Gazze’deki İsrail güçleri: Tecavüz, yalanlar ve videolar

Tacizle başlayıp tecavüzle biten ihlaller.

İsrailli kadın askerler, Gazze Şeridi’ndeki yıkımın önünde selfie çekiyor, 19 Şubat 2024 (AP)
İsrailli kadın askerler, Gazze Şeridi’ndeki yıkımın önünde selfie çekiyor, 19 Şubat 2024 (AP)
TT

Gazze’deki İsrail güçleri: Tecavüz, yalanlar ve videolar

İsrailli kadın askerler, Gazze Şeridi’ndeki yıkımın önünde selfie çekiyor, 19 Şubat 2024 (AP)
İsrailli kadın askerler, Gazze Şeridi’ndeki yıkımın önünde selfie çekiyor, 19 Şubat 2024 (AP)

Samer Ebu Havaş

19 Şubat’ta Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi uzmanları 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki Filistinli kadın ve kızlara yönelik ağır ihlallerine ilişkin bir açıklama yayınladı. Uzmanlar, özellikle Gazze’de kadınlara karşı işlenen yargısız infazlara ilişkin dehşet verici ifadeler aktardı. Açıklamada, Gazze’deki kadınlara veya Batı Şeria’da tutuklanan ve dayak dahil son derece sert muameleye maruz kalan Filistinli kadınlara yönelik cinsel taciz, saldırı ve aşağılama vakalarına da değiniliyor.

Açıklamada Filistinli kadınlara yönelik tecavüzlerden bahsediliyor ve bu türden en az iki saldırının gerçekleştiği belirtiliyor. Bu durum, özellikle bir buçuk milyondan fazla Gazzelinin maruz kaldığı cinayet, keyfi tutuklama, işkence ve aç bırakma suçlarının yanı sıra bir savaş suçuna da işaret ediyor. Öyle ki tecavüz, doğrulanması halinde bir grup insanı hedef alan sistematik bir politika ise soykırım kategorisine girer. Açıklamada, İsrail askerlerinin kasıtlı olarak Filistinli kadınların aşağılayıcı fotoğraflarını çekip özellikle TikTok’ta olmak üzere sosyal medya hesaplarında yayınladığına dikkat çekiliyor. Örneğin bu platformlarda, yağmurda kafese kapatılan kadınların fotoğrafları ve videoları yayınlandı.

İhlaller

İsrail’in bu tür ihlallerine işgalci yetkililer, nadiren yanıt veriyor ve yorum yaptıklarında ise bu, yalnızca erkeklerle ilgili olaylar hakkında oluyor, kadınlarla ilgili değil. Aralarında çocukların da bulunduğu çıplak Filistinli tutukluların fotoğraflarının ortaya çıkmasıyla çıkan kargaşaya, onların ‘Hamas üyesi’ olduğu bahanesiyle yanıt verilmişti. Bu uygulamaya ise askerlerin ‘bu adamların silah veya patlayıcı kemer taşımamalarını sağlamaya çalışılması’ gerekçe olarak sunuluyor. Bu adamlardan bazılarının silah taşırken ki fotoğrafları çekilerek, bunların sivil değil, Hamas üyesi olduğu iddia edilmeye çalışıldı, ancak bu girişim başarısızla sonuçlandı. İkinci olay ise bir grup askerin bir caminin içinde nefret dolu ırkçı ifadeler kullanan insanların fotoğraf ve videolarını çekmesiydi. Üçüncüsü ise işgalciler yetkililerin, gözaltına alınan Filistinli bir sivile işkence yapan bir asker hakkında disiplin tedbirleri aldığının açıklanmasıydı.

Bu sahne, askerlerin anormal ve izole uygulamalarının bir ürünü gibi görünmemekle birlikte, ‘savaş çabası’ içerisinde hakaret ve taciz olarak kullanılması amaçlanan sistematik bir eylemdir.

Her zaman Batı’nın İsrail’e ve İsrail’in Gazze’deki sivillere karşı savaşına yönelik eleştirilerinin ardından gelen bu itiraf ve resmi açıklamalar, ordunun bu tür olayların yaşanmaması için gerekli tedbirleri aldığını ve ‘dünyanın en ahlaklı ordusu’ olduğunu teyit etme amacı taşıyor. Bu açıklamalar, bizzat askerlerin aktardığı ve yayınladığı açıklamaların hacmiyle karşılaştırıldığında, daha büyük sahneyi örtbas etmenin bir yolu olma eğilimindedir. Ayrıca artık askerlerin anormal ve izole uygulamalarının bir ürünü gibi görünmemekle birlikte, ‘savaş çabası’ içerisinde hakaret ve taciz olarak kullanılması amaçlanan sistematik bir eylemdir. Tıpkı bir taraftan Gazze halkına karşı intikam, diğer taraftan da onların iradesini kırma ve Hamas’a baskı yapma aracı olarak, açlığın aynı amaçlara ulaşmak için bir silah olarak kullanılması gibi…

Tarihsel emsaller

Gazze savaşı, bu tür ihlallerin kaydedildiği ilk savaş değil. İnsan hakları ve uluslararası raporlar, Sudan ordu güçleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki mevcut savaşta çok sayıda Sudanlı kadının tecavüze maruz kaldığını gösteriyor. Hala hafızalarda taze olan bir örnek ise çoğu esaretleri sırasında Sırp askerler tarafından olmak üzere 20 bin ila 50 bin arasında Bosnalı kadın ve kız çocuğunun tecavüze uğradığı Bosna savaşıdır. Aynı şekilde Ruanda’daki (1994) soykırım sırasında 100 gün boyunca yaklaşık yarım milyon kadın ve kız çocuğuna tecavüz edildi. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin o dönemde gerçekleştirilen sözde ‘soykırımsal tecavüz’ operasyonlarının kullanılan savaş silahları arasında yer aldığına ilişkin tarihteki ilk kararı vermesine yol açtı.

Yaklaşık iki milyon Alman kadınına tecavüz suçlaması, başta Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizler olmak üzere Müttefiklerin geri kalanının katılımı tamamen göz ardı edilerek, yalnızca Sovyet güçlerine yöneltildi.

Ancak bu suçların en büyük payı, Müttefiklerin Berlin’e girmesinden sonra yaklaşık iki milyon Alman kadın ve kız çocuğunun tecavüze uğradığı II. Dünya Savaşı sırasında kaydedildi. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ilk yıllarında ve hatta bu suçların işlendiği dönemde yok sayma ve inkâr, en belirgin özellik olmaya devam ederken, Soğuk Savaş sırasında gün yüzüne çıktı. Batı, bu kadar büyük çapta suçların meydana geldiğini kabul etti, ancak bunu yalnızca Sovyetler Birliği’ne karşı siyasi propagandanın bir parçası olarak yaptı. Bu suçlama, yalnızca başta Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizler olmak üzere Müttefiklerin geri kalanının katılımı tamamen göz ardı edilerek, yalnızca Sovyet güçlerine yöneltildi, ta ki savaş sırasında ve hemen sonrasında kadınlara yönelik zulmü ortaya çıkaran son araştırmalara kadar. Ancak üzerinden neredeyse 80 yıl geçmesine rağmen hak ettiği ilgiyi göremiyor.

Propaganda

Bu bağlamda en belirgin ciddi tarihsel girişim bizzat Almanya’dan geldi. Öyle ki Tarihçi Miriam Gebhardt, çığır açan kitabı ‘Askerler Geldiğinde’ (2015) veya İngilizce tercümesi olan ‘Konuşulmayan Suçlar: II. Dünya Savaşı’nın Sonunda Alman Kadınlara Tecavüz’ü yayınladı. Bu kitap, Müttefikler tarafından işlenen tecavüz suçlarının niteliği ve büyüklüğünün kapsamı hakkında kapsamlı bir soruşturmayı içeriyordu. Tarihçi sayı oyunundan kaçınırken, sayı ister iki milyon, ister az, ister daha fazla olsun, dikkatini binlerce ihlalin meydana geldiği tartışılmaz gerçeğe odaklıyor. Doğru istatistiksel verilerin yokluğunda tarihçi, 1945 ile 1955 yılları arasında Alman kadınlar arasında Müttefik kuvvetlere mensup erkeklerden olan doğum kayıtlarına dikkati çekiyor. Bu oran, yaklaşık 68 bin çocuğa tekabül ediyor. Her 10 tecavüz vakasından birinin hamilelikle sonuçlandığını, dolayısıyla tecavüz vakalarının sayısının yüzbinlere ulaştığını belirten tarihçi, bu eylemleri gerçekleştiren askerlerin yüzde 55’inin Amerikalı, yüzde 15’inin Fransız, yüzde 13’ünün İngiliz, yüzde 5’inin Sovyet ve yüzde 3’ünün Belçikalı olduğunu ifade etti.

ynmy
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahya’da İsrail güçleri tarafından yakalanıp yarı çıplak hale getirilen Filistinliler (Reuters)

Belki de Gebhardt’ın kitabında dikkat çekici olan, bunca zamandır bu gerçekleri saklamaya yol açan ve kurbanları bunu itiraf etmemeye iten sebeptir. Zira bunu açığa çıkarmanın, Nazi suçlarının, özellikle de Yahudilere karşı işlenen soykırımın (Holokost) etkisini azaltacağı korkusu hâkim. Bugün İsrail’in Gazze ve Filistin topraklarında işlediği suçlarla karşılaştırıldığında bizi ilgilendiren şey tam da bu kısımdır. İsrail propaganda makinesi (ve büyük ölçüde Amerikalı ve Avrupalılar), İsrail’in tüm ihlallerini sistematik olarak gizlemeye çalıştı. Bunların başında, sivillerin kasıtlı olarak öldürülmesi geliyor. Böylece cinsel ihlallere karşı sessizlik, bir başarı gibi görünüyor. Çünkü İsraillilerin 7 Ekim’de maruz kaldığı dehşete dair yalanları ortaya çıkmış olmasına ve bu iddialara dair herhangi bir delil olmamasına rağmen, sadece bu saldırıların ihtimalini kabul etmek bile tekrarlanmaya devam eden iddiaların etkisini hafifletebilir. O gün, asılsız olduğu ortaya çıkan İsrailli kadın ve kızlara yönelik tecavüz iddiaları, hamile kadınların karnını deşen, bebekleri öldüren acımasız ‘düşman’ Filistin imajını güçlendirme amacına hizmet etmek için kullanıldı. Bu durum, yaşam kültürüne ve insan haklarına saygıyı temel alan Batı değerlerine tamamen aykırıdır.

İntikam ve evcilleştirme

Ancak İsrail’in bu söylemi yoğun propaganda kampanyalarıyla sadece Hamas’ın değil tüm Filistinlilerin şeytanlaştırılmasına zemin hazırladığı için bundan sonra gelen her şey bu zihniyete göre doğal bir tepkidir, başka bir şey değil. İsrailliler, üst düzey yetkililerinin defalarca belirttiği gibi, her türlü insanlık dışı ve iğrenç eylemi yapmaktan çekinmeyen ‘hayvanlarla’ uğraşıyorlar. Dolayısıyla onları taciz etmek hiçbir insani değeri ihlal etmiyor, aksine bu değerleri onaylıyor. İsrail’in Gazze’deki tepkisini belirleyen ve yönetmeye devam eden mantık, ilk andan itibaren tüm yasaklara izin veren bu genel çerçeve tarafından belirlendi. Bu, ister İsrail’in ölümlerinden ister İsrail’in üstünlüğü imajından ötürü duyulan yoğun intikam arzusuyla paralel bir duygudur. Önceki tüm savaşlardan farkı, bu sefer intikamın gizlenmemesi ve siyasi bahaneler ve saiklerle (Hamas'ı ortadan kaldırmak ve rehineleri serbest bırakmak) geçiştirilmemesidir. Daha ziyade bu, Filistinli düşmana azami derecede acı çektirmeyi amaçlayan saf bir aleni intikamdır. O, bu düşmanı sadece disipline etmekle kalmayıp, (hayvanlar için kullanılan kelimenin tam anlamıyla) ‘evcilleştirmeye’ çalışıyor.

Böyle bir intikam her zaman yeterli miktarda yalanlarla körüklenmelidir: Cinsel ihlaller, İsrail’in benzer ihlallerle ilgili anlatısının ardından geliyor.

Böyle bir intikam her zaman yeterli miktarda yalanlarla körüklenmelidir: Cinsel ihlaller, İsrail’in benzer ihlallerle ilgili anlatısının ardından gelirken, hastanelerin basılması ve yıkılmasına, bunların altında tüneller ve bu tünellerde rehinelerin tutulduğuna dair haberler eşlik ediyor. UNRWA’nın Hamas ile gizli anlaşma yaptığı ve herhangi bir sivilin (kadın, çocuk veya yaşlı bile olsa) tutuklandığı ve hatta Hamas’a mensup olduğu şüphesiyle gün içinde açıkça öldürüldüğü yönündeki haberlerin ardından açlık geliyor. Her suç kendine uygun bir bahane bulur, ama İsrailliler bu bahanelerin ciddiyetini, hatta tutarlılığını umursamıyor gibi görünüyor. Daha ziyade, iddia edilen soruşturmaları takip etme veya sonuçlarını sunma zahmetine girmeden, bazen gelişigüzel veya askeri kurum içindeki idari bürokratik prosedürler çerçevesinde, örneğin bu iddiaların soruşturulduğunu söylemek yeterlidir.

Değerleri ihlal

Ahlaki, kültürel ve insani üstünlük iddiaları da dahil olmak üzere bu döşeli iddia ve ithamlar zemini üzerine işgalci askerlerin fotoğraf ve videolarla belgelenen uygulamaları geliyor. Bu görüntüler, işgalci askerlerin (erkek ve kadın) Gazze’deki Filistinlilerin evlerine saldırıp onları yağmaladığını veya (varsa) halkını aşağıladığını veya onlarla ve acılarıyla alay ettiğini gösteriyor. İsrailli kadın askerlerin, Gazze’deki Filistinlilerin evlerinde çıplaklık sahneleri sergilediğini, askeri teçhizat, özellikle de tüfekler taşıdığını görüyorsunuz. Ya da askerlerin zorla girdikleri evlerde kadın iç çamaşırlarıyla ve çevresinde, sanki o ev sahiplerine hakaret ediyormuşçasına, toplumun benimsediği değerlerle çelişen pornografik bir fiziksel ve cinsel sembolizm empoze ederek seks sahneleri sergilediklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu erkek ve kadın askerler için iç çamaşırlarını sergilemek bir teşhir, yani sadece o evlerin kutsallığını ihlal etmek değil, aynı zamanda insanların mahremiyetini ve (dini) değerlerini de ihlal etmek ve bunlara saygısızlık etmek olduğu söylenebilir.

dsvdsf
İsrail askerleri, 27 Aralık 2023’te Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonlar sırasında bir plastik iskeletle fotoğraf çekiniyor (AFP)

Genel olarak İsrailliler açısından Filistinlilerin bir insan olmadığı yeni bir şey değil. Onlarca yıl süren ihlaller ve suçlar, bu algılardan başka bir şeye yol açmadı zaten. En kötüsü de Filistinlinin, karşı tarafın varlığıyla çatışmak dışında ve varlıklarına rağmen var olmamasıdır. İsrail’in kuruluşunun en başta özü budur. Nekbe ve sonrasının da temeli budur. Buradan İsrail’in işgal gerçeğini inkâr etme konusundaki ısrarını anlıyoruz. Gazze savaşının korkutucu bir açıklıkla ortaya çıkardığı şey ise işgalcilerin, kendilerini işgalci bir güç olarak görmemesi, aksine doğal var olma haklarını kullandığı gerçeğidir. Bu gerçeğin başından beri var olduğu ve tüm İsrail- Filistin ilişkilerine yön verdiği doğru. Ancak ilk kez bu kadar açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur. İşgalin Gazze’de sürdürdüğü öldürme, yıkım, işkence ve aşağılamanın etkileri onlarca yıl silinmeyecek. Bu durum, bir gün yan yana yaşaması gereken iki halk olduğu fikrine yer bırakmıyor, aksine tek bir halk var, İsrail halkı var ve bu halk, karşı tarafın varlığını inkâr etmeden var edilemiyor.

Kabile baskınları

The New York Times’ın (6 Şubat 2024) İsrail askerlerinin Filistinli sivillerin evlerini ve özel mülklerini tahrip ettiği videoların yayılmasına ilişkin sorularına İsrail ordusu tarafından verilen yanıt bağlamında ordu, bu uygulamaları ‘askeri ihtiyaçlara’ bağladı. Ki bu, en azından herhangi bir hesap verebilirliği veya disiplin tedbirini engelleyen çok geniş bir gerekçedir. Bu durum, bu tür suçların örtbas edildiğini gösteriyor. Öte yandan söz konusu videolar, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açtığı davada delil olarak kullanıldı. Özellikle TikTok’ta yayılan yüzlerce videonun içeriği yorum gerektirmemesine rağmen askerler, ister Filistinlilere misilleme olsun, ister savaşta öldürülen belirli askerlere veya 7 Ekim kurbanlarına (bazı bombardımanlar belirli kişilere atfediliyor) misilleme olsun, yıkım ve yağma eylemlerinin nedenlerini belirtiyor. Bu uygulamaların ve fotoğraflarının sayısındaki büyük artışın arkasında, bu resmi haber ve İsrailli askerler arasında hesap vermeme bilgisi nedeniyle cezasızlık duygusunun güçlenmesi yatıyor.

Bu noktada bu erkek ve kadın askerlerin paralel olarak cinsel içerikli videolar çekmelerinin, diğer ihlallere yönelik resmi hoşgörünün bir sonucu olduğu aşikâr. Bir askerin bir Filistinli kadına ait iç çamaşırlarıyla fotoğraf çekilmesinin ne zararı olabilir? Bir grup kadın askerin kendilerini ve savaş sırasındaki günlük yaşamlarını anlattıkları varsayımıyla yıkılmış bir Filistin mahallesinin önünde, o evlerin enkazı altında kalan insanları hiç düşünmeden ya da bu yıkım ve korkutma eylemleri sonucunda kaçmak zorunda kalan ve insanlık dışı koşullarda yaşayanları düşünmeden selfie çekmesi normal görünürken, o evlerde yaşayanların ve iç çamaşırları sergilenen kadınların akıbeti sorulmuyor. İşgalciler, tıpkı çocukların parkta eğlendiği gibi eğleniyorlar ya da savaşın stresini atıyorlar; ancak bu askerler çocuk değil ve ‘oynadıkları’ yerler öldürülen, yerinden edilen veya tutuklanan diğer insanlara ait. Onlar, aynı zamanda (teorik olarak) katı emirlere, direktiflere ve düzenlemelere göre hareket eden düzenli askerlerdir. Dolayısıyla onların yaptıklarını ait oldukları, ihlallerini örtbas eden veya aslında hiçbir şeyi değiştirmeyen basın açıklamalarıyla yetinen kuruluşlardan izole etmek ne hukuki ne de ahlaki anlamda mümkün değildir.

Dünyanın gözü önünde bir insanı hayatından mahrum ettiğinizde, sizi kameralar önünde, yani dünyanın önünde iç çamaşırlarıyla ‘oynamaktan’ ne alıkoyabilir ki?

İsrail askeri, bu noktada eski kabile fetihlerinin mantığına dönüyor. Bu İsrail işgalini yönlendiren herhangi bir ahlaki gerekçe olmadığı sürece her şey caizdir, toprak ve üzerindeki eşyalar, mülk ve insanlar hepsine izin verilir ve ihlal edilir. Yeter ki onun yaptığı ve askerlerin işleyebilecekleri, bu savaşı haber yapan ve ona siyasi meşruiyet kazandıran hükümetlerin ve devletlerin öfkesini veya protestosunu uyandırmasın. Örneğin, Beyaz Saray’ın ister eylemleri ister aşırılıkçı söylemleri nedeniyle olsun Batı Şeria’daki dört aşırılık yanlısı yerleşimciye karşı uyguladığı yaptırımlar, diğer tüm eylem ve konuşmalara, özellikle de Gazze Şeridi’nde işlenenlere izin verilmesi çerçevesinde nasıl yorumlanabilir? Bu kısmi kınama, sözlü kınamayı bile gerektirmeden, pratikte her şeyin normal ve kabul edilebilir görünmesine hizmet ediyor.

eder
İsrailli bir asker birimi, Gazze Şeridi’nden sınırdaki ana kampına dönüyor (EPA)

7 Ekim 2023’teki saldırının ilk anından itibaren bu çatışmadaki kötü adamın resmini çizmek için muazzam bir çaba sarf edildi. Bu kötü adam, çocuk ile yetişkin, erkek ile kadın ya da partizan ile partizan olmayan arasında ayrım gözetmeksizin Hamas olmaktan çıkıp tamamen Filistinli olmaya dönüştü. Tıpkı Alman kadınlarının sırf Alman oldukları için zaten suçlu olduğu gibi, tüm Filistinliler de en azından işgale direnmekten suçludur. Tüm siviller gibi onlara da ceza vermek ve acı çektirmek, Hamas’ı cezalandırmanın bir parçası. Kadın iç çamaşırlarıyla gösteriş yapan askerlerin ya da Filistinlilerin evlerinde çıplak dolaşan kadın askerlerin fotoğrafları, Gazze’de her dakika işlenen ve işlenmekte olan korkunç suç yığınlarının bariz bir sonucundan başka bir şey değil. Dünyanın gözü önünde ‘Hayat aşığı’ sloganıyla bir insanı hayattan mahrum ediyorsunuz. Kameraların, yani dünyanın gözü önünde onların iç çamaşırlarıyla ‘oynamaktan’ sizi ne alıkoyabilir ki?

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.


Sudan'daki barış çabalarını koordine etmek için Kahire'de uluslararası toplantı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Sudan'daki barış çabalarını koordine etmek için Kahire'de uluslararası toplantı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire bugün, Sudan’da barış çabalarını güçlendirmek ve iki buçuk yılı aşkın süredir devam eden iç savaşı durdurmaya yönelik yolları ilerletmek amacıyla kurulan Danışma Mekanizması’nın beşinci toplantısına ev sahipliği yapacak.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra’nın Danışma Mekanizması toplantısına katılımını memnuniyetle karşıladı. Abdulati, dün Kahire’de Lamamra ile yaptığı görüşmede, toplantıdan çıkacak sonuçların Sudan’da barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik uluslararası çabalara katkı sağlamasını umut ettiklerini söyledi.

Sudan’da Nisan 2023’ün ortasında savaşın patlak vermesinin ardından oluşturulan Danışma Mekanizması’nda, Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Arap Birliği ve BM olmak üzere beş ana çok taraflı kuruluş yer alıyor. Mekanizma kapsamında daha önce Mısır, Cibuti, Moritanya ve Brüksel’de toplantılar düzenlenerek Sudan’daki barış girişimlerinin eşgüdümü hedeflendi.

asdfrgt
Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile Kahire'de kapsamlı görüşmeler yapıldı. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Abdulati, Lamamra ile yaptığı görüşmede, Danışma Mekanizması toplantısından çıkacak sonuçların Sudan’da barış ve istikrarın yeniden tesisine yönelik çabalara katkı sağlamasının önemini vurguladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, başta Dörtlü Mekanizma olmak üzere bölgesel ve uluslararası ortaklarla eşgüdümün güçlendirilmesinin gerekliliğine de dikkat çekti.

Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD’den oluşan Dörtlü Mekanizma, Sudan’da ateşkesin sağlanması için çalışmalar yürütüyor. Mekanizma, 12 Eylül’de Washington’da bakanlar düzeyinde bir toplantı gerçekleştirmiş ve Sudan’daki silahlı çatışmanın çözümü için tüm çabaların gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Toplantıda ayrıca sivillerin ve altyapının korunması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının sağlanması ve Kızıldeniz bölgesinin güvenliği için uygun koşulların oluşturulması çağrısı yapılmıştı.

Abdulati, Lamamra ile görüşmelerinde Sudan krizine ilişkin Mısır’ın tutumunun temel ilkelerini yineleyerek, Sudan’ın birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasının öncelik olduğunu ifade etti. Sudan devlet kurumlarının muhafaza edilmesinin, istikrarın yeniden sağlanmasının temel dayanağı olduğu vurgusunu yaptı.

Lamamra ise Mısır’ın Sudan’a yönelik siyasi ve insani çabalarını takdir etti. Şarku’l Avsat’ın Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan aktardığına göre Lamamra, Kahire’nin ateşkesin sağlanmasına yönelik girişimleri desteklemedeki aktif rolüne ve Sudan halkının acılarını sona erdirecek, iç istikrarı güçlendirecek kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması için uygun koşulların oluşturulmasına yönelik çabalarına dikkat çekti.

Danışma Mekanizması’nın geçtiğimiz haziran ayında Brüksel’de yapılan son toplantısında, grubun Sudan’ın birliğine, toprak bütünlüğüne ve Sudan halkının egemenliğine bağlılığı teyit edildi. Katılımcılar, silahların susturulması, sivil geçiş sürecine geri dönülmesi ve özellikle kadınlar ile gençler başta olmak üzere savaştan etkilenen Sudan halkının geleceğine yönelik acil adımlar atılması için kolektif ve eşgüdümlü çalışmanın gerekliliği konusunda mutabık kaldı.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime ise Danışma Mekanizması toplantısının Sudan’daki savaş krizinde bir kırılma yaratacağı konusunda temkinli. Halime, girişimin bölgesel ve uluslararası çözüm yollarını birleştirmek amacıyla kurulduğunu ancak özellikle çalışma çerçevesinin güvenlik ve insani boyutlarla sınırlı kalması, siyasi süreci kapsamaması nedeniyle bugüne kadar somut bir fayda sağlamadığını söyledi.

Halime, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dörtlü Mekanizma, Sudan’da barış sürecinde ilerleme sağlama açısından daha etkili bir yol sunuyor” dedi. Dörtlü Mekanizma ülkelerinin güvenlik, insani ve siyasi boyutları içeren bir vizyon benimsediğini belirten Halime, uluslararası toplumun Sudan krizinin sona erdirilmesinde bu girişimin çabalarına güvendiğini ifade etti. Halime, beşinci toplantının Kahire’de düzenlenmesinin de Mısır’ın Sudan’da istikrarın yeniden tesisine verdiği önemi yansıttığını vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, BM Sudan Özel Temsilcisi’yle yaptığı görüşmede, uluslararası ve bölgesel ortaklarla eşgüdüm içinde kalıcı ateşkes sağlanmasına yönelik Mısır’ın yürüttüğü temaslara dikkat çekti. Abdulati ayrıca, Mısır’ın topraklarında çok sayıda Sudanlıyı misafir etmesi bağlamında Sudan halkına sağlanan sürekli desteğe de değindi.

Sudanlı siyasi analist el-Hindi İzzeddin ise Danışma Mekanizması’nın Sudan’daki insani çabaların ilerletilmesinde rol oynayabileceğini, ancak önceki çıktılarının barış dosyasında siyasi bir atılım yapma kapasitesini yansıtmadığını söyledi. İzzeddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Kahire toplantısının öneminin, Sudan’da siyasi çözüm sürecinin fiilen başlaması halinde beş çok taraflı uluslararası kuruluşun çabalarının eşgüdümünde ortaya çıkacağını belirtti.


Şarku'l Avsat'a konuşan bir  kaynak Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan bir  kaynak Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

Filistinli bir kaynak bugün, Gazze Şeridi'ni yönetecek teknokrat komitenin üyelerinin çoğunluğunun isimleri konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Filistin sivil toplum sektöründe kaynak Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, 18 üyeden oluşması beklenen komitedeki isimlerin çoğunun Gazze Şeridi sakinlerinden oluştuğunu ve bunların büyük bir kısmının akademisyenler de dahil olmak üzere sivil toplum çalışmalarıyla bağlantılı iş adamları ve ekonomistler olduğunu söyledi.

Kaynak, üzerinde anlaşmaya varılan üyelerin, Gazze'den veya yurt dışından Mısır'ın başkenti Kahire'ye seyahat için hazırlık yapmaları konusunda bilgilendirildiğini ve seyahat sürecinin yarın organize bir şekilde başlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat'ın elde ettiği isimler arasında şunlar yer alıyor: Daha önce Filistin Yönetimi Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürüten Ali Şati; Tarım Yardım Derneği Direktörü ve sivil toplum aktivisti Abdul Kerim Aşur; Tıbbi Yardım Derneği Direktörü Aed Yaghi; Gazze Ticaret Odası Direktörü Aed Ebu Ramazan; Filistin Üniversitesi Rektörü Cebr el-Daur; mühendislik danışmanı Beşir el-Reis; Gazze Şeridi Filistin Telekomünikasyon Direktörü Ömer Şamali; Refah Belediyesi'nde mühendis ve danışman olan Ali Berhum; ve Avukat Hana Terzi.”

Kaynak, bu kişilerin isimleri konusunda geniş bir mutabakat olduğunu, ancak İsrail'in bunları onaylayıp onaylamadığının henüz bilinmediğini ifade etti.

Kaynak, bu isimlerden herhangi biriyle ilgili bir anlaşmazlık çıkması durumunda listede değişiklikler yapılabileceğini belirtti.

Mısır, Gazze Şeridi'ni geçici olarak yönetecek teknokrat komitenin kurulmasını hızlandırmak amacıyla tüm Filistinli taraflarla, arabulucularla, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile yoğun temaslar yürütüyor ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas hükümetiyle de iletişim halinde olacak.

Hamas ise komitenin resmen kurulmasının ardından Gazze Şeridi'ndeki iktidarı komiteye devretmeye hazırlanıyor.