İdlib'de el-Cevlani’nin devrilmesi ve bölge yönetimi için seçim yapılması talebiyle gösteriler düzenlendi

Heyetu Tahriru'ş Şam üyeleri tarafından işkenceye uğramış bir tutuklunun öldürülmesine karşı protestolar düzenlendi.

TT

İdlib'de el-Cevlani’nin devrilmesi ve bölge yönetimi için seçim yapılması talebiyle gösteriler düzenlendi

Heyetu Tahriru'ş Şam üyeleri, Aralık 2019'da Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınlarında, bölgelerine yönelik devam eden saldırıları protesto eden göstericilerle karşı karşıya geldi. (AP)
Heyetu Tahriru'ş Şam üyeleri, Aralık 2019'da Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınlarında, bölgelerine yönelik devam eden saldırıları protesto eden göstericilerle karşı karşıya geldi. (AP)

Suriye'nin kuzeybatısında yer alan İdlib kentinin merkezindeki Saat Meydanı, günlerdir aktivistlerin Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Cevlani’ye karşı düzenlediği halk gösterilerine sahne oluyor. Göstericiler el-Cevlani’nin ülkeyi terk etmesini, HTŞ’nin hapishanelerindeki tutukluların ve zorla kaçırılan kişilerin akıbetinin açıklanmasını talep ediyor.

Göstericiler üzerinde şu ifadelerin yazılı olduğu pankartları kaldırdı: ‘Güçlüyü zayıftan, komutanı askerden önce yargılayan bağımsız ve tarafsız bir yargı istiyoruz’, ‘El-Cevlani hapishaneleri olmadığını söylerken doğru söylemiş. Gerçek şu ki, hapishaneleri değil, insan mezbahaları var.’

Pazar günü öğleden sonra İdlib'in kuzey kırsalındaki Sarmada kavşağının ortasında bir grup, üzerinde bölgeyi kontrol eden HTŞ’nin güvenlikle ilgili tutumunu eleştiren kalın puntolu sloganlar yazılı pankartlar taşıyarak durdu. Yanlarında silah taşıyan ve yoldan geçenleri arayan maskeli güvenlik personelleri de vardı.

O gün gösteriye katılanların sayısı çok fazla değildi. Ama İdlib bölgesindeki güvenlik durumunu denetleyenlerin gözünde kalabalıktılar. Çünkü bu, gündüz saatlerinde ve her gün binlerce kişinin geçtiği bir nokta olarak kabul edilen halka açık bir yerde nadir görülen bir olaydı. Gösteriye katılanlardan Abdurrahman isimli vatandaş, Şarku’l Avsat’a konuşurken “Tutuklanmaktan korkmuyorum” ifadesini kullandı. Abdurrahman, gösteriye katılmak için gelenlerden bazılarının güvenlik güçlerinin varlığından korktuklarını ve slogan atmadıklarını belirtti.

deferf
Heyetu Tahriru'ş Şam üyeleri, Aralık 2019'da Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınlarında, bölgelerine yönelik devam eden saldırıları protesto eden göstericilerle karşı karşıya geldi. (AP)

HTŞ önceki yıllarda, İdlib bölgesi üzerindeki kontrolünü eleştiren halk protestolarını dağıtmak için gerçek mermi kullandı. Abdurrahman ise medyanın bu olayı haber yapmasının öfkesini ifade etmesi için kendisine koruma sağladığını düşünüyor.

“Gösterinin nedeni yönetimdekilerin bu zamana kadar yaptıklarına duyulan öfke” diyen genç aktivist sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir kişinin işkence altında ölümüne tanık olduktan sonra dayanamadık artık. HTŞ, kurtarılmış bölgenin (Suriye makamlarının kontrolü dışındaki bölge) yönetiminden sorumlu. Bu sorumluluğu yerine getirmek için tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz. Bu yüzden öfkemizi ifade etmek ve bölge yönetimi için seçim talep etmek üzere sokaklara çıktık.”

dfvfd

Aynı gün akşam saatlerinde İdlib kentinde başka bir gösteri daha yapıldı. Ertesi gün düzenlenen bir başka gösteride ise katılımcı sayısı arttı. HTŞ lideri el-Cevlani’nin devrilmesi ve hapishanelerin tutuklulardan boşaltılması için dile getirilen taleplerin tonu da yükseldi.

Bölgeyi 2015'te Suriye rejiminin kontrolünden çıkarmayı başaran HTŞ, bu esnada Fetih Ordusu içindeki bir dizi muhalif grupla iş birliği yapıyordu. HTŞ, İdlib, İdlib’in kırsalı ve Halep'in batı kırsalı üzerindeki hegemonyasını, eski müttefikleriyle çatıştıktan, bazılarını sürdükten ve diğerlerini de kısıtladıktan sonra dayattı.

HTŞ, 2017 yılında Suriye Kurtuluş Hükümeti adı altında sivil bir kol kurdu. Bu hükümet, bölgenin yönetimini Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’na bağlı geçici hükümetten devraldı. HTŞ, tüm siyasi, güvenlik ve ekonomik sektörleri ele geçirmek için bazen halkı memnun ederek bazen de onları silah ve tutuklama ile tehdit ederek susturdu.

Geçtiğimiz yıl boyunca HTŞ, ‘ajan dosyası’ olarak bilinen, yüzlerce lider ve üyeyi kapsayan en büyük tutuklama operasyonunu gerçekleştirdi. HTŞ, tutukluları Suriye rejimi ve müttefikleri için çalışmakla suçladı. Bu soruşturma geçen ay sonuçlandı. Tutukluların vücutlarındaki işkence izlerini gizleyemeyen HTŞ, onları art arda serbest bırakmaya başladı.

dvdfvfd
HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Cevlani (sağdan ikinci), Halep kırsalında saha komutanlarıyla ayrıntıları tartışıyor. (AP)

HTŞ, geçen yıl 26 Ocak'ta Telegram üzerinden bir açıklama yayınladı. Açıklamada, suçu kanıtlanmamış tutukluların derhal serbest bırakılacağı duyuruldu. Ayrıca, itiraf almak için işkence kullanımına atıfta bulunarak tutuklulara karşı disiplin prosedürlerini ihlal ettiği tespit edilenlerin tutuklanacağı ifade edildi.

Suriye rejimine karşı muhalefetin bir sonucu olarak 13 yıllık savaşın etkilerini yaşayan bölgede kontrolü elinde bulunduran HTŞ’nin işkenceye ve keyfi tutuklamalara başvurması, kamusal yaşamın tüm yönlerini kontrol etmeye çalışması ve aşırı güvenlik baskısı uygulaması son aylarda bölge sakinlerinin artan eleştirilerine yol açtı. Bu noktada, İdlib kentinde gece saatlerinde gerçekleşen gösteri, bir tutuklunun HTŞ hapishanelerinde işkence altında öldürüldüğünün ve akıbeti açıklanmadan gömüldüğünün ortaya çıkmasının arka planında gerçekleşti.

HTŞ, 10 ay önce Ceyşu’l Ahrar grubunun bir üyesi olan ve Ebu Ubeyde Tel Hadye olarak bilinen Abdulkadir el-Hakim'i tutukladı. Akrabaları onun beş ay önce öldüğünü bilseler de, 24 Şubat'tan önce bundan emin değillerdi. Ailesi 24 Şubat'ta HTŞ’den el-Hakim’in akıbetinin açıklanmasını istediklerinde işkence altında öldürüldüğü ve gizlice gömüldüğü ortaya çıktı.

frbvgfr
Suriye'nin kuzeybatısındaki bir bölgede HTŞ üyeleri (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi)

Jusoor Araştırma Merkezi’nde araştırmacı olan Vail Avlan, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte ajanlık meselesinin HTŞ’nin yaşadığı iç sorunları, liderleri arasındaki çatışmayı ve güvenlik uyumundaki düşüşü vurguladığını söyledi. Avlan bu durumun, muhaliflere, HTŞ’nin güvenlik davranışını değiştirmesi, bölgedeki askeri varlığa ve yönetime katılmak isteyen diğer grupların ilerlemesine izin vermesi için baskılarını arttırma fırsatı verdiğini ifade etti.

HTŞ’nin göstericilere karşı güvenlik durumunu artıracak uygulamalarda bulunmasını beklemeyen Avlan, HTŞ’nin hizipsel unsurlardan ziyade toplumsal unsurların ilerlemesine izin vererek idari ve güvenlik düzeylerinde bazı tavizler verebileceğini belirtti. Bölgedeki diğer grupların fırsattan istifade geri dönmesini ve güvenlik, idari ya da askeri dosyalardan herhangi birini devralma ihtimalini uzak gören Avlan, HTŞ’nin İdlib'deki ana aktör olmaktan geri duracak kadar zayıflamayacağını düşünüyor.

Suriye Kurtuluş Hükümeti Enformasyon Bakanlığı Halkla İlişkiler Ofisi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada işkenceyle ilgili son olayları büyük bir kusur olarak nitelendirdi ve sorumluların hesap vermesi için soruşturma başlatıldığını duyurdu. Ofis, gösteriyi halkın doğal bir tepkisi, devrimin ve ilkelerinin devamına destek olarak değerlendirdi.

Bu açıklamalara, gösterilerin ve protestoların medyada yer almasına, katılımcıların tehdit edilmesi veya tutuklanması söz konusu olmaksızın izin verilmiş olmasına rağmen bölge halkında korku ve tedirginlik hali hâkim olmaya devam ediyor. Son gelişmeleri takip edenler, sivillerin en büyük kurbanlar arasında yer alacağı askeri bir gerilimden endişe duyuyor.



Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi Suriye topraklarındaki tutuklulardan Irak'a teslim edilen "DEAŞ" örgütüne mensup bin 387 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden dün yapılan açıklamada, "Birinci Kerh Soruşturma Mahkemesi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış hakimlerin gözetiminde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Hakim Faık Zeydan'ın doğrudan gözetimi altında, Suriye topraklarındaki tutuklulardan yakın zamanda teslim alınan bin 387 DEAŞ terör örgütü üyesi hakkında soruşturma işlemlerine başlamıştır" denildi.

DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)

Açıklamada, “tutuklularla ilgili işlemlerin, yerleşik yasal ve insani çerçeveler dahilinde ve ulusal yasalar ile uluslararası standartlara uygun olarak yürütüleceği” belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “bu işlemlerin, Irak'ın DEAŞ terör örgütünün suçlarına karışanları soruşturmak ve hesap sormak için yürüttüğü çabalar bağlamında, yürürlükteki yasalara uygun olarak ve DEAŞ terör unsurları ile soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden suçların ele alınmasına yönelik uluslararası koordinasyonla paralel olarak gerçekleştirildiği” ifade edildi.

Açıklamada, “Irak'a gelmesi beklenen DEAŞ terör örgütü üyesinin sayısının 7 bini aştığı ve Uluslararası Adli İşbirliği Ulusal Merkezi'nin, soruşturma organlarına ve mahkemelere daha önce arşivlenmiş belgeleri ve kanıtları derleyip sunmak için çalışacağı” belirtildi.

Yaklaşık iki hafta önce, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), yaklaşık 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a transferinin başlatıldığını duyurmuştu; bu hamlenin amacının “teröristlerin güvenli gözaltı tesislerinde kalmasını sağlamak” olduğu belirtilmişti.

Irak güvenlik kaynaklarına göre Irak'a transfer edilenler arasında Suriyeliler, Iraklılar, Avrupalılar ve diğer uyruklardan kişiler bulunuyor.

Aşırılıkçı grup, 2014'ten 2017'ye kadar Irak'ın kuzey ve batısındaki geniş alanları kontrol etti ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Irak güçleri tarafından bölgeden çıkarıldı.

Irak, terörist grubun yol açtığı yıkıcı etkilerden hala kurtulmaya çalışıyor.

Örgütün 2019'da yenilgiye uğratıldığı Suriye'de, aralarında yabancıların da bulunduğu binlerce aşırılıkçı grup üyesi olduğundan şüphelenilen kişi ve aileleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından işletilen hapishanelerde ve kamplarda gözaltına alındı.

 Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre örgüt üyelerinin Irak'a transferine ilişkin planın duyurulması, ABD'nin Şam Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Suriye Demokratik Güçleri"nin aşırılıkçı örgütle mücadeledeki rolünün sona erdiğini açıklamasının ardından geçen ay gerçekleşti.

Son yıllarda Irak mahkemeleri, terörizm ve aralarında Fransız vatandaşlarının da bulunduğu yüzlerce insanın öldürülmesiyle ilgili davalarda "terör örgütüne" üye olmaktan suçlu bulunan kişilere ölüm ve ömür boyu hapis cezaları verdi.

Örgüte üye olmaktan suçlu bulunan binlerce Iraklı ve yabancı uyruklu şu anda Irak hapishanelerinde bulunuyor.


İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA) bugün Sur'un (Tyre) güneyinde bir aracı hedef aldı.

Bu sabah erken saatlerde, İsrail'e ait bir İHA Lübnan'ın güneyindeki Zahrani kasabası yakınlarındaki otoyolda bir aracı hedef aldı. Yine bu sabah, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki Aita al-Shaab kasabasında bir evi yıktı. İsrail'e ait bir İHA Aita al-Shaab’ı bu sabah üç adet şok bombasıyla hedef aldı.

Tahliye emirleri

AFP bugün ilerleyen saatlerde, İsrail ordusunun hava saldırılarına hazırlık olarak Lübnan'ın güneyindeki iki köyde bulunan iki binanın tahliyesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Askeri sözcü Avichai Adraee, X platformundaki hesabından şu açıklamayı yaptı: "Güney Lübnan sakinlerine, özellikle de şu iki köye acil uyarı: Kfar Tibnit ve Ain Qana. İsrail Savunma Kuvvetleri yakın gelecekte Hizbullah'ın askeri altyapısına saldıracak."

İsrail uzun zamandır İran destekli Hizbullah'ın yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını söylüyor; bu nokta Adraee'nin açıklamasında da dile getirildi.

Şunu belirtmek gerekir ki, İsrail, 27 Kasım 2014'te yürürlüğe giren Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasının şartlarına uymamış ve uymamaktadır. İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde buldozerlerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam etmekte ve neredeyse her gün baskınlar düzenlemektedir. Ayrıca, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki çeşitli noktalarda konuşlanmış durumdadır.


İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.