ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

ABD'nin Ortadoğu'daki ikinci kalıcı ulusal çıkarı

Nathalie Lees
Nathalie Lees
TT

ABD'nin Ortadoğu'da denizdeki varlığı neden önemli?

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Kevin Donegan

Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik son saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'daki deniz varlığının kritik önemini ortaya çıkardı. ABD kara kuvvetlerinin Afganistan'daki on yıllık varlığı 2021'de feci bir geri çekilmeyle sonuçlandığında, ABD Donanması'nın Bahreyn'de bulunan Beşinci Filo karargâhı bir kez daha ABD'nin bölgesel varlığının dayanağı ve bölgedeki ulusal çıkarların birincil koruyucusu haline geldi.

Ancak Ortadoğu'da görevlendirilen ABD Donanması savaşçılarının sayısındaki keskin düşüş, Arap dünyasındaki müttefiklere sert bir mesaj gönderdi. Bu, İran, Çin ve Rusya'nın yanı sıra ABD'nin dikkatinin Ortadoğu'dan Asya ve Pasifik'e doğru kaydığını gösteriyor.

Tarih doğrudan tekerrür etmeyebilir ama sıklıkla benzer temaları yansıtır. Bunun en önemli örneği, 14 Şubat 1945'te ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud'un Süveyş Kanalı'nda USS Quincy gemisinde buluşmasıdır. O gün aralarında Filistin'in geleceğine dair bir tartışma yaşandı. Bu konuda fikir birliğine varamasalar da görüşmeleri, enerji karşılığında ABD'nin Suudi Arabistan’a verdiği güvenlik garantilerine dayanan kalıcı bir ittifakın temellerini attı.

ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.

İngilizlerin çekilmesinden sonra ABD varlığı

Birleşik Krallık'ın bölgeden çekilmesinin ardından ABD, Beşinci Filo karargahını Bahreyn'de kurdu.

Şu anda Beşinci Filo'dan sorumlu amiral aynı zamanda 44 ülkeden oluşan dünyanın en büyük deniz ittifakı olan Birleşik Deniz Kuvvetleri’ni de komuta ediyor. Bu koalisyon, ticari gemileri Husi füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından korumak, korsanlıkla mücadele çalışmaları ve Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e sürekli ticaret akışının sağlanması gibi görevlere adanmış altı çokuluslu denizcilik görev gücünden yararlanıyor.

Gazze'deki mevcut savaş, DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta oluşturduğu tehdit, İranlı milislerin ABD kuvvetlerine tekrarlanan saldırıları ve Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları… Bütün bunlar günümüzün senaryosunu, Roosevelt ve Abdulaziz bin Suud’un USS Quincy'de müzakere ettiği basit ‘güvenlik ve petrol’ anlaşmasının ötesinde daha da karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu, küresel pazara sürekli enerji akışının sağlanmasının yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu'daki ABD dış politikasının temel taşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ABD Donanması, barış ve savaş zamanlarında bu politikanın ana aracı olarak hizmet veriyor.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD'nin bu temel çıkarını açıkça tanımlıyor:

“ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Ortadoğu'daki Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kilit deniz yollarından güvenli geçişten taviz vermemesini sağlamaya kararlıdır. ABD, herhangi bir ülkenin askeri gerginlik, toprak tecavüzleri veya gözdağı taktikleri yoluyla diğer ülkeler veya bölgenin kendisi üzerinde hegemonya kurma girişimlerine tolerans göstermeyecektir. ABD, İran'ın istikrarsızlaştırıcı çabalarını caydırmak ve etkisiz hale getirmek için müttefikleri ve ortaklarıyla iş birliği yapma sözü veriyor.”

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkisi

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından deniz varlığının da azalması, birçok kişinin ABD'nin bölgeden çekilmesi olarak yorumladığı bir sinyaldi. Bu dönemde, ABD uçak gemisi saldırı grupları ve amfibi hazırlık grupları tarafından rutin konuşlandırmaların olmaması da dahil olmak üzere Beşinci Filo'nun deniz muharebe yeteneklerinde önemli bir düşüş görüldü.

Bunun yerine, bağımsız ABD yüzey savaşçılarının (Surface combatant: kendi silahları ve silahlı kuvvetleriyle su yüzeyinde savaşmak için tasarlanmış deniz savaş gemilerinin bir alt kümesi) sınırlı konuşlandırmaları vardı. Bu, Beşinci Filo'nun Bahreyn'de konuşlanmış mütevazı bir kuvvet birliğinin yanı sıra yalnızca bir veya bazen iki muhriple kalmasına neden oluyordu. Söz konusu kuvvetler, yüzen bir üs, dört mayın eylem gemisi ve birkaç küçük donanma kıyı devriyesi ile sahil güvenlik gemisinden oluşuyordu.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları ve gelişmiş gemisavar füzeleri sağlayarak verdiği destek, onun yıkıcı taktiklerini yansıtıyor.

ABD Beşinci Filo Komutanı Amiral Brad Cooper, yeniliğe doğru bir hamleyle, 2021'de, yüzey savaşçılarının ve uçakların konuşlandırılmamasının yarattığı istihbarat ve uyarı boşluğunu azaltmak için otonom yüzey gemilerini yaratıcı bir şekilde kullanan Görev Gücü 59’u (TF 59) kurdu. Ancak söz konusu gemiler silahsızdır ve geniş deniz yollarını yeterince izlemek için gerekli menzile sahip değildir.

Sonuçta Çin'in Cibuti'deki stratejik askeri konumu, birçok durumda Ortadoğu'da ABD Beşinci Filosu’ndan daha büyük bir deniz varlığını sürdürmesine olanak tanıdı.

Sonuç olarak bu dengesizlik, İran'ın, beklendiği gibi Yemen'deki Husilere yönelik askeri desteğini kademeli olarak artırmasına ve zamanla onlara Kızıldeniz üzerinden ticari nakliyenin serbest dolaşımını önemli ölçüde kesintiye uğratacak araçlar sağlamasına olanak tanıdı.

ABD çıkarları

Bugün ABD'nin Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları risk altında. Kırk yıldır ilk kez, ABD'nin birbirini izleyen başkanlarının üzerine inşa ettiği, seyrüsefer özgürlüğünün ve ticaretin düzgün akışının güvence altına alınmasına dayanan Ortadoğu'daki temel ulusal çıkarları, giderek daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

İran'ın Yemen'deki Husilere silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gelişmiş gemisavar füzeler sağlayarak verdiği destek, 1980'lerin sonlarından bu yana Aden Körfezi'ndeki yıkıcı taktiklerini yansıtıyor. Bu destek, küresel ticaret için hayati öneme sahip olan, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ni etkileyen ticari nakliye yollarına ciddi şekilde zarar verdi. Sonraki Husi saldırıları küresel ticaret modellerini bozdu ve gemilerin, özellikle de normalde Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen konteyner gemilerinin en az yüzde doksanını, Ümit Burnu üzerinden Afrika çevresinden dolaşmaya zorladı.

Stratejik bir karşı önlem olarak ABD, İran'ı gerilimi daha da artırmaktan caydırmak ve Husi tehdidine doğrudan müdahale etmek amacıyla iki nükleer silah taşıyıcı saldırı grubunu konuşlandırarak Ortadoğu'daki deniz varlığını artırdı.

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir.

Bu saldırı gruplarının her birinde nükleer uçak gemisi ve güçlü Aegis silah sistemiyle donatılmış üç ila beş kruvazör ve muhrip tarafından desteklenen, avcı ve saldırı uçaklarından oluşan güçlü bir hava kanadı bulunuyor. Ayrıca bu gemiler, saldırı denizaltıları tarafından destekleniyor. Söz konusu gruplardan biri Doğu Akdeniz'e, ikincisi ise Kızıldeniz'e yerleştirildi.

Buna ilave olarak ABD, ticari gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de konuşlandırılan ABD Deniz Piyadeleri ile birlikte bir Wasp sınıfı uçak gemisi ve diğer iki amfibi savaş uçağından oluşan bir amfibi hazırlık grubu gönderdi. Böylece Afganistan'dan çekildikten sonra ABD Beşinci Filosu ilk kez savaşabilecek ve caydırabilecek bir deniz kuvvetine sahip oldu.

Bu stratejik konuşlandırmalar aynı zamanda ABD Donanması’nın, ortaya çıkan krizlere yanıt olarak dünya çapında entegre muharebe gücünü hızla bir araya getirme ve projelendirme konusundaki çevikliğini ve  yeteneğini de ortaya koydu.

Kısa ve uzun vadede deniz kuvvetlerinin varlığı

İran'ın zararlı, kötü etkisine en iyi denizde ve denizden karşılık verilir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki serbest ticaret akışına saldırmasını engellemeyi amaçlayan bir girişime liderlik edecek şekilde görevlendirilmelidir. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu, doğal olarak Husilerin yeteneklerini etkili bir şekilde azaltacak, ABD'nin kararlılığını gösterecek ve Tahran'a, ABD'nin, İran tehdit ağındaki diğer unsurlarla mücadele edecek donanıma sahip olduğu yönünde güçlü bir mesaj iletecektir.

ABD, Arap ortakları ve Avrupalı ​​müttefiklerinin iş birliğiyle yalnızca Husilerin mevcut yeteneklerini değil, aynı zamanda lojistik destek hatlarını da önemli ölçüde azaltmak için kapsamlı bir deniz ambargosu uygulamalıdır. ABD ayrıca uzun vadede kararlılığını beyan etmeli ve caydırıcılığını yeniden ayarlamalıdır.

ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir.

Ortadoğu'da ikinci ve kalıcı bir ABD ulusal çıkarı daha var ve bu çıkar aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de iyi bir şekilde ifade ediliyor:

“İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için diplomasi yapmaya kararlıyız. Aynı zamanda diplomatik çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, alternatif stratejiler kullanmaya da hazır olacağız. İran'ın mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere ABD’li personele yönelik tehditlerine tolerans göstermeyeceğiz. Geçmişte de gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırı karşısında kararlılıkla harekete geçeceğiz.”

Nathalie Lees
Nathalie Lees

Bu ulusal çıkarları desteklemek için Husilerin ticari denizciliğe yönelik tehdidini etkisiz hale getirdikten sonra ABD, Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin seçilmiş birimleriyle koordineli olarak, deniz kuvvetlerinin esnek konuşlanma yeteneklerinden yararlanmalıdır.

Taşıyıcı saldırı gruplarını ve amfibi hazırlık gruplarını içerebilecek bu kuvvetler, Ortadoğu'da düzenli ve öngörülemeyen bir konuşlanma modelini benimsemelidir.

Bu yaklaşım, kaynakları ve hazırlığı tüketen uzun vadeli bir bölgesel mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırır. ABD, İran'ı bölgede önemli bir muharebe gücünün zamanlaması ve varlığı konusunda belirsizlik içinde tutarak, caydırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bu strateji, ABD'nin Arap ortaklarına olan bağlılığını yeniden teyit etmeyi amaçlıyor.

En büyük Arap sorumluluğu

Arap ülkelerinin Ortadoğu'nun hayati su yolları üzerinden ticaret akışını koruma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli olacaktır. Zamanla bu, Arap ülkeleri tarafından Arap savunması hedefine doğru ilerlemede önemli bir adım oluşturacaktır.

Ayrıca TF 59'un öncü çabaları, bölge genelinde istihbarat ve uyarı yeteneklerinin geliştirilmesi için önemli ölçüde genişletilmelidir.

ABD deniz kuvvetlerinin varlığı ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için bir mihenk taşıdır.

Söz konusu genişleme, geleneksel deniz kuvvetlerine kıyasla daha uygun maliyetli bu stratejinin benimsenmesine Arap ve diğer bölgesel ortakların aktif katılımını içermelidir. Sonuçta bu varlıkların silahlandırılması yalnızca savunma yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda caydırıcı değerlerini de artıracak ve bölgenin daha istikrarlı ve güvenli olmasına katkıda bulunacaktır.

Ortadoğu'daki ABD deniz varlığı önemlidir. Zira bu, ABD'nin liderlik rolü ve kararlılığıyla birleştiğinde, temel Amerikan ulusal çıkarlarının korunmasını sağlayabilecek ve ortaklıkların, caydırıcılığın ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinde bir mihenk taşı haline gelebilecek stratejik bir etkiye sahiptir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Filistinli 4 fraksiyon kaynağı, Şarku’l Avsat’a, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yaklaşan Filistin içi uzlaşı görüşmeleriyle ilgili olarak belirlediği ilkeler ve esasların yer aldığı bir belgeyi aktardı. Görüşmelerin Kahire’de yapılması beklenirken, Fetih ve Hamas hareketlerinden heyetler dünden itibaren hazırlıklara başladı.

Aralarında Fetih ve Hamas mensubu iki kaynağın da bulunduğu kaynaklar, ‘Filistin içi uzlaşı için Filistin-Filistin süreci’ başlıklı belgede yer alan yedi ilkenin şu başlıklardan oluştuğunu belirtti: “Gazze’deki darbenin sonuçlarının sona erdirilmesi, tek yönetim, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınması ve Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) ve programına bağlılık.”

GTHYJ
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Temmuz 2024’te düzenlenen uzlaşma görüşmelerinden birinde, Hamas lideri Musa Ebu Merzuk (sağda) ile Fetih lideri Mahmud el-Alul’un arasında duruyor. (Reuters)

Belgede ayrıca, ‘barışçıl halk direnişine bağlılık ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüme dayalı siyasi çözüme bağlılık’ ilkelerine yer verildi. Bunun yanı sıra belgede, ‘Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapmak üzere Devlet Başkanı Abbas’ın kararıyla teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulması ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülecek müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda olması’ öngörüldü.

Hamas’ın söz konusu ilkelere ilişkin tutumu henüz bilinmezken, hareketin üst düzey yöneticilerinden bir kaynak, Hamas’ın ‘Filistin halkının genel çıkarları’ temelinde yapılacak ve ‘mevcut durumu değiştirmeyi amaçlayan gerçek bir ortaklık’ sağlayacak her türlü görüşme ve diyaloğa açık olduğunu belirtti.

Filistin diyaloğuna yönelik hazırlıklar

Bu gelişme, Filistinli gruplardan heyetlerin Kahire’ye peş peşe gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Heyetlerin, daha önce bu tür bir toplantıya katılmaktan kaçınan ve Hamas ile ikili görüşme yapılmasını reddeden Fetih Hareketi’nin de katılımıyla kapsamlı bir Filistin ulusal diyaloğu başlatılması amacıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Heyetlerin Kahire’ye geliş tarihi henüz kesin olarak belirlenmezken, kapsamlı ulusal diyaloğun ne zaman yapılacağı da netleşmedi.

Farklı Filistinli gruplardan 6 kaynak, Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, Filistin ve Mısır taraflarının yürüttüğü hazırlıklara göre Hamas yönetiminden bir heyetin Kahire’ye ulaşacağını, ardından Cibril er-Rucub başkanlığındaki Fetih heyetinin geleceğini belirtti. Halen Kahire’de bulunan İzzam el-Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin heyetlere katılacağı, diğer gruplardan bazı yöneticilerin de Mısır’ın başkentinde bulunması nedeniyle bu grupların heyetlerinin de Kahire’ye geleceği kaydedildi.

F
Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril er-Rucub (Reuters)

Şarku’l Avsat, Fetih Hareketi’nden bir kaynaktan, İzzam el-Ahmed’in son günlerde Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle ilgili Filistinli isimlerle görüşmeler yaptığını öğrendi. Kaynak, Ahmed’in Ramallah’tan gelecek heyete katılarak gruplar arasındaki görüşmelere iştirak edebileceğini belirtti. Kaynak ayrıca, Mısır’ın şu aşamada uzlaşı sağlanmadan Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına yönelik çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi de Abbas’ın talimatları doğrultusunda son günlerde ulusal diyaloğa katılacak bir komite kurulmasına karar vermişti. Komiteye Cibril er-Rucub başkanlık ederken, Muhammed Iştiyye ve Macid Farac da üyeler arasında yer alıyor.

Seçimlerin ertelenme olasılığının artması

Filistinli kaynaklar, ikili görüşmelerin ve kapsamlı diyaloğun yapılması konusunda anlaşmaya varılması halinde, Filistin’deki durumu ve iç düzenin yeniden yapılandırılmasını ele alacağını bildirdi. Görüşmelerin merkezinde ise gelecek kasım ayında yapılması planlanan yasama seçimleri bulunacak.

Ancak kaynakların aktardığı bilgiler, seçimlerin ertelenme ihtimalinin arttığını gösterdi. Kaynaklardan biri, henüz resmi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte, “İsrail’in seçimlerin yapılmasına izin vermeyeceği, Doğu Kudüs’te seçimleri engellemek için çalışacağı, Batı Şeria’da seçimleri sabote etmek amacıyla askeri operasyonlar düzenleyeceği ve buna Gazze’deki zorlu koşulların da ekleneceği” yönünde bir beklentinin bulunduğunu söyledi.

Biri sol görüşlü olmak üzere farklı iki gruptan kaynak da durumun kolay olmadığı yönünde bir farkındalık bulunduğunu ve tüm grupların seçim tarihinin ertelenmesi gerektiği konusunda ihtiyaç hissettiğini doğruladı.


Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
TT

Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Suriye makamları, dün işgal altındaki Golan yakınlarında “Hizbullah” grubuna bağlı bir hücrenin yakalandığını açıkladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre yetkililer hücrenin “operasyonlar düzenlemeyi planladığını” belirtti ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Suriye resmi televizyonunun İç Güvenlik Güçlerinin açıklamasına dayandırdığı habere göre, “önleyici bir güvenlik operasyonu” kapsamında Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin iş birliğiyle Dera'daki Yermuk Havzası'nda bir sabotaj planı engellendi ve “Hizbullah milislerine bağlı üç kişilik bir hücre” yakalandı. Açıklamada, şüphelilerin isimleri baş harfleriyle “F.K., Z.M. ve L.A.” olarak verildi.

Açıklamada, “Operasyon, hücrenin güvenlik ve istikrarı bozmak amacıyla saldırılar düzenlemek üzere roket fırlatma rampaları hazırlama girişiminin dikkatli biçimde izlenmesinin ardından gerçekleştirildi. Rampaların tamamı sökülürken, gözaltındaki kişiler hakkındaki soruşturma, yetkili yargı makamlarına sevk edilmeleri ve adalet önüne çıkarılmaları amacıyla sürüyor” ifadeleri kullanıldı.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabında yayımlanan görüntülerde operasyonda gözaltına alınan 2 kişi görülüyor.

Hizbullah, 2011'de başlayan iç savaş yıllarında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in güçlerinin yanında savaştı.

Esed döneminde Suriye, İran'ın öncülük ettiği “direniş ekseni”nin bir parçasıydı ve Tahran ile Hizbullah arasında ikmal ve bağlantı hattı oluşturuyordu.

Foto  Suriye’deki güvenlik operasyonunda gözaltına alınan kişi (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Esed'i 2024'ün sonlarında deviren yeni yönetim ise İran'ın ve Hizbullah'ın Suriye'deki nüfuzuna karşı temkinli bir tutum benimsedi.

Yeni Suriye makamları, daha önce de Suriye'de saldırılar düzenlemeyi planladıklarını belirttikleri Hizbullah'a bağlı hücreleri dağıttıklarını ve örgüte gönderildiğini söyledikleri silah sevkiyatlarına el koyduklarını defalarca açıkladı. Hizbullah ise bu suçlamaları reddetti.