Şam’ın Irak’a giden bir sevkiyata el koyduğunu duyurmasıyla Captagon meselesi daha karmaşık bir hale geldi

Duyuru, Irak’ın ‘uyuşturucuyla mücadeleye yönelik güvenlik hareketinin merkez noktası’ olmayı planladığını açıklamasından bir gün sonra geldi.

Irak-Suriye sınırındaki Elbukemal ve El-Kaim sınır kapılarında güvenlik uygulamaları sürüyor. (Reuters)
Irak-Suriye sınırındaki Elbukemal ve El-Kaim sınır kapılarında güvenlik uygulamaları sürüyor. (Reuters)
TT

Şam’ın Irak’a giden bir sevkiyata el koyduğunu duyurmasıyla Captagon meselesi daha karmaşık bir hale geldi

Irak-Suriye sınırındaki Elbukemal ve El-Kaim sınır kapılarında güvenlik uygulamaları sürüyor. (Reuters)
Irak-Suriye sınırındaki Elbukemal ve El-Kaim sınır kapılarında güvenlik uygulamaları sürüyor. (Reuters)

Şam yönetimi, Irak’a gitmekte olan soğutuculu bir kamyondaki Captagon sevkiyatına el koyduğunu duyurdu. Suriye resmi televizyonu, komşu ülkelerden birinden gelen (ismi belirtilmedi) kamyonun Suriye topraklarını geçip Irak’a doğru giderken durdurulduğunu belirtti. Ele geçirilen malzemelerin miktarı ve arkasında kimlerin olduğu ise açıklanmadı.

Bundan bir gün önce, Irak resmi haber ajansı INA’ya göre Irak İçişleri Bakanı Abdulemir eş-Şemmeri, Altıncı Bağdat Uluslararası Diyalog Konferansı sırasında Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin Irak’ı ‘uyuşturucu ile mücadele etmeye yönelik güvenlik hareketinin merkez noktası’ yapma yaklaşımına ilişkin açıklamasını aktardı.

Bakan Şemmeri, 17 Şubat’ta Ürdün’de Irak, Suriye ve Lübnan’ın katılımıyla gerçekleştirilen uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele konulu bir toplantıda uyuşturucuyla mücadele için ‘Ürdün, Lübnan ve Suriye ile ortak temas hücresi’ kurulduğunu duyurmuştu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre temas hücresinin kurulmasıyla zamandan tasarruf edilmesi ve uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı çetelerinin takibi amaçlanıyor. Iraklı Bakan ayrıca, 2023 yılı itibariyle üç yıllığına hazırlanan ve 24 ortakla 15 hedefin yer aldığı kapsamlı bir strateji kapsamında komşu ülkelerle büyük bir iş birliği yürütüldüğüne ve iyi sonuçlara ulaşıldığına dikkat çekmişti.

Zorlu bir mesele

Şarku’l Avsat’a konuşan Şam’daki kaynaklar, İran’a bağlı milislerin ve iktidardaki bazı nüfuzlu kişilerin uyuşturucu meselesine dahil olması nedeniyle bölgedeki uyuşturucu sorununun daha karmaşık bir hale geldiğini söylediler. Washington merkezli New Lines Araştırma Enstitüsü’ne göre Suriye rejimi önemli bir gelir kaynağı sayılan uyuşturucudan 2021’de yıllık yaklaşık 5,7 milyar dolar gelir elde etti. Ürdün ve Arap ülkeleri bu konuda baskı yapsa da, Suriye’nin, İran’ın borçlarının ve çökmüş bir ekonominin ağırlığı altında olduğu için ‘manevra yapmaktan’ başka seçeneği yok. Bu mesele, savaş ve güvenlik zafiyetleri sonucunda Suriye, Lübnan ve Irak’ta uyuşturucu endüstrisi ve ticaret faaliyetinin artmasının ardından Ortadoğu’da bölgesel ilişkiler masasının en çok konuşulan meselelerinden biri haline geldi. Nitekim bu ticaret artık Ürdün ve Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere Arap ülkelerinde ulusal barışı ve güvenliği tehdit ediyor.

İngiltere ve ABD kuruluşlarından gelen tahminler, dünyadaki Captagon üretiminin yüzde 80’inin kaynağının Suriye olduğunu gösteriyor. Bu durum Mart 2023’te Washington’u yetkililere yakın bazı Suriyeli ve Lübnanlı isimlere yaptırım uygulamaya yöneltmişti.

Gözlemcilere göre Ürdün’ü Suriye’yi Arap Birliği’ne döndürme çabasına iten şey uyuşturucu sorunuydu. Suriyeli mültecilerin geri dönüşü ve Suriye’deki duruma Birleşmiş Milletler (BM) kararlarıyla tutarlı siyasi bir çözüm bulunmasına ilişkin şartların yanı sıra uyuşturucu meselesi, Arap ülkelerin Şam’la ilişkilerini normalleştirmesini tamamlamasına yönelik şartlardan biriydi.

Şam’ın geçen mayıs ayında Arap Birliği koltuğuna dönmesinin ardından, Temmuz 2023’te Suriye sınırından Ürdün’e yapılan uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için bir Suriye-Ürdün ortak komitesi toplanmıştı. Ancak kaçakçılık faaliyetleri durmamış ve Ürdün, kaçakçılık çeteleriyle çatışmalara girmek üzere sınır bölgesine ordusunu göndermişti.

Ürdün geçtiğimiz aylarda, Suriye topraklarında uyuşturucu kaçakçılarının kullandığını iddia ettiği yerleri uçaklarla hedef almıştı. Bu saldırılardan biri, Dürzilerin çoğunlukta olduğu Suveyda’nın bir köyünde 10 sivilin ölümüyle sonuçlanmıştı. Böylece gerilim yeniden Ürdün-Suriye ilişkilerine hâkim olmuştu. Suveyda’daki silahlı muhalif gruplar ve sivil toplum grupları, Suveyda’daki kaçakçılık çeteleriyle mücadelede Ürdün ile iş birliği yapmaya hazır olduklarını duyurmuştu. Bunun amacı Ürdün’ün Şam’ın uyuşturucu üretimini ve kaçakçılık çetelerini kontrol etme becerisinden şüphe ettiği bir dönemde, sivillerin ölümüne yol açabilecek olası Ürdün hava saldırılarından kaçınmaktı.

Bu gelişmelerin ardından 17 Şubat’ta Amman’da dörtlü (Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan) toplantı yapıldı. Toplantının sona ermesinden birkaç saat sonra Ürdün, Suriye’den Ürdün’e uzanan büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı operasyonunu engellediğini, beş kaçakçının öldürüldüğünü ve dördünün de yaralandığını duyurdu. Bu, şubat ayında düzenlenen ikinci operasyondu. Daha önce ayın başında Ürdün güçlerinin Körfez ülkelerine götürülmek üzere Suriye’den Ürdün’e yapılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellemesi sonucu üç kaçakçı öldürüldü. Ertesi gün Şam Savunma Bakanlığı ‘büyük miktarda’ esrar ve Captagon hapına el konulduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıntıya girmeden Sınır Muhafız Birlikleri’nin Ürdün sınırı yakınındaki Suriye Çölü bölgesinde 120 bin Captagon hapının yanı sıra 445 kilogram esrara el koyduğu kaydedildi.

Ürdün, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı çağrılarda Şam’ı, Suriye’den Ürdün’e uyuşturucu akışını engellemek için pratik adımlar atmaya davet ediyor. Suriye sınırından yapılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ‘ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak nitelendirilerek Ürdün’ün bu tehlikeyle ve arkasındakilerle mücadele etmeye devam edeceği’ vurgulanıyor.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.