Esed’in en yeni ölümcül silahı: Kamikaze İHA’lar

Suriye hava sahası, askeri yeteneklerin geliştirilmesi, tasarlanması ve üretilmesi alanlarında teknolojinin iyileştirilmesi için kullanılan bir laboratuvara dönüştü

İran’da ismi açıklanmayan bir bölgede yapılan askeri tatbikatlar sırasında kullanılan yerli yapım İHA’lar (AFP)
İran’da ismi açıklanmayan bir bölgede yapılan askeri tatbikatlar sırasında kullanılan yerli yapım İHA’lar (AFP)
TT

Esed’in en yeni ölümcül silahı: Kamikaze İHA’lar

İran’da ismi açıklanmayan bir bölgede yapılan askeri tatbikatlar sırasında kullanılan yerli yapım İHA’lar (AFP)
İran’da ismi açıklanmayan bir bölgede yapılan askeri tatbikatlar sırasında kullanılan yerli yapım İHA’lar (AFP)

Haid Haid

Suriye’deki savaş, yıllar süren yoğun çatışmaların ardından artık siyaset ve medya çevreleri tarafından durağan ve düşük yoğunluklu çatışmalar olarak yansıtılıyor. Her ne kadar bu yaklaşım, savaşın zirvesine ulaştığı zamanlarla karşılaştırıldığında doğru olsa da sahadaki son askeri gelişmeler, yeni bir silahın kullanılmaya başlamasıyla çatışmanın yoğunlaşabileceğinin sinyalini veriyor.

Obüs ve roketatarların kullanılmaya devam ettiği son aylarda Esed rejimi ve onunla birlikte hareket eden milisler yeni bir silah kullanmaya başladılar. Kamikaze insansız hava araçları (İHA) olan bu yeni silah, patlayıcılarla donatılabiliyor ve uzaktan kumandayla çalıştırılıyor. Yerli yapım kamikaze İHA’lar, 2024 yılının başlarından bu yana, verimliliği artırmak ve maliyetleri azaltmak amacıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki ön cephelerde kullanılıyor. Kamikaze İHA’ların, Suriye topraklarının bölgesel görünümünü değiştirme yeteneği belirsizliğini korurken bu silah, saldırıların ana hedefi haline gelen siviller için kuşkusuz büyük risk oluşturuyor.

Suriye rejimi, sahadaki güçlerine hava koruması sağlanması noktasında en çok Rusya'ya güvendi.

Suriye savaşında İHA’lar ilk kez kullanılmıyor. Aksine Suriye’nin hava sahası, çeşitli ülkelerin ve silahlı grupların yeni İHA teknolojilerini deneyimlediği bir laboratuvara dönüşmüş durumda. Hollanda merkezli barış örgütü Vredesorganisatie PAX tarafından yayınlanan bir rapora göre 2011 yılından bu yana ABD, Rusya, İran, İsrail, Türkiye ve diğer taraflar, Suriye’de 39 farklı tipte İHA kullandı.

İHA’ların Suriye’de böyle yaygın bir şekilde kullanılması, Suriye hava sahasını askeri yeteneklerin geliştirilmesi, tasarlanması ve üretilmesi alanlarında teknolojinin iyileştirilmesi ve İHA kullanımının askeri taktikleri ve stratejileri nasıl geliştirebileceğinin keşfedilmesi için kullanılan bir laboratuvara dönüştü.

Ülke içinde Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) gibi isyancı gruplar, Suriye rejimi güçlerine yönelik saldırılarında İHA’ları kullanırken Suriye rejimi, İHA’ları 2012 yılından itibaren yani savaşın başlarında keşif ve casusluk amacıyla kullandı. Şam rejimi, daha sonraki yıllarda İran yapımı İHA’lar kullanmaya başlasa da bu teknolojiye ulaşması biraz sınırlıydı ve nispeten pahalıydı.

Bu yüzden Suriye rejimi, Suriye rejimi, sahadaki güçlerine hava koruması sağlanması noktasında en çok Rusya'ya güvendi. Ancak Moskova'nın bu rolü Ukrayna'nın işgalinden sonra büyük ölçüde azaldı. Rejimin topçu silahlarının sadece Suriye'nin kuzeybatısında olmasının yanı sıra isabet yeteneğinin zayıf ve sınırlı menzile sahip olması, hava saldırıları düzenleyecek askeri yeteneklerinin yetersizliği ve bunlardan kaynaklanan yüksek maliyetler nedeniyle alternatif silahlara duyulan ihtiyaç giderek gözle görülür hale geldi.

Suriye rejimi, mali kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgelerde kontrolünü ve baskısını sürdürmek için uygun maliyetli askeri bir araç olarak kamikaze İHA’lar geliştirmeye ve kullanmaya başvurmuş gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'da genellikle ileri teknolojiye sahip olup uzun mesafe uçabilen ve ciddi hasara neden olabilen kamikaze İHA’lar kullandı. İran yapımı Şahit-136 kamikaze İHA gibi modeller ise her birinin fiyatı yaklaşık 200 bin dolar olduğundan oldukça yüksek fiyatlara geliyor.

Esed rejimi, kısıtlı bütçesi nedeniyle ilkel ev yapımı İHA’lar geliştirme girişiminde bulunarak isyancı muhaliflerin izinden gitti. Müttefiklerinden hava desteği alamayan ve ileri teknoloji silahlara erişemeyen isyancı gruplar, kendi İHA’larını üretmişlerdi. Esed rejimi de farklı şartlara sahip olmasına rağmen muhaliflerinin avantajlı olduğu bir alanı, yani kamikaze İHA’ları daha derinlemesine incelemeyi tercih ettiği anlaşılıyor.

Suriye rejimi, bin ile 2 bin euro arasında değişebilen ucuz ticari İHA modellerini modifiye etmenin yanı sıra ilkel ev yapımı ve uygun fiyatlı İHA’lar üretmeye başlamış görünüyor.

Kamikaze İHA’lar, alçak irtifalarda, yüksek hızlarda uçabilen olağanüstü manevra kabiliyetine sahip, radar sistemleri tarafından tespit edilmelerini zor silahlar olarak biliniyor. Düşman üslerine patlayıcı atabilen kamikaze İHA’lar, hendeklere, tahkimatlara ve pencerelerinden binalara sızabiliyor. Kamikaze İHA’ların yetenekleri ve taşıma kapasiteleri, gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak değişiyor.

Kamikaze İHA’ların gelişigüzel kullanılması siviller için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Kamikaze İHA’lar, temel çözümler olarak genellikle otopilot ve GPS işlevselliği gibi özelliklere sahip değil. Bunun yerine İHA’nın ön tarafına monte edilmiş bir kameradan doğrudan görüntü aktarımına dayanan ve operatörün cihazı görsel olarak yönetmesine ve kontrol etmesine olanak tanıyan Pilot Görüşü (First-person view/FPV) teknolojisini kullanıyor. Öte yandan kamikaze İHA’ları çalıştırmak için tüm uçuş operasyonlarını manuel olarak denetleyen, ileri düzeyde beceriye ve eğitime sahip İHA operatörlerinin olması gerekiyor.

Üstelik ev yapımı İHA’ların teknolojik yetenekleri zayıf ve uçuş mesafeleri sınırlıdır. Birçok uzmana göre bu İHA’ların kontrol menzili genellikle 3 ile 3,5 kilometre arasında değişirken 30 ila 35 metre yükseklikte uçabiliyor.

Kaynaklar, eğitim düzeyiyle ilgili olarak ise kamikaze İHA’ların üretimlerinin ve eğitimlerinin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Hizbullah komutanların gözetiminde yürütüldüğünü belirttiler. Kaynakların aktardığına göre eğitim süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle 65 gün kadar sürüyor. Her eğitim sürecinde en fazla 100 kişilik bir gruba ders verilirken derslerde İHA’nın kontrolünden bakımına ve İHA tespit radarlarına çeşitli konulara yer veriliyor. Bu eğitim süreçleri genellikle teorik derslerle başlıyor, ardından İHA’nın sökülmesi ve montajı, uçurulması ve hedefin vurulması gibi pratik derslere geçiliyor.

Humus'ta bir askeri okula düzenlenen İHA saldırısında hayatını kaybedenlerden bazılarının tabutları, 6 Ekim 2023 (Reuters)
Humus'ta bir askeri okula düzenlenen İHA saldırısında hayatını kaybedenlerden bazılarının tabutları, 6 Ekim 2023 (Reuters)

Bu yılın başlarından bu yana saldırılarda İHA’lar kullanılıyor olsa da şubat ayı sonlarında İHA’lı saldırılarda ciddi bir artış gözlemlendi. En şiddetlisi, 22 Şubat'ta altı kamikaze İHA’sının Hama'nın kuzey kırsalını hedef aldıkları saldırı oldu. Suriye’nin kuzeybatısında son dönemde kamikaze İHA’larla düzenlenen saldırılarda yaşanan artış, Suriye rejiminin en az bir uzman personel ekibini eğitip konuşlandırdığını ya da eğitimlerin hedeflenen bölgelere yakın bölgelerde yapıldığının işareti olarak görüldü.

Yerli yapım kamikaze İHA’ların menzillerinin nispeten sınırlı olması, kullanımlarını Halep’in batı kırsalı ile İran ve Hizbullah güçlerinin konuşlandığı İdlib'in güneyindeki ve doğusundaki askeri cephelere yakın bölgelerle sınırlı kalmasını sağladı. Bazı saldırılarda askeri mevziler hedef alınırken, saldırılarda çoğunlukla İHA’ların menzili kapsamına giren ön cephelerin yakınlarındaki hareketli ya da sabit hedeflerin vurulduğu bildirildi. Kamikaza İHA’ların gelişigüzel kullanılması, birçok yerleşim bölgesinin ve tarım arazisinin cephe hatlarına yakın olması nedeniyle siviller için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bu en yeni ölümcül silahı, tüm bölgede istikrarsızlığı daha da artırabilir.

Örneğin 22 Şubat'ta Suriye rejiminin kontrolündeki bölgelerden İHA’larla Suriye'nin en verimli tarım bölgelerinden biri olmasıyla ünlü Hama'nın kuzeybatısındaki Gab Ovası’na altı saldırı düzenlendi. Bölge, başta Suriyelilerin ana besin kaynağı olan buğday olmak üzere tahıl üretimiyle biliniyor. Ayrıca sivillerin sıklıkla balık tutmaya gittiği Karkur Barajı da Gab Ovası’nda yer alıyor. Dolayısıyla bölgeye yönelik artan saldırılar, birçok ailenin ister tarıma ister balıkçılığa ister hayvancılığa bağlı olsun geçim kaynaklarını tehdit ediyor.

Gab Ovası'nda daha önce de sivilleri hedef alan saldırılar düzenlenmişti. ‘Beyaz Baretliler’ olarak bilinen Suriye Sivil Savunması, geçtiğimiz günlerde Suriye rejiminin kamikaze İHA’lar kullanarak ülkenin kuzeybatısında sivilleri, özellikle de çiftçileri kasıtlı olarak hedef aldığı konusunda uyardı. Bunun sonucunda, söz konusu kamikaze İHA’larla düzenlenen saldırılar, cephe hatlarının yakınlarında yaşayan sivillerin çiftçilik yapmalarını engelleyerek geçimlerini ve gelirlerini tehdit ediyor. Bu tür eylemler, bir bütün olarak Suriye'nin kuzeybatısındaki gıda güvensizliğini ve 13 yıl süren savaşın tükettiği halkın karşılaştığı zorlukları daha da kötüleştirebilir.

Esed rejiminin bu ucuz ve güçlü silahı benimsemesi, Suriye ihtilafında endişe verici bir değişimin habercisi olurken basitliği aldatıcı olsa da şiddetin tırmanmasına yol açabilir ve zaten savunmasız olan sivillerin içinde bulunduğu durumu daha zor hale getirebilir. Bu tehdide karşı koymak için ortak bir çaba gösterilmediği takdirde, Esed'in bu en yeni ölümcül silahı sadece Suriye'de değil, tüm bölgede istikrarsızlığı daha da artırabilir. 

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.