Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Başkomutan Yardımcısı Korgeneral Yaser El-Atta: Ordu seçimler yapılıncaya kadar iktidarı sivil güçlere devretmeyecek

Burhan, 28 Ağustos’ta Port Sudan’daki deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
Burhan, 28 Ağustos’ta Port Sudan’daki deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Başkomutan Yardımcısı Korgeneral Yaser El-Atta: Ordu seçimler yapılıncaya kadar iktidarı sivil güçlere devretmeyecek

Burhan, 28 Ağustos’ta Port Sudan’daki deniz üssündeki askerler arasında (AFP)
Burhan, 28 Ağustos’ta Port Sudan’daki deniz üssündeki askerler arasında (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Başkomutan Yardımcısı Korgeneral Yaser El-Atta, Hızlı Destek Güçleri ile savaşın bitiminden sonra bir geçiş dönemi yaşanacağını ve ordunun seçimler yapılıncaya kadar iktidarı siyasi veya sivil güçlere devretmeyeceğini söyledi.

Atta, dün devlet televizyonu Sudan TV’de yer alan konuşmasında, “Ordu komutanının devletin başında olduğu bir geçiş dönemi gereklidir” diyerek, bu dönemde başta ordu ve polis olmak üzere güvenlik güçlerinin de görev alacağını belirtti.

Ordu saflarında seferber olanlara atıfta bulunan Atta, ‘halk direnişinin’ korunması çağrısında bulundu ve “Halkın askeri kurumun yanında savaştığı gibi devletini de koruması gerek” dedi.

Öte yandan askeri medya, Sudan ordu komutanı Abdulfettah El Burhan’ın ülkenin kuzeyindeki Nil Nehri eyaletindeki Şendi şehrine gittiğini duyurdu.

Söz konusu medyada, Burhan’ı Şendi’yedeki askeri karargahta karşılayan subay ve askerlerin fotoğrafları yayınlandı.

Sudan Kongre Partisi Başkan Yardımcısı Halid Ömer Yusuf, Atta’nın açıklamasına yanıt vererek şunları söyledi;

“Egemenlik Konseyi üyesinin yönetim hakkındaki açıklamaları, savaşın amaçlarından birini ortaya koyuyor. Bu, otoriter bir askeri yönetimin sağlamlaştırılması ve herhangi bir sivil yönetime dönüş yolunun kapatılmasıdır.”

Yusuf sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, sivil güçlerin ülkedeki savaşa karşı çıkmaya devam edeceğini ve bu savaşın herhangi tarafının yanında yer almayacağını belirtti.



İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişi öldü, 24 kişi yaralandı

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
TT

İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişi öldü, 24 kişi yaralandı

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)

Lübnan Sağlık Bakanlığı, bu sabaha karşı İsrail tarafından önceden herhangi bir uyarı yapılmaksızın Lübnan'ın başkenti Beyrut'un orta kesimlerine düzenlenen saldırılarda en az altı kişinin öldüğünü, 24 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Düşman İsrail, iki hava saldırısı düzenledi. İlk bilançoya göre saldırılar, altı vatandaşın şehit olmasına ve 24 kişinin yaralanmasına yol açtı. Ayrıca olay yerinden ceset parçaları çıkarıldı” denildi.

İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un orta kesimlerindeki bir yerleşim bölgesini hava saldırılarıyla hedef alırken, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik saldırılar da devam etti.

Yerel basında yer alan haberlere göre hükümet binası ve bazı elçiliklerin yakınlarında bulunan ve yoğun nüfuslu Zukak el-Blat bölgesi hedef alındı. Bu saldırı, İsrail ordusunun Hizbullah'a bağlı Karz-ı Hasen adlı finans kurumunu hedef aldığını söylediği aynı mahalleye yönelik saldırıdan birkaç gün sonra gerçekleşti.

İsrail, bir diğer saldırıda, 2024 yılında Hizbullah ile arasında yaşanan önceki savaşta da saldırdığı el-Basta yerleşim bölgesini hedef aldı.

Lübnan’ın güneye verilen tahliye emirleri

İsrail ordusu bu sabah, Lübnan'ın güneyindeki Sayda ilçesine bağlı el-Akbiye köyündeki bir binanın tahliye edilmesi yönünde bir uyarı yayınladı. Bu uyarıdan birkaç saat önce, güneydeki sahil kenti Sur'un tahliye edilmesi uyarısı yapılmıştı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün gece, sosyal medya üzerinden yayınladığı ‘acil’ kodlu uyarıda, ‘Sur şehri sakinlerinden, mülteci kamplarında ve çevresindeki mahallelerde yaşayanların evlerini derhal tahliye etmelerini’ istedi. Adraee, tahliye edilmesi gereken bölgelerin isimlerini belirterek, ayrılma noktalarını ve yolları da açıklandı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre Sur İlçesi Belediyeler Birliği Afet Yönetimi Birimi Medya Koordinatörü Bilal Kaşmar, İsrail ordusunun verdiği tahliye emrinin ardından Sur şehri ve çevresinde büyük bir kaos yaşandığını, insanların panik içinde, trafik sıkışıklığı ve uyarı amaçlı havaya ateş açılması gibi olayların yaşandığı bir ortamda aceleyle bölgeden ayrılmaya çalıştıklarını söyledi. Kaşmar, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki geniş alanların tahliye edilmesi yönünde daha önce uyarılar yayınlamasına rağmen, birçok ailenin, aralarında bazı Filistin mülteci kamplarının da bulunduğu bölgede kaldıklarını belirtti.

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sınırdan 40 kilometreden fazla derinliğe uzanan geniş bölgelerdeki sakinlere yeniden tahliye uyarısında bulundu. Bu uyarılar, İsrail ordusunun son günlerde ‘ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Lübnan'ın güneyindeki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara operasyonu’ başlattığını açıklamasının ardından yapıldı.

Lübnan'ın resmi haber ajansı NNA dün, İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine ve güneyindeki çeşitli noktalara saldırılar düzenlediğini bildirdi. Saldırılarda Nebatiye ilçesine bağlı Cebşit beldesinde dört Suriyeli mülteci ve ülkenin doğusundaki Baalbek kentinde dört kişinin öldüğü belirtildi.

Hizbullah'ın 2 Mart'ta, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney’in İsrail ve ABD tarafından İran'a düzenlenen saldırılarda öldürülmesine misilleme olarak İsrail'e roketler ve insansız hava araçları (İHA) ile saldırmasıyla savaş Lübnan'a sıçradı.

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerine, başkentin orta kesimlerindeki bazı bölgelere, Lübnan'ın güney ve doğusuna yoğun hava saldırıları düzenledi. İsrail ordusundan birlikler, Lübnan’ın güneydeki bazı bölgelere girdi.

Lübnanlı yetkililer tarafından 3 Mart'ta savaşın başlamasından bu yana yapılan açıklamaya göre İsrail saldırıları sonucunda 111'i çocuk olmak üzere 912 kişi hayatını kaybetti, bir milyondan fazla kişi mülteci kayıtlarına adını yazdırdı. Bunların 130 binden fazlası 600'den fazla toplu barınma merkezinde kalıyor.


Suriye güvenlik güçlerine yeni katılan 2 bin personel, ‘yenilenmiş bir görünümle’ mezun oldu

Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye güvenlik güçlerine yeni katılan 2 bin personel, ‘yenilenmiş bir görünümle’ mezun oldu

Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı pazartesi günü başkent Şam’daki merkezinde düzenlenen törenle, eğitim programlarını tamamlayan ve gerekli uygulamalı deneyimi kazanan 2 bin yeni personelin mezuniyetini kutladı. Tören, 15 yıl önce başlayan Suriye devriminin yıl dönümüyle eş zamanlı gerçekleştirildi.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab X platformunda yaptığı paylaşımda, “Mübarek devrimimizin yıl dönümü vesilesiyle, yoğun eğitimden geçen ve modern üniformalarla donatılan İçişleri Bakanlığı’nın yeni personel grubunu bugün mezun ettik. Bu adım, bakanlığımızı geliştirme ve güvenlik tehditlerine karşı hazırlığını artırma konusundaki kararlılığımızın bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

htrhjyt
Suriye İçişleri Bakanı ve bakanlık yetkilileri, pazartesi günü Şam’daki bakanlık merkezinde düzenlenen mezuniyet törenini izledi. (SANA)

Hattab, açıklamasında ayrıca, “Yeni üniformalardan modern ekipmanlara, uzmanlaşmış ve yoğun eğitim programlarına kadar tüm alanlarda yenileme ve geliştirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Amacımız, ülkemize layık ve görevlerini yüksek verimlilikle yerine getirebilecek en nitelikli personeli yetiştirmek” dedi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Suriye devriminin yıl dönümüne denk gelen bugün de, uzun süreli eğitimlerini tamamlayan ve hem teorik hem de uygulamalı güvenlik deneyimi kazanan 2 bin personel mezun oldu” bilgisini paylaştı.

El-Baba, mezun olan personelin sahip oldukları güvenlik tecrübesiyle Suriye toplumuna katkı sağlayacağını ve bunun toplum güvenliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacağını belirtti.

ewewf
Pazartesi günü Şam’daki bakanlık merkezinde 2 bin personel için mezuniyet töreni düzenlendi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Ayrıca el-Baba, İçişleri Bakanlığı personeli için güncellenen görsel kimlik kapsamında farklı yeni resmi üniforma seçeneklerinin benimsendiğini ve bunların çeşitli birimlerde uygulanacağını açıkladı. Bakanlığın, ülkesine hizmet etmek isteyen Suriyeli gençleri bünyesine katarak insan kaynağını güçlendirmeye devam ettiği de vurgulandı.

Mezuniyet töreninde, özel görev birimlerine ait personel için güncellenen resmi üniforma da tanıtıldı. Söz konusu üniforma, hassas ve özel görevlerin gerekliliklerine uygun şekilde özel olarak tasarlandı.

Yeni tasarım, profesyonellik ile hareket kabiliyetini bir araya getirerek personelin acil durumlara müdahale kapasitesini artırmayı hedefliyor. Aynı zamanda bakanlığın güncellenmiş görsel kimliğini yansıtan üniforma, hızlı müdahale ve güvenliğin sağlanması görevlerinin yüksek verimlilikle yerine getirilmesine imkân tanıyor.

Bu güncellemenin, daha önce polis araçları için başlatılan görsel kimlik yenileme çalışmalarının devamı niteliğinde olduğu belirtildi. Söz konusu adım, bakanlık bünyesindeki birimlerin çeşitli polislik ve güvenlik alanlarında eğitim ve hazırlık süreçlerini tamamlamalarının ardından atıldı.

Mezun olan birimler arasında özel görevler, yol güvenliği, genel polis, trafik polisi ve turizm polisi gibi alanlar yer aldı. Bu çeşitlilik, personelin profesyonel düzeyini ve kamu güvenliğini sağlama, istikrarı güçlendirme ve vatandaşlara hizmet etme konusundaki hazırlığını ortaya koyuyor.

İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın, Şam kırsalındaki Tel beldesinde kadın polis enstitüsünün açılışını gerçekleştirdiği de hatırlatıldı. Bu adımın, kadınların polislik ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarına katılımını artırmayı amaçladığı ifade edildi.

Bakan Hattab, cumartesi günü yaptığı açılış konuşmasında, enstitünün hazırlanması ve eğitim müfredatının oluşturulmasının yaklaşık bir yıl sürdüğünü, bu süreçte uzman bir ekibin modern bir eğitim ortamı sağlamak için yoğun çaba harcadığını belirtti.

Hattab ayrıca, bakanlığın ‘özgürleşmenin ardından ilk günden itibaren’ kadınların güvenlik, polislik ve toplumsal hizmet alanlarına katılımını artırmayı hedeflediğini ve bunun toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu bir şekilde yürütüleceğini vurguladı.


BRICS, Ortadoğu'daki savaşın gerçekleriyle yüzleşiyor

BRICS ülkeleri ve ortak ülkelerin liderleri, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen zirve sırasında aile fotoğrafı çektirirken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
BRICS ülkeleri ve ortak ülkelerin liderleri, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen zirve sırasında aile fotoğrafı çektirirken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
TT

BRICS, Ortadoğu'daki savaşın gerçekleriyle yüzleşiyor

BRICS ülkeleri ve ortak ülkelerin liderleri, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen zirve sırasında aile fotoğrafı çektirirken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
BRICS ülkeleri ve ortak ülkelerin liderleri, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen zirve sırasında aile fotoğrafı çektirirken, 7 Temmuz 2025 (AFP)

Raja Mohan

Körfez'de savaşın patlak vermesinin üzerinden iki hafta geçerken, (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden oluşan) BRICS grubu bu çatışma konusunda herhangi bir ortak bildiri yayınlamadı. Bu durum, grubu ABD'nin nüfuzuna karşı güvenilir bir denge gücü ve çok kutuplu bir düzenin habercisi olarak gören, Doğu ve Batı'daki pek çok BRICS taraftarının umutlarını boşa çıkardı. Bununla birlikte, bu başarısızlık kimseyi şaşırtmamalı, çünkü bloğun yapısı bunu zaten öngörüyordu.

Kolektif eylem düzeyinde ise BRICS, Rusya’nın Moskova’nın ‘kolektif Batı’ olarak adlandırdığı güçlerle uzun yıllar süren çatışması boyunca, Rusya için dahi işe yarar bir adım atamadı. Bugün ise sorun daha da netleşti. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD ve İsrail, BRICS üyesi olan İran'a geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlediğinde, forum ortak bir tutum belirlemekte zorlandı. Zira bazı üyeleri Washington'un askeri operasyonlarıyla yakın iş birliği içindeyken, Hindistan gibi diğerleri ise İsrail ile güçlü ortaklıklar geliştirmişti.

Ancak sorun, üyelerin ABD veya İsrail ile olan bireysel ilişkilerinin ötesine geçiyor. Asıl sorun ittifakın kendi içinde yatıyor ve İran ile bir başka BRICS üyesi olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez ülkeleri arasındaki yapısal rekabetten kaynaklanıyor. İki taraf arasındaki stratejik uçurum, kolayca kapatılabilecek gibi değil. İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana kendisini ABD'ye karşı konumlandırırken, BAE ve diğer Körfez ülkeleri uzun süredir Washington'ın ortağı olmaya devam ediyor.

sd
Arap Denizi'nde, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde mühimmat taşıyan Amerikan denizciler, 27 Şubat 2026 (AFP)

BRICS grubunun çatışmaya ilişkin net bir tutum sergileme beklentisi, sağlam gerçeklere dayanıyor. Şu anda grubun başkanlığını yürüten Hindistan, Tahran ve Abu Dabi’nin her ikisinin de kabul edeceği bir bildiri hazırlayabilse dahi bu bildirinin değeri üzerine yazıldığı kağıt parçası kadar bile olmayabilir.

Dayanışmanın zorluğu, üyelerin Washington ile olan bireysel ilişkilerinin ötesine geçiyor. Zira sorun, BRICS bloğunun kendi içinde yatmaktadır ve üye ülkeler arasındaki yapısal rekabetten kaynaklanıyor.

Batı’ya karşı ortak çıkarlar ve paylaşılan mağduriyetler konusunda genel bildirgelere imza atmak bir şey, üyeler arasında yaşanan gerçek çatışmaları yönetmek ise bambaşka bir şeydir. Bundan dolayı Batı’nın gücüne karşı bir meydan okuma olarak kurulan bu grup, bugün kendisini Washington’ın İran’a karşı düzenlediği saldırıların ve Tahran’ın Körfez ülkelerine verdiği yanıtın sadece bir seyircisi olarak buluyor.

Büyük dayanışma projeleri genellikle benzer bir yol izler. Bu projeler, bölgesel, dini, ideolojik ya da jeopolitik olsun, ortak bir kimlik aracılığıyla ulus devletin ötesine geçen bir vaatle başlar. Bu projeler, kolektif mağduriyet anlarında, birliğin retoriğinin güçlü olduğu ve dayanışmanın bedelinin düşük kaldığı zamanlarda gelişir. Ancak, gerçek bir kriz hükümetleri kolektif mesele ile kendi ulusal çıkarları arasında seçim yapmaya zorladığında, bu projeler çatlamaya başlar.

fr
Nazi Almanyası Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, 23 Ağustos 1939'da Moskova'da Sovyet-Alman Saldırı Önleme Antlaşması'nın imzalanması sırasında Joseph Stalin ve Vyaçeslav Molotov'un yanında duruyor (AFP)

1919 yılında Vladimir Lenin önderliğinde dünya çapında komünist devrimi yaymak amacıyla Moskova'da kurulan uluslararası sosyalist örgüt Komünist Enternasyonal (Komintern) örneğine bir göz atalım. Bu örgütün kafa karışıklığı, 1939 yılı ağustosunda Sovyetler Birliği lideri Joseph Stalin'in Nazi Almanyası ile Molotov-Ribbentrop Paktı imzaladığında su yüzüne çıktı. Bir gecede, dünyanın dört bir yanındaki komünist partilere, faşizmi düşman olarak değil, tarafsız bir güç olarak görmeleri emri verildi.

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, sınır ötesi dayanışma vaadiyle kurulan büyük örgütler, BRICS’in şu an karşı karşıya kaldı aynı sınavla defalarca kez karşı karşıya kaldı

Bundan iki yıl sonra Almanya, Sovyetler Birliği'ni işgal ettiğinde, Moskova aniden rotasını değiştirdi ve ABD ile İngiltere'nin müttefiki oldu. Sovyet politikası, ‘tek ülkede sosyalizm’ doktrininin, Sovyet ulusal çıkarlarının nihayetinde uluslararası işçi sınıfı dayanışmasının üstesinden geleceği anlamına geldiği gibi basit bir gerçeği ortaya çıkardı. Bu gerçek, Komintern'i anlamsız hale getirdi ve bunun üzerine Stalin, 1943 yılında örgütü resmen feshetti.

Asya birliği fikri, emperyalizme karşı ortak bir bölgesel tepki doğurmadı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Çin, İmparatorluk Japonya’sıyla karşı karşıya gelmişti. Hint milliyetçileri Britanya’ya, Endonezyalılar Hollanda’ya, Çinhindi (ya da Hindiçin) halkı ise hem Fransızlara hem de Japonlara karşı mücadele ediyordu. Bazıları, Avrupa sömürgeci güçlerine karşı Japonya'dan, hatta Almanya'dan destek istemeye hazırken, diğer milliyetçiler, Japonya'ya karşı Batı'dan destek almaya çalışıyordu.

Arap milliyetçiliği de benzer bir yol izledi. Mısırlı lider Cemal Abdül Nasır’ın birleşik bir Arap ulusu vizyonu, 1958’de Mısır ve Suriye’yi tek bir merkezi devlette birleştiren ‘Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla zirveye ulaştı. Ancak bu birleşme sadece üç yıl sonra dağıldı. Bu başarısızlığın nedeni dış baskı değil, Suriye'nin Mısır'ın hakimiyetinden duyduğu hoşnutsuzluktu.

Aynı şekilde, Arap hükümetleri, dayanışmalarını somutlaştırması beklenen Filistin meselesinde ortak hareket etmekte zorluk çekti. 1973 petrol ambargosu, Arap iş birliğinin en etkili adımlarından biri olmaya devam etse de bu birliğin geçici olduğu ortaya çıktı. Birkaç ay içinde, Mısır ve Suriye'nin İsrail'e yönelik saldırısını desteklemek için bir araya gelen ittifak, ulusal çıkarların çatışması nedeniyle dağılmaya başladı.

vfd
BAE’nin Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Ras el-Hayme bölgesinin el-Cir beldesi açıklarında seyreden küçük bir tekne; arka planda bir petrol tankeri görülüyor, 25 Şubat 2026 (AFP)

Ardından, 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle Arap siyasi birliği fikrine bir başka büyük darbe indi. Bir Arap ülkesi başka bir Arap ülkesine saldırmış ve Arap dünyası bu konuda şiddetli bir şekilde bölünmüştü. O tarihten bu yana, Arap Birliği (AL) çoğu zaman bölgedeki krizlere karşı seyirci konumunda kaldı.

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında Kahire ile Şam arasında kurulan birlik, kurulmasından 3 yıl sonra Suriye'nin Mısır'ın hakimiyetinden duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle çöktü.

Son gelişmeler bu eğilimi bir kez daha pekiştirdi. Hamas’ın 2023 ekiminde İsrail’e düzenlediği korkunç saldırının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik ağır askeri harekâtına karşı Arap dünyasından toplu bir tepki gelmedi. Mısır ve Ürdün, İsrail ile barış anlaşmalarını sürdürdü. Abraham (İbrahim) Anlaşmaları kapsamında İsrail ile ilişkiler kuran BAE ve Bahreyn de bu ilişkileri devam ettirdi. Filistin'e yönelik Arap dayanışması güçlü bir siyasi duygu olarak kaldı, ancak nadiren kararlı eylemlere dönüştü.

İslam birliği de çok daha iyi sonuçlar elde edemedi. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu 57 ülkeyi bünyesinde barındırıyor ve birlik söylemleriyle dolu bildiriler yayınlıyor. Ancak İslam dünyasındaki siyasi gerçeklik bambaşka bir hikâye anlatıyor. İran ve Irak, 20. yüzyılın en uzun ve en kanlı savaşlarından birini yaşadı. Libya ve Sudan, Müslüman çoğunluğa sahip rakip güçlerin çatışma alanlarına dönüştü. Suudi Arabistan ve İran da bölge genelinde vekiller aracılığıyla uzun süreli bir rekabet yaşadı. Bugün, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının şiddetlenmesi ile bu çatışma yeni bir aşamaya girdi.

Pratik iş birliğine dayanan bölgesel örgütler de bu sınırların çok uzağında değildi. Geniş çapta en başarılı bölgesel oluşumlardan biri olarak görülen Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), oybirliği ilkesine göre hareket ediyor. Ancak bu kural, çoğu zaman örgütün işleyişini felce uğratıyor. ASEAN'ın kurucu üyelerinden ve şu an dönem başkanlığını yapan Filipinler, son on yıl boyunca Güney Çin Denizi'nde Çin'in yoğun baskısıyla karşı karşıya kaldı. Ancak ASEAN, bölge ile Çin arasındaki derin ekonomik bağlar ve Çin'i grubun iki üyesi olan Kamboçya ve Laos ile birleştiren yakın stratejik bağlar nedeniyle Pekin'i toplu olarak kınayamıyor.

Latin Amerika'da ise başka bir güncel örnek göze çarpıyor. Geçtiğimiz ocak ayında ABD'nin Venezuela'ya müdahale edip Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu gözaltına alması üzerine, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) acil bir toplantı düzenledi. Ancak Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei ve diğer bazı aşırı sağcı hükümetlerin iktidarda olduğu ülkeler, Washington'ın bu adımını kınamaya karşı çıkması üzerine toplantı bir anlaşmaya varılamadan sona erdi.

ergrf
Rusya, BAE, Hindistan, Çin, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya, Etiyopya, Mısır ve İran'dan liderler ve yetkililer, Rio de Janeiro'da düzenlenen BRICS Zirvesi sırasında aile fotoğrafı çektirdiler, 6 Temmuz 2025 (AFP)

BRICS şu anda aynı yolu izliyor gibi görünüyor. Mevcut başkan olarak Hindistan, kriz sırasında İran Dışişleri Bakanı ile temaslarını yoğunlaştırdı; ancak bunun amacı ortak bir yanıt organize etmek değil, Hürmüz Boğazı üzerinden Hindistan gemilerinin güvenli geçişini sağlamaktı.

ASEAN, bölge ile Çin arasındaki derin ekonomik bağlar nedeniyle Pekin'i toplu olarak kınayamıyor.

Küresel sistem, özünde, egemen ulus devletlerden oluşmaya devam ediyor. Hükümetler, somut çıkarları olan güvenlik ve refah gibi iç kuralları karşısında hesap verebilir durumdalar. Sınır ötesi dayanışma siyasi söylemlere ilham verebilir, ancak ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ görüşüne dayanan kolektif güvenlik uğruna ulusal çıkarları feda etmek halen zor bir mesele olmaya devam ediyor.

Arap Birliği, ASEAN, BRICS, Komintern, CELAC ile İİT, hepsi mümkün olan en geniş ifadelerle kaleme alınmış ortak hedefler üzerine kuruldu. Ancak bu, büyük bir çatışmanın ortasında ortak bir eylem ortaya koymakta yetersiz.