ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
TT

Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Rusya’ya ait bir gemi konvoyunun Suriye’nin batısındaki Tartus’a ulaşmasıyla birlikte, Rusya’nın Akdeniz kıyısındaki iki üssünden birinin bulunduğu bu limana Moskova-Şam mutabakatının ardından gelen ilk gemilerin ne taşıdığı gündeme geldi. Söz konusu mutabakat, Rusya’nın Suriye topraklarındaki varlığının geleceğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Rus konvoyunda yer alan dört gemi, bu ayın 7’sinde Akdeniz’e ulaştı. Rus çarlarının, 2024’ün sonlarında başlıca müttefikleri olan Suriye eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilerek Moskova’ya kaçmasının ardından da Akdeniz’deki varlığını korumaya çalıştığı biliniyor.

Askeri-teknik iş birliği

Deniz istihbarat şirketi Sea Max’in uydu görüntüleri üzerinden yaptığı ilk incelemeye göre Rusya’ya ait Sparta ve ikmal gemisi Akademik Paşin konvoyda yer aldı. Reuters ise konvoydaki iki gemiyi görüntülerken, Rus petrol tankeri General Skobelev’in Suriye açıklarında demirlediğini ve boşaltma operasyonu sırasında limanın üzerinde bir gözetleme balonunun uçtuğunu bildirdi.

Bu sırada Sparta gemisi, Hmeymim ve Tartus üslerine gönderilen mühimmatın da bulunduğu malzemeleri boşalttı. Konvoydaki dördüncü gemi ise Rusya’ya ait Amiral Levçenko destroyeri. Konvoyun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e yönelmesi ve gemilerin sinyal yayınlarını kesmesinin ardından, uydu takibiyle Suriye kıyılarına ulaştıkları doğrulandı.

Rus siyasi işler uzmanı Dr. Roland Bijamov yaptığı değerlendirmede, Rus gemilerinin faaliyetlerinin iki ülke arasındaki yeni ilişkiler ve ikili iş birliği çerçevesinde, askeri-teknik iş birliğinin yeni bir modeli kapsamında yürütüldüğünü söyledi. Bijamov, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Hmeymim Üssü’ne gerçekleştirdiği ilk ziyaretin, tarafların son dönemde vardıkları anlaşmaları fiilen uygulama aşamasına geçtiğini gösterdiğini belirtti.

 Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)
Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)

Bijamov’a göre Rusya Akdeniz’den çekilmeyecek; Tartus ve Hmeymim’deki varlığını sürdürecek, ancak buradaki faaliyetlerini ortak eğitim merkezleri ve lojistik merkezler şeklinde yeniden yapılandıracak.

Rusya’nın yeni Suriye ordusuna silah tedariki konusunda ise Bijamov, bunun mümkün olduğunu ancak sürecin kademeli ve pratik şekilde ilerleyeceğini, ilk aşamada Şam yönetimine yeni ordunun ihtiyaç duyduğu yedek parçalar ile askeri teçhizat bileşenlerinin sağlanmasıyla sınırlı kalacağını ifade etti.

Rus gemilerinin gelişinin, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üssüne gerçekleştirdiği askeri heyet ziyarete paralel olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Bijamov, iki gelişmenin aynı sürecin birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtti. Bijamov’a göre Moskova, yeni koşullar altında varlığını sürdürürken, Şam da diğer uluslararası aktörlere karşı elini güçlendiren bir konum elde ediyor. Sürecin temelinde ise pragmatizm ve ortak çıkarlar bulunuyor.

Mutabakat ve Rusya’nın varlığı

Suriye-Rusya ilişkilerini takip eden uzmanlara göre, gerçekleşen gelişmeler Şam’ın dış politikasında, Suriyelilerin hafızasında önemli yer tutan en karmaşık meselelerden birinin çözümü açısından yeni bir adım oluşturuyor. Böylece iki taraf arasındaki eski düşmanlık, barış ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürülürken, uzun süre Rusya’nın mutlak nüfuzu altında bulunan bir bölgede Suriye egemenliğinin yeniden tesis edilmesi hedefleniyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üslerine yaptığı ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani de cuma günü Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret etti. Şeybani’ye Genelkurmay Başkanı, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile askeri istihbarat başkanı eşlik etti. Heyet, mutabakatın uygulanmasına ilişkin süreci takip etmek ve üzerinde anlaşmaya varılan uygulama adımlarının ne aşamada olduğunu değerlendirmek üzere bazı Rus yetkililerle bir toplantı gerçekleştirdi.

Moskova ile Şam arasında Rusya’nın iki üssünün geleceğine ilişkin müzakereler bir buçuk yılı aşkın süre devam etti. Taraflar, sivil nitelikteki tesislerin yönetiminde Suriye egemenliğini güvence altına alan bir anlaşmaya vardı. Buna göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım gibi tesislerin kademeli olarak yeniden işletmeye alınması ve sivil yatırımlara açılması öngörülüyor.

Buna karşılık mutabakat, askeri nitelikteki tesislerde Rusya’nın varlığını yeniden düzenlerken, Akdeniz kıyısındaki bu bölgede Suriye’nin ulusal egemenliğini de güvence altına alıyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklamasına göre yeni düzenlemelerin uygulanması için üç ayı aşmayacak net bir takvim belirlendi.

Eğitim ve silahlandırma

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre taraflar, 9 Ağustos’ta imzalanan mutabakat kapsamında askeri üs ve tesislerin işlevlerini yeniden düzenleyerek bunları ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürme konusunda anlaşmaya vardı.

Askeri analist Ahmed Kabalan yaptığı açıklamada, anlaşmanın yeni Suriye ordusuna teknik destek sağlanmasının yanı sıra eğitim ve yetiştirme faaliyetlerine katkıda bulunmasının önünü açtığını söyledi. Kabalan, özellikle Şam’ın kurtarılmasının ilk günlerinde İsrail hava saldırılarında imha edilen ağır araçların ve hava savunma sistemlerinin onarımı konusunda iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Kabalan’a göre bunun karşılığında Moskova Akdeniz’deki iki üssünü koruyacak. Tartus Üssü’nün, Rusya’ya Akdeniz’in güney kesimindeki NATO faaliyetlerini izleme imkânı sağlaması nedeniyle önemli olduğunu belirten Kabalan, üssün kaybedilmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceğini, ayrıca farklı ülkelerde yürütülecek operasyonlar için bir ikmal ve hareket noktası niteliği taşıdığını ifade etti.

Suriye Gelecek Hareketi ise yayımladığı açıklamada, mutabakat hükümlerinin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, açık bir uygulama planı, kesin takvimler ve askeri tesislerin sivil ve eğitim merkezlerine fiilen dönüştürülmesini denetleyecek mekanizmalar oluşturulması istendi. Ayrıca Lazkiye Havalimanı ve Tartus Limanı’nın geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanması ve geri alınan tesislerin yönetiminde şeffaflığın artırılması, işletme faaliyetleri ve gelirler konusunda düzenli raporlar yayımlanması talep edildi.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı

Moskova, 2011’de Suriye’de halk hareketinin başlamasının ardından ülkenin içişlerine doğrudan müdahil oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya, Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanarak Esed yönetimi ile muhalifler arasındaki çatışmaları sona erdirecek uluslararası kararların önünü kesti.

Askerî açıdan Rusya’nın Suriye’deki varlığı 2015’te önemli ölçüde arttı. Moskova, önceki Suriye yönetimine silah ve teknoloji desteği sağlarken, Hmeymim ve Tartus’taki faaliyetlerini genişletti; ayrıca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda askeri üs ve nokta kurdu.

Esed’in devrilmesine kadar devam eden bu varlığın ardından, muhaliflerin 27 Kasım 2024’te Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Rusya, kentteki son askeri noktası olan Esed Askeri Akademisi’nden personelini çekti. Rusya ayrıca ağır araçlarını ve gelişmiş savunma sistemlerini batıdaki Hmeymim ve Tartus üslerine taşıdı ve varlığını korumak amacıyla diplomatik çözüm arayışlarına yöneldi.