ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
TT

Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca, Lübnan’ın ‘son derece karmaşık bir krizle karşı karşıya olduğunu’ belirterek, mevcut durumda yalnızca gelişmeleri izlemenin artık yeterli olmadığını söyledi. Sorunun temel nedenlerinin hâlâ çözümsüz kaldığını ifade eden Caca, Lübnan ile İsrail arasında yürütülen mevcut müzakere ve uzlaşı girişimlerinin ‘güney sınırındaki açık çatışma durumunu kalıcı olarak sona erdirmesi gerektiğini’ vurguladı. Geçici ateşkesler ya da teorik çözümlerin yeterli olmayacağını belirten Caca, hedefin ‘Lübnan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olarak normal bir konuma kavuşması’ olduğunu söyledi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)

Önümüzdeki perşembe günü başlaması planlanan Lübnan-İsrail görüşmelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Caca, amaçlarının ‘güney sınırında geçici sakinlik değil, kalıcı ve normal bir düzen oluşturmak’ olması gerektiğini kaydetti. Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, Lübnan halkının artık birkaç ay ya da birkaç yılda bir yeniden başlayan çatışma ve gerilim döngüsünü kaldıracak durumda olmadığını dile getirdi. Caca, bu hedefe nasıl ulaşılacağının ise müzakere süreci ile siyasi otoritenin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Sürecin, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve resmî kurumlar tarafından yönetileceğini belirten Caca, sonuçların zaman içinde netleşeceğini ifade etti.

Washington’da devam eden görüşmelerin mevcut dönemin en önemli gelişmesi olduğunu savunan Caca, bunun nedeninin ‘müzakere arzusunun kendisi değil, ülkeyi krizden çıkarabilecek başka ciddi bir alternatifin bulunmaması’ olduğunu söyledi. Başka bir çözüm önerisi olan tarafların bunu ‘somut ve ciddi biçimde’ ortaya koyması gerektiğini ifade eden Caca, mevcut şartlarda müzakere sürecinin eldeki tek seçenek olarak öne çıktığını belirtti.

Bölgesel karmaşıklıklar

Caca, bölgesel tablonun ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle son derece karmaşık bir hâl aldığını söyledi. Caca, söz konusu çatışmanın nasıl sonuçlanacağının ve bölgeye etkilerinin henüz öngörülemediğini belirtti. Lübnan’a ilişkin değerlendirmesinde ise Caca, İran’ın ülkedeki etkisinin gerileme sürecine girdiğini savundu. ‘İran döneminin’ Lübnan’da büyük ölçüde sona erdiğini ya da sona yaklaşmakta olduğunu ifade eden Caca, mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların önceki düzenin sürmesine artık izin vermediğini dile getirdi. Caca, Lübnan’ın dış çatışmaların yürütüldüğü bir alan olarak kalamayacağını belirterek, ülkenin bağımsız karar alma mekanizmalarına sahip ‘normal bir devlet’ konumuna yeniden dönmesi gerektiğini söyledi. İran başta olmak üzere hiçbir dış etkinin Lübnan devletinin egemenliği ve kurumlarının önüne geçmemesi gerektiğini kaydetti.

 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan açısından müzakerelerdeki ‘kırmızı çizgilerin’ ne olduğu sorusuna yanıt veren Caca, gerçekçi yaklaşımın ‘en az kayıp ve karmaşayla sonuç verebilecek çözümü aramak’ olduğunu ifade etti. Her türlü uzlaşının öncelikle Lübnan’ın çıkarlarına dayanması gerektiğini vurguladı.

Bugün yürütülen sürecin yalnızca sınır güvenliği ve gerilimin azaltılmasına yönelik güvenlik düzenlemeleriyle mi sınırlı olduğu, yoksa gelecekte daha geniş kapsamlı bir barış veya siyasi normalleşme sürecine zemin hazırlayıp hazırlamayacağı sorusuna ise Caca, mevcut aşamada bunun kesin olarak söylenemeyeceğini belirtti. Caca şu an için önceliğin sahada gerçekten işe yarayabilecek bir çözümü görmek olduğunu ifade ederek, mevcut yaklaşımın ‘istikrar sağlayabilecek asgari müştereklerin denenmesine’ dayandığını söyledi. Ancak nihayetinde uygulanabilir ve sürdürülebilir bir seçeneğin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Koşulların yerine getirilmesinden sonra yapılacak resmi görüşmeler

Caca, yürütülen müzakerelerin Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından “doğru bir şekilde” yönetildiğini söyledi. Caca, İsrail ile herhangi bir anlaşmanın, Lübnan’ın tüm taleplerini içermeden ilan edilmeyeceğini vurguladı. Öncelikle anlaşmanın içeriği üzerinde çalışıldığını belirten Caca, Lübnan’ın şartlarını karşılayan somut sonuçlar ortaya çıktığında resmî görüşmeler, anlaşmanın ilanı veya imzalanması aşamasına geçilebileceğini ifade etti. Avn’ın süreci ‘iyi’ yönettiğini savunan Caca, son 20 yılda denenen alternatif yöntemlerin gerçek çözümler üretmediğini söyledi. Buna rağmen bazı çevrelerin hâlâ aynı yaklaşımlarda ısrar ettiğini dile getirdi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)

Caca ayrıca, Lübnan’ın son 60 yılda yaşadığı kriz ve istikrarsızlıkların temel giriş noktalarından birinin güney sınırı olduğunu ifade etti. Bu nedenle söz konusu meselenin kalıcı biçimde çözülmesinin ulusal bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. Devam eden müzakerelerin nasıl sonuçlanacağının ise henüz net olmadığını söyleyen Caca, sürecin nihai sonuçlarına ilişkin değerlendirme yapmak için erken olduğunu kaydetti.

Müzakereler için ulusal bir çerçeve

Caca, yürütülen müzakerelerin ‘ulusal meşruiyetten yoksun olduğu’ yönündeki eleştirileri reddetti. Caca, Avn’ın hem anayasal hem de halk desteğine dayanan tam bir meşruiyete sahip olduğunu söyledi. Avn’ın 128 sandalyeli parlamentoda 98 milletvekilinin oyuyla seçildiğini hatırlatan Caca, bunun Lübnan’daki geniş siyasi uzlaşının göstergesi olduğunu belirtti. Bu meşruiyetin dünyadaki diğer demokratik sistemlerden farklı olmadığını savunan Caca, Trump’ın da yaklaşık yüzde 52 oy oranıyla iktidara geldiğini ancak buna rağmen tüm anayasal yetkilerini kullandığını ifade etti. Caca ayrıca, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın da anayasal süreçler doğrultusunda göreve geldiğini ve hükümetinin halk tarafından seçilen parlamentodan güvenoyu aldığını belirtti. Lübnan’ın bugün ‘tam anlamıyla meşru bir yönetime’ sahip olduğunu söyleyen Caca, demokratik sistemlerde tam fikir birliğinin zaten mümkün olmadığını dile getirdi.

 Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

“Demokrasilerde siyasi ayrışmalar doğaldır” diyen Caca, ABD’de bazı kesimlerin Trump’ın politikalarına karşı çıkmasına rağmen bunun başkanın müzakere yürütme ve devlet adına karar alma yetkisini ortadan kaldırmadığını söyledi. Caca, Washington’da bulunan Lübnan heyetinin de bu resmî meşruiyet temelinde müzakere yürüttüğünü ifade etti. Lübnan devletinin siyasi düzeyde kendisinden beklenen adımları attığını savunan Caca, son dönemde alınan bazı hükümet kararlarının ‘stratejik’ nitelikte olduğunu ve belirlenen takvimler doğrultusunda uygulamaya geçirildiğini söyledi.

Derin devlet

Caca’ya göre temel sorun, ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıdan kaynaklanıyor. Caca, bu yapının siyasi otorite tarafından alınan kararların uygulanmasını geciktirdiğini savundu. Söz konusu yapıyla mücadelenin son derece karmaşık olduğunu belirten Caca, bu sistemle çatışmaya girenlerin kendilerini iki zor seçenek arasında bulduğunu ifade etti. Buna göre kişiler ya mevcut düzene boyun eğmek ya da tamamen sistem dışına itilmek durumunda kalıyor.

Hizbullah

Caca, Hizbullah’ın yürütülen müzakere sürecine nasıl yaklaşacağına ilişkin değerlendirmesinde, “kritik anın henüz gelmediğini” söyledi. Ancak Caca, beklenmedik bir gelişme yaşanması durumunda örgüt yöneticilerinin mevcut tutumlarını yeniden gözden geçirebileceğini ifade etti. Buna rağmen sürecin değişeceğine dair iyimser olmadığını belirten Caca, Hizbullah’ın nihai kararlarının tamamen İran’a bağlı olduğunu savundu. Sahadaki savaşçıların mevcut gerçekliğin farkında olabileceğini ancak karar alma yetkisine sahip olmadıklarını ileri sürdü.

Caca ayrıca, demokratik ve çoğulcu toplumlarda geniş toplumsal tabana sahip bir partinin farklı siyasi yaklaşımlar benimsemesinin doğal olduğunu söyledi. Bunun tek başına bir sorun oluşturmadığını belirten Caca, siyasi görüş ayrılıklarının devlet kurumlarının işleyişini engellemek veya alınan kararların uygulanmasını geciktirmek için gerekçe olamayacağını vurguladı. Mevcut durumda ülkede birden fazla karar merkezi varmış gibi bir görüntü oluştuğunu ifade eden Caca, farklı tarafların birbirinden bağımsız adımlar attığını söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu belirten Caca, devletin ulusal meselelerde tek karar mercii olması gerektiğini kaydetti. Hizbullah’a yakın çevrelerin yaklaşık 40 yıldır belirli bir siyasi ve ideolojik atmosfer içinde yaşadığını dile getiren Caca, bunun tarihî, duygusal, manevi ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığını ifade etti. Bu durumdan çıkışın kısa sürede gerçekleşemeyeceğini, zaman ve kademeli dönüşüm gerektirdiğini söyledi.

Bununla birlikte Caca, söz konusu gerçekliğin Lübnan’daki diğer toplumsal kesimlerin göz ardı edilmesi anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti. Lübnan gibi çoğulcu bir ülkede farklı görüş ve yaklaşımların bulunmasının doğal olduğunu söyleyen Caca, “Başka kesimlerin karşı çıktığı bir ortamda tek bir grubun kendi görüşünü dayatmasıyla ülke nasıl yönetilebilir?” diye sordu. Caca, iç dengelere saygı gösterilmesi ve devlet kurumlarının temel referans noktası olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Taif Anlaşması yoluyla anlaşmazlıkların çözülmesi

Caca, farklı görüşlere sahip Lübnanlı kesimlerin varlığının, anlaşmazlıkların anayasal mekanizmalar ve resmî kurumlar aracılığıyla yönetilmesini zorunlu kıldığını söyledi. Lübnanlıların, görüş ayrılıklarını düzenleme konusunda esas olarak Taif Anlaşması üzerinde uzlaştığını belirten Caca, bu anlaşma sonucunda ortaya çıkan anayasal düzenin yetkiyi devlet kurumlarına verdiğini ifade etti. Caca, söz konusu sistemin parlamentodan hükümete ve cumhurbaşkanlığı makamına kadar tüm resmî kurumları kapsadığını vurguladı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)

Caca, Lübnan’ın yaklaşık 60 yıldır sürekli bir çatışma ortamı içinde yaşadığını söyledi. Özellikle güney sınırının farklı silahlı örgütler ve bölgesel çatışmalara açık kaldığını belirten Caca, bu durumun ülkeyi kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Caca’ya göre güneydeki sahne zaman içinde Filistinli silahlı gruplardan farklı Lübnanlı örgütlere geçti ve sonunda Hizbullah diğer tarafları dışlayarak bölgede tam hâkimiyet kurdu. Bu sürecin, özellikle Irak Savaşı sonrasında Lübnan’ı bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların yürütüldüğü bir alan haline getirdiğini savunan Caca, bunun hem Lübnan devletini hem de ülkenin genel yapısını sürekli kırılgan bir durumda bıraktığını söyledi. Caca ayrıca, yıllardır devam eden siyasi ve güvenlik krizlerinin genç nesiller üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu belirtti. Eğitimli gençlerin dahi iş fırsatı bulmakta zorlandığını ve normal bir yaşam kurma umudunu kaybetmeye başladığını ifade eden Caca, mevcut koşulların gençlerin geleceğe dair beklentilerini tükettiğini dile getirdi.

Devletin meşruiyeti ve birden fazla otoritenin yokluğu

Caca, devlet kurumlarının meşruiyetinin, kaos ortamı ya da çoklu otorite yapısından çok daha iyi olduğunu söyledi. Caca, hakkında eleştiriler bulunsa bile meşru bir sistemin en azından asgari düzeyde istikrar sağlayarak devleti yönetme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.

Lübnan’daki temel sorunun, meşruiyet krizine kalıcı çözüm bulunamaması olduğunu belirten Caca, devletin tek karar ve egemenlik merkezi haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Farklı güç odaklarına açık bir ülke yapısının istikrarlı bir devlet oluşturamayacağını savunan Caca, bunun Lübnan’ı sürekli kriz ve çatışmalara açık halde bıraktığını söyledi.

Caca ayrıca, Lübnan’da güçlü bir devlet inşa etmenin cesaret ve fedakârlık gerektirdiğini ifade etti. Lübnanlılara dışarıdan hazır bir devlet sunulmayacağını belirten Caca, ülkenin geleceğinin ancak Lübnanlıların kendi iradesiyle şekillenebileceğini kaydetti. Hâlâ bir fırsat bulunduğunu söyleyen Caca, bunun değerlendirilmesi ve sonuna kadar sürdürülmesi gerektiğini belirterek, yalnızca kriz yönetimiyle yetinmenin ya da dış müdahalelerden çözüm beklemenin yeterli olmayacağını ifade etti.

İç savaş tehlikesi yok

Caca, Lübnan’daki iç durum ve ülkeye dayatılan savaşın yol açtığı bölünmelere ilişkin değerlendirmesinde, ülkede ortak bir tutum bulunmadığını ve gerilimin zaman zaman iç savaş dönemine dair anıları yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Buna rağmen Caca, Lübnan’da bir iç savaş tehlikesine dair somut işaretler görmediğini belirtti. Hizbullah ile ilgili farklı hesaplar olsa da Caca, bugün daha önemli olan unsurun devlet kurumlarının ve ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıların, iç gerilimleri kontrol altına almak için hızlı şekilde devreye girmesi olduğunu söyledi. Caca, Beyrut’un güney banliyösünde bir savaşçının cenazesi sırasında yaşanan silahlı olayları hatırlatarak, güvenlik birimlerinin müdahalesi ve olayın kontrol altına alınmasını, kaosa sürüklenmenin engellenmesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. Devletin Lübnan topraklarının tamamında henüz tam otorite kuramadığını kabul eden Caca, buna rağmen sürecin iç çatışmaya dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşündüğünü ifade etti. Caca, devletin olası her türlü gerginlikte devreye girerek mezhep çatışmasına ya da iç savaşa yol açabilecek gelişmeleri engelleyeceğini belirtti.


Suriye: "Dera suçlusu" Atıf Necib'in davası yarın devam edecek

Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
TT

Suriye: "Dera suçlusu" Atıf Necib'in davası yarın devam edecek

Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)

Eski Suriye rejimi döneminde işlenen ağır ihlaller nedeniyle adaletin sağlanması, hesap verebilirliğin tesisi ve cezasızlığın önlenmesi süreci kapsamında, eski güvenlik yetkilisi ve “Dera’nın suçlusu” olarak anılan Atıf Necib’in yargılaması yarın (Pazar) yeniden başlayacak. Savcılık heyeti, Necib’i suçlayan “çok sayıda delile” sahip olduklarını belirtti.

Yarınki duruşmanın, devrik lider Beşşar Esed’in akrabası olan Necib’in sorgulanmasına ayrılacağı ifade edildi. Necib, 2011 yılında halk protestolarının başladığı Dera’da Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yürütmüş, kentteki geniş çaplı baskı ve tutuklama kampanyalarının sorumlularından biri olarak gösteriliyor.

Duruşmanın Şam Adalet Sarayı’nda yapılacağı, çok sayıda medya kuruluşunun yanı sıra, devrimin ilk dönemlerinde can kayıpları veren bölgelerden biri olan Dera’dan çok sayıda davacının da katılım göstermesinin beklendiği ifade edildi. Güneydeki Dera vilayetinde ve ülke genelinde halk arasında davaya ilişkin yoğun bir beklenti ve ilgi yaşanıyor.

Protestocular, 26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in yargılandığı gün pankartlar açtı (Reuters).Protestocular, 26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in yargılandığı gün pankartlar açtı (Reuters).

Dera’da gözaltına alınan çocuklardan biri konuştu

Genç Yusuf Süveydan, Şubat 2011’de Dera’da gözaltına alınan yaklaşık 20 çocuktan biri. Çocuklar, okul duvarlarına “Sıra sana geldi doktor” sloganı yazmakla suçlanmış; bu olay, 18 Mart 2011’de kentte başlayan protestoların fitilini ateşlemişti.

Süveydan, yaptığı açıklamada gözaltı sırasında ağır işkence gördüğünü ve gerçeğe aykırı ifadeler vermeye zorlandığını söyledi. Gerçeği söylemekte ısrar ettiği için babasının da gözaltına alındığınıı belirten Süveydan, ailesinin bugün hâlâ babasından haber alamadığını ifade etti.

Süveydan, “Atıf Necib bir savaş suçlusudur. Onu idam sehpasında görmekten başka hiçbir şey içimi soğutmaz. Dera halkının çoğu da bunu istiyor. Çocukların parmaklarına demir çekiçlerle vurup ezdiler; bunun izleri bugün hâlâ ellerinde duruyor” dedi.

Onlarca kişisel davacı

Davada görev yapan ve beş avukattan oluşan savunma komitesinin üyelerinden Avukat Neha el-Mısri, şu ana kadar yaklaşık 46 kişinin şahsi davacı olarak dosyaya katıldığını söyledi. Mısri’nin kardeşinin de devrimin ilk dönemlerinde hayatını kaybettiği belirtildi.

Mısri, davanın ceza mahkemesine taşınmasının ardından mağdur ailelerinin, çocukları ve yakınları adına bireysel dava açmaya başladığını ifade ederek, halk arasında suç işleyenlerin hesap vereceğine ve cezasızlığın sona ereceğine dair umut oluştuğunu söyledi.

Komitede Mısri’nin yanı sıra Avukat Meram Ebazid, Dera Barosu Başkanı Fadl eş-Şevamire ile avukatlar Süleyman el-Karfan ve Adnan el-Mesalime yer alıyor.

26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in ilk duruşması sırasında mahkeme salonunda bulunan Suriyeliler (AP)26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in ilk duruşması sırasında mahkeme salonunda bulunan Suriyeliler (AP)

Necib’i suçlayan çok sayıda delil var

Mısri, Necib aleyhindeki delillerin olaylara tanıklık eden kişilerin ifadeleri, polis tutanakları, medya kayıtları ve sosyal medya içeriklerinden toplandığını söyledi.

Olayların başlangıcında bazı kişilerin resmi polis tutanakları düzenlediğini belirten Mısri, bu belgelerin dava dosyasına eklendiğini, ayrıca uluslararası medya kuruluşlarında yayımlanan görüntü ve tanıklıkların da dosyaya dahil edildiğini kaydetti.

Komitenin ayrıca, olaylar sırasında bölgede görev yapan bazı güvenlik mensuplarının ifadelerine ulaştığını aktaran Mısri, bu kişilerin silahsız sivillere ateş açıldığını doğruladığını belirtti.

26 Nisan 2026'da Atıf Necib'in yargılamasında, Hamza el-Hatib'in ve 2011'de Dara'da ölen başka bir çocuğun fotoğrafı gösterildi (SANA)26 Nisan 2026'da Atıf Necib'in yargılamasında, Hamza el-Hatib'in ve 2011'de Dara'da ölen başka bir çocuğun fotoğrafı gösterildi (SANA)

Dava dosyasındaki başlıca olaylar

Mısri’ye göre dava dosyasında, okul duvarlarına yazı yazdığı gerekçesiyle çocukların tutuklanması ile “kulübe” olarak adlandırılan prefabrik güvenlik noktalarının yakılması olayları da yer alıyor. Bu gelişmelerin ardından 18 Mart 2011’de protestolar başlamış, Mahmud Cevabra ve Hüsam Ayyaş adlı iki genç hayatını kaybetmişti. Aileleri şahsi davacı olarak dosyaya katıldı.

Dosyada ayrıca, 22-23 Mart gecesi El-Ömeri Camii’ne düzenlenen baskında yaklaşık dokuz kişinin öldürüldüğü “El-Ömeri Camii Katliamı” ile cenaze törenlerinde açılan ateş sonucu yaşanan ölümler de bulunuyor.

Bunun yanı sıra yaklaşık 30 kişinin hayatını kaybettiği “Akaryakıt İstasyonu Katliamı”, 25 Nisan 2011’de Dera el-Beled mahallesine yönelik operasyon sırasında yaşanan ihlaller ve Ebazid ailesine yönelik saldırılar da dava kapsamında ele alınıyor. Söz konusu saldırılar, ülkedeki ilk toplu mezar vakalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Suriye'nin güneyindeki Dara vilayetinin eski siyasi güvenlik başkanı Atıf Necib, 26 Nisan'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda görülen davasının ilk oturumunda (AFP)Suriye'nin güneyindeki Dara vilayetinin eski siyasi güvenlik başkanı Atıf Necib, 26 Nisan'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda görülen davasının ilk oturumunda (AFP)

Dera’daki fiili yönetici oydu

Mısri, “Şu anda tutuklu bulunan kişi Atıf Necib’dir ve tüm savunmalarımız onun mahkûm edilmesine yöneliktir. Herkes biliyor ki, Dera’daki fiili yönetici oydu ve kentteki tüm güvenlik birimlerine emir veren kişiydi. Olayları ilk tırmandıran isim de kendisidir ve buna dair çok sayıda delil mevcut” dedi.

Davalarının yalnızca Necib’e değil, Mart 2011’de Dera’da suç işlediği belirtilen tüm güvenlik kurumlarına karşı açıldığını vurgulayan Mısri, yarınki oturumun yalnızca sanığın sorgusuna ayrıldığını, sorgu sürecinin birden fazla duruşma sürebileceğini söyledi.

Sorgu aşamasının ardından savcılık heyetinin iddianamesini, delillerini ve tanıklarını mahkemeye sunacağı belirtildi.

İlk duruşma 25 Nisan’da yapılmıştı

25 Nisan’da, devrik lider Beşşar Esed, kardeşi Mahir Esed ve eski rejimin önde gelen isimleri hakkında ilk gıyabi duruşma gerçekleştirilmişti. Duruşmaya katılan isimlerden biri olan Necib, mahkeme salonuna kelepçeli olarak getirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hâkim, söz konusu oturumda Necib’i sorgulamamış, duruşmanın yalnızca “idari ve hukuki hazırlık işlemlerine” ayrıldığını açıklamıştı. İkinci duruşmanın ise 10 Mayıs’ta yapılacağı duyurulmuştu.

Esed, muhalif grupların Aralık 2024’te Şam’a ulaşmasının ardından Rusya’ya kaçtı. Yeni Suriye yönetimi, Esed döneminde işlenen ihlaller konusunda adaletin sağlanması ve sorumluların yargılanması yönünde taahhütte bulunurken, aktivistler ve uluslararası toplum da savaşın parçaladığı ülkede geçiş dönemi adaletinin önemine dikkat çekiyor.


Irak Silahsızlanma Komitesi

Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
TT

Irak Silahsızlanma Komitesi

Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)

Irak’ta Başbakan adayı Ali Zeydi, görevi devretmeye hazırlanan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri’den oluşan üst düzey bir komite, grupların silahsızlandırılmasına yönelik bir " uygulama planı" hazırlığını tamamlamak üzere. ABD’nin, milis yapıların yeni hükümetten ve devlet kademelerinden uzaklaştırılması yönündeki baskılarının arttığı bir dönemde hazırlanan planın, kısa süre içinde Washington’a sunulması bekleniyor.

Komite daha önce milis liderlerine "silahsızlanma konusunda fikirler" sundu, ancak bilgi sahibi kaynaklara göre bazı toplantılar “pek de sakin geçmedi”.

Plan, Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi), ağır ve orta silahlarından arındırılmasını ve yeniden yapılandırılmasını, ayrıca istihbarat servisi de dahil olmak üzere hassas güvenlik kurumlarında beklenen değişiklikleri içeriyor.

Ancak siyasi kaynaklar Şarku’l Avsat’a, hükümetin planı uygulama yeteneği konusunda şüphelerini dile getirerek, bunun bir oyalama taktiği olabileceğini öne sürdüler. Bu arada, Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi gibi üzere önde gelen gruplar, "bedeli ne olursa olsun" silah teslim etmeyeceklerini açıklayarak, hükümetin planını reddettiklerini açıkladılar.