ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
TT

Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)

İbrahim Hamidi yazdı...

Geçtiğimiz hafta, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman arasında, Türkiye sınırına yakın kuzey Suriye'deki Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik hava saldırısından önce birden fazla telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu ilk temas değildi. Elde ettiğiiz bilgilere göre eski Mossad başkanı David Barnea ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Gil Reich, ABD'nin himayesinde, aralarında Londra ve Paris'in de bulunduğu çeşitli başkentlerde, Şeybani ve eski Suriye istihbarat şefi Hüseyin Selame'nin katıldığı Suriye-İsrail müzakerelerine katıldı.

Söz konusu saldırı, Washington'un üç ortağı olan İsrail, Türkiye ve Suriye arasında gerginliğe yol açtı. Trump, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını büyük bir başarı olarak görüyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişki sürdürüyor. Tel Aviv ile özel bir ilişkiye ve sürekli desteğe rağmen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisi ise son aylarda gerginleşti.

2024 yılının sonunda Esed'in devrilmesinden sonra İsrail, yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek stratejik varlıkları imha etti. Golan Tepeleri'ndeki "tampon bölgeyi" işgal etti, ileri askeri üsler kurdu ve Süveyda'daki Dürzileri destekledi. Ancak, Ebu Zuhur Havaalanı’nın vurulması, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olması nedeniyle ilave bir önem taşıyor.

Suriyeli ve Batılı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, İsrail istihbaratının İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havaalanında Türk ve Suriye hareketliliğine dair raporlarının ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 6 Ocak'ta Paris'te yapılan son müzakerelerde kararlaştırıldığı üzere “çatışmayı önleme” mekanizmasını devreye sokmaya çalıştı.

Şam, komşularından herhangi birine tehdit oluşturma niyetinde olmadığını ve odak noktasının yeniden inşa ve Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek olduğunu ısrarla belirtiyor

Barrack'ın katıldığı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bir kısmında yer aldığı Suriye ve İsrail arasındaki Paris müzakerelerinde Washington, istihbarat paylaşımı, gerilimi azaltma ve diplomatik ilişkiler için kullanılacak bir “ortak entegrasyon mekanizması” ve “daimî iletişim hücresi” kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. Şam, anlaşmanın uygulanması ve bu tür olayları yönetmek, gerilimin yükselmesini önlemekle görevli bir “ortak koordinasyon merkezi”nin Ürdün'de kurulması için baskı yaptı. Ancak İsrail, koordinasyon merkezini aktif hale getirmeyi reddetti ve bunun yerine güney Suriye'ye yönelik askeri operasyonlarını artırdı. Sonuç olarak, taraflar arasında askeri konular, silah kaçakçılığı ve terörizmle ilgili bilgi alışverişini ve diyaloğu kolaylaştırmak için bir Amerikan mekanizması devreye sokuldu.

Buna dayanarak, geçen hafta Şeybani, Gofman ve Barrack arasında birkaç temas gerçekleşti. Açıklamada bulunan bir Batılı yetkiliye göre, Mossad Başkanı Ebu Zuhur Havaalanı'ndaki hareketlilik hakkında bilgi aldı. Şam, üsle ilgili İsrail endişelerinin bir süredir farkındaydı ve Amerikalılar aracılığıyla İsraillilere pistin rehabilitasyonunun nedenlerini açıklayan ve herhangi bir düşmanca niyetin olmadığını vurgulayan mesajlar göndermişti. Ayrıca komşu ülkelere herhangi bir tehdit oluşturma niyetinde olmadığını, odak noktasının yeniden inşa, Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek, sınırları, tehditlere ve kaçakçılığa karşı güvence altına almak olduğunu da vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)

Suriye'nin cevabında, Türk Bayraktar insansız hava araçları ve diğer uçakların konuşlandırılacağı Ebu Zuhur Havaalanı’nın, DEAŞ ve diğer milislere karşı operasyonları desteklemeyi, Irak ve Lübnan ile olan sınırları güvence altına alarak silah ve milislerin sızmasını önlemeyi amaçladığı belirtildi. İsrail tarafı ise İsrail'in bunu bir Türk tehdidi olarak gördüğünü ve pistleri bombalayarak uçakların gelişini ve bölgede üs kurulmasını engelleyeceğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre, Şeybani ile Gofman arasındaki temasların (bunlardan biri ilk olarak 14 Ağustos'ta Reuters tarafından bildirildi) ve Şeybani ile Barrack arasında 17 Ağustos'ta İstanbul'da görüşme yapıldı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmenin ardından Amerikalılarla devam eden iletişim sırasında,18 Ağustos'ta İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı’nı bombalamasıyla Şam şaşkınlığa uğradı. Yine bu bilgilere göre Netanyahu, Washington'un havaalanını bombalamama ve meseleyi “çatışmayı önleme kanalları aracılığıyla” çözme talebini “yerine getirmedi.” Trump çarşamba günü, ayrıntı vermeden İsrail hava saldırısı hakkında bilgilendirildiğini belirtti.

İsrail'in hava saldırısı Arap ve Türk kınamaları ile karşılandı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Şeybani'ye saldırıyı kınayan “ortak bir açıklama” yapma teklifinde bulundu.

Katz, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasının ardından Suriye'nin güneyini ziyaret etti. Suriyeli bir kaynak, “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor” ifadelerini kullandı.

Peki, Ebu Zuhur'da gerçekten bir Türk üssü kurma planı var mıydı?

Suriyeli bir kaynağa göre, Ankara ile güçlü bağlarına rağmen Şam, “Türkiye ve İsrail arasında bir çatışma alanı haline gelmemeye” çalışıyor. Axios'a konuşan Şeybani, “Orada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya Türk kuvvetlerini konuşlandırma niyeti yoktu” dedi. Şeybani ayrıca, “Aslında üs neredeyse boştu. Henüz tamamen rehabilite edilmemişti ve tam olarak faaliyete geçmemişti; oradaki çalışmalar hâlâ rehabilitasyon aşamasındaydı” diye belirtti.

İsrail ise Trump yönetimine son saldırısının “potansiyel bir Türk askeri yığınağını önlemeyi amaçladığını” bildirdiğini açıkladı. Netanyahu “X” platformundan yaptığı açıklamada, İsrail'in hava saldırısından önce Suriye'yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını belirterek, “Mesajımız çok açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” dedi. Netanyahu'nun ofisi, İsrail'in Suriye'yi söz konusu üste bir Türk konuşlanmasının güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyardığını ve Şam'ın bu uyarıları görmezden geldiğini söyledi.

Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Buna karşılık, bir Türk yetkili üste Türk varlığı olmadığını belirterek, İsrail'i komşu ülkeleri bombalamak ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için bahaneler uydurmakla suçladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Netanyahu gibi figüranların, bölgemizdeki barış ve istikrarı baltalama oyunlarına gelmeyecek kadar da tecrübe sahibiyiz” dedi.

Barrack ise Türkiye'nin saldırıdan önceden haberdar olmadığını söyledi ve “bu nedenle İsrail uçaklarının kuzeye, topraklarına doğru ilerlediğini tespit ettiğinde aslında askeri bir karşılık için hazırlık yapabilirdi” dedi. Durumun kötüleşmesini önlemede “soğukkanlılığın” başarılı olduğunu da ifade etti.

Geçtiğimiz ay Şeybani, “İsrail'in askeri operasyonları ve 1974 sınırının ötesindeki topraklarımızın yasadışı işgalinin devam etmesi, bölgenin güvenliğine doğrudan bir tehdit ve ulusal kaynaklarımızı tüketmektir” diyerek, İsrail'in “koşulsuz” geri çekilmesini talep etmişti.

 İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da
İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da

Bu arada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz geçen hafta İsrail'in Suriye topraklarındaki güçlerini koruma niyetinde olduğunu vurguladı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Ebu Zuhur Havaalanı saldırısının ardından Suriye'nin güneyinde İsrail tarafından işgal edilen bölgeleri inceledi.

Suriyeli bir kaynak şunları söyledi: “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor.” Sözlerine şöyle sürdürdü: “İsrail'in Ebu Zuhur'da bir Türk üssünün olduğuna dair bahanesi gülünç. Türk üsleri Türk topraklarının içinde sadece 70 kilometre uzakta; Suriye içinde bir üs kurmanın stratejik olarak ne gibi bir faydası var ki?”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün Lübnan ordusunun güneydeki varlığının “yalnızca askeri bir konuşlanma değil, devletin varlığı” olduğunu söyledi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın aktardığına göre Selam, helikopterle Sur kentine gelerek Savunma Bakanı Tümgeneral Mişel Menessa tarafından karşılandığı Benva Berakat Kışlası’na geçerken yaptığı açıklamada, “Ülke anayasasının gerektirdiği şekilde dayanışma içindeki bir hükümet olarak verdiğimiz söze bağlıyız. Hükümetimiz, ordunun insan gücünü geliştirmek, teçhizatını modernize etmek ve mensuplarının yaşam ve sosyal koşullarını iyileştirmek için mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmeye devam ediyor” dedi.

Selam askerlere hitaben, “Karşı karşıya olduğunuz zorlukların boyutunun farkındayım. İsrail saldırıları sürerken üzerinizdeki yükün de farkındayım. Ancak egemenliğin yeniden tesis edilmesinin ancak güçlü bir devlet inşa edilmesiyle mümkün olduğunu da biliyorum. Güçlü bir devlet ise tek ve güçlü bir ordu olmadan var olamaz” ifadelerini kullandı.

Selam, “Güneyin de Lübnan’ın tamamı gibi tek devletin otoritesi altında olmasını istiyoruz. Lübnan vatandaşının kendisini koruyacak bir ordusu olduğu için güvende olmasını ve devletin savaş ve barış kararındaki yetkisini yeniden tesis etmesiyle ülkenin istikrara kavuşmasını istiyoruz” diye konuştu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)

Başbakan, “Ordunun konuşlandığı her nokta, devletin egemenliğini, otoritesini ve itibarını yeniden tesis ettiği bir noktadır. Hükümetimiz açısından orduyu güçlendirmek programımızda ikincil bir madde ya da teknik bir mesele değildir; devletin yeniden tesis edilmesine yönelik projemizin merkezinde yer alan stratejik bir tercihtir” dedi.

Hükümetin mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmek için çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Selam, “ordu kurumunun birliğinin korunması” ve “siyasi hesapların aralarına nifak sokmasına izin verilmemesi” çağrısında bulundu.

Selam ayrıca mezhepçiliğin kötülüklerinin askerlerin saflarına sızmasına izin verilmemesini isteyerek, “Sizin için referans olarak yalnızca anayasayı ve yasayı kabul edin” dedi. Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre Lübnan ordusunun gücünün yalnızca silahları, teçhizatı ve personel sayısından kaynaklanmadığını belirten Selam, asıl gücün birlikten geldiğini ifade etti. Selam, “Ordu, Lübnanlıların mezhep ve bölge mensupları olarak değil, tek bir vatanın evlatları olarak bir araya geldiği az sayıdaki kurumlardan biridir” dedi.

Savunma Bakanı Mişel Menassa da Sur’da yaptığı açıklamada, “Devletin egemenliğini ve topraklarımızın her karışını geri alma konusundaki değişmez tutumumuzu teyit ediyoruz. Lübnan’ın içine girdiği müzakerelerin amacı da budur ve bu müzakereler, 7yxçıkmazdan kurtulmanın en iyi yoludur” ifadelerini kullandı.

Menassa, “Ordu hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadı; üstlendiği her görevi büyük bir titizlikle yerine getirdi... Güney Lübnan’a dönene ve sizler başınız dik şekilde topraklarınıza dönene kadar içimiz rahat etmeyecek” dedi.


Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
TT

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)

Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kadim bölgesine 21 yıl sonra geri döndü.

BBC'nin yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre 30 aile, perşembe günü Kadim'e ulaştı. Bazı aileler askerler eşliğinde, araçlarına İsrail bayrakları asarak Filistinlilere ait köy ve tarım arazilerinden geçti.

Yerleşimcilerin yatak, mobilya ve inşaat malzemeleri taşıyan römorklarla birlikte geldiği de aktarılıyor.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Kadim'deki yerleşim için düzenlenen açılış töreninde bölgenin 21 yıl önce hükümet tarafından boşaltılmasını "sürgün suçu" diye niteleyerek, "Bu yanlışı düzelttik ve Kadim yerleşimine geri döndük" dedi.

Törene, Batı Şeria'nın kuzeyinde çok sayıda yasadışı Yahudi yerleşim birimini bünyesinde bulunduran Şomron Bölge Konseyi'nin lideri Yossi Dagan da katıldı.

Dagan, konuşmasında "bölgenin geleceğini yeniden şekillendirdiklerini" savunurken, Yahudi yerleşimcilerin bir gün Gazze'ye de geri döneceğini de ileri sürdü.

Kadim, 2005'te İsrail'in tek taraflı geri çekilme planı kapsamında boşaltılmıştı. Plan çerçevesinde Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimciler ve askerler bölgeden çekilirken, Batı Şeria'nın kuzeyinde Kadim dahil 4 yerleşim bölgesi de terk edilmiş, İsraillilerin buralarda ikamet etmesi yasaklanmıştı.  

Ancak Binyamin Netanyahu hükümeti Kadim, Ganim, Sanur ve Homeş'e yönelik bu yasağı Mart 2023'te kaldırmıştı.

Ganim, Sanur ve Homeş'in ardından Kadim, 2005'te boşaltılan yerleşimler arasında yeniden İsraillilerin ikametine açılan son bölge oldu.

İsrailli insan hakları örgütü Peace Now'dan Hagit Ofran, Cenin çevresindeki hızlı inşaat faaliyetlerinin, ekimdeki İsrail seçimleri öncesinde hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimleri mümkün mertebe genişletme politikasının parçası olduğunu vurguluyor.

Yahudi yerleşimcilerin kurduğu Emek Dotan bölgesinin yakınında yaşayan Filistinli Samir Cebir, evlerin buldozerlerle yıkıldığını, ardından karavanlarla yerleşimcilerin getirildiğini anlatıyor:

Hepimiz korkuyoruz, tamamen savunmasızız. Hepsinin elinde silah var.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı da büyük tepki çekmişti.  

İsrail hükümeti, E1 adlı proje kapsamında 1234 konut inşası için bu hafta ihale ilanı yayımladı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki gösterdi.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" dendi.

Independent Türkçe, BBC, Ynet, Times of Israel