Mısır: Doların kara borsada değer kaybı fiyatlara neden yansımıyor?

Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
TT

Mısır: Doların kara borsada değer kaybı fiyatlara neden yansımıyor?

Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)

Mısır'ın finans uzmanları kara borsa piyasasında doların değer kaybetmesiyle meşgulken bir yandan da uzmanlar ve yetkililer, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Ras el-Hikme sahil bölgesinin geliştirilmesi için imzalamanın Mısır tarihindeki en büyük doğrudan yatırım anlaşmasının faydalarını gündem ediyor.  Ancak kamuoyunun en çok merak ettiği ve üzerinde durduğu konu "Fiyatlar ne zaman düşecek?" sorusu olmaya devam ediyor. Doların kara borsadaki düşüşüne rağmen, ürün ve mal fiyatlarının neden düşmediğine dair bir şaşkınlık var.

Yerel medya kaynaklarının bildirdiğine göre, resmi olarak dolar kuru 30,85 Mısır lirasında (egp) sabitlenirken, kara borsada doların fiyatı Pazar işlemleri sırasında 50 Mısır lirasının altına düşerek 48 - 49 Mısır lirasına kadar geriledi. Bu düşüş, birkaç hafta öncesine kadar 70 Mısır lirasına ulaşan doların, alım satım işlemlerinin tamamen durduğu bir ortamda yaşandı.

Buna bağlı olarak, son zamanlarda fiyatları hızla artan altının fiyatı kuyumcularda daha önce görülmemiş bir şekilde düştü. Bu durum sosyal medyada hemen yer buldu ve kullanıcılar, fiyat düşüşlerinin diğer mallara neden yansımadığına dair soruları gündeme getirdiler.

Raşa Kasım adlı sosyal medya kullanıcısı şöyle dedi: "Peki fiyatlar ne zaman düşecek, yoksa dolar yükseldiğinde fiyatlar artıyor da dolar düştüğünde yine mi artıyor? ... Biri bize bunu açıklasın." Diğer bir kullanıcı ise, yağ, şeker ve pirinç fiyatlarının altın ve doları kıskanarak düşmesini umduğunu belirtti.

Münir Vasfi adını kullanan bir hesapta ise şöyle yazıldı: "Altın ve doların bu şekilde düşmesi, inşallah yiyeceğimizin (falafel) tekrar büyük boy olacağının bir göstergesi."

Mısır Ticaret Odaları Birliği'nin Genel Sekreteri Dr. Ala Izze, gazetecilere yaptığı açıklamada aynı iyimserliği dile getirdi. Izze şöyle dedi: "Dolara bağlı tüm malların fiyatlarında önümüzdeki günlerde büyük bir düşüş olacak. Yakın dönemde fiyatlarda daha büyük bir düşüş bekliyoruz; çünkü doların düşmeye devam etmesiyle fiyatlar da düşecek ve önümüzdeki dönem için iyimseriz."

Fiyatlar konusu hükümetin de gündeminden uzak değildi; Başbakan Mustafa Medbuli, stratejik mallar ve ilaçlar için gereken döviz finansmanının sağlanması durumunu takip etmek üzere Pazar günü (dün) bir toplantı düzenledi. Toplantıda, piyasalarda stratejik malların sağlanma durumu ve özellikle buğday, yağ ve süt tozu gibi mallar için gerekli döviz finansmanının sağlanması ele alındı.

Başbakanlık Sözcüsü Muhammed el-Humsani, Merkez Bankası Başkanı'nın toplantıda, şu anda üzerinde çalışılan öncelikler ajandası olduğunu ve bunun başında stratejik mallar ve ilaçlar için döviz finansmanının sağlanmasının geldiğini belirttiğini söyledi. Toplantıda ayrıca, gümrüklerde bulunan gıda maddeleri, ilaç ve yemlerle ilgili bazı raporlar gözden geçirildi; şu anki toplam değerinin yaklaşık 1.3 milyar dolar olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, piyasaların son iyi haberlere tepki gösterdiği ve mısır ve soya fasulyesi fiyatlarında gerçekleşen düşüşe dikkat çekildi. Bu dönemde piyasa hareketlerinin sürekli olarak izlendiği vurgulandı.

Ras el-Hikme projesi anlaşmasının imzalanması, Mısır'a 35 milyar dolar girişini içerdiği için, ekonomi uzmanı Dr. Eşref Gurab, bu durumun yakın gelecekte ekonomik koşulların iyileşmesine ve enflasyon oranlarının düşmesine katkıda bulunacağını öngörüyor.

Gurab, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, milyarlarca dolarlık yabancı paranın Mısır'a akışının ardından bankalarda kullanıma sunulacağını belirtti. Böylece, doların resmi kurundan stratejik mallar, ham maddeler ve üretim malzemeleri ithal etmek isteyen ithalatçılar, sanayiciler ve üreticilere finansman sağlanacak. Bu durum, ithalatçıların kara borsadaki yüksek dolar kurundan ithal yapmadıkları için üretim maliyetlerini düşürecek. Sonuç olarak, üretim ve pazardaki mal arzı artacak. Bu da fiyatların düşmesine ve kısa vadede enflasyon oranlarının azalmasına katkı sağlayacak.

Uzman, fiyatların düşmesinin bir süreç olduğunu belirtiyor. Devlet bankalarına dövizin girmesi, ithalatçılara sağlanması ve ithalat işlemlerinin tamamlanması biraz zaman alacak. Ancak bu süreç, malların piyasada bulunabilmesi için çok uzun sürmeyecek. Yine de bu adımların yanı sıra, önümüzdeki dönemde hükümetin ve denetim kurumlarının piyasalar üzerinde sıkı bir denetim yapması gerekiyor. Tüccarların düşen yeni fiyatları uygulaması sağlanmalı, malların stoklanmaması ve yapay krizlerin önlenmesi için adımlar atılmalı.

Ekonomi uzmanı Dr. Huda el-Mellah, Şarku’l Avsat’la yaptığı röportajda, Ras el-Hikme anlaşmasının fiyatları düşürme etkisinin dolar ve altın fiyatlarındaki düşüşten sonra gelecek haftalarda hissedileceğini söyledi. Vatandaşların büyük bir iyimserlikle hızlı bir fiyat değişimi beklediğini, ancak bu değişimin hemen gerçekleşmeyeceğini belirtti. Zira tüccarlar doların yüksek olduğu dönemde eski fiyatlarla alım yaptı. Bu nedenle, her bir tüccarın elindeki stok bitmeden fiyatları düşürmeye yanaşmayacağını çünkü zarar etmek istemeyeceklerini ifade etti.

Uzman, sonuçların vatandaşlar tarafından hissedilmesi için hükümetin de adımlar atması gerektiğini vurguladı. Hükümet, anlaşmanın faydalarını hızla vatandaşa ulaştırmak için harekete geçmeli. Özellikle Ramazan ayının yaklaşmasıyla, desteklenen fiyatlarla mal sunan fuarlar ve satış noktalarının çoğaltılması gerekiyor. Ayrıca, kara borsayı tamamen ortadan kaldırmak için bankalarda doların sağlanması önem taşıyor.



İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: Yüzden fazla klor bombası kullanıldı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
TT

İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: Yüzden fazla klor bombası kullanıldı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)

Orduyla paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü Sudan'dan korkutucu bir haber daha geldi. 

Washington Post'un incelediği gizli belgeler, videolar ve mesajlara göre, Sudan ordusu ülkede üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sırasında gizli bir kimyasal silah programı yürütüyor olabilir. 

Kimyasal silah programının; en büyük insani krizlerden birinin yaşandığı, 13 milyonu aşkın kişinin evinden olduğu ve tarafların soykırımla suçlandığı ülkedeki iç savaşı daha da korkunç hale getirmesinden korkuluyor. 

ABD, Eylül 2024'te klor gazı saldırıları düzenlendiği iddiasıyla temmuzda Sudan yönetimine yeni ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. 

Ortadoğu'daki güvenlik yetkililerinin Sudan'daki kaynaklardan alıp kendileriyle paylaştığı belgeleri inceleyen Washington Post, o dönem ABD yönetiminin sunduğu bilgilerden daha fazlasına ulaştı. 

Amerikan gazetesi, Sudan askeri yönetiminin su arıtımında kullanılacağı düşünülen klorla kimyasal silah ürettiğini, bunları çöllerde test ettiğini ve zehirli gazın düşman mevzilerine ulaşabileceği hedeflerin listelerini hazırladığını bildiriyor. 

Komutanlar arasındaki mesajlara göre, stoktaki kimyasal mühimmat sayısının 290'ı bulduğu belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, 20'yi aşkın Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah denetçisi ve insan hakları uzmanına elindeki belgeleri gösterdi. "Bunlar bir kimyasal silah programına ilişkin güvenilir kanıtlar" diyen uzmanlar, kesin bir doğrulama için silahların bulunduğu tesislere ve tanıklara erişilmesi gerektiğini vurguladı.

Eskiden Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde görev yapan Gareth Williams, "Eldeki kanıtlar hem alarm verici hem de derin bir endişe kaynağı" ifadesini kullandı. 

Washington Post, patlamaların ardından sarı ve yeşil renkli bir gazın yükseldiğini gösteren videoların yanı sıra hem gaz hem de patlayıcıyla tesir eden "çift etkili" bombaları anlatan belgelere erişti. 

Bunlardan birinde, yeni tasarımın "kimyasal kullanımına ilişkin tüm kanıtları gizleme" özelliğine sahip olduğu belirtiliyor.

Diğer mesajlarsa 106 klor bombasının kullanılmış olabileceğine işaret ediyor. 

Hava saldırılarında görev alan bir askere gönderilen ve derisi yanmış bir kurbanın videosunun da yer aldığı mesajda "Senin eserin" denmiş.

1999'dan beri Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne taraf olan Sudan'da yetkililer kendilerine yöneltilen kimyasal silah üretme ve kullanma suçlamalarını reddediyor.

General Abdülfettah Burhan'la işbirliği yapan General Muhammed Hamdan Dagalo, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin soykırımla suçladığı Ömer el Beşir'i 2019'da devirmişti. 

Ülkeyi sivil yönetime döndürme ve 100 bin kişilik paramiliter kuvvet HDK'yi ordu bünyesine dahil etme süreci nedeniyle iki general anlaşmazlığa düşmüş, 2023'te yeniden iç savaş patlak vermişti. 

Hem Burhan yönetimindeki ordu hem de Dagalo liderliğindeki HDK savaş suçları işlemekle itham ediliyor. 

Independent Türkçe, Washington Post, AP


Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
TT

Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)

Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeyindeki Halep'te eski rejimin savaş suçları işlemekle suçlanan eski lider ve mensuplarını yakalamak amacıyla başlattığı geniş kapsamlı operasyonu üçüncü gününde sürdürüyor.

İç Güvenlik Güçleri ve Terörle Mücadele Birimi öncülüğünde yürütülen operasyon, Halep kentinde bu yıl gerçekleştirilen ikinci kapsamlı güvenlik harekâtı olma özelliğini taşıyor. Operasyonda devrik rejimin çok sayıda subayı gözaltına alınırken bunların en dikkat çekenlerinden biri, Nubul beldesinde yakalanan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad oldu. Operasyon ayrıca eski rejim unsurları ve ona bağlı milislerden oluşan bir ağı da kapsadı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynakları, şu ana kadar gözaltına alınanların sayısının 50'yi aştığını belirtti. Terörle Mücadele Biriminin de katıldığı operasyonlarda eski rejime mensup subaylar, unsurlar ve muhbirler, kent ve kırsalın farklı bölgelerinde yakalandı.

FVGTHY
Halep'teki güvenlik operasyonunda çok sayıda aranan kişi gözaltına alındı (Güvenlik kaynakları)

Operasyon, Halep'teki Halvaniye, Meysir, Bab Yolu, Bab el-Hadid, Eski Halep, Beni Zeyd, Halidiye ve Hamdaniye mahallelerinin yanı sıra kuzey kırsalındaki Nubul ve Zehra beldelerini de kapsadı.

Nubul'da gözaltına alınan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, sivillere yönelik çok sayıda ihlalden sorumlu olmak ve ailesinin yürüttüğü iddia edilen şüpheli faaliyetleri kolaylaştırmakla suçlanıyor. Bu faaliyetler arasında evlerin yağmalanması, taşınmazlara el konulması ve bunların satılması da bulunuyor.

CDVFGTHYJU
Halep'in kuzey kırsalında gözaltı ve takip operasyonları (güvenlik kaynakları)

Kaynaklar, operasyonun hedef alınan kişiler hakkında kapsamlı inceleme yapılması, faaliyetlerinin takip edilmesi ve sivillere yönelik geniş çaplı suç ve ihlallere karıştıklarına ilişkin delillerin toplanmasının ardından başlatıldığını belirtti. Haklarında yöneltilen suçlamalar arasında savaş suçları, terör, şantaj, yağma ile sivillere ve yerinden edilmiş kişilere ait taşınmazların istismar edilerek satılması yer alıyor.

Kaynaklar, Halep ve kırsalındaki güvenlik operasyonlarının hedeflerine ulaşılıncaya kadar devam edeceğini vurgulayarak amacın eski rejim güçlerine mensup aranan kişilerin yanı sıra terör örgütleriyle bağlantısı ve sivillere yönelik şiddet eylemlerine karıştığı tespit edilen diğer suçluların yakalanması olduğunu ifade etti.

Pilot tuğgeneral ve suçlamalarla karşı karşıya olan ailesi

Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, Nubul beldesi nüfusuna kayıtlı ve Hava Harp Okulunun 30. dönem mezunlarından. Helikopter pilotu olarak uzmanlaşan Murad, daha önce İdlib kırsalındaki Taftanaz Havalimanı'nda bulunan 63. Hava Helikopter Tugayı'nda görev yaptı.

Burada önce tugayın güvenlik subaylığı görevini üstlenen Murad, daha sonra eğitmen olarak Hava Harp Okuluna, ardından da Hava Enstitüsüne atandı.

Suriye'de devrik rejime karşı protesto hareketinin başlamasıyla Murad, irtibat subayı sıfatıyla Halep'teki Hava İstihbarat Şubesine nakledildi. Kaynaklara göre Murad, şube ile pilotlar arasındaki koordinasyonu sağlıyor, hava harekâtlarına ilişkin bilgilerin iletilmesi ve yönlendirilmesi ile Halep kenti ve kırsalında bombardıman hedeflerinin belirlenmesinde görev alıyordu.

DFGTHYJU
Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad (Dolaşıma giren görüntü)

Halep'teki çatışmaların durmasının ardından Hamada, Hava Yeterlilik Enstitüsünün müdürlüğüne getirildi.

Bilgilere göre ailesinin bazı üyeleri de devrim yıllarında Murad'ın konumundan yararlanarak hırsızlık ve evlere el koyma faaliyetlerine karıştı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, resmi hesapları üzerinden yayımladığı açıklamada, adını vermediği pilotun Terörle Mücadele İdaresi ile iş birliği içinde yürütülen operasyon kapsamında gözaltına alındığını bildirdi.

Açıklamada, operasyonun sivillere karşı suç işlemekle suçlanan bazı aranan kişileri hedef aldığı belirtilerek gözaltındaki pilotla ilgili soruşturmanın, devrik rejim dönemindeki faaliyetlerinin tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmak amacıyla sürdüğü ifade edildi.

Kardeşi ve kuzenlerini ihbar etmekle suçlanıyor

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynaklarına göre son operasyon yalnızca belirli isimleri hedef almadı. Eski rejim saflarında yer alan ve onun yanında savaşan grupların tamamı operasyon kapsamında incelendi ve bazı grup liderleri ile mensupları gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında daha önce Eski Halep mahallelerinde faaliyet gösteren Halid Hazari grubunun dağıtıldığı, grup lideri ile Firas Kakko, Zekeriya el-Ahmed ve diğer bazı kişilerin gözaltına alındığı belirtildi.

Ayrıca Hamdi Mardeli'nin liderliğini yaptığı başka bir grubun da dağıtıldığı, Mardeli'nin Eski Halep'teki Bab el-Hadid Mahallesi'nde gözaltına alındığı ve Nureddin Alvan'ın da yakalandığı kaydedildi.

DFVGTHYJ
Hasan Rağıd ve babası... İhbarlar ve Eski Halep'te yerinden edilenlerin evlerinin yağmalanması (Dolaşıma giren görüntü)

Halep Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Mu'tez Hattab, kişisel hesabından yaptığı paylaşımda aralarında Hasan Rağıd İbrahim ile oğlu Rağıd Hüseyin İbrahim'in de bulunduğu bazı aranan kişilerin gözaltına alındığını açıkladı.

Baba ve oğlun daha önce 4. Tümen bünyesindeki 555. Alayda görev yaptığı, daha sonra eski Cumhuriyet Muhafızlarına bağlı 155. Tabura geçtiği belirtildi.

Babanın, kardeşinin gözaltına alınmasına yol açmakla suçlandığı ve kardeşinin Saydnaya Hapishanesi'nde hayatını kaybettiği ifade edildi. Ayrıca üç kuzeninin de gözaltına alınmasına neden olmak ve mallarına el koymakla suçlanıyor.

Söz konusu kişinin devrim yıllarında Halep'ten yerinden edilen ve göç etmek zorunda kalan kişilere ait 40'tan fazla taşınmazın yasa dışı yollarla satılmasına karıştığı da iddia edildi.

Hattab ayrıca Suriyelilere karşı suçlara karıştığını belirttiği Nur Alvan'ın yanı sıra eski Kudüs Tugayı'nın eski mensubu Husam es-Saad ile devrik rejim döneminde Hava İstihbaratında çalışmakla suçlanan ve “Ebu Vatan” olarak bilinen Halid eş-Şuhud'un da isimlerini paylaştı.

İç güvenlik birimi itiraz başvurusunu değerlendirdi

Öte yandan gözaltına alınan Halid Muhammed Abid'in babası, İç Güvenlik Komutanlığına bir itiraz dilekçesi sundu.

Baba, son güvenlik operasyonunda gözaltına alınan oğlu Halid'in dosyasının ve kendisine yöneltilen suçlamaların daha kapsamlı biçimde incelenmesinin ardından serbest bırakılmasını talep etti. Oğlunun devrim yılları boyunca devrik rejimin kontrolündeki bölgelerde bulunmadığını savundu.

Gözaltındaki kişinin babası, oğlunun kalp kası yetmezliği nedeniyle yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekerek başvurunun acilen incelenmesini istedi.

CDFRGTHYJ
Daha sonra babasının başvurusu üzerine serbest bırakılan gözaltındaki Halid el-Abid (Güvenlik kaynakları)

Baba, güvenlik güçlerinden oğlunun durumu ve kendisine yöneltildiğini söylediği asılsız suçlamaların incelenmesinin ardından uygun görülecek kararın alınmasını talep etti. Ayrıca oğlunun yaşanan süreçte sosyal medya üzerinden maruz kaldığı karalama ve itibarsızlaştırma nedeniyle itibarının medya ve hukuk yoluyla iade edilmesini istedi.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada gözaltına alınan Halid Abid'in, hakkında yeterli delil bulunmaması ve kendisine yöneltilen suçlamaların zayıf kalması nedeniyle serbest bırakıldığını bildirdi.

Açıklamada, Abid'in sağlık durumunun da dikkate alındığı, kalp rahatsızlığı nedeniyle soruşturma sürecinin hızlandırıldığı ve bu doğrultuda serbest bırakılmasına karar verildiği belirtildi.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.