ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
TT

Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)

Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampın yerel yetkilisi, son dönemde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Yetkili, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü bölgede insani koşulların giderek kötüleştiğine dikkat çekerek, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin hayatının kurtarılması için insani yardım kuruluşlarına acil müdahale çağrısında bulundu.

Yerel yetkili Muhammed Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kuzey Darfur eyaletindeki Tavila yerinden edilmiş kişiler kampında yaşayan çok sayıda ailenin hayatta kalmalarını sağlayacak asgari miktarda gıdaya dahi ulaşamadığını belirtti. Yakub, bu koşulların kampta 500’den fazla kişinin ölümüne yol açtığını söyledi.

Darfur’daki Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Kampları Genel Koordinasyonu, haftanın başında Tavila kampına yüzlerce kişinin daha geldiğini duyurdu. Kampa, toplam 8 bin 390 kişiden oluşan bin 726 aile kabul edilirken gıda, su ve barınma malzemelerinde ciddi eksiklik yaşandığı bildirildi.

Birleşmiş Milletler ve yerel kaynakların tahminlerine göre, Nisan 2023’ten bu yana devam eden savaş nedeniyle şu anda Darfur’daki kamplarda 3 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi yaşıyor.

Kuzey Darfur’un başkenti Faşir’in 60 kilometre uzağında bulunan Tavila kampına yönelik göç dalgaları sürüyor. Bu durum, bölgede faaliyet gösteren uluslararası ve yerel kuruluşların sağladığı insani yardımlar üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.

Acil yardım ihtiyacı

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son günlerde Darfur’daki Şinkili Tobay, Kutum ve Kuma bölgelerinde bulunan kamplara yaklaşık 16 bin yerinden edilmiş kişinin ulaştığını belirtti. Uluslararası finansman eksikliği nedeniyle gıda, içme suyu ve sağlık hizmetlerinin tedarik zincirlerinde aksaklıklar yaşandığını kaydetti.

dfrgthy
Sudanlı vatandaşlar, 23 Eylül’de bir yardım mutfağının önünde gıda yardımı alabilmek için sıra beklerken. (Fotoğraf: AP)

Birleşmiş Milletlere bağlı insani yardım kuruluşlarının yayımladığı son rapora göre Sudan’da 34 milyon kişinin acil insani yardıma ihtiyacı bulunuyor. Ayrıca Darfur ve Kurdufan bölgelerindeki 20 noktada kıtlık tehlikesinin baş göstermesinden endişe ediliyor.

Yakub, Tavila bölgesinde hizmet veren tek hastanede doktor ve ilaç eksikliği nedeniyle hamile kadınlar ve çocuklar arasındaki ölüm oranlarının “her gün korkutucu biçimde arttığını” söyledi. Sağlık alanında faaliyet gösteren kuruluşlara çağrıda bulunan Yakub, yerinden edilmiş kişilere mevcut tıbbi imkânlar çerçevesinde derhal yardım ulaştırılmasını istedi.

Yerel yetkili, çocuklar arasında yetersiz beslenmeye bağlı hastalıkların yaygınlaştığını, sıtma, dang humması ve kronik hastalıkların da giderek arttığını bildirdi. Bu durumun kadınlar, erkekler ve özellikle yaşlılar arasındaki ölüm oranlarının yükselmesine ilişkin endişeleri artırdığına dikkat çekti.

Yakub ayrıca sağlık şartlarının kötüleşmesi, içme suyuna erişimin kısıtlanması ve hayati öneme sahip ilaçların bulunamaması nedeniyle bulaşıcı hastalıkların ve salgınların yayılabileceği uyarısında bulundu.

Kıtlık tehlikesi büyüyor

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, Darfur’daki barınma kamplarına ulaşmaya çalışan yüzlerce yerinden edilmiş kişinin yollarda açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Yakub, “İnsani yardımların ciddi ölçüde yetersiz kalması ve kıtlık belirtilerinin Darfur’daki yaşam koşullarını etkilemeye başlaması, savaşın sürmesi ve insani yardım faaliyetlerine verilen desteğin azalmasıyla birlikte milyonlarca yerinden edilmiş kişinin hayatını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Darfur’daki insani durumu izleyen Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyonu da yakın tarihli bir raporunda, kamplardaki koşulların son derece kötü olduğunu belirterek acil yardım ve hızlı uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Raporda, gıda, temel yaşam malzemeleri ve sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin en savunmasız kesimleri giderek daha büyük insani risklerle karşı karşıya bıraktığı, bölgede yaşanan insani felaket nedeniyle ölü sayısının artabileceği uyarısı yapıldı.


Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
TT

Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de bir haftadan kısa süre içinde ikinci kez yeni bir Filistinli siyasi hareketlilik yaşanıyor. Girişim, Filistin seçimlerinin gelecek kasım ayı yerine Eylül 2027’ye ertelenmesinin ardından kapsamlı bir diyalog sürecinin başlatılmasını ve önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alınmasını amaçlıyor.

Filistinli kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre dört Filistinli grup, Kahire’de ikili ve toplu görüşmelerden oluşan bir dizi toplantıyla dar kapsamlı ulusal diyalog başlatacak. Görüşmeler, Fetih Hareketi’nin de katılacağı, hatta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da yer alabileceği geniş katılımlı bir ulusal diyalog toplantısına hazırlık niteliği taşıyor.

Dört grup arasında Fetih, Hamas, İslami Cihad ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) bulunuyor. Gruplar, katılımcıların ve gündemin belirlenmesi amacıyla hem ikili hem de ortak görüşmeler gerçekleştirecek.

Fetih, Dahlan kanadının katılımına karşı çıkıyor

Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı açıklamalarda bulunan üç Filistinli kaynağa göre Fetih Hareketi, Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki ve hareketten ayrılan Demokratik Reformcu Akım’ın görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Fetih ayrıca 2000 yılı sonunda başlayan İkinci Aksa İntifadası sırasında kurulan Direniş Komiteleri, Mücahitler Hareketi ve Ahrar Hareketi gibi grupların yanı sıra İran, Hizbullah ve Hamas’tan finansman aldığı belirtilen diğer küçük örgütlerin de sürece dahil edilmesini istemiyor.

Kaynaklar, buna karşılık Fetih’in, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı bütün grupların görüşmelere katılmasında ısrar ettiğini belirtti. Bu kapsamda, fiilî halk desteği veya etkin siyasi rolü artık bulunmayan Saika, Filistin Demokratik Birliği (FIDA), Filistin Halk Mücadele Cephesi ve Filistin Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin de katılımı savunuluyor.

cdfvgbhnj
23 Nisan 2025’te Ramallah’ta başlayan Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısı (AP)

Kaynaklardan biri, görüşmelerde FKÖ’nün yapısı ve Filistin iç siyasetinin bütünlüğünün yanı sıra Filistin Ulusal Konseyi ve diğer dosyaların da ele alınacağını doğruladı.

Görüşmelere katılan gruplardan birinin üçüncü kaynağı ise anlaşmazlık konusu olan bütün meselelerin toplantılarda çözüme kavuşturulmasının hedeflendiğini belirtti. Görüşmelerin iki gün sürmesinin, ihtiyaç duyulması halinde ise daha uzun bir süreye uzatılmasının beklendiğini kaydeden kaynak, bölünmüşlüğün tamamen sona erdirilmesi, Ulusal Konsey’in oluşturulması için açık mekanizmaların belirlenmesi ve Devlet Başkanı Abbas’ın doğrudan davetiyle kapsamlı ulusal diyalog toplantısının resmî tarihinin kararlaştırılmasının gündemde olduğunu söyledi.

Kapsamlı ulusal diyalog kararı alınması halinde FKÖ’ye katılım koşulları ve örgütün yeniden yapılandırılması, Ulusal Konsey’in durumu ile parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri gibi birçok konunun ele alınacağı belirtildi.

Kahire’de bulunan ve Filistinli gruplara yakın bir başka kaynak da çarşamba günü Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimlerin ertelenmesinin ardından bu kez Mısır’ın arabuluculuğuna ve uzlaşı çabalarına yönelik beklentilerin yüksek olduğunu söyledi. Kaynak, Kahire’nin Filistinliler arasındaki ayrılıkları gidermek, kapsamlı ulusal uzlaşıyı sağlamak ve zorluklara rağmen yakın zamanda geniş katılımlı bir diyalog başlatmak için yürüttüğü girişimlere dikkat çekti.

Filistinli gruplar arasında devam eden istişarelerin, siyasi tablonun ve Filistin’deki siyasi durumun nasıl yönetileceği üzerinde yoğunlaştığını belirten kaynak, temel anlaşmazlığın planlanan diyalogun niteliğine ilişkin olduğunu ifade etti. Buna göre taraflar, sürecin FKÖ için geçici bir liderlik çerçevesinin oluşturulmasına ve önceki anlaşmalar doğrultusunda ulusal birlik hükümeti kurulmasına mı yol açacağı, yoksa geçmişteki örneklerde olduğu gibi bağlayıcı sonuçlar üretmeyen geleneksel görüşmelerle mi sınırlı kalacağı konusunda uzlaşmaya çalışıyor. Bu soruların önümüzdeki saatlerde netleşmesi bekleniyor.

Siyasi sistemin yeniden inşası

Fetih Hareketi Sözcüsü Abdülfettah Devle de çarşamba günü Kahire’de bulunan bazı gruplarla yapılan görüşmelerin, önceki istişarelerde başlatılan çabaların sürdürülmesini ve Mısırlı yetkililer ile Filistinli grupların temsilcileri arasında oluşan olumlu atmosferin geliştirilmesini amaçladığını belirtti.

Devle, bu görüşmelerin kapsamlı bir ulusal diyalogun başlatılması için gerekli koşulların hazırlanmasına katkı sağlayacağını ve ortak ulusal çalışma açısından yeni bir dönemin temelini oluşturacağını söyledi.

Diyaloğun başarısı için en önemli güvencenin bütün taraflarda gerçek bir siyasi iradenin bulunması ve anlaşmazlıkları yönetmek yerine çözmeye, karşılıklı tutum açıklamalarından ise uygulanabilir ulusal mutabakatlara geçmeye hazır olunması olduğunu vurguladı.

Devle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bunun yanı sıra belirli uygulama mekanizmalarına, üzerinde uzlaşılmış takvimlere ve varılan anlaşmaların somut adımlara dönüştürülmesini sağlayacak izleme komitelerine ihtiyacımız var. Bu adımlar Gazze Şeridi’nin yönetimini, kurumların birleştirilmesini ve siyasi sistemin demokratik ve katılımcı temeller üzerinde yeniden inşasını kapsıyor. Ayrıca seçimlerin adil ve kapsayıcı yapılmasını güvence altına alan koşullar oluştuğunda seçimler yoluyla siyasi meşruiyetin yenilenmesi gerekiyor.”

afgthy
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nisan 2025’te Ramallah’ta düzenlenen Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısında (AP)

Kahire’nin mevcut rolüne de değinen Fetih Sözcüsü, Mısır’ın diyalog için uygun ortamın oluşturulmasına, tarafların görüşlerinin birbirine yaklaştırılmasına ve Filistinli grupların anlaşmazlıkları tartışmaktan ortak bir ulusal vizyon üzerinde uzlaşmaya geçmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Mısır, Filistin halkının yaşadığı sıkıntıların sona erdirilmesi için üstlendiği rolü sürdürme konusundaki kararlılığını koruyor. Mısır Dışişleri Bakanlığının çarşamba günü Şarm eş-Şeyh Barış Zirvesi’nin birinci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada da bu tutum vurgulandı.

Açıklamada, barış planının uygulanmasının sürdürülmesi, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, yeniden imar çalışmalarının başlatılması ve İsrail’in çekilme sürecinin tamamlanması yönündeki çabaların devam edeceği belirtildi.


Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
TT

Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz kentinde askeri çatışmaların ve Husilerin uyguladığı kuşatmanın etkileri, yaşam koşulları ve temel hizmetleri de kapsayacak şekilde genişliyor. İnsani ihtiyaçların daha da ağırlaşabileceği yönündeki uyarılar yinelenirken, evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasında yaşanan aksaklıklar da sürüyor. Bu süreçte hükümet ve yerel yönetim, Yemen Şafağı operasyonu devam ederken piyasaların istikrarını korumak ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini sağlamak için harekete geçiyor.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, insani yardım kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlara halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere müdahalelerini yoğunlaştırma çağrısında bulundu. Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi ise kente yönelik gaz sevkiyatının engellenmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Yerel yönetimin değerlendirmesine göre yıllardır savaş, kuşatma ve hizmetlerdeki gerilemeyle mücadele eden vilayette temel ihtiyaçların halk üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasının yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdığı belirtildi.

gh
Husilerin kentin içine doğru ilerlemek için baskıyı artırdığı Taiz’in batı girişi (Facebook)

Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi, Husilerin evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasını engellemesini kınayarak bunun zor ekonomik ve insani koşullar altında yaşayan aileler üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Ofis, yayımladığı açıklamada gazın halkın temel ihtiyaçları arasında yer aldığını vurgulayarak düzenli ve güvenli sevkiyatın önündeki kısıtlamaların ve engellerin kaldırılmasını istedi. İnsan hakları ve insani yardım kuruluşları ile ilgili kurumlara da krizin sona erdirilmesi ve gaz başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinin kesintisiz ulaştırılmasının güvence altına alınması için müdahale ve baskı çağrısı yaptı.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, halkın yaşadığı sıkıntıları hafifletmek ve giderek artan insani ihtiyaçları karşılamak amacıyla uluslararası ve bölgesel kuruluşlara, yerel ve yabancı dernek ve vakıflara ve özel sektördeki iş ortaklarına acil çağrıda bulundu.

Bakanlık, insani durumun hızla kötüleştiğini ve özellikle en savunmasız kesimlerin temel ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti. Açıklamada, kentin Husiler tarafından kuşatma altında tutulduğu ifade edildi.

Bakanlık, gıda, barınma, sağlık, su ve temel ihtiyaç yardımlarının sağlanmasını, sosyal koruma programlarının yoğunlaştırılmasını istedi. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, engellilere ve yoksulluk ile çatışmalardan en ağır şekilde etkilenen ailelere öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, dağıtımda mükerrerliğin önlenmesi ve mevcut kaynakların acil ihtiyaçların karşılanmasında etkili biçimde kullanılması için yardım kuruluşları, hükümet kurumları, yerel yönetimler ve özel sektör arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hükümet ekonomik önlemler için harekete geçti

Yemen’in geçici başkenti Aden’de Başbakan Şayi Muhsin ez-Zindani, Yemen Şafağı operasyonundaki hızlı gelişmelerin ekonomik cepheyi korumak, temel ihtiyaç maddelerinin tedarikini güvence altına almak, ticari faaliyetlerin devamlılığını sağlamak ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için çabaların birleştirilmesini gerektirdiğini söyledi.

Genel Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Başkan Yardımcısı ve Aden Ticaret Odası Başkanı Ebu Bekir Baabid başkanlığındaki özel sektör temsilcileriyle bir araya gelen Zindani, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi sorumluluğunun halkın geçim koşullarının korunması ve piyasaların istikrarının sağlanmasından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

dıukş
Yemen Başbakanı Şai ez-Zendani, geçici başkent Aden’de düzenlenen toplantıdan bir kare

Hükümetin, devlet kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına destek verirken ekonomik, hizmet ve geçim alanlarındaki yükümlülüklerini de yerine getirmeye çalıştığını kaydeden Zindani, gıda, ilaç ve yakıtın makul fiyatlarla temin edilmesinin önemini vurguladı. Çatışma koşullarının fırsata çevrilerek stokçuluk yapılmaması ve fiyatların artırılmaması gerektiğini söyledi.

Başbakan, özel sektöre ticari faaliyetlerin sürekliliğini koruma, piyasaların istikrarına katkıda bulunma ve ticari işlemler ile fiyatlandırmada şeffaflık ilkesine bağlı kalma çağrısında bulundu. Vatandaşların üzerindeki yükü artırabilecek uygulamalara karşı uyarıda bulundu.

Zindani, diğer yandan askeri ve güvenlik alanındaki gelişmelerin ticari faaliyetler üzerinde yarattığı baskının boyutunu kabul etti. Bu gelişmelerin taşımacılık, tedarik ve ithalat maliyetleri açısından çeşitli zorluklara yol açtığını belirten Zindani, özel sektör temsilcileriyle iletişimi sürdürme ve karşılaşılan sorunları çözmek üzere ilgili bakanlıklar ve kurumlarla birlikte çalışma taahhüdünü yineledi.

Özel sektör temsilcileri de ticari faaliyetlerin karşı karşıya olduğu zorlukları ve tedarik süreçlerini kolaylaştırmaya, hükümetle iş birliğini geliştirmeye yönelik önerilerini paylaştı. Üretim ve ticaret sektörlerinin üzerindeki yükün hafifletilmesi, vatandaşların çıkarlarının ve ulusal ekonominin korunması için istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Temel hizmetler baskı altında

Yerel düzeyde Taiz Valisi Nebil Şemşan, yerel yönetim yetkilileri, icra birimlerinin yöneticileri ve ilçe müdürleriyle geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek askeri, hizmet ve insani alanlardaki son gelişmeleri ele aldı. Şemşan, vilayet halkının direnişinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme mücadelesinin temel dayanaklarından biri olduğunu söyledi.

Silahlı Kuvvetler ile halk direniş güçlerinin fedakârlıklarına dikkat çeken Şemşan, yıllardır süren savaş, kuşatma, kötüleşen yaşam koşulları ve temel hizmetlerdeki gerilemenin halkın çektiği sıkıntıları artırdığını belirtti. Şemşan, açıklamasına göre yerleşim bölgelerine yönelik saldırıların da sürdüğünü ifade etti.

Vali, kurumsal performansın ve iş disiplininin artırılması, icra birimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi ve görevlerini ihmal edenlerin kanun çerçevesinde hesap vermesi talimatını verdi. Su, sağlık, temizlik, eğitim, elektrik ve yol hizmetlerine öncelik verilmesini istedi.

cdghjuk
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde yerel yönetim yetkililerinin katıldığı toplantıdan bir kare

Şemşan ayrıca piyasalardaki denetimlerin sıkılaştırılması, stokçuluğun ve fiyat manipülasyonunun önlenmesi, bombardımanın yol açtığı hasarın tespit edilmesi, yaralıların yanı sıra hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve sivil mağdurların durumlarının takip edilmesi çağrısında bulundu. Mevcut yardımların ihtiyaç sahiplerine adil ve şeffaf biçimde ulaştırılmasının önemini vurguladı.

İhlallerin belgelenmesi, zarar görenlerin durumlarının takip edilmesi ve yaşadıkları sıkıntıların ilgili kurumlar ile insani yardım ve insan hakları kuruluşlarına aktarılması gerektiğini belirten Şemşan, devlet kurumlarının sahadaki varlığının güçlendirilmesi ve vatandaşların şikâyetlerinin dinlenmesi çağrısı da yaptı.

Vali Yardımcısı Reşad el-Akheli ise sahadaki denetimlerin ve tüccarlara yönelik kontrollerin sürdüğünü belirterek temel ihtiyaç maddelerinin tedarikinde mevcut durumun istikrarlı olduğunu ve yeterli miktarda un bulunduğunu söyledi. Akheli, petrol ürünleri ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini güvence altına almak için ilgili kurumlarla temasların devam ettiğini kaydetti.

Sağlık İşlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı İlan Abdülhak da kuşatma ve ağır vakaların artması nedeniyle hastanelere destek sağlanması, tıbbi solüsyonlar, diyaliz solüsyonları ve gerekli ilaçların temin edilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.