ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



İsrailli yerleşimciler Batı Şeria'da geniş arazileri ele geçirmekle övünüyor

İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
TT

İsrailli yerleşimciler Batı Şeria'da geniş arazileri ele geçirmekle övünüyor

İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)

Aşırı sağcı İsrailli Bakan Bezalel Smotrich'in seçim kampanyası kapsamında, onun denetiminde faaliyet gösteren Yerleşim Çiftlikleri Birliği, on yıl aradan sonra ilk kez Batı Şeria'daki yerleşim çiftliklerinin yayılımını ve İsrail işgali altında kontrol edilen arazilerin boyutunu ayrıntılı biçimde gösteren bir coğrafi harita yayımladı.

Haritaya göre yerleşim çiftlikleri bugün 1,1 milyon dönümden fazla alana yayılmış durumda. Bu rakama, Batı Şeria'daki yerleşimlerin kontrol ettiği yaklaşık 200 bin dönümlük arazi dahil değil. Birliğin hesaplamasına göre, inşa edilmiş her bir dönümlük yerleşim alanına karşılık yerleşim çiftlikleri yaklaşık altı dönümlük ilave araziyi kontrol ediyor.

Yerleşim Çiftlikleri Birliği tarafından yayımlanan harita
Yerleşim Çiftlikleri Birliği tarafından yayımlanan harita ( Haritanın oluşturulmasında yapay zekadan yararlanılmıştır.)

Harita, çoğunluğu Ürdün Vadisi'nde bulunan bir çiftlikler ağını gösteriyor. Bu bölgenin neredeyse tamamının sessizce el konulduğu belirtilirken, ağ işgal altındaki Filistin dağlık bölgelerinden geçerek Güney El-Halil Dağı'na ve Kudüs'ten Eriha'ya kadar uzanan, İsrail'de "Yahudiye Çölü" olarak adlandırılan çöl bölgesine kadar yayılıyor.

Haritada çiftliklerin faaliyet gösterdiği araziler yeşil, kasaba ve şehirlerin bulunduğu bölgeler ise mavi renkle gösteriliyor.

Birlik, mevcut faaliyet alanlarının yanı sıra faaliyetlerin genişletilmesini talep ettiği ek arazilere de işaret ediyor. Birliğin yayımladığı verilere göre C Bölgesi'nde, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin artırılması ve arazilerin korunması amacıyla daha fazla varlığa ihtiyaç duyulan 1 milyon dönümden fazla arazi bulunuyor.

Birlik, tarımsal faaliyetleri toprak üzerindeki kontrolü güçlendiren bir araç olarak görüyor ve bunu Siyonist yerleşim hareketine yön veren temel ilkelerin bir parçası olarak sunuyor.

Birliğin yayımladığı açıklamada, "Yahudi sabanının geçtiği yer, sınırlarımızın da geçeceği yerdir" ifadesine yer verildi. Bunun yanında, Siyonist liderlerden ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin ilk öncülerinden Yigal Allon'a atfedilen şu sözler aktarıldı: "Senin Golan'ın olmasını istediğin Merc İbn Amir gibi, şimdi onu Merc Dutan için istiyorsun." Merc Dutan, Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan ve çevresindeki araziden daha yüksek bir dizi ovadan oluşuyor.

Yerleşimciler, bölgede yerleşimleri yeniden inşa etmelerinin ardından Batı Şeria'nın Cenin kentine giden ana yol üzerinde İsrail bayrakları taşıyor. (Arşiv – EPA)
Yerleşimciler, bölgede yerleşimleri yeniden inşa etmelerinin ardından Batı Şeria'nın Cenin kentine giden ana yol üzerinde İsrail bayrakları,(Arşiv – EPA)

​​​​​

Haritanın yayımlanması, yerleşimcilerin "çiftlikler aracılığıyla yerleşimciliğin yeniden doğuşu" olarak adlandırdığı sürecin birinci yılının sonunda geldi. Bu dönemde çiftliklerin faaliyetleri birçok alanda genişletildi.

Yeni çiftlikler kuruldu, mevcut çiftlikler güçlendirildi, hayvan sürülerinin sayısı artırıldı; altyapı ve güvenlik unsurları da güçlendirilirken, tarımsal faaliyet yürütülen arazilerin kapsamı genişletildi.

Birlik, çiftçilerin yanı sıra tarım ve güvenlik faaliyetlerinde çalışan binlerce gencin de bu çalışmalara katıldığını belirtiyor. Ayrıca ülkenin farklı bölgelerinden 23 binden fazla kişinin çiftlikler fonuna düzenli olarak destek verdiği ve bu kişilerin faaliyetlerin finanse edilmesine ve genişletilmesine katkıda bulunduğu ifade ediliyor.

Yerleşimciler, "Bugün açıklanan harita, bir haritadaki noktalardan çok daha büyük bir hikâyeyi anlatıyor. Gözlerimizin önünde gerçekleşen tarımsal ve yerleşimci bir devrimin hikâyesini anlatıyor. Çiftlikler tarafından korunan 1,1 milyon dönümden söz ediyoruz. Bu, tarımın coğrafyayı şekillendirme ve ülke topraklarını koruma gücünün kanıtıdır" ifadelerini kullandı.

Birlik, tarımsal faaliyetlerini genişletmeye devam edeceğini de açıkladı.

Terör ve ilhak haritası

İsrail merkezli Barış Şimdi hareketi ise haritayı "terör ve ilhak haritası" olarak nitelendirdi.

Hareket tarafından yapılan açıklamada, "Burada söz konusu olan 'toprağı korumak' ya da masum bir tarım faaliyeti değil. Bu çiftlikler ve yerleşim karakolları, hükümetin himayesi ve finansmanıyla, yaklaşık bir milyon dönümlük araziyi kontrol eden ve Filistinli toplulukları topraklarından zorla uzaklaştıran terör yuvalarına dönüştü" denildi.

Filistinlileri korumak amacıyla aralarında Kudüs'ün güneydoğusundaki Han el-Ahmar ile Beytüllahim'in güneyindeki Cennata'nın da bulunduğu çeşitli noktalarda gösteriler düzenleyen Birlikte Duruyoruz hareketi de sert tepki gösterdi.

Hareket, "Çiftlik ve tepelerdeki terör örgütü, hükümet politikasının uygulamadaki koludur. Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi ve onlara yönelik terör eylemleri, Ben-Gvir-Smotrich-Netanyahu hükümeti tarafından yönetiliyor ve yürütülüyor" ifadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca, "Bu çılgınlığın finansmanı hepimizin cebinden çıkıyor; bu suç politikasının ağır bedelini hepimiz ödüyoruz. Aşırılık yanlısı yerleşimciler Filistinlilerin hayatını cehenneme çevirirken, İsrail vatandaşlarını da huzur ve güvenlikten uzaklaştırıyor. Her iki halk için güvenliği yalnızca bir İsrail-Filistin barış anlaşması sağlayabilir" denildi.


Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
TT

Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)

Irak'taki silahlı gruplar, Kürdistan Bölgesi'ndeki Peşmerge güçlerinin de yeni bir yasayla yürürlüğe konulması planlanan "silahların sınırlandırılması" kapsamına alınmasını şart koştu. Buna karşılık, geçtiğimiz ay silahlarını teslim ettiğini açıklayan Asaib Ehlil-Hak grubunun lideri Kays el-Hazali, Kürt güçlerinin "anayasal olduğunu ve yasalar çerçevesinde tanındığını" belirtti.

İran'a yakın Iraklı gruplar, silahların sınırlandırılması planını kabul etmek için farklı şartlar öne sürüyor. Gözlemciler ise bu grupların bölgedeki İran-ABD çatışmasının sona ermesini bekleyerek, zaman kazanmaya çalıştığı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi ittifakının önde gelen isimlerinden Hazali, dün gece televizyonda yaptığı açıklamada, "Peşmerge anayasal bir kurumdur ve silahların sınırlandırılması kriterlerine tabi değildir" dedi. Hazali, söz konusu güçlerin yasalar kapsamında tanındığını belirtti.

Hazali, "Silahların devletin elinde toplanması, devlet kurumlarının istikrarı açısından meşru bir hedeftir" ifadelerini kullanırken, Şii siyasetçilerin bu projede diğer kesimlerden daha fazla sorumluluk taşıdığını söyledi.

Silahların devlet kurumlarına devredilmesi sürecinin "gerçek ve göstermelik olmayan" bir şekilde yürütüldüğünü savunan Hazali, "Asaib Ehlil-Hak'ın silahları Haşdi Şabi bünyesinde sınırlandırıldı" dedi.

Hazali'nin Peşmerge güçlerine ilişkin tutumu, Kürt silahlı oluşumlarının silahsızlandırılmasını şart koşan silahlı grupların da dahil olduğu Şii güçler arasındaki keskin görüş ayrılığını ortaya koydu.

Başbakan Ali ez Zeydi'nin hükümet programının temel başlıklarından biri olarak "silahların sınırlandırılmasını" belirlediği, Asaib Ehlil-Hak'ın da diğer bazı silahlı gruplarla birlikte bu uzlaşma sürecine katıldığı belirtiliyor. Grupların bu adımla üzerlerindeki uluslararası baskıyı azaltmayı, siyasi ve yürütme organlarında yer alma imkanlarını genişletmeyi umduğu ifade ediliyor.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan ise dün yaptığı açıklamada, silahların akıbetinin belirlenmesi konusunda silahlı gruplarla "üst düzeyde görüşmeler yürütüldüğünü" söyledi. Ancak uygulamanın, Uluslararası Koalisyon'un 30 Eylül'de sona erecek görevinin tamamlanmasının ardından başlayacağını belirtti.

Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)
Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)

Herkesi kapsayan yasa

Hazali'nin açıklamaları, Irak basınında silahlı gruplarla yürütülen görüşmelerin perde arkasına ilişkin yayımlanan haberlerin sonrasında geldi.

Bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan haberlerde, silahlı grupların Peşmerge güçlerini de kapsayacak şekilde herkesin silahlarını sınırlandırmasını öngören yeni bir yasanın çıkarılmasını şart koştuğu bildirildi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Bazı grup yetkilileri, Koordinasyon Çerçevesi'ndeki siyasilere silahların sınırlandırılmasının herkes için uygulanması gerektiğini iletti. Öneri, ülke genelindeki bütün silahların tek bir hukuki çerçeve kapsamında sınırlandırılmasını, düzenlenmesini ve yönetilmesini; böylece uygulamaların bir tarafa karşı yürütülürken diğer tarafa karşı seçici biçimde uygulanmasının önüne geçilmesini amaçlıyor" dedi.

Kaynaklara göre önümüzdeki dönemde silahların sınırlandırılması, düzenlenmesi ve yönetilmesine ilişkin özel bir yasa taslağı hazırlamak üzere bir komisyon kurulacak. Taslak, hukuki incelemenin ardından siyasi güçlerin katılımıyla oylanmak üzere Temsilciler Meclisine sunulacak.

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) liderinin medya danışmanı Kifah Mahmud, "Irak Anayasası Peşmerge'nin silahlarının meşruiyetini kabul ediyor" dedi ve Hazali'nin açıklamasını "gecikmiş bir kabul" olarak nitelendirdi.

Mahmud, federal hükümetin Peşmerge'nin silahları, teçhizatı ve askeri birlikleri hakkında tam bilgi sahibi olduğunu belirterek, Peşmerge'nin "Irak'ın resmi askeri yapılanmasının temel bir parçası" olduğunu söyledi.

Mahmud, Bağdat'taki silahların sınırlandırılması tartışmasına Peşmerge dosyasının dahil edilmesinin, iktidar koalisyonu içindeki anlaşmazlıkların derinliğini gösterdiğini ve dikkatleri krizin asıl nedenlerinden uzaklaştırma çabasını yansıttığını söyledi.

Bu kapsamda siyasi bir kaynak da hükümetin silahların sınırlandırılması planının önündeki en önemli engelin, iktidar koalisyonunun kendi içindeki bazı isimlerin silahsızlandırma konusunda uzlaşamaması olduğunu kaydetti.

Kaynağa göre bazı siyasi aktörler, söz konusu grupların "güç ve nüfuzlarından mahrum bırakılmaması gerektiği" görüşünde.


ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
TT

ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)

John Bolton

ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri; Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki askeri varlığı azaltmayı hedefleyen izolasyon yanlısı Amerikalı yetkililerin yürüttüğü politikanın son kurbanı oldu.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik ABD askeri yardımları daha önce görülmemiş bir tehdit altında. BBC tarafından hazırlanan bir rapora göre Amerikalı yetkililer, Kürt makamlarına yardımların -bütün ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine paralel olarak- 30 Eylül’de kesileceğini bildirdi. Daha önceki raporlarda güvenlik yardımlarının sonlandırılabileceği ihtimalinden bahsedilmiş olsa da net bir son tarihin belirlenmesi, bu ihtimali uygulanmaya her zamankinden daha yakın hale getiriyor.

Washington’un İran ile savaş sonrası döneme ilişkin strateji geliştirmesi beklenen bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş sürecinde net hedeflerden yoksun olması bu yöndeki her türlü ciddi çabayı engelliyor gibi görünüyor. Bölgeye yönelik tutarlı bir vizyon hazırlamak yerine, yönetim içindeki izolasyon yanlısı yetkililer, Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığını ne pahasına olursa olsun azaltmaya çalışıyor. ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri de bu politikanın son kurbanı olmuş gibi görünüyor.

Gözlemciler, kademeli ABD çekilmesinin sadece devam eden İran tehditleri nedeniyle değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel hırsları sonucunda da büyük riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bölgede devam eden çatışmalar ve manevralar gölgesinde, bölgesel veya uluslararası güçlerin Kürtlerin bir asırlık acılarını yeniden değerlendirmeye niyetli olmadığı görülüyor. Ancak aynı zamanda, başta ABD olmak üzere etkili aktörler, İran rejiminin 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en zayıf döneminden geçtiği bir sırada, Tahran’ın çıkarına hizmet edecek kararlar almanın sonuçlarını göz ardı edemez.

ABD’deki ara seçim kampanyaları şu anda Beyaz Saray’ın tüm dikkatini çekse de bu süreç 3 Kasım’da sona erecek ve Trump’ın Ortadoğu’daki çalkantılarla yüzleşmekten başka seçeneği kalmayacak.

İran’ın, İsrail ve Körfez Arap ülkelerine karşı uyguladığı ‘ateş çemberi’ stratejisi artık bir enkazdan ibaret; askeri-endüstriyel kompleksinin büyük bir kısmı ise felç olmuş veya imha edilmiş durumda. Buna rağmen Washington’un kafa karışıklığı ve çelişkilerle dolu hamleleri, tatmin edici olmaktan çok uzak bir sonuç doğurdu. ABD’nin hedefleri belirsizdi; saldırı öncesi hazırlıklar, planlama ve siyasi destek toplama çabalarının tamamı yetersiz kaldı. Askeri eylemlerin kendisi tamamlanmamış olarak kalırken, İran içindeki geniş muhalefeti harekete geçirmedeki başarısızlık, belirgin bir siyasi ve askeri üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ABD ve İsrail’i kesin bir zafer kazanmaktan mahrum bıraktı. Tahran’a karşı savaş bu derece kötü yönetilmiş olsa da rejim değişikliği ihtimali dahil olmak üzere başarıya ulaşmak hâlâ mümkün.

İranlı Kürtlerin, rejime karşı iç muhalefeti mobilize etmeyi amaçlayan her türlü çabaya dahil edilmesi, bu yaklaşımı savunanların gözünde kritik bir unsur olarak görülüyor. Nitekim Kürtler, İran nüfusunun yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısında yoğunlaşmış durumdalar.

İsrail’in, diğer muhalif unsurlara dağıtılacak silahlar da dahil olmak üzere Kürtlerin bu doğrultuda hareket etmesine yardım etmeyi ve onlara silah sağlamayı planladığı bildirilmişti. Ancak aktarılanlara göre Erdoğan, Trump’ı arayarak operasyonu durdurması konusunda ikna etti ve bu planı boşa çıkardı.

Böylece Kürt kartı devreye sokulmadığı gibi Washington veya Tel Aviv iç muhalefeti harekete geçirecek alternatif bir program da başlatmadı. Önlenmesi mümkün olan bu başarısızlıklara rağmen, ABD ve İsrail hava saldırıları, henüz dengesini kazanamamış olan rejimde derin çatlaklar yarattı.

Bu bağlamda Peşmerge güçlerine sağlanan yardımın kesilmesi, ABD’nin bölge genelinde Kürtlerle olan bağlarını koparma sürecinde olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan gibi politikalar izleyen diğer liderler de konuyu aynı şekilde görecektir; zira zor zamanlarda müttefikleri terk etmek asla akılcı bir karar değildir.

Gerek İran içinde gerekse dışında Kürt askeri kapasitesinin zayıflatılması, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve rejim içindeki şahin kanadın çıkarına hizmet edecektir. Bu kesim, ABD’nin iradesindeki gerilemenin Washington içindeki izolasyonist seslerin nüfuzuyla birleştiğinde, ABD’nin kendileriyle yüzleşme yeteneğini azalttığına inanıyor.

Bu durum, şahinlerin iktidara tutunma ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı ile Ortadoğu’nun daha geniş alanlarında hakimiyet kurma, ayrıca İslam dünyasındaki varlıklarını güçlendirme şeklindeki uzun vadeli hedeflerine ulaşma kararlılığını artıracaktır. Kısa vadede bu gelişme, İran’ın IKBY’deki hedeflere yönelik saldırılarını artırmasına da yol açabilir.

Irak içinde ise Peşmerge’nin zayıflaması Kudüs Gücü için Tahran’ın tüm terör kolları arasında en az zarar gören grubu olan Haşdi Şabi güçlerini güçlendirmeye devam etme yönünde bir teşvik oluşturacaktır.

Haşdi Şabi, özellikle kalan ABD askeri personelinin 30 Eylül’e kadar ülkeden ayrılmaya hazırlandığı bu dönemde, ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya çalışan Irak toplumunun tüm farklı unsurları için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin aynı süre zarfında İran yanlısı milislerin silahsızlandırılması yönündeki çağrılarına rağmen, bu hedefe ulaşılması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.

Tahran bir yandan İran içindeki kapasitesini yeniden inşa etmeyi, diğer yandan da Haşdi Şabi’yi Hizbullah’ın daha güçlü ve etkili versiyonuna dönüştürerek pekiştirmeyi başarırsa, ‘ateş çemberi’ yapılanmasını çok daha güçlü bir şekilde yeniden kurma yolunda büyük bir mesafe kat etmiş olacak.

Olası yansımalar yalnızca İran’ın nüfuzuyla da sınırlı değil; Kürt güçlerinin zayıflatılması, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de saflarını yeniden toparlamasına yardımcı olacak koşulları da hazırlayabilir.

Bu perspektiften bakıldığında, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi ilave bir endişe kaynağı yaratıyor. Önümüzdeki süreçte Kürt çıkarlarının yeterince korunup korunmayacağı ve Kürt lider Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın danışmanı sıfatıyla gerçekten etkili bir rol oynayıp oynamayacağı belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, Kürtlerin konumunu zayıflatan ABD adımlarının uzun vadeli vahim sonuçları olacaktır. IKBY onlarca yıldır çalkantılı bir bölgede istikrar vahası olmayı sürdürmüştür; bu da ABD’nin bölgeye sağladığı askeri desteğin vazgeçilmek yerine, korunması gereken stratejik bir tercih olduğunu göstermektedir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."