Kassam Tugayları 7 Ekim sonrası kontrolündeki gerilemeye rağmen halen esnek bir yapıda

Şarku'l Avsat, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının yapısının ve sahadaki durumunun bir tablosunu çizmeye çalıştı

TT

Kassam Tugayları 7 Ekim sonrası kontrolündeki gerilemeye rağmen halen esnek bir yapıda

Şarku'l Avsat, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının yapısının ve sahadaki durumunun bir tablosunu çizmeye çalıştı
Şarku'l Avsat, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının yapısının ve sahadaki durumunun bir tablosunu çizmeye çalıştı

7 Ekim 2023 tarihi, onlarca yıldır süregelen ve daha da uzun yıllar sürüp gidebilecek olan Arap-İsrail çatışmasında bir dönüm noktasıydı. O gün, Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Gazze Şeridi sınırında sürpriz bir saldırı düzenleyerek hem İsraillileri hem de Filistinlileri şaşırttı. Kassam Tugayları, bir Hollywood filminden fırlayan sahneleri andıran görüntülerle İsrail ordusunu şaşkına çevirdi. Kassam Tugaylarının saldırısında en az bin 200 İsrailli öldü, yaklaşık 240 İsrailli rehin alınarak Gazze Şeridi’ne götürüldü.

Peki, İsrail'in geçtiğimiz ekim ayından bu yana savaştığı, birliklerinin çoğunu dağıttığını ve 12 bin civarı üyesini öldürdüğünü söylediği İzzeddin el-Kassam Tugayları hakkında ne biliyoruz?

Kassam Tugaylarının kurulması ve İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlerin kurtarma takıntısı

İzzeddin el-Kassam Tugayları, 1988 yılının başlarında ‘Mecd’ adıyla kuruldu ve birkaç ay sonra ismini değiştirerek bugün kullandığı adı aldı. Mecd adı ise Hamas Hareketi içinde İsrail istihbaratı için çalışan casusları takip eden gizli güvenlik birimi tarafından kullanılmaya devam etti. Bu yapının en önemli kurucularından biri, Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ndeki mevcut lideri ve 7 Ekim saldırılarının planlayıcısı olduğu gerekçesiyle İsrail tarafından aranan bir numaralı isim olan Yahya es-Sinvar'dı.

Kurulmasından itibaren pek çok aşamadan geçen Kassam Tugayları, 1994 yılında İsraillileri kaçırma eylemlerine başladı. Batı Şeria'da İsrail askeri Nachshon Faxman'a yönelik ilk kaçırma eyleminde başarılı olmasıyla adından söz ettirmeye başladı. Faxman, Ramallah ile Kudüs arasındaki bir köyün yakınlarında düzenlenen askeri operasyonda İsrail güçleri tarafından kendisini kaçıranlarla birlikte öldürüldü.

İsraillileri kaçırıp Filistinli mahkumların serbest bırakılması için takas anlaşması yapılmaya çalışılması, 1990'larda ‘Mühendisler Dönemi’ olarak bilinen yeni bir dönemin başlaması öncesinde adam kaçırma eylemleri de dahil olmak üzere saldırıları durdurmayan Kassam Tugayları için bir takıntı haline geldi. Aynı sıralarda Kassam Tugayları üyelerinin, İsrail'in göbeğinde patlayıcılı yelekler ve bomba yüklü araçlarla kendilerini havaya uçurarak gerçekleştirdikleri saldırı eylemlerine liderlik yapan Yahya Ayyaş ortaya çıktı. Ancak bu eylemler bir süre sonra durduruldu ve ardından 2000 yılındaki ikinci Filistin İntifadası'nda güçlü bir şekilde yeniden başladı. Hamas Hareketi, bu tür eylemlerle farkını ortaya koydu.

İsraillileri kaçırmak, Kassam Tugaylarının temel hedeflerinden biri olmaya devam etti. Kassam Tugayları, 2006 yılında, yani Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirmesinden yaklaşık bir yıl önce yer altı tünellerini kullanarak Refah'ın doğusunda İsrail askeri Gilad Şalit'i kaçırıldı. Bu olaydan sonra İsrail, Gazze Şeridi’nde Şalit’i aramak için geniş çaplı operasyonlar başlattıysa da başarılı olamadı ve 2011 yılında Hamas'la bir anlaşmaya varmak zorunda kaldı. Anlaşma çerçevesinde Şalit’in serbest bırakılması karşılığında İsrail hapishanelerindeki kadın ve erkek bin 27 Filistinli mahkum serbest bırakıldı.

Kassam Tugayları, zaman zaman çatışmaların yaşandığı 8 yıllık bir ardından 2014 yılında 50 günden fazla süren savaşta iki İsrail askerini, ardından da Etiyopya kökenli bir İsrailli ile Necef’te (Negev) yaşayan İsrailli bir Arap’ı rehin almayı başardı. Aynı yıl gerçekleşen iki ayrı olayda sınıra sızdıktan sonra Kassam Tugayları, İsrail tarafına siyasi, psikolojik ve medya üzerinden baskı yaparak onu bir takas anlaşması imzalamaya zorlamaya çalıştı. Fakat Tel Aviv'de iktidara gelen hükümetler, bu durumu görmezden gelmeye devam ettiler.

7 Ekim ve yıkıcı bir savaşa yol açan takıntı

Kassam Tugaylarının 7 Ekim’de Gazze Şeridi sınırında ani bir saldırı düzenlemesinin nedenleri arasında, İsrail hükümetlerine rehine takası anlaşması imzalanması için baskı yapmak amacıyla İsrail vatandaşlarını kaçırma takıntısı olduğu düşünülüyor. Kassam Tugayları, İsrail'in ‘Nazi soykırımından sonra Yahudilerin yaşadığı en kötü olay’ olarak nitelediği eşi ve benzeri görülmemiş eylemde yüzlerce İsrailliyi öldürdü, aralarında çok sayıda askerin de bulunduğu yüzlerce kişiyi rehin aldı. İsrail, ‘Aksa Tufanı Operasyonu’ olarak adlandırılan 7 Ekim saldırısına, Gazze Şeridi'ne yönelik yıkıcı bir savaşla karşılık verdi. İsrail, savaşta şimdiye kadar yaklaşık 30 bin Filistinliyi öldürdü ve Gazze Şeridi’nin yarısını yok etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, savaşın ilk gününden beri amaçlarının ‘Hamas'ı yok etmek ve Kassam Tugayları’nın yeteneklerini tamamen ortadan kaldırmak’ olduğunu söylüyor. Yaklaşık 145 gündür devam eden savaşın ardından Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant, yaklaşık 12 bin Hamas üyesinin öldürdüklerini ve Hamas’ın Refah’taki tugayları dışındaki tüm tugaylarını dağıttıklarını açıkladılar. Ancak açıklanan bu sayılar halen şüpheli, zira uluslararası bir haber ajansının Hamas'taki kaynaklardan ölen Hamaslı sayısının 6 bin olduğunu aktarmış, fakat Hamas daha sonra yaptığı bir açıklamayla bu sayıyı yalanlamıştı.

Kassam Tugayları fırtınanın merkezinde yer alıyor

Şarku'l Avsat, Gazze’deki genel durumla ilgili Filistinli kaynaklardan ve saha kaynaklarından aldığı bilgilerle Kassam Tugayları’nın son durumunun bir tablosunu çizmeye çalıştı. Söz konusu kaynaklardan edinilen bilgilere göre İsrail’in Kassam Tugayları lideri Muhammed ed-Dayf ve yardımcısı Mervan İsa'ya ulaşamadığı anlaşılırken iki ismin suikast listesinin en başında yer aldıkları biliniyor. Aynı şekilde Kassam Tugayları’nın Han Yunus, Refah ve Gazze liderlerine ulaşamayan İsrail, buna karşın Gazze'nin kuzeyi ve merkezi liderleri ile birinci, ikinci ve üçüncü kademeden çok sayıda liderine ve üyesine suikast düzenleyebildi.

Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar, şu an Kassam Tugayları’nda şehit olanların sayısı ya da siyasi, sosyal, savunma ve hatta hükümet ve ekonomik alanlarda faaliyet gösteren üyelerinden öldürülen sayısı hakkında kesin rakamlar vermenin mümkün olmadığı vurguladılar. Kaynaklar, ancak İsrail'in Kassam Tugayları’nın bazı liderlerine, sahadaki liderlerinden bazılarına ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren üyelerine, onları bireysel olarak hedef alan saldırılarla veya tek başlarına ya da aileleriyle birlikte yahut Kassam Tugayları Genel Askeri Konseyi Üyesi ve Orta Gazze Tugayı komutanı Eymen Nevfel suikastında olduğu gibi başka ailelerin de yaşadığı, bulundukları yerin tamamı hedef alınarak suikast düzenlemeyi başardığını da aktardılar.

İsrail tarafından açıklanan rakamların doğruluğuyla ilgili şüphelerini dile getiren kaynaklar, işgalci İsrail’in Gazze'de öldürülen herkesi Hamas üyesi olarak tanımladığını ve bu yüzden bu tür yanıltıcı bilgileri yaymaya çalıştığını söylediler.

İsrail’in şimdiye kadar Kassam Tugaylarının iki liderine suikast düzenlemeyi başardığı, bunlardan birinin Kassam Tugayları Genel Askeri Konseyi Üyesi ve Orta Gazze Tugayı komutanı Eymen Nevfel, diğerinin ise Kassam Tugayları Füze Birimi Komutanı Eymen Siyam’ın yanı sıra Hamas’ın askeri kanadının diğer yetkililerinden Vail Receb, Rafet Selman, İbrahim el-Beyari ve Visam Ferhat gibi dört saha komutanıyla birlikte suikasta uğrayan Kassam Tugayları Kuzey Gazze Komutanı Ahmed el-Gandur (Ebu Enes) olduğu öğrenildi.

uju67j
Kassam Tugayları tarafından Gazze Şeridi’nde geçtiğimiz yaz düzenlenen bir fuarda bir çocuk RPG fırlatıcıya benzeyen bir silahı kaldırırken (AFP)

Mevcut bilgiler çerçevesinde Kassam Tugaylarının ikinci ve üçüncü kademelerinden ve daha alt kademelerinden suikast sonucu öldürülen liderinin kesin sayısına ulaşmak şu an için mümkün görünmüyor.

Kaynaklar, suikastlar ya da diğer operasyonlarda ve çatışmalarda çok sayıda kişinin öldürüldüğünü bildirdiler.

Kassam Tugayları ve esnek yapısı

Kassam Tugaylarının Gazze’deki savaşın başlamasından savaşçılarının sayısı 30 bini bulan tugayları, taburları ve başka birimleri vardı. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugaylarının yapısının son derece esnek ve komutanla iletişimin kesilmesi durumunda da savaşmaya devam edebilecek kapasiteye sahip olduğunu, her komutanın birinci, ikinci ve üçüncü yardımcısının bulunduğu, bazı durumlarda bu sayının dört, hatta beşe kadar yükseldiğini söylediler.

Kassam Tugayları, ‘Kuzey Tugayı, Gazze Tugayı, Orta Tugay, Han Yunus Tugayı ve Refah Tugayı’ olmak üzere beş tugaydan oluşan entegre bir idari ve örgütsel askeri sisteme sahip. Her tugayda bölükler, müfrezeler ve askeri takımlardan oluşan birkaç tabur yer alıyor. Lübnan ve İran gibi ülkelerde ve 2011 yılında başlayan iç olaylar sonrasında iki taraf arasındaki ilişkilerin bozulmadan önce Suriye'de eğitmenler tarafından eğitilen, bazıları Gazze Şeridi dışında askeri eğitim alan binlerce üyesi var.

derbfrt
Han Yunus'ta ‘Ebabil’ adlı insansız hava aracı (İHA) ve çevresindeki Kassam Tugayları üyeleri, 26 Temmuz 2022 (AFP)

İsrail tarafından yapılan açıklamalara göre Kassam Tugayları 24 askeri tabur içeriyor. Bu bilgi doğru gibi görünüyor. Şarku’l Avsat’ın kaynakları, tugayların dağılımının; kuzeyde 6 tugay, Gazze'de 6 tugay, merkezde 4 tugay, Han Yunus'ta 4 tugay ve Refah'ta 4 tugay şeklinde olduğunu ifade ettiler.

Her tabur, bölgelerin coğrafi yapısına göre en az 600 en fazla bin 200 kişi bulunuyor ve coğrafi dağılıma göre 4 ila 6 bölük içeriyor. Her bölük 3 ya da 4 müfrezeden oluşuyor. Müfrezelerde ise 3 ila 5 askeri takım yer alıyor. Her takımın 50 üyesi ve farklı alanlardan uzmanları oluyor.

Kassam Tugaylarının kaç kişiden oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Fakat son yıllarda mümkün olan en fazla sayıda genci bünyesine katma ve onları içeride ‘Kurtuluş Ordusu’ adıyla bilinen örgüte dahil etme çalışmalarına odaklandı.

Gazze’deki savaştan önce Kassam Tugaylarının üyelerinin sayısıyla ilgili Şarku’l Avsat’a yapılan tahminler 25 bin ile 30 bin arasında değişiyordu.

Kassam Tugaylarının resmi yapısı çerçevesinde her tugayda bir askeri yargı organı, bir askeri sanayi birimi, bir gözetim birimi, bir destek ve muharebe birimi, bir operasyon birimi, bir istihbarat birimi, bir iç cephe birimi, bir insan kaynakları bölümü ve bir enstitü ve fakülteler bölümü bulunuyor.

Çeşitli aşamalarda performanslarını sergiledikleri eğitimler alan İzzeddin el-Kassam Tugaylarının deneyimli üyelerinin faaliyet gösterdiği uzmanlık alanları ve farklı birimler arasında füze ve havanları kapsayan topçu birimi ile mevcut savaşta yaygın olarak kullanılan anti-mekanik ve anti-personel füzeler konusunda uzmanlaşmış zırh birimi yer alıyor. Ayrıca İsrail savaş uçaklarına karşı uçaksavar füzeleri ve karadan havaya füzeler fırlatma konusunda uzman hava savunma birimi ve İHA kullanma konusunda uzman uçak birimi de var. Bunun yanında çeşitli silahlar, füzeler, roketler, patlayıcılar, İHA’lar ve başka silahlar üreten bir askeri sanayi birimine sahip olan Kassam Tugayları, işgalci İsrail ile iş birliği yapanlar ve diğerleri hakkında istihbarat bilgileri toplama konusunda uzman bir askeri istihbarat birimine sahip. İsrail ordusunun hareketliliğini izleyen keşif ve gözlem biriminin yanı sıra görevi deniz yoluyla İsrail bölgelerine sızmak olan ve mevcut savaşta ilk kez ortaya çıkan, patlayıcı yüklü uzaktan kumandalı botlar kullanan deniz komando birimi olan Kassam Tugaylarının bir iç iletişim birimi de var. Birimde Kassam Tugayları ve Hamas liderleri için bir yer iletişim sistemi geliştirmeyi başaran mühendisler yer alıyor. Kassam Tugayları bünyesinde ayrıca İsrail güçlerini hedef almak için keskin nişancı silahları kullanma konusunda uzman kişilerin bulunduğu bir keskin nişancı birimi, tünel birimi, mühendislik birimi, askeri enformasyon dairesi ve örgütsel ve yönetim dairesi barındırıyor.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasında idare, kontrol, iletişim ve savaş yönetimi için kullanılan çok sayıda tüneli, liderlerin saklandıkları yerleri, silahlar ve füzelerin üretildiği yer altı fabrikalarını ve füze fırlatma rampalarını yok etmeyi başarmasının ardından Kassam Tugaylarının, sahip olduğu yeteneklerin çoğunu kaybettiğine şüphe yok.

Tüm bunlara rağmen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, Gazze Şeridi’nde devam eden savaşta İsrail askerleriyle girdikleri çatışmalarda yüksek muharebe kabiliyeti sergiliyor ve konuşlandıkları bölgelerin kontrolünü tamamen kaybetmemiş gibi görünüyorlar.



Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
TT

Eş-Şebab, Somali'deki stratejik öneme sahip bir adaya saldırı başlattı

"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)
"Gençlik Hareketi" üyeleri (Arşiv- AFP)

Çeşitli kaynaklara göre, eş-Şebab militanları dün Somali'nin güneyindeki stratejik bir adaya saldırdı ve yarı özerk Cubaland bölgesinde konuşlanmış askeri birliklerle çatıştı.

Yaklaşık yirmi yıldır El-Kaide ile bağlantılı olan eş-Şebab, Somali hükümetiyle savaşıyor.

Cubaland yetkilileri saldırıyı püskürttüklerini açıkladı, ancak grup daha önce operasyonları için bir fırlatma noktası olarak hizmet veren Kuday Adası'ndaki bir askeri üssü ele geçirdiklerini iddia etti.

Kismayo sahil kentindeki bir topluluk lideri AFP'ye verdiği demeçte, militanların "Kuday kasabasının dışındaki askeri üsse baskın düzenledikten sonra adayı kuşattıkları" bilgisini aldığını belirterek, "şu anda neler olduğunun ayrıntılarını bilmenin hala zor olduğunu" ifade etti.

Kismayo'dan askerlere yardım etmek için birkaç tekne gönderildiğini, ancak Cubaland güçlerinin yardım çağrısı yapmasından kısa bir süre sonra adadaki iletişimin kesildiğini söyledi.

Cubaland yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, "güvenlik güçleri düşmana ağır kayıplar verdirdi ve saldırıda kullanılan birçok askeri aracı imha etti" denildi.

“Eş-Şebab Hareketi” ise savaşçılarının “ada içinde ve dışında 3 askeri üssün tam kontrolünü ele geçirmeyi başardığını” duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kismayo'nun yaklaşık 130 kilometre güneybatısında bulunan Kuday Adası, 2015 yılının başlarında Somali Ulusal Ordusu'nun Kenya Savunma Kuvvetleri ile iş birliği içinde gerçekleştirdiği bir operasyonla "Eş-Şebab" hareketinin elinden kurtarıldı.


Suriye'de Kürt sorunu diye bir şey yoktur!

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Suriye'de Kürt sorunu diye bir şey yoktur!

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

Hüseyin eş-Şara

Levant bölgesinin mücevheri Suriye, 1516 yılında Halep'in kuzeyindeki Mercidâbık Muharebesi’nden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası oldu.

Osmanlı orduları, ‘İslam fethi ve Arap bölgesindeki Müslüman emirliklerin birleştirilmesi’ sloganı altında Levant ve Mısır'ı yöneten Memlükleri yendi. Böylece Suriye, 1516'dan üç konsolosun başta Biladü'ş-Şam ve Irak olmak üzere Levant bölgesindeki Arap ülkelerini bölüşmeyi kabul etmesinden sonra, Büyük Britanya ve Batılı güçler tarafından açıkça kışkırtılan Büyük Arap İsyanı’nın patlak verdiği 1916'ya kadar yaklaşık 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Bu anlaşma, 1916 yılında ‘Sykes-Picot Anlaşması’ olarak adlandırıldı ve adını Fransa ve İngiltere'den iki politikacı ile Çarlık Rusya'sının Rus konsolosundan aldı. Ancak, 1917 Ekim Devrimi'nden sonra, Rus devrimciler bu anlaşmayı ifşa ettiler ve anlaşmadan çekildiler. Bu anlaşmanın etkileri, 2 Kasım 1917'de talihsiz Balfour Deklarasyonu ile devam etti. Bunu, 1920'de Levant bölgesi üzerinde İngiliz-Fransız Mandası, ardından İngiltere ve Fransa arasında bölünmesi ve Arap devletinin devrilmesi, Kral Faysal bin Hüseyin'in görevden alınması ve Levant bölgesini dört vilayetiyle yöneten bu yeni kurulan devletin sonu izledi.

Fransa’nın Suriye ve Lübnan’daki manda yönetimi ve İngiltere’nin Filistin ve Mavera-i Ürdün üzerindeki mandası sırasında, Irak üzerinde vesayet kurularak İngiliz yönetimi altında Kral Faysal bin Hüseyin'in kral olarak tahta çıkarıldı ve Prens Abdullah bin Hüseyin tarafından Mavera-i Ürdün’de Ürdün Haşimi Krallığı'nın kuruldu.

Suriye'deki Kürt sorunu hiçbir zaman Suriye kimliğinin bir parçası olmadı. Suriye'deki Kürtler hem şehirlerde hem de kırsal kesimde yaşayan ve her zaman Arap kültürüne sahip ve İslam dinine mensup vatandaşlar oldu.

Suriye'deki Fransız Suriye ve Lübnan Mandası döneminde, Suriye topraklarında bölgesel isyanlar başladı. Bu isyanların ilki, Kürt kökenli olan ancak bir Suriye ve Arap vatandaşı olarak manda yönetimine karşı savaşan Suriyeli milliyetçi lider İbrahim Hananu tarafından yönetildi. Onun isyancıları Kefer Taharim ve Cebel ez-Zaviye bölgelerinden gelen Araplardı ve Halep ve çevresine taşındılar.

Onun devrimi çok iyi biliniyordu ve kendisi Kürt olduğunu söylemiyordu, aksine devrimini Suriyeli olduğu ve yoldaşlarının Arap olduğu için liderlik ediyordu. İnsan hakları aktivisti ve aydın bir adam olan bu büyük azimli kişi, Fransız mandasına karşı Suriye devriminde önemli bir rol oynadı. Ülkesini, Suriye'yi ve Arap ulusunu savunmak için işgalciye direnmenin gerekliliğine inandığı için yargılandı ve idama çarptırıldı.

Kürt sorunu var mı?

Suriye'deki Kürt sorununu tartışıyorsak, bu sorunun Suriye Anayasası’nda hiçbir zaman yer almadığını söyleyebiliriz. Suriye'deki Kürt sorunu hiçbir zaman Suriye kimliğinin bir parçası olmadı. Suriye'deki Kürtler hem şehirlerde hem de kırsal kesimde yaşayan ve her zaman Arap kültürüne sahip ve İslam dinine mensup vatandaşlar oldu. Onlara karşı milliyetçi şiddet uygulanmadı. Hem yakın hem de uzak tarih bunu bize gösteriyor. Hatta bazı Kürt şahsiyetler tarihimizi etkiledi. Bunlardan biri de Irak'ın Tikrit kentinden gelen Kürt bir aile olan Eyyubi hanedanının soyundan gelen kahraman Selahaddin Eyyubi’ydi. Eyyubi, yine Kürt bir aile olan ünlü Zengi hanedanının damadıydı.

ASDEFR
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde Ömer Petrol Sahası’nda düzenlenen askeri geçit törenine katılan SDG üyeleri, 23 Mart 2021 (Reuters)

Nureddin Zengi, Levant bölgesini Mısır ile birleştirdi ve Müslüman Arap lider olarak ortaya çıktı. Selahaddin Eyyubi, savaşan Arap emirliklerini birleştiren dönemin lideriydi. Bu görevi başardıktan sonra, Levant, Irak ve Mısır'dan Arap-İslam ordusu kurdu ve Levant'ta Haçlıları yendi. Hıttin Muharebesi, 4 Temmuz 1187'de (Hicri 25 Rebiulahir 583) Filistin'in Levant bölgesinde gerçekleşti. Haçlıları yenen Selahaddin Eyyubi, onlarla bir barış antlaşması imzaladı ve bu antlaşma, Levant bölgesinin Haçlılardan kurtarılmasıyla sonuçlandı.

Suriye'nin bir bütün olarak etnik özelliklere sahip olduğunu iddia edenler büyük bir yanılgı içindeler, çünkü kültürel, entelektüel ve ulusal denge o kadar bütünleşmiştir ki, bunları birbirinden ayırmak imkânsız.

Araplar ve Kürtlerin birbiriyle kaynaşmalarının uzun bir geçmişi var ve ayrımcılığa yol açmaz. Tıpkı 3 Eylül 1260'da (Hicri 25 Ramazan 658) Mısır Sultanı Seyfeddin Kutuz'un önderliğinde Moğollara karşı Filistin'de Ayn Calut Savaşı'nda olduğu gibi. Bu tarih unutulamaz ve Araplar ile diğerleri arasında ayrım yapmak için kullanılamaz. Çünkü bu tarih, bölünme, ayrımcılık veya olayların ve eğilimlerin özünde olmayan sorunları gündeme getirmek için değil, bilgi, miras ve dinin bir bütünüdür.

Suriye'de ortak bir tarih

Tarihsel olarak Suriye, büyük ve küçük tüm bileşenleri en küçük ayrıntısına kadar harmanlayarak ve birleştirerek ortak bir tarihe ve karışık bir nüfusa sahiptir. Levant ve Irak'ı ziyaret ederseniz, bu ülkelerde on beşten fazla medeniyetin yaşadığını ve büyüdüğünü ve izlerini bıraktığını göreceksiniz. Tüm bunlar nihayetinde bizim için istikrarlı, tutarlı ve güçlü bir ulusal uyum ortamı yarattı. Suriye'nin bir bütün olarak etnik özelliklere sahip olduğunu iddia edenler büyük bir yanılgı içindeler, çünkü kültürel, entelektüel ve ulusal denge o kadar bütünleşmiştir ki, bunları birbirinden ayırmak imkânsız. Zira bu, endişe verici veya çözülmesi gereken bir sorun değildi. Kürtler, Türkmenler, Süryaniler ve Aramiler tek bir ulus, Suriyeli ve Arap halkıdır. Çünkü en genel ve baskın özellik düşünce, kültür, yaklaşım ve davranışta Arapçılıktır. Bu nedenle Suriye'de seçkin bir akademisyen olan Dilbilim Akademisi ve Arap Entelektüel Birliği Başkanı Muhammed Kurd Ali'yi buldum. Bunu savunan ve benimseyen akademisyen, bunun bir Kürt akademisi ya da başka bir şey olduğunu söylemiyor, aksine bir Arap akademisi olduğunu söylüyor. Bunun Arap ve Müslüman uluslararasın birliği çağrısı olduğunu belirten Muhammed Kurd Ali’nin yazıları ve tartışmaları da buna tanıklık ediyor.

SADFRGT
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam'da bir konuşma yaparken, 29 Ocak 2025 (AFP)

Biraz daha geriye gidecek olursak yukarıda da belirttiğimiz gibi, İbrahim Hananu'nun Suriyeli ve Arap kültürüne düşkün birinden başka bir şey olmadığını göreceğiz. Arap kültürü, ırksal bir ayrıcalık değil, bir kültür, düşünce ve dildir; yabancı dillerde yetkin olsalar bile. Fransızca bilen Fransız olmadığı, Osmanlıca bilenin Osmanlı olmadığı gibi. Aynı şey İngilizce için de geçerli.

Dolayısıyla Arap olmak pratikte, kültürde ve benimsemede, son zamanlarda ortaya çıkan kökenler ve dallar üzerine yapılan araştırmalara rağmen, birçok aile ve aşiret için geçerli olmaya devam ediyor. Ancak bu insanlar, Suriye devletinin ve Arapçılığın en coşkulu destekçileri arasındaydı, ki bu da tüm aşamaların taçını oluşturuyor. Burada daha ayrıntılı olarak belirtmek gerekirse, Hama'da el-Barazi adında büyük, nüfuzlu ve feodal bir aile vardır ve bu aileden Suriye tarihi ve Arapçılıkta önemli pozisyonlarda yer alan şahsiyetler çıktı.

Suriye, Kürt kökenli ve 1946 yılının nisan ayında tahliye sonrasında Suriye ordusunun komutanı olan lider Husni ez-Zaim tarafından yönetiliyordu. Daha sonra, Şukri el-Kuveytli'nin başını çektiği seçilmiş hükümeti devirdi ve onu hapse attıktan sonra Suriye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görevini üstlendi. Başbakan ise Hama'daki el-Barazi aşiretinden Muhsin el-Barazi oldu. Onlar kendilerini Kürt olarak değil, tamamen Suriyeli olarak tanımladılar ve anayasasında ‘Suriye Cumhuriyeti bir Arap ülkesidir ve Arap milletine aittir’ yazan bir Arap ülkesini yönettiler. Bu önsöz, 1920 yılından günümüze kadar tüm Suriye anayasalarında yer aldı. Tüm anayasalarda belirtildiği gibi, mezhep, etnik köken veya din ayrımı gözetmeksizin vatandaşlık yoluyla egemen olan halka vurgu yapılıyor.

Rakka, Deyrizor ve Haseke olmak üzere üç ili ve Kamışlı’yı kapsayan el-Cezire bölgesinde, Cebel-i Ekrad adlı bir dağda Kürt topluluğu yaşıyordu. Bu topluluğun Suriye nüfusuna oranı yaklaşık yüzde 3’tü.

Yine el-Cezire bölgesinden Kürt kökenli Tümgeneral Tevfik Nizameddin, Suriye Ordusu Genelkurmay Başkanlığı görevini devraldı. Şubat 1958'de Mısır-Suriye Birliği kurulmadan önce Suriye Arap Ordusu’nun komutanlığını yaptı. Bundan sonra da sınırlı bir süre görevine devam etti, ardından Tümgeneral Afif el-Bazra onun yerine geçti. Afif el-Barza da Kürt kökenli olabilir. Zira kardeşi Selahhdin el-Barza'yı tanıyorum. Suriye Arap Ordusu İkinci Bürosu'nda subay olarak görev yapan Barza, Mısır ve Suriye için ünlü Çekoslavakya Mısır Silah Anlaşması’nı (1955), yani ‘silah tekelini kırma’ müzakerelerine katılanlardan biriydi. Ardından gelen tüm Suriye hükümetlerinde, hiç kimse şu veya bu bakanın etnik kökenini sormadı. O da Suriye-Mısır birliğinin en önde gelen bakanlarından biriydi.

Suriyeli Kürt şahsiyetler

Kürt kökenli Arap milliyetçisi eski bakan Muhammed Ali Buzu, Tümgeneral Faruk Buzu ve kardeşi ünlü spor yorumcusu Adnan Buzu. Bu isimlere Şam'ın en ünlü ailelerinden Salihiyye ailesi, Şamadin Aga ve Ömer Aga da eklenebilir. Bunlar, Şam'ın önde gelen Kürt aileleriydi. Bu iki liderin annesi, bizim ailemizdendi. Şam'daki Şamadin Aga Meydanı bugün hala varlığını sürdürüyor.

FR
SDG ile Suriye devleti arasındaki birleşme anlaşmasının şartları (Al Majalla)

Şam'daki Kürt mahallesi, Kürt kökenli ailelerin çoğuna ev sahipliği yapıyor. Ancak bunlar Arap ve daha fazlasıdır. Bunlar arasında, otuz yılı aşkın bir süre Suriye'nin Büyük Müftüsü olarak görev yapan Şeyh Ahmed Kuftaro, İslam'a Arap bakış açısıyla yaklaşan ve bununla gurur duyan İslam vaizi Dr. Muhammed Ramazan el-Buti ve yetenekli yayıncı Mervan Şeyho ile kardeşi Adnan Şeyho'yu yetiştiren El-Şeyho ailesi bulunuyor. Hafız Esed döneminde bakan ve başbakanlık görevlerinde bulunan, Arap Sosyalist Baas Partisi'nin ulusal ve bölgesel liderlik kadrosunda yer alan Muhammed el-Eyyubi'yi hatırlıyorum. Hiçbir zaman “Ben Kürtüm” demedi ve bunu söylemeyen başkaları da var. Çünkü kendilerini Arap olarak görüyorlardı. Kamışlılı gazeteci İrfan Nizamuddin'i hatırlarsınız. Onun “Ben Kürtüm” dediğini hiç duydunuz mu?

Şam'daki Kürt kökenli aileler arasında, Suriye Komünist Partisi'nin liderlerinden ve her zaman Suriye ve Arap ulusunu savunan merhum Halid Bekdaş, eşi ve oğlu Dr. Ammar Bekdaş'ın da mensubu olduğu Bekdaş ailesi bulunuyor. Ayrıca Hamu Lili, Şamsu, ez-Zerki, el-Alusi ve diğer aileler de var. Bu aileler Kürt kökenli, ancak yönelimleri her zaman Suriye ve Arap ulusundan yana oldu. Kürt, Türkmen, Çerkes, Arnavut, Arami, Asur veya Asuri arasında pratikte bir ayrım yoktur. Bahsettiğim tüm aileler Arapça konuşuyordu ve Arap milletindendi. Bunu önyargıdan değil, bilakis hakikat bu olduğu için söylüyorum.

El-Cezire

Rakka, Deyrizor ve Haseke olmak üzere üç ili ve Kamışlı’yı kapsayan el-Cezire bölgesinde, Cebel-i Ekrad (Kürt Dağı) adlı bir dağda Kürt topluluğu yaşıyordu. Bu topluluğun Suriye nüfusuna oranı yaklaşık yüzde 3’tü. Cebel-i Ekrad’da Kürtlerin bir ağası vardı. Kamışlı, çoğunlukla Hıristiyanlar, Asurlu Araplar, Asuriler ve diğerlerinin yerleştiği bir şehir olduğundan 1960'larda ekonomik nedenlerle ABD ve Avrupa'ya göç ettiler. Mülklerinin çoğunu Türkiye'nin güneyinden veya Cebel-i Ekrad’dan gelen Kürtlere sattılar ve Kürtler Kamışlı ve çevresindeki köylere yerleşti.

Uzun yıllar Suriye'yi yöneten Baas Partisi döneminde, çok sayıda küçük ve farklı Kürt partisi kuruldu, ancak bunların çoğu milliyetçi bir eğilime sahipti.

Kamışlı’nın da ilçesi olduğu Haseke ilindeki Kürt nüfusu, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturuyor. Kürtler, başta Amuda, Ayn el-Arab, el-Kahtaniye ve el-Yarubiyye olmak üzere Arap kabileleriyle iç içe oldukları için Kürt etnik bir enklav oluşturmuyorlar. Kürt nüfusunun yoğun olduğu tek bölge, Halep'e bağlı Afrin'dir.

Kürtlere yönelik baskı, 1962 nüfus sayımı sırasında, hazır bulunanların vatandaşlığa kabul edilmesi, hazır bulunmayanların ise dışlanarak kırmızı kart veya başka bir tür yabancı kimliği verilmesi ile belirginleşti. Devletin görüşü, bu insanların çoğunun Suriye vatandaşı değil, Türkiye'nin güneyinden gelen göçmenler olduğu yönündeydi.

Ancak bunların çoğu, özellikle de Baas Partisi Suriye’de iktidara geldiğinde ve bu bölgelerin Araplaştırılması olgusu iktidar rejimini domine ederek Kürtlerin varlığını azalttığında, özellikle de Kürt olgusu ve Kürt sorunu Türkiye, İran ve Irak'ta ortaya çıkmaya ve öne çıkmaya başladığında başka illerde çalışan Suriyelilerdi ve bu durum düzeltilmedi.

İran, Türkiye ve Irak

İran'da, Sovyetler Birliği'nin teşvikiyle 1946 yılında İran'ın kuzeybatısındaki Mahabad şehrinde bir Kürt devleti kuruldu ve 11 ay gibi kısa bir sürenin ardından sona erdi. İran'da ve Türkiye'nin doğusundaki bazı şehirlerde ve bölgelerde yaklaşık 15 milyon Kürt yaşıyor. Kürtler, Türk devletinde bölünme yaratmak amacıyla, Hafız Esad döneminde Suriye'nin desteğiyle Abdullah Öcalan liderliğinde silahlı bir parti olan Kürdistan İşçi Partisi'ni (PKK) kurdular ve silahlı mücadeleye başladılar. Yaklaşık elli yıl boyunca Irak ile Türkiye arasındaki engebeli Kandil Dağları'nı üs olarak kullandılar.

DFE
Suriye hükümet güçleri, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor’da konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçerken 19 Ocak 2026 (AFP)

Irak'ta, Kral Gazi bin Faysal döneminde 1931 yılında Ahmed Barzani önderliğinde gerçekleşen devrimin ardından, Kürt lider Molla Mustafa Barzani harekete geçti. Kardeşi Mustafa Barzani, özerklik hedefiyle 1943 yılında ‘İkinci Devrim’ olarak bilinen hareketi başlattı ve Irak devletine karşı isyanın başını çekti. Bunlara 1919 ile 1931 yılları arasında Süleymaniye'de Mahmud Berzenci'nin isyan hareketleri eşlik etti. Barzani hareketi, General Abdulkerim Kasım önderliğindeki 1958 darbesinin başarısından sonra 1961'de ivme kazandı. 1945'ten beri Sovyetler Birliği'nde sürgündeyken Kürdistan Demokrat Partisi'ni (KDP) kuran Molla Mustafa Barzani, harekete katılmaya davet edildi.

Eylül devrimi, ‘Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ (IKBY) olarak bilinen bölgede gerçekleşti. 1961 yılından 1991 yılına kadar Saddam Hüseyin'in Kuveyt'in işgaline karışması dışında hiçbir şey başarılmadı. Bu dönemde, KDP ile arasındaki bölünme nedeniyle Erbil ve Süleymaniye arasında bölünmüş IKBY bölgesinde bir tür özerklik sağlandı. Bu bölünme hala devam ediyor ve nesiller boyu aktarılıyor.  Eski IKBY Başkanı Mesud Barzani, yıllar önceki referandumdan bu yana bağımsızlık elde etmeye çalışsa da buna izin verilmiyor.

Suriye ve Baas Partisi

Suriye’ye gelince hiçbir zaman böyle bir şey olmadı. Uzun yıllar Suriye'yi yöneten Baas Partisi döneminde, çok sayıda küçük ve farklı Kürt partisi kuruldu, ancak bunların çoğu milliyetçi bir eğilime sahipti. Ancak bunların çoğunun ulusal bağlantısı vardı ve bazıları Marksist yönelimdeydi. Ta ki ‘özerk yönetim’ örgütü oluşturulup ‘Suriye Demokratik Güçleri’ (SDG) adını verdikleri silahlı bir örgüt kurulana kadar.

Suriye'de ne geçmişte ne de şu anda “Kürt sorunu” diye bir şey yok. Acil bir durumla ve gerçeklikle hiçbir ilgisi bulunmuyor. Suriyeli Kürtler Suriye devleti vatandaşlarıdır. Kürt aşiretleri de vardır ama onlar Arap’tır.

2011 yılında başlayan Suriye Devrimi sırasında, bazı sınır ötesi Kürt güçleri zamanın kendileri için uygun olduğunu anladı. Suriye'den üç il bu güçler tarafından ele geçirildi. Bu güçler, Türkiye tarafından terör örgütü olarak görülen PKK'nın bir kolunu oluşturuyordu. Küçük bir nüfusu olmasına ve uluslararası toplumun görüşüne rağmen IKBY’ye benzer bir Kürt bölgesi kurabileceklerini düşündüler. Bu amaçla DEAŞ olgusunu kullandılar. Terör örgütü DEAŞ’la mücadeleyi ve Amerikalılar ve Uluslararası Koalisyonla iletişimi fırsat bilerek, kaderlerini ABD’nin ellerine teslim ettiler.

Ancak bu illerin tamamı Arap illeri ve buralarda Kürtler yaşamıyor. Rakka'da, Deyrizor'da Kürt nüfusu yok. Haseke’de ise nüfusun yaklaşık yüzde 20'si farklı bölgelere dağılmış Kürtlerden oluşuyor. Dolayısıyla, işsiz Arapları örgüt üyesi yaparak çoğunluğu Araplardan oluşan, Kandil Dağları'ndan yönetilen bir silahlı güç oluşturuldu.

Suriye Devrimi’nin zaferle sonuçlanmasından sonra, Suriye'nin yaşadığı istikrarsızlık durumundan yararlanarak rejim liderlerinin bazı kalıntılarını da kendi saflarına kattılar. Ancak, Suriye Devrimi’nde hiçbir rolleri olmadı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Kürt Partileri Birliği’nin siyasi bir mücadelesi olduğu biliniyor, ancak ne SDG'nin tutumlarını benimsedi ne de destekledi. Aksine Suriye ulusal birliğinin ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin destekçisi oldu. SDG onlara karşı her türlü organize suçu işlemeye ve yoluna çıkan herkesi öldürmeye başladı. Suriye Kürt Müstakbel Hareketi Lideri Meşal Temo ve diğerlerine suikast düzenledi. Ardından 10 Mart 2025'te yeni Suriye devleti ile bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Kandil Dağları'nın liderlerinin kontrolü altında olması nedeniyle anlaşmanın uygulanmasını geciktirdi.

Tüm bunlardan ötürü Suriye'de ne geçmişte ne de şu anda “Kürt sorunu” diye bir şey yok. Acil bir durumla ve gerçeklikle hiçbir ilgisi bulunmuyor. Suriyeli Kürtler Suriye devleti vatandaşlarıdır. Kürt aşiretleri de vardır ama onlar Arap’tır. Çünkü Arapçılığın anlamı ve önemi vardır, düşüncesi ve kültürü vardır, ırkçılık değildir. Osmanlı İmparatorluğu, Şamlı el-Yusuf, el-Alusi, ez-Zerki, el-Karaşuli ve el-Barazi aileleri gibi Suriye topraklarındaki Kürtler için büyük beylikler kurdu. Aynı şekilde Kürt Dağı Kürt ağaları vardı. Ancak bu insanlar tarih boyunca Arap olarak kaldılar ve ayrılıkçı ya da ırkçı emelleri olmaadı. Mensubiyet itibariyle Suriyeli ve Araplardı. Bunların arasında Suriye devletinde ve Suriye Sosyal Partisi, Baas Partisi, Arap Milliyetçileri Hareketi gibi Arap milliyetçi partilerinde ve Halk Partisi, Ulusal Parti, diğer partiler ve Suriye Ulusal Bloku gibi eski Suriye partilerinde önemli mevkilerde bulunan büyük isimler de bulunuyor.

Suriye bölünmez bir ülkedir, kültürü ve düşüncesi Arap ve İslam'dır, hiçbir zaman kimseye karşı ırkçılık yapmamıştır.


Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.