Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Tarihi gerçeklerle efsaneleri birbirinden ayırmak kolay değil

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
TT

Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Sami Mubayyed

Senaryosunu Abdurrahim Kemal'in yazdığı, yönetmenliğini ise Peter Mimi'nin üstlendiği Haşhaşiler dizisi, Hz. Peygamber'in vefatından sonra İslam dinin nasıl mezheplere bölündüğüne genel bir bakış sunuyor. Anlatıcı, hikâyeyi Emeviler döneminden başlayarak ‘batıni tarikatların’ ortaya çıktığı döneme kadar anlatıyor ve Hasan Sabbah'ın ‘çok tehlikeli ve tuhaf’ olduğu söylenen karakteri üzerinde duruyor. Dizinin fragmanında ise anlatıcı, “Karanlığın içinde büyük bir sır vardır ve Hasan Sabbah da nefsini, ruhunu ve bedenini karanlığa bağlamıştır” ifadelerini kullanıyor.

Bazıları diziyi yönetmenlik ve görsellik açısından överken, bazıları da Hasan Sabbah’ın Ömer Hayyam'la arkadaşlığı ya da Hasan Sabbah'ın onurlu bir insan olarak tasvir edilmesi gibi detaylara dikkati çekerek dizide tarihi hataların olduğunu vurguluyor. Bazıları da dizinin Fasih (klasik) Arapça yerine günlük hayatta kullanılan Mısır lehçesiyle çekilmesini eleştiriyor.

Peki kim bu Haşhaşiler? Dizide Mısırlı oyuncu Kerim Abdulaziz tarafından canlandırılan Hasan Sabbah kimdir?

Haşhaşi kelimesinin kökeni

Öncelikle dizi, Hasan Sabbah'ın 1037 yılında doğduğu İran coğrafyasında değil, Malta’da ve Kazakistan'da çekildi. Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konularında bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder. Hasan Sabbah’a mutlak sadakat gösteren gerilla grubu da Batıniye mezhebinin takipçileri arasından çıkmıştır. Çok sayıda suikast düzenledikleri için de Batı'da Assassins (suikastçılar) olarak anılırlar. Bazı tarihi kaynaklara göre haşhaşi kelimesinin zamanla ‘sinsice ve haince öldüren katil’ anlamı kazandığı düşünülüyor. Haçlılar başlarda Haşhaşileri grubun kurucusu olan Hasan Sabbah’ın adından yola çıkarak ‘Al-Hasassin’ (Hasanlılar) olarak adlandırdıysalar da daha sonra Arapçada suikastçılar anlamına gelen Haşhaşiler adıyla anılmaya başladılar. Tarihçilerin çoğu kelimenin kökeninin ya Arapça bir ifade olan ‘esasiyyin’ (ilkelere ve temellere bağlı olanlar) kelimesine dayandığına, ancak kelimenin zamanla haşhaşiler kelimesine dönüştüğüne ya da grup üyelerinin uyuşturucu kullandıklarıyla ilgili bilgiler yayıldıkça bir çeşit narkotik madde olan haşhaştan (afyon) türetilerek Haşhaşiler adını aldıklarına inanıyor. Fakat kelime Fransızcaya aktarıldıktan sonra suikastçı anlamına gelen bir sıfat olarak kaldı.

Marco Polo'nun eserlerinde geçen ve Hasan Sabbah’a atfedilen ‘dağın yaşlı adamı’ ister uydurma olsun ister gerçek, herhangi bir açıklamaya ya da güvenilir kaynaklara dayanmadığından dilden dile dolaşan bir efsaneden öteye geçemiyor.

Haşhaşiliğe ışık tutmaya çalışan ilk kişi, 1603 yılında Haşhaşilerden bahseden Fransız oryantalist (şarkiyatçı) Denis Lebey de Batilly’di. Ancak Haşhaşilerden 1697 yılında kaleme aldığı ‘Bibliothèque Orientale’ (Şark Ansiklopedisi) eserinde İsmailiyye mezhebi bağlamında ilk kez bahseden kişi ise Fransız oryantalist Barthelemy d'Herbelot oldu. Oryantalist Sylvester de Sacy tarafından1809 yılında yapılan oldukça önemli araştırma, ‘haşhaşiler’ kelimesinin Arapçadan geldiğini ve bu kelimenin Haşhaşilerin eylemlerinin gerçek bir tanımı olmaktan ziyade Hasan Sabbah grubunu aşağılamak için kullanıldığını ortaya koydu.

Narkotik maddenin adıyla ilgili olarak ise Haşhaşilerin köylerinde yaygın olarak yetiştirilen haşhaş bitkisine gönderme yapılıyor. Bazıları Sabbah'ın haşhaşla kendisine yandaş topladığını ve onları çatışmalara göndermeden önce yeryüzünde cenneti hayal etmeleri için bu dünyanın keyif vericileriyle ayarttığını söylemeye devam etti.

“Dağın yaşlı adamı”

‘Dağın yaşlı adamı’ olarak da anılan Hasan Sabbah’a bu lakabı veren ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’nun Haşhaşilerin kalesi olan Alamut Kalesi’nin hikâyesini bu isimle anılmaya başlamadan önce aktardığı biliniyor. Ayrıca Polo, ‘Marco Polo'nun Geziler Kitabı’ adlı eserinde o kalenin liderinin adının Hasan Sabbah değil, Alaaddin olduğunu söylüyor. Bu adın yanı sıra Marco Polo bu hikayeleri duyduğunu ve ne kendi gözleriyle gördüğünü ne de kaleyi ziyaret ettiğini iddia ettiğini söylüyor. Bu da bilim adamlarının en başından beri Marco Polo'nun anlatısının uydurma olduğu ya da en azından teyit edilmeyen ve güvenilir kaynaklara dayanmayan, yalnızca dilden dile dolaşan bir efsane olduğu yönündeki iddialarını güçlendiriyor. Marco Polo'nun ‘dağın yaşlı adamı’ tanımını kitabından (Abdulaziz Cavid'in, Mısır Genel Kitap Örgütü [GEBO] tarafından 1995 yılındaki ikinci baskısında yayınlanan çevirisinden) olduğu gibi aktarıyoruz:

rvbgr4
“Ölüm Kalesi” (Alamy)

“Alamut Kalesi’nin lideriyle ilgili bilgileri farklı farklı kişilerden duydum. Alaaddin isimli bu kişi Muhammed'in dinine (İslam dini) inanıyor. Dağın yaşlı adamı, orada, görkemli iki dağın arasındaki bir vadide, içinde dünyanın en iyi meyvelerinin yetiştiği en güzel bahçeyi ve bu bahçenin ortasında da çeşitli boyutlarda ve şekillerde saraylar inşa etmişti. Bahçede şarap, süt, bal ve Fırat Nehri suyunun aktığı çeşmeler vardı. Her yönden taşan sular görülüyordu. Bu saraylarda şarkı söylemede, her türlü müzik aletini çalmada ve dans etmede mahir ve bu sanatlarda eğitimli, özellikle flört etme, baştan çıkarma ve şımartılma sanatlarında ustalaşmış güzel ve zarif periler yaşıyordu. Dağın yaşlı adamı, bu vadiye izni olmadan kimsenin girmemesi için vadinin girişine dayanıklı bir kale inşa edilmesini emretti. Vadiye gizli bir bodrumdan giriliyordu. Dağın yaşlı adamı ayrıca, sayıları 12 ile 20 arasında değişen genç adamları sarayında topladı. Onları komşu dağlardan esnek ve askeri eğitime yatkın, cesur sakinleri arasından seçiyordu. Peygamberinin haber verdiği cennet konusunu onlarla konuşmak adeti haline gelmişti. Dağın yaşlı adamı bu gençlerden 10 tanesine haşhaş verilmesini, gençler uyku bastırıp yarı baygın hale geldiklerinde de onları bahçeye götürmelerini emretti. Sevinçten şaşkına dönen gençler etraflarını daha önce kendilerine anlatılan genç kızlarla çevrili buldu. Güzel kızlar onlara şarkı söylüyor, enstrüman çalıyor ve onu okşayarak ve kucaklayarak baştan çıkarıyorlardı. Kızlar, gençler cennette olduklarına tamamen inansınlar diye onlara en lezzetli etlerden ve şaraplardan ikram ediyor, sarhoş olup uykuları gelince bahçeden çıkarıyorlardı. Gençler kızlara nerede olduklarını sorduklarında ise onlara ‘Majestelerinin cömertliği sayesinde cennettesiniz’ cevabını veriyorlardı. Sonra dağın yaşlı adamı gençlere seslenerek ‘Allah’ın elçisi bize cennetin, efendilerini savunan Allah’ın salih kullarının olacağını haber verdi ve bu vaadi haktı. Bu yüzden onları tüm düşmanlar bu eğitimli kan dökücüler tarafından cezalandırılsın diye farklı farklı memleketlere gönderdi’ diyordu.”

Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konusunda bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder.

Bu tanımlamanın kaynağının doğrudan gözlemler ya da tarihe tanıklıklardan ziyade, geniş bir hayal gücünden ve halk arasındaki anlatılar olduğu açıkça görülüyor. Ancak bu ‘büyülü’ tanımlama, Haşhaşiler ve liderlerinin imajı üzerinde etkili oldu. Haşhaşiler adlı televizyon dizine bakıldığında bu etkinin halen güçlü olduğu görülebilir.

Peki kim bu Hasan Sabbah?

Haşhaşiler dizisi, Hasan Sabbah'ın takipçilerinden birinin, ona olan mutlak sadakatini göstermek için kendisini Alamut Kalesi duvarlarının üzerinden ölüme attığı sahneyle açılış yapıyor. Sabbah, 17 yaşındayken İsmailiyye mezhebine geçip 1078 yılında Fatımiler döneminde Mısır'a gitti. Yaklaşık üç yıl orada kalan Sabbah, burada Emevi Sultanı el-Muntasir Billah'ın ölümüne ve Fatımilerin, oğlu Nizara'yı (Ebu el-Mansur) destekleyenler ile kardeşi Ebu'l-Kasım Ahmed'e (daha sonra el-Kasım Ahmed adıyla anılmaya başladı) biat edenler arasındaki bölünmeye tanık oldu. O günlerde Fatımi yönetiminin sarayında çalışan Sabbah, babasının vefatından sonra Nizara'nın ‘şeri imam’ olduğunu düşünüyordu. Ancak Nizara, isyanı bastırıldıktan sonra İskenderiye’deki hapishanelerden birinde idam edildi. Bunun üzerine Sabbah, Nizara’nın destekçilerine onun ölmediğini, ortadan kaybolduğunu ve yeniden ortaya çıkacağını söyletti. Sabbah, kendisini imam olarak değil, o dönene kadar onun temsilcisi olarak atadı ve bu makamı kendi devletini inşa etmek için bir üs olarak kullandı.

Mısır'da tutuklanan ve oradan Afrika’ya sürgüne gönderilen Sabbah’ın teknesi yolda kaza yaptı. Bu yüzden önce Halep’e ardından Bağdat’a sonrasında 10 Haziran 1081'de İsfahan'a ulaştı. İran'ın küçük kasabalarını gezdi ve (Bugün Tahran’ın kuzeydoğusunda yer alan) Damğan şehrine yerleşti. Burayı kendisi ve takipçileri için bir karargaha dönüştürdü. Yardımcılarından birini tebliğ için o dönemde Suriye Selçuklu Meliki Rıdvan b. Tutuş tarafından yönetilen Halep’e gönderdi. Sabbah, Rıdvan b. Tutuş’un gönlünü kazanmayı başardıysa da onun ölümünden sonra iktidarı oğlu devraldı. Ardından Sabbah'ın müritleri Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah'ın talebi doğrultusunda ya sürgüne gönderildi ya tutuklandı ya da sınır dışı edildi. Sabbah, Farsça'da ‘kartalın ini’ anlamına gelen Alamut Kalesi’ne sığındı. Kale, Hazar Denizi'nin güneyinde Elburz Dağları'nın ortasında yer alıyordu. Alamut Kalesi’ne 1090 yılının Eylül ayında giren Sabbah, ölene kadar oradan ayrılmadı. Alamut Kalesi’nde geçirdiği 35 yıl boyunca sadece tebliğ yapmadı. Yakın çevredeki kalelere askeri saldırılar da planladı. Bunun için binlerce genci silah altına alan Sabbah, stratejik öneme sahip Lambasar Kalesi’ni ele geçirmeyi başardı. Böylece İran coğrafyasının güneyindeki Rudbar bölgesinin tamamını kontrolü altına aldı. Bugünkü İran ve Afganistan sınırında bulunan dağlık bir bölge olan Kohistan bölgesinin kontrolünü eline geçirerek İsmailiye topraklarına dahil etti. Selçukluların tüm baskılarına rağmen onun çağrısına inanan ve ona uyanlar güven içindeyken ona ve ailesine karşı çıkanlar öldürülüyor, mallarına ve geçim kaynaklarına el koyuluyordu.

Lübeckli Arnold, Sabbah hakkında: Bu Efendi büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Roma İmparatoru I. Friedrich’in elçisi, 1175 yılında Suriye ve Mısır'ı ziyaret etti. Elçi, bu ziyaretleri sırasında aldığı notlarda Haşhaşileri şöyle tanımlıyor:

Şam, Antakya (Hatay) ve Halep sınırlarında dağlarda yaşayan ve kendilerine Haşhaşi adını veren bir Arap ırkı var. Bu insanlar kanun tanımadan dağlarda, neredeyse hiçbir zarar görmeyecek şekilde, müstahkem kalelerinin duvarlarının arkasında yaşıyorlar. Bölgelerine ister yakın ister uzak ülkelerde olsunlar tüm Arap hükümdarların kalplerine en büyük dehşeti salan bir efendileri var.

Alman tarihçi Lübeck'li Arnold'un (Arnold of Lübeck) ise Sabbah hakkında şunları yazmıştır:

Bu Efendi, büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Fantastik anlatılar

Selçuklular Sabbah’a karşı askeri seferler başlattıysa da hepsi başarısız oldu. Hasan Sabbah ise buna 14 Ekim 1092 tarihinde Büyük Selçuklu Devleti'nin ünlü veziri Nizamülmülk'ü Nihavend şehrinin Sahna bölgesinde öldürerek karşılık verdi. Nizamülmülk bir bilim adamı, hukukçu ve yazardı. Nizamiye Medreseleri’ni kurmuştu. Ancak ilk gençlik yıllarında Mısır'a gittiğinden beri Sabbah'a karşıydı. Bağdat'a giderken Nihavend yakınlarındaki bir köyde Ramazan ayı olduğu için iftar etmek üzere mola veren Nizamülmülk, burada Hasan Sabbah'ın fedailerinden biri olan Ebu Tahir el-Errani tarafından dilenci ya da münzevi olduğunu iddiasıyla bıçaklanarak öldürüldü.

Marco Polo'nun Geziler Kitabı’nda Hasan Sabbah tasviri

Bu olay, İngiliz yazar ve şair Edward Fitzgerald'ın 1859 yılında Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ını İngilizceye çevirmesiyle başlayan bir edebi hayal dalgasının fitilini ateşledi. Fitzgerald, kitabının girişinde Sabbah'ın Nizamülmülkle ilişkili olarak küçük yaşlarda tanıştıklarını ve yanlarında İranlı büyük şair Ömer Hayyam’ın da olduğunu iddia etti. Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf'un 1988 yılında kaleme aldığı Semerkant adlı romanda da aynı hikaye yer alır. Fitzgerald, Sabbah, Nizamülmülk ve Hayyam’ın birbirlerine, eğer içlerinden biri bir gün bir makama ulaşırsa, diğer iki arkadaşını elinden geldiğince destekleyeceğine dair söz verdiklerini ileri sürdü.

İngiliz yazar, Nizamülmülk'ün vezir olarak atandığında iki eski arkadaşını çağırdığını ve maziye olan saygısından dolayı onlara Selçuklu devletindeki valilik teklif ettiğini, ancak Hayyam’ın, böyle bir sorumluluğun yükünü üstlenmek istemediği için reddettiğini (ki bu doğru değil çünkü kendisi sarayda danışman olarak çalışıyordu), Sabbah’ın ise gözü daha yükseklerde olduğu için bu teklifi reddettiğini de öne sürdü. Fitzgerald’a göre bu yüzden Sabbah, Selçuklu vezirinin rakibi ve zamanla düşmanı haline geldi.

erfergv
Haşhaşiler dizisinden bir sahne (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Haşhaşiler dizisi tarihi bağlamda bu şüpheli anlatıyı destekliyor. Şam Üniversitesi Tarih Bölümü eski başkanı Suriyeli tarihçi Ammar en-Nehar, Al-Majalla'ya yaptığı açıklamada İngiliz yazar Fitzgerald’ın bu iddialarını yalanlayarak, “Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur. Hasan Sabbah ile Ömer Hayyam’ın arkadaşlığına ilk kez Moğol tarihçisi Reşidüddin Fazlullah el-Hemedani, Câmiu't-Tevârîh adlı eserinde değindi. Reşidüddin hicri takvime göre 718 yılında vefat ederken Ömer Hayyam ise hicri 517 yılında vefat etmiştir. Yani Hemedani bunları, bu şahsiyetlerin yaşadıkları dönemden yaklaşık iki yüzyıl sonra kaleme almıştır” ifadelerini kullandı.

Nehar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hasan Sabbah ile Nizamülmülk’ün çocukken aynı yerde eğitim gördükleri ve burada arkadaş oldukları tezine gelince mantıken bu pek olası değil. Çünkü Sabbah'ın hicri 428 yılında doğduğu tahmin ediliyor. Nizamülmülk ise 408 yılında doğdu. Yani aralarında neredeyse 20 yaş fark var!

“Ammar en-Nehar: Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur.

Amin Maalouf bile Semerkand romanında bu yaygın anlatıdan sapmıyor, çünkü üçü arasında anlatılagelen dostluğun bir efsane olduğunu düşünüyor.

Maalouf, kitabında bununla ilgili bölümde şu ifadelere yer veriyor:

Kitaplarda, her biri kendi tarzında binyılımızın başlangıcına damgasını vuran üç İranlı dostun anlatıldığı bir efsane vardır. Bunlar; dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, dünyayı yöneten Nizamülmülk ve terörize eden Hasan Sabbah’tır. Nişabur'da birlikte eğitim gördükleri söyleniyor ama Nizamülmülk'ün otuz yaşının üzerinde olması nedeniyle bu doğru olamaz. Sabbah ise Rey şehrinde eğitim gördü. Belki de memleketi Kum'da da biraz eğitim almıştı ama kesinlikle Nişabur'da değildi.

Suikastlar

Sabbah, Nizamülmülk'ün öldürülmesini kendisi ve destekçileri için ‘nimetin başlangıcı’ olarak değerlendirdi ve oradan Selahaddin el-Eyyubi'yi öldürmeye yönelik başarısız suikast girişimi de dahil olmak üzere suikast faaliyetlerini başlattı. Suikastlarda hançerle doğrudan öldürme, bıçaklama ya da uzaktan zehirli oklarla öldürme gibi yöntemler kullanılıyordu. Haşhaşilerin suikastlarına kurban gidenler arasında 1103 yılında cuma namazı sırasında öldürülen Humus Emiri Cinnah ed-Devle, Musul Valisi Mevdud bin Altuntegin, 1121 yılında Fatımi veziri el-Efdal Şehinşah ve 1130 yılında Fatımi halifelerinin onuncusu olan el-Hakim-Biemrillah’ın yanı sıra Trablus Kontu II. Raymond, Celile ve Tiberya Prensi ve 1192 yılında Kudüs Latin Krallığı Prensi Montferratlı Conrad gibi bazı yabancı isimler de vardı. Haşhaşiler, genç ya da yaşlı ayrımı yapmadan suikastlar işliyorlardı. Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra yaklaşık 200 yıl daha ayakta kalmayı başaran Haşhaşiler, 1256 yılında Moğolların Alamut Kalesi'ne girip onları yok etmeleri ve Sabbah’ın kaledeki türbesini yıkmalarıyla sona erdi.

tg5h5t

Siyasi suikastları ilk kez işleyenler Haşhaşiler değildi elbette, ancak neredeyse tarihin başlangıcından beri var olan siyasi suikastlar onlar tarafından geliştirildi, organize bir suça dönüştü ve askeri olarak profesyonel kişilerce işlenir oldu. Siyasi suikastlar geçmişte eğitimsiz bireyler ya da organize olmayan küçük gruplar tarafından işlenirdi. Hasan Sabbah, siyasi suikastlarla hem düşmanlarını hem de dostlarını terörize etmek, suikastları, İslam halifeleri Ömer ibn el-Hattab ve Osman ibn Affan'ın öldürülmesinden bu yana İslam tarihinde yaşananların devamı olarak meşrulaştırmak istiyordu. Sabbah’a göre hükümdarların katli, hukuki, siyasi ve dini açıdan da meşruydu.

Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah, 12 Haziran 1124 tarihinde 87 yaşında, kalesinde öldü.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.