Gazze’de 150 gündür devam eden savaş: İsrail oyalanırken amaçsızca hareket ediyor

Netanyahu hükümeti, geçtiğimiz ocak ayında Washington'la yapılan ve çatışmaları durdurmayı öngören anlaşmayı ihlal etti

Dün İsrail askerleri, Gazze Şeridi sınırında bir tepenin yakınlarında toplanırken bir İsrail askeri personel taşıyıcısı Gazze'den ayrıldı (AFP)
Dün İsrail askerleri, Gazze Şeridi sınırında bir tepenin yakınlarında toplanırken bir İsrail askeri personel taşıyıcısı Gazze'den ayrıldı (AFP)
TT

Gazze’de 150 gündür devam eden savaş: İsrail oyalanırken amaçsızca hareket ediyor

Dün İsrail askerleri, Gazze Şeridi sınırında bir tepenin yakınlarında toplanırken bir İsrail askeri personel taşıyıcısı Gazze'den ayrıldı (AFP)
Dün İsrail askerleri, Gazze Şeridi sınırında bir tepenin yakınlarında toplanırken bir İsrail askeri personel taşıyıcısı Gazze'den ayrıldı (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, çok geç kalmış olsa da sonunda ‘Gazze'de derhal ateşkes’ çağrısında bulundu. Tel Aviv'deki kaynaklar, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Gazze'ye yönelik savaşın hedeflerini geçtiğimiz aralık ayında (yani savaşın başlamasından iki aydan kısa bir süre sonra) tükettiği kanaatine vardığını, İsrail'i bu konuda bilgilendirdiğini ve hatta uzun görüşmeler ve müzakereler sonrasında İsrail'le hava saldırılarının ve büyük askeri operasyonların durdurulması ve yeni yılla birlikte nokta operasyonlarına geçilmesiyle başlayıp savaşın sonlandırılmasını öngören bir savaş takvimi üzerinde anlaştığını teyit ediyorlar. Söz konusu anlaşma, 18 Aralık 2023 tarihinde İsrail'i özel olarak bu amaçla ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Genelkurmay Başkanı Charles Brown tarafından İsrailli yetkililerle görüşülürken İsrail, daha sonra ‘hayati öneme sahip görevleri tamamlamayı başaramadığı’ gerekçesiyle sürenin biraz daha uzatılmasını istedi. Washington, savaşı sona erdirme, Filistinli siviller arasındaki can kaybının azaltma ve Gazzelilerin acılarının hafifletme çabalarının açıkça ortaya koyulması şartıyla Tel Aviv’in bu talebini kabul etti ve süreyi bir ay daha uzattı.

Savaşın şiddetinin dozu düşse de Gazzelilere yönelik toplu katliamlar ve Han Yunus'un işgali gibi başka şekillerde devam etti. Netanyahu hükümeti, Hamas Hareketi’nin Gazze lideri Yahya Sinvar'ın Han Yunus’un altındaki tünellerde çok sayıda İsrailli rehineyle birlikte olduğuna dair yeni istihbarat bilgileri edindiklerini ve Sinvar’ı yakalayıp rehineleri kurtarmak için ‘yeri doldurulamaz bir fırsat’ yakaladığını iddia etti. Washington da Netanyahu hükümetine yeşil ışık yaktı. Aradan ikinci hatta üçüncü ay geçti. İsrail, her seferinde başka bir bahaneyle Gazze’deki işgalini 150 gündür sürdürürken Biden yönetimi, yutkunmaya devam ediyor. Öte yandan açlık, Hamas liderlerine baskı yapmak için kullanılan bir başka silah olarak ortaya çıkmaya başladı. Dünya bu yaşananlara bir anlam veremezken, izliyor ve olan bitene inanmıyordu yahut inanmak istemiyordu. Fakat Gazze'den gelen görüntüler, kimsenin inkar politikasını sürdürmesine izin vermedi.

İsrail hükümetinden bazıları Washington’la kafa kafaya gelmekten çekinmiyor

Batılılar, onu alıp doğru yere götürmek için İsrail'i kucaklama politikasını sürdürürken Washington’da Binyamin Netanyahu ile çatışma politikasının işe yaramayacağını vurguladılar. Washington’da ‘İsrail hükümetindeki çok güçlü bir hareketin ABD yönetimiyle bile kafa kafaya gelmekten çekinmediğini’ söyleyenler oldu. Söz konusu hareket, bu tutumunu gizleme ihtiyacı duymadı. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, açıkça ‘Biden yönetiminin zayıf olduğunu ve Donald Trump yönetimini tercih ettiğini’ söyledi. Ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD yönetimiyle yaşanan anlaşmazlıklarla övünmeye başladı. Tarihte ABD ile karşı karşıya gelmekten çekinmeyen İsrailli iki liderin isimleri öne çıkardı. Bunlardan biri (nükleer reaktör konusunda Washington’la anlaşmazlık yaşayan) David Ben-Gurion, diğeri (1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail’in başbakanı olan) Levi Eşkol’du. Ancak Netanyahu, ABD’nin 1992 yılında Ürdün-Filistin ortak heyetiyle barış müzakerelerini engelleyen dönemin İsrail Başbakanı İzak Şamir’le yaşadığı diğer deneyimleri kasıtlı olarak görmezden geldi. Dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush, ABD'nin İsrail'e verdiği 10 milyar dolarlık yardımları durdurdu, Şamir hükümeti düştü. İsrailliler, Şamir’in yerine İzak Rabin'i seçti. ABD’liler bugün Netanyahu'ya, kendisiyle temasa geçmeden ve koordinasyon kurmadan hükümetindeki bakanlardan Benny Gantz'ı Beyaz Saray’a davet ettikleri dönemi hatırlatıyorlar.

ABD’liler İsrail'e açıkça savaşın tükendiğini ve artık işe yaramadığını söylüyorlar. Bunu da sadece siyasi nedenlerle değil, savaşın gidişatına ve ayrıntılı askeri operasyonlara ilişkin ellerindeki önemli bilgiler nedeniyle dile getiriyorlar.

Gerçekçi olmayan hedefler

Tel Aviv'deki savaş yönetim odasında her şeyi takip eden ABD’li askeri personellerden oluşan bir ekip var. Bu ekip, İsrail ordusunun, istihbaratının ve iç istihbarat servisi Şin Bet tarafından Gazze'deki durum ve savaşın Gazze’yi nasıl etkilediğine dair yayınlanan raporları takip ediyor. İsrailli onlarca general ve strateji uzmanı, savaş için koyulan hedeflerin gerçekçi olmadığını ve ‘Hamas'ı ortadan kaldırmak’ olan en büyük hedefe asla ulaşılamayacağını açıkça söylerken bu açıklamalar da ABD tarafından takip ediliyor. Hamas güçlü askeri saldırılara maruz kaldı. Silahlı güçleri Gazze Şeridi'nin büyük bir bölümüne dağıldı. Buna karşın askeri açıdan bakıldığında bir yandan İsrail ordusuna ciddi kayıplar verdirirken diğer yandan halen başarıyla direniyor. İsrail’in savaş için koyduğu ikinci hedefse rehinelerin güç kullanılarak kurtarılmasıydı. Ancak bu hedef feci bir şekilde başarısız oldu. İsrail, 5 ay içinde sadece 3 rehineyi kurtarabildi. Onlar da Hamas’ın alıkoyduğu rehineler değildi. Hamas’tan bağımsız olarak Filistinli bazı aileler tarafından alıkonulan ve pazarlık ya da takas sonucu serbest bırakılan rehinelerdi. Üçüncü hedef ise Hamas yönetimini düşürmek ve Gazze Şeridi'nin bir kez daha İsrail için askeri tehdit oluşturmasına izin vermemek olarak belirlendi. İsrailliler dahi bunu zorlu bir hedef olarak görüyorlar. Ancak özellikle Filistinliler Hamas yönetimine alternatif bir teknokrat hükümet kurma çalışmalarına başladıklarından uzun bir savaşa girmeye değmeyeceğini de vurguluyorlar.

İsrail Genelkurmay Başkanlığı Harekat Dairesi Başkanı İsrael Ziv, savaşın fiilen iki ay önce sona erdiğini söyledi. Radyo 103 FM'e verdiği röportajda, Refah’ın işgalini desteklediğini ve bunu hayati öneme sahip bir gereklilik olarak gördüğünü söyleyen Ziv, “Ama şu an Batı desteğini geri çekmişken bunu yapmak külfetli olacak ve bir felakete dönüşecek. Savaşı Refah'ı işgal ederek başlatmaları gerekirdi, ama artık geçti. ABD’liler İsrail'e savaşı sürdürmesinin ABD ve uluslararası desteği kaybetmesine yol açacağını ve ABD yönetimine hem içeriden hem dışarıdan zarar vereceğini açıkça ifade ettiler. Bu yüzden ABD’nin İsrail'e verdiği destek sona erdi, dolayısıyla savaşı sürdürmek aptallıktır” ifadelerini kullandı.

Kamuoyu ile yüzleşme cesareti

Daha da önemlisi, iki hafta önce Paris’te yapılan toplantıdan bu yana temel konular üzerinde anlaşmaya varıldığından rehine takası ve ateşkes anlaşmasına ilişkin şu an Kahire'de devam eden müzakereler de tıkanmış durumda. Müzakerelerde sadece bazı detaylar tartışılıyor. Netanyahu, yaşayan ve ölen İsrailli rehinelerin isimlerinin bir listesini istemesi gerektiğini, Hamas ise Gazze'de tutuklanan ve akıbetleri bilinmeyen yaklaşık bin 200 (ve Batı Şeria'da 7 bin) yeni Filistinli tutuklunun olduğunu daha şimdi fark etti. Diğer birtakım anlaşmazlıkların yanı sıra Gazzelilerin güneyden kuzeye geri dönmeyi istemeleri ve İsrail'in bu talebi reddetmesi çözülebilir bir mesele. Sorun, krizleri nasıl sonlandıracağını bilen liderlerin olmaması.

Yalnızca ağır bedeller ödeyen halkına karşı şefkatli bir kalbe sahip olan değil, aynı zamanda gerçeklerle ilgili samimi bir konuşma yaparak kamuoyunun karşısına çıkacak kadar cesur olan, başarı olarak savaşın ve akan kanın durdurulmasıyla ve İsrailli rehineler ile Filistinli tutukluların ve mahkumların serbest bırakılmasıyla yetinilmesinden başka yapılabilecek hiçbir şey olmadığını söyleyecek liderlere acil ihtiyaç var.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.