, bölgedeki diğer ülkelere de sıçrayacaktır. Öte yandan Türkiye, SDG'nin olası herhangi bir ilerleyişi karşısında seyirci kalmayacaktır. Çünkü böyle bir senaryo, ulusal güvenliğini tehdit edecek ve PKK ile uzlaşma ve müzakere yolunda felaketle sonuçlanabilecek etkilere yol açacaktır.
Washington'ın Şam'ı daha önemli bir stratejik müttefik olarak görmeye başladığını fark ederek belirleyici bir aşamaya giren SDG, Washington’ın yıllar önce sona eren DAEŞ ile mücadelede güvendiği ve desteklediği yerel bir güç. Bugün ise Washington, Suriye hükümetine bağlı Suriye ordusu güçlerine entegrasyon çağrısında bulunuyor. SDG, Araplar, Kürtler ve Süryaniler dahil olmak üzere çeşitli bileşenlerin çoğunluğunun, onlara karşı uzun süredir izlediği olumsuz politikalar nedeniyle kendi bölgelerinde öfkeyle dolduğunu da biliyor. Deyrizor’da 2023 yılında SDG'ye karşı başlayan aşiret ayaklanması sırasında eğer ABD, SDG'yi desteklemek için müdahale etmeseydi, SDG'nin Arap dünyasındaki nüfuzu kalmayacaktı. Bu yüzden, bir zamanlar gücünü oluşturan binlerce SDG’li, özellikle Suriye hükümetinin şu anda Fırat'ın doğusundaki Arap aşiretlerinin liderleri ve topluluk temsilcileriyle olumlu iletişim halinde olması nedeniyle, SDG'nin çöküşüne yol açabilecek faktörlerden biri haline geldi. Tüm bunlar, SDG'yi desteklemekten uzaklaşıp Şam hükümetini, Suriye topraklarının birliğini ve bölgedeki istikrarı desteklemeye yönelen bölgesel ve uluslararası bir ruh haliyle gerçekleşiyor.
Suriye güçleri Halep'ten sonra Rakka'da ilerliyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5230984-suriye-g%C3%BC%C3%A7leri-halepten-sonra-rakkada-ilerliyor
Suriye askerleri, dün SDG güçlerinin çekilmesinin ardından Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene kentine bir tankın üzerinde girdiler (AFP
Suriye askerleri, dün SDG güçlerinin çekilmesinin ardından Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene kentine bir tankın üzerinde girdiler (AFP
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) doğu Halep kırsalından çekilmesinin ardından, iki taraf arasında karşılıklı suçlamalar sürerken, Suriye ordusu dün kuzey Suriye'deki Rakka vilayetine girmeye başladı.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, krize ilişkin olarak, "Suriye hükümet güçlerini Halep ile Rakka'nın güneyindeki Tabka arasında her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" dedi. Cooper ayrıca, "Suriye'deki tüm tarafların gerilimi önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.
Bu açıklama, Suriye ordusunun, Halep kırsalındaki Deyr Hafir ve Meskene kasabalarına girmesinden sonra, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bağlantılı Kürt güçlerinin elinde bulunan Rakka kırsalındaki iki petrol sahasını ele geçirdiğini duyurmasının ardından geldi.
Dün, ilerleyen Suriye ordusuyla devam eden çatışmaların ortasında Kürt güçleri Rakka'da sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna karşılık, Suriye Savunma Bakanlığı, il içindeki yerleri belirten bir harita yayınladı ve sivilleri bu yerlerden uzak durmaya çağırdı, Rakka şehri yakınlarındaki bir hedef de dahil olmak üzere "kesin olarak" vurulacağı tehdidinde bulundu.
SDG’nin dün yaptığı açıklamada, "Güçlerimiz ile son anlaşmaları ihlal eden ve geri çekilme maddelerinin uygulanması sırasında güçlerimize ihanet eden Şam grupları arasında şiddetli çatışmalar devam ediyor" denildi. SDG, Rakka şehrinin batı kırsalının "sürekli topçu ve roket bombardımanına" maruz kaldığını vurguladı.
Mazlum Abdi, Ahmed Şara ile görüşmek üzere Şam’a gittihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5230938-mazlum-abdi-ahmed-%C5%9Fara-ile-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmek-%C3%BCzere-%C5%9Fam%E2%80%99-gitti
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT
TT
Mazlum Abdi, Ahmed Şara ile görüşmek üzere Şam’a gitti
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel lideri Mazlum Abdi'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılacak üçlü toplantıya katılmak üzere Şam'a gittiği bildirildi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة