Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Necef’teki Şii dini mercinin siyasi rolü

Necef’teki Şii dini merci, herhangi bir resmi kurumdan bağımsızdır

Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
TT

Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi sonrası Necef’teki Şii dini mercinin siyasi rolü

Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)
Necef’teki İmam Ali’nin türbesinden bir görünüm (Shutterstock)

Şahed Deşti

Necef’teki Şii dini merci, temsil ettiği dini derinlik nedeniyle, Büyük Gaybet (Şiilikteki On İki İmam inancı temelinde On İkinci İmam’ın gözlerden ırak ve gizli bir şekilde yaşadığı anlamında kullanılan bir ifade/Gaybet-i Kübra/Büyük Gizlilik) döneminde Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi kabul edilir. Dolayısıyla takipçilerinin Şii dini mercinin her açıklamasına ve fetvasına uyması ve ona göre hareket etmesi gerektiğini görüyoruz. Bu da Şii dini mercinin takipçileri üzerinde ne kadar güçlü bir nüfuza sahip olduğunu gösteriyor.

Irak'taki Şiilerin en büyük dini mercisi, kurulmasından bugüne kadar çeşitli roller üstlenmiştir. Rolü yalnızca fıkıh boyutuyla sınırlı kalmayan merci, Şii çevrelerdeki derinliği ve ağırlığı sayesinde sosyal, kültürel ve siyasi düzeylerde de rollere sahiptir.

Saddam Hüseyin rejiminin 2003 yılında düşürülmesi, ülkenin siyasi olarak istikrara kavuşması ve Şii dini mercilere yönelik ev hapsi ve suikastlar gibi zulümlerin ortadan kalkmasıyla Şii dini mercinin Irak siyasetinde rolünün ve etkisinin artmasına katkıda bulundu.

Aynı dönemde devlet kurumlarının çöküşünün ve Irak'ın yaşadığı siyasi, sosyal ve güvenlik sorunlarının yanı sıra Irak siyaset sahnesinde bir lider ve etkili bir ismin olmaması Şii dini mercinin siyasi rolünün ortaya çıkmasına yol açtı. Söz konusu faktörler, yabancı işgal yönetiminden kurtulmak için yeni bir anayasa çıkararak ve Irak'ta türünün ilk örneği olan erken seçimleri düzenleyerek Irak demokrasisinin temellerinin sağlamlaştırılmasında büyük bir rol oynayan Şii dini mercinin etkinliğini artırdı.

İç ve dış faktörler

Irak’ta 2003 sonrası getirilen siyasi sistemin şekli, Şii dini merciye siyaset sahnesinde daha fazla yer ve rol veren en önemli faktörlerden biri oldu. Çünkü güç ve otoritenin öne çıktığı eski hükümetlerin aksine yeni Irak siyasi sisteminin siyasi otoritenin rolünün azalmasına yol açan zayıflığı, Şii dini mercinin birçok siyasi meseleye müdahale etmesine ve bu meseleleri etkilemesine olanak tanıdı. Şii dini mercilerin tarihi boyunca, ne zaman siyasi sistem güçlü olsa Şii dini mercinin rolü o kadar zayıf, siyasi sistem ne kadar zayıf olsa Şii dini mercinin rolü o kadar güçlü olmuştur.

Irak’ı etkileyen yerel, bölgesel ve uluslararası faktörler her zaman siyasi otoritenin güçlü ya da zayıf olmasında etkili olmuştur. Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden önceki Şii dini merci ile şu an Necef’teki Şii dini merci birbiriyle karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülmektedir.

Şii dini mercilerin tarihi boyunca, mercinin etrafındaki ortamın, onun siyasi meseleleri ele almasındaki etkinliğini ve rolünü etkilediğini görüyoruz. Eski dönemlerde bazı Şii dini merciler ev hapsi, baskı, zulüm ve suikastlar nedeniyle siyasi meseleleri ele alamıyordu.

Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından şu anki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani, dış siyasi rol oynadı ve bu rol kendinden önceki Şii dini merciden geri kalmadı.

Dolayısıyla şu an Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayetullah Ali es-Sistani, temsilcisi olduğu Necef'teki mevcut Şii dini mercinin siyasi konulara müdahalesini, halkın menfaatinin ön planda tutulması ve Şii dini merciye düşen meşru menfaatini koruması, yani velayet-i hassa meselesi olarak değerlendirebiliriz. Çünkü Necef’teki Şii dini merci, siyasi meseleler (yani milletin tüm fertlerine ve işlerine yönelik ve kapsayıcı olan meseleler/velayet-i amme) ilkesini benimsememiştir.

Irak'ta dış politika kararlarını alma yetkisi resmi devlet kurumlarına aittir. Ancak dış politika kararlarını yönlendiren ve etkileyen resmi olmayan kurumlar da bulunur. Dış politika kararlarını yönlendirmede içeride güç sahibi olan baskı grupları (lobiler) ve kamuoyunun yanı sıra, çeşitli çevrelerden ve etnik kökenlerden ülkenin siyaset sahnesinde yer alan taraflar da dış politikanın gidişatını etkilemede önemli ve etkili bir role sahiptir.

Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Necef'teki İmam Ali Türbesi'ni ziyaretinden bir kare, 26 Mart 1998 (AFP)
Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Necef'teki İmam Ali Türbesi'ni ziyaretinden bir kare, 26 Mart 1998 (AFP)

Bu bağlamda Necef’teki Şii dini merciyi 2003 sonrası Irak dış politikasına yön vermede ve bu politikayı etkilemede rol oynayan en önemli gayri resmi kurumlardan biri olarak değerlendirebiliriz. Şii dini merci, Irak devletinde gayri resmi bir yapı olmasından ötürü karar alma düzeyinde değil, dış siyasi kararları yönlendirme düzeyinde oynadığı bu rolle, Irak'ın istikrarını ve egemenliğini tehdit eden genel meseleleri etkileyerek, Irak'ın bölgesel ve uluslararası hesaplaşma alanı haline gelmesini engelledi.

Necef’teki Şii dini merci tarihi boyunca dış platformlarda çeşitli roller üstlenmiştir. Sadece Irak'ın iç işleriyle ilgilenmekle kalmayan Şii dini merci, başta tüm dini mercilerin dikkatini çeken Filistin meselesinin yanı sıra Tömbeki (Tütün) Ayaklanması, İran Meşrutiyet Devrimi ve İran Anayasa Devrimi başta olmak üzere birçok olayda rol oynadı. Şii dini merci, ülkenin yöneticisine baskı yapma amaçlı dini fetvalar, kınama açıklamaları yayınlayarak ya da siyasi teoriler oluşturarak diğer dış meselelerde de roller üstleniyor.

Şii dini mercinin Baas Partisi hükümetleri döneminde dış siyasetteki rolü sona erdi. Ancak Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından şu anki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani, dış siyasi rol oynadı ve bu rol kendinden önceki Şii dini merciden geri kalmadı.

Şii dini merci, Necef'teki merkezinden yapılan açıklamalarla, Ayetullah Ali es-Sistani’nin temsilcileri tarafından verilen Cuma hutbeleriyle ya da Sistani’nin devlet liderleriyle bir araya geldiği özel görüşmelerle Irak'ın dış politika kararlarını etkilemeye çalıştı.

Yukarıda bahsettiğimiz bu araçlar ve yöntemler, Irak'ın dış politikasına ilişkin konularda Şii dini mercinin görüşüyle devletin görüşü arasında meselelerin boyutuna ve mahiyetine göre değişen derecelerde etkili oldu ve görüşleri yakınlaştırdı. Bu ise Şii dini mercinin Irak'ın iç politikasına ilişkin meseleler üzerindeki etkisini yansıtıyor. Dış siyasi kararların alınmasında yetki sahibi olmadığından bu normal olabilir.

Şii dini merci, dünyanın çeşitli ülkelerinden takipçileri olması nedeniyle güçlü bir dini etkiye sahip oldu.

Burada Şii dini mercinin dış meseleler üzerinde etkisinin ve ilgisinin, iç meselelere olan etkisinden ve ilgisinden ayrı tutulamayacağı belirtilmeli. Irak meselesinin uluslararasılaşması için anayasa ve seçimler gibi birçok iç mesele dış meselelerle kesişiyor. Dolayısıyla iç politikanın istikrarı, Irak dış politikasının başarısında ve istikrarında etkili oluyor.

Öte yandan dış kararları alma yetkisinin sahibi, Şii dini mercinin dini fetvalarla kitleleri harekete geçirerek dış politika kararlarındaki dengeyi değiştirebileceğinin ve karar vericiyi halkın beğenmediği herhangi bir dış siyasi karar almaktan caydırmak için baskı yapmak üzere kitleleri harekete geçirebileceğinin farkındadır. Bunun bir örneği olarak, 2014 yılında DEAŞ'ın Irak'ın kuzey ve batı bölgelerindeki coğrafi ilerleyişinin ardından Şii dini merci tarafından verilen fetva, tüm mezheplerden Irak halkını harekete geçirmişti.

Sınırların ötesine geçti

Bazıları siyasi, insani, ekonomik, dini vb. yönlerde ilgi alanlarına ve hedeflerine göre değişen çeşitli çevrelerden devlet dışı aktörlerin sayısının artmasıyla birlikte, bu aktörlerin toplumsal gelişmelere ayak uydurarak ve medya etki araçlarını artırarak coğrafi sınırların ötesinde etki sahibi olmuşlardır. Şii dini merci de bu konuda bir istisna olmamakla birlikte, takipçileri üzerindeki coğrafi sınırlarının ötesindeki güçlü dini ve siyasi etkisi nedeniyle ulusötesi bir kurum haline gelmiş durumdadır.

Şii dini merci, dünyanın çeşitli ülkelerinden takipçileri olması nedeniyle güçlü bir dini etkiye sahip oldu. Dolayısıyla Şii dini mercinin belirli bir ülkede merkezileşmesi, yalnızca bu ülkede yaşayan takipçilerinin meseleleriyle ve onların coğrafi alanlarıyla ilgilenmesi mümkün değil. Dünyanın farklı ülkelerinden takipçilerine öncülük edenler ona atıfta bulunduklarından, bu durum ona ulusötesi bir etki kazandırdı. Hangi fıkhi temellere dayanırlarsa dayansınlar dini mercilerin hepsinin takipçileri üzerinde dini etkileri vardır. Bu durum, On İki İmamcı mezhepler arasında da bilinir.

Şii dini merci tarihi boyunca yerel ve uluslararası siyasi meselelerde etkili roller üstlenmiştir.

Şii dini mercinin siyasi etkisi ise dini merciler arasındaki fıkhi farklılıklara bağlıdır. Velayet-i amme ilkesini benimseyen bir dini mercinin takipçileri üzerinde askeri ve mali açıdan açık bir siyasi etkisi vardır. Özellikle Körfez ülkelerinde çok sayıda takipçisi olan Necef’teki Şii dini merci, velayet-i amme ilkesini benimseyen dini mercilerin aksine, tavsiyelerde bulunma ve rehberlik etme dışında diğer ülkelerdeki kamu meselelerine karışmaktan kaçınıyor. Yaşadıkları ülkelerin yasalarının ihlal etmenin caiz olmadığı yönünde bir fetva yayınlayarak, takipçilerini bulundukları ülkelerin kanunlarına uymaya çağıran Necef’teki Şii dini mercinin etkisi bu yüzden Irak'ın iç işleriyle ilgili meselelerle sınırlıdır.

Bahsettiğimiz üzere Şii dini merci, diğer kurumlardan farklı bazı özelliklere sahip olan, ancak resmi olmayan kurumlardan biridir. Bağımsızdır ve hiçbir hükümet kurumuna bağlı değildir. Necef’teki İlmiyye Havzası çalışmalarını organize edecek heyetlerinin de olduğu idari bağımsızlığa sahiptir. Şiiliğin Caferiyye koluna göre şeri hakları ve el-Ahmas (beşte birler) ilkesi yoluyla mali olarak da bağımsızdır. Şii dini merci, aynı zamanda bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ve bir dini mercinin nasıl seçileceği açısından da benzersizdir. Bu da Şii dini merciye diğer oluşumlarda olmayan bağımsız bir karakter ve etkili bir dini liderlik kazandırdı.

Farklı roller üstlendi

Şii dini merci hiçbir zaman modern tarzda bir kurumsal sisteme dönüşmeden, miras aldığı geleneksel dini eğitim sistemiyle, Irak’ta ve uluslararası siyasi meselelerde etkili roller üstlendi. Şii dini mercinin, dini ve kültürel kurumlarının dünyanın çeşitli ülkelerine yayıldığı ve örneğin, en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan ve 1998 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından genel danışman olarak tanınan tek Şii kuruluş olan Hoyi Vakfı gibi Ayetullah Ebu'l-Kasım Hoyi’den miras aldığı kurumlar aracılığıyla kademeli bir kurumsal gelişmeye tanık olduğu da inkar edilemez.

Şii dini merci ayrıca yurtdışında kendisine bağlı kurumlar, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan din adamları ve buralardaki çalışmalarının yanı sıra Irak siyasetiyle ilgili olan politikacılar aracılığıyla medya ve uluslararası ilişkiler alanında da çeşitli kollar kurmuştur. Bu da Şii dini mercinin genel olarak uluslararası ilişkilerde, özelde ise Irak siyasetindeki rolünü teyit ediyor. Bu ise Şii dini merci ne kadar şeri sabiteleri koruyan kurumsal bir sistem olursa, rolünün ve çeşitli düzeylerdeki uluslararası varlığının da o kadar büyük olacağı anlamına geliyor.

Necef’teki dini merci, şu an birçok farklı zorlukla karşı karşıya. Bu zorlukların başında da Irak'ın siyasi istikrarı geliyor. Bu yüzden siyasi sahne müdahalesinden bu yana, özellikle son zamanlarda Temsilciler Meclisi ile Irak hükümeti arasında bazı siyasi tutumlarda ve meselelerde tartışmalara tanık olduğumuz Irak'ın iç durumunun istikrarını korumaya çalışıyor. Söz konusu tartışmalar, Irak halkının hayat şartlarının iyileştirilmesi ve değişimin yanı sıra siyaset, kamu hizmetleri ve ekonomi alanlarında reform talebiyle kitlesel gösteriler için sokağa dökülmelerine neden oldu.

Şii dini mercii sessizliğini korurken, birliğin sağlanması ve kan dökülmesinin önlenmesi adına müdahale etmemeyi ve taraf tutmamayı tercih etti. Bunun yanında bazı siyasi partilerin, Şii dini mercinin siyasi durumun iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele ile ilgili talimatlarına uymaması, farklı mezheplerden tüm siyasilere kapılarını kapatmasına ve dini mercilerin görüşlerinin ve önerilerinin aktarıldığı yayın araçlarından biri olarak kabul edilen cuma hutbelerinde siyasi mesaj vermeyi bırakmasına yol açtı.

Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’nin 2021 yılında çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’nin 2021 yılında çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Şii dini mercinin karşı karşıya olduğu bir diğer zorluk ise son dönemde Irak'ın istikrarını ve egemenliğini tehdit eden sorunlardan biri olan Irak topraklarındaki bölgesel ve uluslararası gerginlikler ile çatışmalar. Iraklı yetkililerin Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak topraklarından ayrılmasının yollarını aradığı bir dönemde bölgedeki çatışmalar da arttı.

Öte yandan özelde Irak'ın ve genel olarak ise tüm dünyanın karşı karşıya olduğu yerel, bölgesel ve uluslararası zorluklar da Şii dini mercinin karşılaştığı zorluklar arasında yer alıyor. Bu da Şii dini merciyi doğrudan katılım, özel görüşmeler ve yönlendirici açıklamalarla medya kuruluşlarını yoğun bir şekilde harekete geçirmeye ve sahada geniş bir yer tutmaya itti.

Diğer taraftan Şii dini mercinin Irak halkının genel çıkarları gereği siyasi konulara müdahalesi, bazılarının din ile siyaseti birbirinden ayırma ilkesini benimsemesi ve rolünü fıkhi konularla sınırlandırması yönünde çağrıda bulunmasına neden oldu. Fakat Şii dini mercii farklı düşünüyordu. Necef’teki Şii dini mercinin çalışma yöntemine ve sistemine katılsak da katılmasak da nispeten de olsa Irak'ta güvenlik ve istikrarı sağlamayı başardığı bir gerçek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suriye hükümeti, Suveyda vilayetindeki Dürzi gruplarla tutukluları takas etti

Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
TT

Suriye hükümeti, Suveyda vilayetindeki Dürzi gruplarla tutukluları takas etti

Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)

Suriye’nin güneyindeki Suveyda vilayetinin Medya İlişkileri Birimi Müdürlüğü, hükümet ile kentin kontrolünü elinde bulunduran Dürzi gruplar arasında ‘tutuklu ve esir değişimi’ operasyonu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu, taraflar arasında geçen yaz kentte yaşanan ve ölümlere yol açan çatışmalardan bu yana yapılan ilk kapsamlı değişim operasyonu oldu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, değişim kapsamında Şam, Adra Cezaevi’nde tutulan 61 Dürzi grup mensubunu serbest bırakırken; karşılığında Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar tarafından 25 Suriye hükümeti unsurunun serbest bırakılması sağlandı. Operasyon, Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) gözetiminde gerçekleştirildi.

VFEDV
Havadan çekilen bir fotoğrafta, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Suveyda vilayetinde Dürzi savaşçılar ile Bedevi kabileleri arasında yaşanan ölümcül çatışmaların ardından tahrip olmuş bir tankın kalıntıları görülüyor, 25 Temmuz 2025. (Arşiv – Reuters)

Geçtiğimiz temmuz ayında Suveyda’da mezhep temelli çatışmalar yaşandı; olaylar Dürzi savaşçılar ile Bedevi aşiretleri arasında patlak verdi. Çatışmalar, hükümetin kenti kontrol altına almak amacıyla birliklerini göndermesiyle daha da şiddetlendi.

Mücadeleler sırasında, Dürzileri destekleyen İsrail, Şam yönetimine karşı hava saldırıları düzenledi. Günler süren şiddetin ardından aynı ay, çatışmaları sona erdirmek amacıyla kapsamlı bir ateşkes ilan edildi; olaylar sırasında yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

FR5TGHT5
Suriye'nin Suveyda kentinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takası töreni sırasında güvenlik görevlileri ve yetkililer, esirleri taşıyan otobüslerin yanında toplandı. (AFP)

AFP ekibi, Suveyda’nın kuzey kırsalındaki el-Metune beldesinde iki büyük otobüsün Şam yakınlarındaki Dera Cezaevi’nden tutukluları indirdiğini gözlemledi. Otobüsler, hükümet güçleri ve ICRC ekipleri eşliğinde kente hareket etti, ardından bir ambulans ve ICRC aracı eşliğinde Suveyda’ya doğru yol aldı.

Kısa bir süre sonra aynı noktaya, hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde faaliyet gösteren Ulusal Muhafızlar’ın elinde bulunan güvenlik ve ordu mensubu esirleri taşıyan bir otobüs ulaştı.

Suriye devlet televizyonu, tutuklu değişim operasyonunun güvenliğini sağlamak için İç Güvenlik Güçleri’nin Şam-Suveyda yolunda yoğun güvenlik önlemleri aldığını bildirdi.

GRB
Suveyda’da Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında gerçekleştirilen esir takasında esirleri taşıyan bir otobüs, 26 Şubat 2026 (AFP)

Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, özellikle Suveyda’daki İç Güvenlik Güçleri’nin devlet ile yasadışı gruplar arasında gerçekleştirilen tutuklu değişimi operasyonunda yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı.

El-Baba, Suriye el-İhbariyye televizyonuna yaptığı açıklamada, “Bugün 86 aileye sevinç getiren bir değişim operasyonunu başarıyla gerçekleştirdik. Yasadışı grupların elinde rehin tutulan 25 Suriye vatandaşının serbest bırakılmasını sağladık” dedi.

El-Baba ayrıca, “Devletin elindeki 61 tutuklu serbest bırakıldı” bilgisini vererek, bunun ‘Suveyda’da durumu yatıştırma ve Suriye ulusal birliği çerçevesinde barışçıl ve siyasi çözüm adımlarını öngören Amman Anlaşması’ kapsamında gerçekleştiğini belirtti.

El-Baba, yasadışı grupların hâlâ kayıpların durumu hakkında bilgi vermeyi reddettiğini ifade ederek, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması için uluslararası çabaların sürdüğünü vurguladı.

BFFRGB
Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden (ICRC) bir yetkili, Suriye’nin güneyindeki Suveyda’nın dış mahallelerinde Bedevi kabileleri ile Dürzi gruplar arasında yapılan takası denetliyor. (SANA)

Diğer yandan ICRC Suriye Delegasyonu Başkanı Stephan Sakalian yaptığı açıklamada, ‘aylarca yakınlarını beklerken endişe içinde kalan ailelerin yeniden bir araya gelmesinde rol oynayan tüm taraflara’ teşekkür etti.

Sakalian, “Bu operasyonun, diğer olası serbest bırakma girişimlerine ve tüm taraflar arasında insani konulara ilişkin diyaloğa zemin hazırlamasını umuyoruz. Bu kapsamda, Temmuz 2025’ten bu yana güney Suriye’deki düşmanlıklar nedeniyle kaybolan kişilerin akıbetinin ve yerlerinin belirlenmesi de gündeme gelebilir” dedi.

20 Temmuz’dan itibaren ateşkes sağlanmış olsa da durum halen gerginliğini koruyor ve Suveyda’ya ulaşım güçlüklerle devam ediyor. Dürzi sakinler, hükümetin kontrolü dışında kalan bölgeleri abluka altına aldığını ve buralarda on binlerce yerinden edilmiş kişinin bulunduğunu iddia ediyor; Şam ise bunu reddediyor.


“Gazze Uluslararası İstikrar Gücü” nisan ayında göreve başlayacak

Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
TT

“Gazze Uluslararası İstikrar Gücü” nisan ayında göreve başlayacak

Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)

Filistin asıllı Amerikalı arabulucu Bishara Bahbah dün Şarku’l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün ilk grubunun nisan ayı başlarında görevine başlayacağını ve önümüzdeki aylarda daha fazla askerin Gazze Şeridi'ne gireceğini belirtti.

Bahbah, Mısır ve Ürdün'ün Filistin polis güçlerini eğitmek için çalıştığını ve bu güçlere katılmak isteyenlerin kayıt olabilmeleri için bir internet sitesi kurulduğunu açıkladı.

Barış İçin Arap Amerikalılar Komitesi Başkanı Bahbah ayrıca Washington'ın Hamas'a ‘kademeli’ olarak silahsızlanma konusunda bir teklif sunma sürecinde olduğunu söyledi.

Polis gücünü Gazze İdare Komitesi'nin yeni güçlerine entegre etme teklifinin olduğunu açıklayan Bahbah, sürecin ağır silahlarla başlayacağını, Hamas'ın herhangi bir silah geliştirmeyeceğini ve üretmeyeceğini, silah kaçakçılığı yapmayacağını, tünel sorununun çözüleceğini ve ardından Hamas'ın kendini savunma amacıyla elinde tutmak istediği bireysel silahlarla devam edeceğini ekledi.


Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
TT

Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump ile usta oyuncu Robert De Niro arasındaki söz düellosu yeniden alevlendi. De Niro’nun bir podcast programında başkan ve destekçilerine yönelik sert eleştirilerde bulunmasının ardından Trump, uzun bir açıklamayla oyuncuya ağır ifadelerle yüklendi. Böylece iki isim arasındaki gerilim bir kez daha gündeme taşındı.

Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre tartışma, 82 yaşındaki De Niro’nun pazartesi günü MSNBC kanalında yayımlanan ‘The Best People with Nicolle Wallace’ adlı podcast programına katılmasıyla başladı.

Programda Trump ve destekçilerini sert sözlerle eleştiren De Niro, “O bir aptal. Ondan kurtulmalıyız. Ülkeyi mahvedecek. Herkesin ‘Make America Great Again’ sloganları ve Amerikan bayraklarıyla dolaşmasını istemiyorum, sanki sadece onlar Amerikalıymış gibi… Biz de Amerikalıyız” ifadelerini kullandı.

De Niro bununla da yetinmeyerek, Trump’ın salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasına atıfla ‘Bataklığın Durumu’ başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Söz konusu konuşma, Trump’ın Birliğin Durumu hitabına karşı bir mesaj olarak değerlendirildi.

Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk bir kişi’ olarak nitelendirdi. Başkan ayrıca paylaşımında Temsilciler Meclisi üyeleri İlhan Omar ve Rashida Tlaib’e de değinerek, Birliğin Durumu konuşması sırasındaki tutumlarını eleştirdi.

Trump paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Dün gece son derece önemli ve güzel bir etkinlik olan Birliğin Durumu konuşmasında İlhan Omar ve Rashida Tlaib’i histerik şekilde bağırırken izlediğinizde, gözlerinin kan çanağına dönmüş, adeta akıl hastaları gibi göründüğünü fark edersiniz. Açıkçası bir akıl hastanesine yatırılmaları gerekiyor gibi duruyorlar.”

Trump ayrıca, “Robert De Niro ile birlikte bir tekneye binsinler. De Niro takıntılı, hasta ve akıl sağlığı bozuk bir başka kişi. Son derece düşük bir zekâ seviyesine sahip olduğunu düşünüyorum. Ne yaptığının ya da ne söylediğinin farkında değil; söylediklerinin bazıları ise ağır suç niteliğinde” sözleriyle eleştirilerini sürdürdü.

Öte yandan De Niro, katıldığı podcast programında ‘ülkesi tarafından ihanete uğramış’ hissettiğini dile getirerek, ‘temel değerlere’ dönülmesi gerektiğini vurguladı.

De Niro, “Her şey mükemmel olmak zorunda değil ama bize gücümüzü ve insanlığımızı veren değerlere geri dönmeliyiz. Liderlerimizin hesap verebilir olmasını istiyorsanız, Anayasa’ya ve hukukun üstünlüğüne bağlıysanız ve ABD’nin sevginize layık olmasını istiyorsanız, birlikte sokaklara çıkmaya hazır olun; ülkemizi geri alacağız” dedi.

İki Oscar ödüllü oyuncu De Niro, özellikle 2024’te ikinci kez seçilmesinden önceki süreçte Trump’a yönelik eleştirileriyle biliniyor ve başkana karşı açık muhalefetini sık sık dile getiriyor.